“HAVACILIĞIN GEÇMIŞINI ILK UÇAĞIN UÇTUĞU 17 ARALIK 1903 TARIHI ILE BAŞLATMAK GIBI YANLIŞ BIR ALGI BULUNMAKTADIR. OYSA BU TARIH BIR BAŞLANGIÇ DEĞIL NETICEDIR. HAVACILIK TARIHININ GELIŞMELERI BILIMSEL OLARAK SON 1000 YILDA GERÇEKLEŞTIRILEN BINLERCE ÇALIŞMANIN KATMA DEĞERI BULUNMAKTADIR. BU SÜREÇTE BALONLAR VE PLANÖRLER ILK DEFA KULLANILMIŞ VE KISA SÜRE IÇINDE ASKERI MAKSATLA KULLANILMAYA BAŞLANMIŞTIR. BALON ILK DEFA 1783 YILINDA FRANSA’DA HAVALANMIŞ VE BUNDAN IKI YIL SONRA DA 1785 YILINDA İSTANBUL’DA IKI OSMANLI ASKERÎ VE BIR İRANLI, BALONLA İSTANBUL TOPKAPI’DAN SULTAN 1.ABDÜLHAMIT’IN DE KATILDIĞI VE UÇUCULARI ÖDÜLLENDIRDIĞI BIR TÖREN SONRASINDA HAVALANIP BURSA’YA KADAR 120 KM’LIK MESAFEYI BAŞARI ILE UÇMAYI BAŞARMIŞLARDIR.”
Tarih Sümerler ile başlar sözünün mantığının temelini ilk devlet olarak kurulan devlet yapısının Sümerler olmasıdır. Günümüze kadar binlerce devlet, tarih sahnesinde yerini aldı ve İbn-i Haldun’un teorisine uygun olarak tarihin sayfaları arasına çekilip gittiler. Bazı devletleri kuran toplumlardan da günümüzde bahsetmek mümkün olmamaktadır. Zira kendilerini koruyamayan, değişen değişime uyamayan toplumlar da tarihin arka sayfalarına çekilmişlerdir. Bazı toplumlar medeni vasıfları, kabiliyetleri, coğrafyaları ve burada tam olarak yer veremeyeceğimiz diğer vasıfları ile değişimi yakalama kabiliyetini yakalamışlardır. Bu nedenle bu toplumlar bugün de varlıklarını sürdürmektedirler. Çin, İran ve Türkler bu toplumlara verilecek ilk örneklerdendir. Bu toplumların binlerce yıldır çağı ile yarışmasının temelinde şüphesiz kendilerine has özellikleri olduğunu kabul etmek gerekir.
Türk milleti tarihin her döneminde bulunduğu coğrafyada dikkatleri üzerine çeken ve muhasımları tarafından da dikkate alınacak bir millet olmuştur. En sıkıntılı dönemlerinde bile ilgilileri şaşırtmasını bilmiştir. Bunun için bir Batılı münevver; “Bütün milletlerin taarruzu bittiğinde Türkün taarruzu başlar.” diyebilmiştir. Yine bir Batılı 20’nci asırda yaşananları ve Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan antlaşmaları dikkate alarak; yenilen devletlerin yenenlere teslim olduğunu oysa Mustafa Kemal liderliğindeki Türk milletinin gösterdiği direniş ile başkalarından emir almayacaklarını ispat ettiğini ifade etmiştir. Türkün her şartta ayağa kalkmasını sağlayan güç ve kudretin kaynağı nedir? Nasıl olur da her defasında beklenmedik bir şekilde yeniden bir dirilişi gerçekleştiriyor? İşte bu sorunun cevabını ararken bir kurum tarihinden örnekleme yaparak hem bu kurumun nasıl kısa bir süre içinde günümüzde dünyada sayılı ve önemli bir güç olduğunu ifade etmeye çalışacak, diğer taraftan dönemin şartlarını da ortaya koyarak Türk milletinin imkânsızlıklar içinde başarma kudretini ifade etmeye çalışacağız.
20. YÜZYILIN İLK YILLARINDA ÖNEMLI GELIŞMELER:
20’nci yüzyılın başlarını düşünün. Batılı devletler son süratle sömürüde en çok payı alma mücadelesi veriyor. Geç kalanlar ileride olanlara, ileride olanlar ise bayrağı elde tutmaya çalışıyor. Bu arada yeni alanlar tespit etme ve burada bayrak gösterme yarışı da oldukça hararetli bir şekilde sürmektedir. Churchill’in ifadesi ile “bir damla petrol bir damla kandan daha kıymetlidir” vazgeçilmez bir cevherdir. Ne var ki bu önemli kaynak boylu boyunca Osmanlı coğrafyasında bulunmaktadır. Osmanlı Devleti ise ekonomik alanda artık bağımsızlığını koruyamamakla birlikte siyaseten bağımsızdır ve hala önemli bir güçtür. Osmanlı idarecileri üzerlerine dikilen Alman, İngiliz, Fransız, İtalyan ve Rus gözünün farkındadır. Ancak devlet içindeki siyasi çekişme de kana kaybına neden olmaktadır. Bütün bunlara rağmen iktidarda olan hangi görüşte olursa olsun devletin bekası için çalışmakta, dünyadaki gelişmeleri takipte oldukça kararlı gözükmektedir.
Osmanlı Devleti ve Balonculuk: Havacılığın geçmişini ilk uçağın uçtuğu 17 Aralık 1903 tarihi ile başlatmak gibi yanlış bir algı bulunmaktadır. Oysa bu tarih bir başlangıç değil neticedir. Havacılık tarihinin gelişmeleri bilimsel olarak son 1000 yılda gerçekleştirilen binlerce çalışmanın katma değeri bulunmaktadır. Bu süreçte balonlar ve planörler ilk defa kullanılmış ve kısa süre içinde askeri maksatla kullanılmaya başlanmıştır. Balon ilk defa 1783 yılında Fransa’da havalanmış ve bundan iki yıl sonra da 1785 yılında İstanbul’da iki Osmanlı askerî ve bir İranlı, balonla İstanbul Topkapı’dan Sultan 1.Abdülhamit’in de katıldığı ve uçucuları ödüllendirdiği bir tören sonrasında havalanıp Bursa’ya kadar 120 km’lik mesafeyi başarı ile uçmayı başarmışlardır. Sultan 1. Abdülhamit burada kullanılan balonunu, insanların görebilmesi için Ayasofya Camiinin kubbesi üzerinde asılı tutulmasını istemiştir. İlginç olan bