Donald Trump’ın 2024 seçimlerinin ardından ikinci kez seçilmesi ile birinci dönemde başlattığı “Trumpizm akımını” ve politikalarını güçlendirmesi ile bundan sonraki süreç bütün dünyada tartışılıyor. Ancak, tartışılması gereken asıl konu veya süreç gözden kaçırılıyor; ABD’nin geleceği nereye gidiyor?
Öyle görünüyor ki ABD, Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” tezi ile Huntington’ın “Medeniyetler Çatışması” tezi terazi arasında sıkıştı. ABD’nin ulaşabileceği gücünün zirvesinde olduğu, bundan sonraki sürecin; duraklama, gerileme ve dağılma olarak üç bölümde ilerleyeceği iddiaları güç kazanıyor.
1967-1995 arası Şikago, Princeton ve Harward’ta dersler veren, Prof. George Modelski, “Politik Dünyada Uzun Devirler” isimli kitabında dünya hakimiyeti üzerine ilginç tespitlerde bulunmuş, dönemlerinde “Dünya Gücü” olarak tanımladığı devletlerin güçlerini sürdürme tarihlerini vermişti.
Portekiz: 1516-1609, Hollanda:1609-1714, İngiltere I: 1714-1815, İngiltere II:1815-1945 ABD: 1945- … Ömürleri ortalama 100 sene civarı.
Modelski bu çalışmasında ABD’nin dağılma sürecini Rusya ile yaşadığı rekabet üzerinden 2000-2030 yılları arasında tanımlamıştı. ABD’nin yaşam süresi 100 yılı geçmekle birlikte sınırına yaklaştığı değerlendirmeleri artıyor.
ÇÖKEN PAX AMERICANA
Tarihteki her büyük kriz yeni bir mekansal düzen ve yeni bir jeopolitik yapılandırmaya yol açar. İkinci Dünya Savaşı'ndan kaynaklanan jeopolitik yapılandırma, Savaş sonrası ABD ve Avrupa yeni mekansal düzenin korunması konusunda anlaştılar. Bu iki kutuplu sisteme dönüşümü getirdi ve Birleşmiş Milletler'in kurulmasına yol açtı. Sovyetler Birliği’nin sahneye çıkması ile NATO vücut buldu. Her jeopolitik düzen ve onun ana paradigmaları istikrarsız ve geçicidir, ama yeni mekânsal düzenin istikrarını sağlamak ve barışı korumak için şimdiye kadar bulunan tek çözümdü.
Soğuk Savaş sonrası geleneksel dünya düzeni, "Batı" (ABD liderliğindeki demokrasilerden oluşan blok), "otoriterler" (Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore benzeri antidemokratik ülkelerden oluşan blok) ve "Küresel Güney" (Kuzey Amerika ve Avrupa, İsrail, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan) olarak sınıflandırıldı.
Batı, ABD'nin koruma şemsiyesi altına girmeyi ve kurallarını kabul etti. ABD nizamı ise Soğuk Savaş'ta olduğu gibi dünyanın geri kalanının Batı ile (kendisi ile) aynı çizgide olacağı varsayımından hareket etti. Yaklaşık 10 yıl öncesine kadar varsayım geçerli oldu.
Zaman içinde Batı ve otoriterler bloğu birlikte, hızla gerileyen küresel bir azınlığı temsil eder noktaya evrildi. Çünkü "kurallara dayalı dünya düzeni" aslında ABD tarafından dayatılan bir “pax Americana” projesiydi ve kuralları (askeri yöntemlerle) ABD koyuyordu.
2016, Trump’ın ilk başkanlık süreci ile “pax Americana” projesi tartışmaya açıldı. Söz konusu tartışma raporlarda yer almaya başladı. Pax Americana’nın çökmesi demek, "kurallara dayalı dünya düzeninin” çökmesi anlamına geliyordu. Eski dünyadan yeni dünyaya evrilen bir süreç başladı.
TARTIŞILMASI GEREKEN ASIL KONU VEYA SÜREÇ GÖZDEN KAÇIRILIYOR; ABD’NIN GELECEĞI NEREYE GIDIYOR? ÖYLE GÖRÜNÜYOR KI ABD, FUKUYAMA’NIN “TARIHIN SONU” TEZI ILE HUNTINGTON’IN “MEDENIYETLER ÇATIŞMASI” TEZI TERAZI ARASINDA SIKIŞTI. ABD’NIN ULAŞABILECEĞI GÜCÜNÜN ZIRVESINDE OLDUĞU, BUNDAN SONRAKI SÜRECIN; DURAKLAMA, GERILEME VE DAĞILMA OLARAK ÜÇ BÖLÜMDE ILERLEYECEĞI IDDIALARI GÜÇ KAZANIYOR.
YENİ “GÜVENLİK MİMARİSİ” ARAYIŞLARI
Pax Americana sisteminin (mekansal düzenleme) çökmesi ile küresel güvenlik mimarisi arayışı başladı. Yeni mekansal düzen kurulana ve kabul edilip uygulanana kadar, istikrarın devamı için Avrupa, Avrasya ve küresel düzeylerde uygulanabilecek yeni bir jeopolitik güvenlik mimarisine ihtiyaç vardı. İlk adım Avrupa’dan geldi.
Bugün; Balkanlar’dan Baltık bölgesine, Arktik’ten Karadeniz’e, Kafkaslar’dan Orta Asya’ya, Orta Doğu’ya kadar küresel ölçekte yaşanan gerilimler söz konusu arayışın sonuçlarıdır.
Yeni mekansal düzen ile farklı devletler, NATO, AB, AGİT, ŞİÖ ve CSTO gibi birbirine bağımlı ittifaklar ve siyasi ve güvenlik kurumları arasında bir denge sağlanana kadar küresel gerilim devam edecek.
BATI, ABD'NIN KORUMA ŞEMSIYESI ALTINA GIRMEYI VE KURALLARINI KABUL ETTI. ABD NIZAMI ISE SOĞUK SAVAŞ'TA OLDUĞU GIBI DÜNYANIN GERI KALANININ BATI ILE (KENDISI ILE) AYNI ÇIZGIDE OLACAĞI VARSAYIMINDAN HAREKET ETTI. YAKLAŞIK 10 YIL ÖNCESINE KADAR VARSAYIM GEÇERLI OLDU. ZAMAN IÇINDE BATI VE OTORITERLER BLOĞU BIRLIKTE, HIZLA GERILEYEN KÜRESEL BIR AZINLIĞI TEMSIL EDER NOKTAYA EVRILDI.
TRUMPİZM KAPIYI ARALADI
2016, o güne kadar sorunsuz giden klasik “mekânsal düzen depreminin” öncü sarsıntılarının hissedildiği tarih oldu. Trump’ın 2016’daki ilk başkanlık dönemi, “ABD müesses nizamına kafa tutmanın” provası olarak geçti. Trump, kendisini başkan seçen Amerikalı çoğunluğun refleksini ölçtü. 4 yılın sonunda Trumpizm mayasının tuttuğunu gördü. Mayanın tutmasının (Cumhuriyetçiler ve Demokratlar’a alternatif olarak ortaya çıkmasının) temelinde Amerikan halkında da hakim olmaya başlayan sözünü ettiğimiz küresel algı ve anlayış değişimi geliyor.
Trumpizm bu değişimin adı oldu. Trumpizm, WW2 sonrası dönemin geleneksel ideolojik ayrımının üstünde ve Washington’un iki kutuplu yapısını yeniden düzenlemek üzere yola çıktı. Kamu politikası entelektüelleri tarafından değer verilen tutarlılığı reddeden Trump, görünüşte çelişkili araçları kullanarak pratik sonuçları hedefledi. Bunlar Amerikan egemenliği, iş yaratma ve yeniden sanayileşme olarak sıralanabilir.
Trumpizm, sermaye harcamalarını ve küçük işletmeleri destekleyen bir vergi reformunu, Amerikan ekonomik gücünü kullanarak yatırımları yeniden Amerika’ya taşıyan bir ticaret politikasını, Amerikalılar’ın refah düzeyini korumak için göçmenleri sorumlu tutması ve yurt içinde üretimi teşvik edip yurtdışında dar anlamda tanımlanmış çıkarları korumak için askeri harcamaların artırılmasını öngörüyor. Bu anlamda Trumpizm, post-milliyetçilik ve post-endüstriyalizmin Amerika’nın temellerini oluşturmasını temel alıyor.
ABD, gerek toplumsal gerekse yönetim yapısı açısından kırılganlığı en yüksek devletlerin başında geliyor. Bu kırılganlığın en tehlikeli boyutu, eyaletler arasında bağımsızlık taleplerinde gözle görülür artış gözleniyor. En önemli ayrılma talepleri Barack Obama’nın ikinci kez ABD başkanı seçildiği 2012 yılında dile getirilmeye başlanmıştı. Güney eyaletleri artık bir zenci tarafından yönetilen Washington’dan ayrılmak istemiş, ayrılıkçıların başını da Texas eyaleti çekmişti.
Barak Obama’nın ikinci kez ABD’nin ilk siyahi devlet başkanı olarak seçilmesi üzerine Beyaz Saray’ın web sayfasına, başta Texas olmak üzere ABD’nin güney kesimindeki farklı eyaletlerden bağımsızlık isteyen 114.888 Texaslı, barışçı yollarla ABD’den ayrılıp kendi devletlerini kurmak istediğini bildirmişti. Ancak ABD’den ayrılmak isteyenler yalnızca Texaslılar değil, 36.400 Louisianalı, 34.100 Floridalı, 31.500 Georgialı ve 30.500 Tennesseeli ayrılık taleplerini iletmişti.
Kuzey Carolina, Güney Carolina, Arizona, Arkansas, Missouri, Colorado, Indiana ve Michigan eyaletlerinin her birinden 19 bin kişi ayrılma talebini imzalayarak Beyaz Saray’ın We the People Sayfası’na göndermişti. Colorado, Indiana ve Michigan dışındaki diğer bütün güney eyaletlerinin 1861- 65 yılları arasında kuzey eyaletlerine karşı iç savaşı sürdüren eyaletler olması dikkat çekici.
ABD’nin kırılganlığını besleyen eyaletlerin bağımsızlık talepleri değil sadece. Amerikan vatandaşının “dışlanmışlık, ayrımcılık ve yoksulluk” kıskacını da buna ekleyin. Halkını oluşturan birleştirici harç çözülmeye başladı. Amerikan halkının sorunları, devletin gücü sayesinde bugüne kadar farkedilmiyordu ama içten içe büyüyordu. Trumpizm akımının kapısını aralayan, işte bu sorunlar oldu.
ABD’yi ayakta tutan iki ana ayak vardır; ekonomik güç ve özgürlükler ülkesi vasfına dayanan “sarsılmaz Amerikan rüyası” ile dünyanın her yerinde operasyon yapabilme kabiliyetine sahip “askeri gücü.”
Trump’ın müesses nizamla girdiği savaşla sarsılmaz Amerikan rüyası “sarsılmaya” başladı. Yargıdan orduya, üniversitelerden STK’lara, Kongre’den Temsilciler Meclisi’ne kadar Amerikan kurumları ilk kez siyasi ayrışma ile tanıştı. Geriye askeri gücü kaldı.
BU NOKTADA IKI SORUN ORTAYA ÇIKIYOR.
1- PENTAGON (CENTCOM): Amerikan askeri gücünün temsilciliğini ABD Savunma Bakanlığı (PENTAGON) üstleniyor. PENTAGON’un en önemli vurucu gücünü ise Amerika Birleşik Devletleri Merkez Komutanlığı (CENTCOM) oluşturuyor. Sorumluluk alanı, başta Irak ile Afrika’da Mısır ve Orta Asya’da Afganistan dahil olmak üzere Orta Doğu’yu kapsıyor.
ABD’de PENTAGON aynı zamanda “müesses nizamın koruyucusu” olarak da kabul edilir. Bu nedenle Trump’ın araladığı kapıyı kapatmak istediği iddiaları gündemden düşmedi. PENTAGON Trump’ın önündeki en güçlü engel konumunu koruyor.
2- Rakipleri ile eşitlenen askeri yetenek: ABD ile karşısında konuşlanan ittifakların konvansiyonel ve nükleer askeri güçlerinin eşitlenmesi gerçeği. Binlerce km uzaklıktaki Whiteman Hava Kuvvetleri Üssü'nden kalkan B-2’lerin İran’ın Fordo nükleer tesisini GBU-57A/B MOP sığınak delici bombalarla vurması, ABD’nin askeri gücünün göstergesi değil. Karşısındaki Çin, Rusya değil, İsrail’in savunma refleksini yok ettiği İran.
Ayrıca, geleneksel savaş yöntemleri yerini yeni yöntemlere bırakıyor. Propaganda, yaptırımlar, siber saldırılar, engellenen tedarik hatları ve hammaddelere kısıtlı erişim yoluyla ekonomik savaş, yıkıcılık ve terörizm, yapay zeka kontrollü insansız savaş araçları gibi. Bu yöntemle klasik devlet sistemleriyle ve klasik askeri yöntemlerle başa çıkmak mümkün olmadığı gibi bu yetenekler artık hemen tüm ülkelerde bulunuyor.
ABD İLE DİĞERLERİ EŞİTLENECEK
ABD’nin dağılması, mevcut koşullarda bugünden yarına olacak bir süreç değil. Çin’den Rusya’ya, AB’ye kadar kısa vadede dağılmasını ekonomik nedenlerle hiçbir ülke istemez. Önümüzdeki orta-uzun vadede ABD’nin kontrol altına alınarak sınırlarına çekilmesi, çok kutuplu dünyada diğer ülkelerle eşitlenmesi sağlanacak.
Küresel değişim/dönüşüm gerçekliğinin ABD’yi de etkisi altına aldığı görülüyor. Trump’ın önünü, Trumpizm’in yolunu açan da bu gerçeklik oldu. Ki, ABD artık geri dönüşü olmayan bir yola girdi. Trump, her ne kadar nabız yoklasa da Amerikan anayasasına göre 2028 seçimlerinde aday olamayacak. Trump olsa da olmasa da ancak aralanan kapı devam edecek.
YENI DÜNYA MILYONLARCA IŞSIZIN YOKSULUN YAŞAMAYA ÇALIŞTIĞI BIR DÜNYA OLACAK. BU DURUM KÜRESEL KAOSUN DA KAPISINI AÇACAK. KAPITALIZM YINE OLACAK. ANCAK BU KEZ IŞSIZ VE AÇ MILYARLARCA INSANI POLIS GÜCÜYLE, BASKIYLA DURDURMAK MÜMKÜN OLMAYACAK. ORTAYA ÇIKACAK KAOS KARŞISINDA NE DEVLETLER DURABILECEK, NE SERMAYE SAHIPLERI.
MAMDANI KAPIYI AÇACAK
Trump sonrası Trumpizm isim değiştirerek devam edecek. Bunun ilk ipuçlarını New York belediye başkanlığı ön seçimini kazanan Demokrat Partili Zohran Mamdani verdi.
33 yaşındaki Mamdani, Uganda'nın başkenti Kampala'da doğan, Hint kökenli Müslüman, gençliğinde rap müziği yapmış sosyalist görüşe sahip Demokrat Parti adayı. Zohran Mamdani, New Yorklu işçi sınıfının yaşam maliyetlerini düşünmek için belediye başkanlığına aday olduğunu açıkladı.
Mamdani The Guardian'a yaptığı açıklamada ise adaylığının temelinde, "Genellikle en iyi senaryoda siyasi yapıdan silinen, en kötü senaryoda ise şehrin siyasi sistemi tarafından zulüm gören seçmen gruplarının temsili var" demişti.
Kampanyasında toplu taşımanın ücretsiz hale getirilmesi, yüksek gelirlilerden daha fazla vergi alınması, evsizler için konut seferberliği, kiraların dondurulması, belediyede “toplum güvenliği departmanı”, ücretsiz çocuk bakımı, yoksullar için ucuz "belediye marketleri" gibi vaadleri ile kamuoyunun dikkatini çekiyor. Mamdani'nin belediye başkanlığı ile yetinmeyeceği, önce Kongre üyeliğini, ardından Beyaz Saray'ı hedeflediği belirtiliyor.
Mamdani’nin Andrew Cuomo gibi deneyimli bir siyasi ağır sıkleti yenmesi Amerikan tarihinde devrim olarak nitelendiriliyor. Financial Times'a göre, 45 yaş altı seçmenlerin yüzde 52'si Mamdani'yi desteklerken Cuomo’nun oy oranı yüzde 18’de kaldı. Cuomo’nun öne geçtiği anketler de yok değil.
Ancak Amerikalının eğilimleri, anket sonuçlarından daha önemli kabul ediliyor. 79 yaşındaki Trump’ın karşısında 33 yaşındaki Mamdani. Dikkat çekici bir yaş farkı ve siyasi statükoyu bozan bir nesil.
Sosyalist olan Mamdani, siyasi ideolojisi konusunda diğerlerinden ayrılıyor; ancak genç olmasının yanı sıra Gazze ve Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik şiddetin ardından İsrail işgaline karşı 2021'de düzenlenen bir protesto sırasında Astoria Park'ta yaptığı açıklamada, "Bu mücadelelerin birbiriyle bağlantılı olduğunu söylemek için buradayız. Her şey adaletle ilgili. Bu özgürlük mücadelesini birbirinden ayıramayacağınızı söylemek için buradayız. Bizi bu adalet çağrısından korkutamayacaksınız" demişti.
Mamdani’nin Trump gibi Amerikan statükosunu bozduğunun en bariz örneği 2023’te yaşandı. New York Eyalet Temsilcisi Mamdani, "Gazze için daha fazlasını yapmalıyız. Ateşkes için açlık grevi düzenlemeli, Biden'a bu soykırımı silahlandırmayı bırakması için baskı yapmalıyız" talebi ile 27 Kasım 2023'te Beyaz Saray’ın önünde çağrı yaptı ve açlık grevi başlattı.
Öte yandan; bazı anketlere göre Cuomo'nun siyahi seçmenler arasındaki liderliği yüzde 42 ile devam ederken anketlere katılan siyahi seçmenlerin yüzde 27'si ve Hispanik seçmenlerin neredeyse üçte biri Mamdani’ye yönelmiş durumda. Bu sonuçlar Mamdani’nin New Yorklular arasında çok ırklılığın desteğini almaya başladığını gösteriyor.
Ülkenin en büyük şehrini yönetmek için kıyasıya bir savaşa girebilen genç ve tecrübesiz Mamdani’nin bu çıkışı sadece Amerikalılar’ın değil, Trump'ın da dikkatini çekti ve Mamdani'yi hedef almakta gecikmedi. “Onu tutuklamamız ve geri göndermemiz gerekebilir. Bu ülkede bir komüniste ihtiyacımız yok” diyen Trump, Mamdani’nin ülkede “yasadışı olarak bulunduğu” algısı yaratmaya çalışıyor.
Trump’ın tecrübesiz Mamdani’yi hedef almasının sebebi, kendisine benzemesi. Amerika’ya, Amerikalılar’a bakışı ilginç şekilde benziyor. Trump’ın bu çıkışı New York Valisi Kathy Hochul’un çok sert tepkisine yol açtı. Hochul, X hesabından “Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olsanız bile, komşularımızdan birine hukuksuz bir şekilde saldırmakla tehdit ediyorsunuz. 20 milyon New Yorkluyla kavga etmiş olursunuz; buna benden başlayabilirsiniz” mesajı gönderdi.
2024’te Teksas Eyalet Valisi Greg Abbott’un Meksika sınırına tel örgü çekme konusunda dönemin ABD Başkanı Biden’ı rest çekmesi ile New York Valisi Kathy Hochul’un Mamdani konusunda Trump’a rest çekmesi, eyaletlerin siyasal ayrışmasının bir göstergesi.
Trump kalır veya gider. Mamdani seçilir veya seçilmez, mesele bu değil. Bir tablo oluşuyor; ABD’de değişimin kapısını aralayan Trumpizm, Mamdanizm’le devam edecek gibi görünüyor. Trump’ın ve Mamdani’nin kişilik özellikleri ve söylemleri arasındaki temel benzerlikler, Amerikan halkında karşılık bulan değişim/dönüşümün yansıması olarak kabul edilebilir.
Cumhuriyetçiler Trumpizm’le değişim rüzgarına kapıldı. Demokratlar da Mamdanizm ile değişim rüzgarının etkisine giriyor.
ABD, GEREK TOPLUMSAL GEREKSE YÖNETIM YAPISI AÇISINDAN KIRILGANLIĞI EN YÜKSEK DEVLETLERIN BAŞINDA GELIYOR. BU KIRILGANLIĞIN EN TEHLIKELI BOYUTU, EYALETLER ARASINDA BAĞIMSIZLIK TALEPLERINDE GÖZLE GÖRÜLÜR ARTIŞ GÖZLENIYOR. EN ÖNEMLI AYRILMA TALEPLERI BARACK OBAMA’NIN IKINCI KEZ ABD BAŞKANI SEÇILDIĞI 2012 YILINDA DILE GETIRILMEYE BAŞLANMIŞTI.
ELON MUSK’IN PARTİSİ
5 Temmuz’da Tesla ve X'in sahibi, dünyanın en zengin iş adamlarından Elon Musk, 'Amerika Partisi'ni kurduğunu duyurdu. Musk, "Demokraside değil tek partili bir sistemde yaşıyoruz" dedi.
Ülkesinin israf ve yolsuzlukla iflasa sürüklendiğini, halkın iki kat çoğunlukla yeni bir siyasi parti talep ettiğini belirten Musk, “2'ye 1 oranında bir farkla, yeni bir siyasi parti istiyorsunuz ve bunu alacaksınız. Konu ülkemizi israf ve rüşvetle iflas ettirmeye geldiğinde, demokraside değil tek partili bir sistemde yaşıyoruz. Bugün, Amerika Partisi size özgürlüğünüzü geri vermek için kurulmuştur" açıklamasında bulundu.
Musk’ın Amerika’nın ihtiyacı için parti kurmadığı biliniyor. Trump’ın uyguladığı ekonomik politikaların kendi ekonomik planları ile çelişmesi ve “dışlanması” üzerine siyasi güç seçeneğini devreye soktu.
Musk’ın temsil etmeyi düşündüğü kanat, Amerika’nın “yeni nesil zenginler kulübü.” Bu kulüp, Trump ve Mamdani’nin temsil ettiği bloğun tepki geliştirdiği ve “Amerikan müesses nizamının” güncellenmiş hali. Musk’ın girişiminin sonuç vermesi mümkün değil. Ancak Amerikan halkındaki ve yönetim sistemindeki çatlağı derinleştirmekte etkili olabilir.
Sonuç: 2016’da görece daha muhafazakar ve milliyetçi bir portre çizen Trump’ın şahsında vücut bulan anlayış ile; görece daha liberal ve sosyalist portre çizen Mamdani’nin şahsında vücut bulan anlayışın bileşkesi, Amerikan yönetim sisteminde ve Amerikan toplum yapısında değişime yol açacak. Elon Musk ve türevleri de para gücü ile bu değişime destek olacak. Olmak zorunda kalacak.
Amerika artık “topal ördek” kategorisine girdi.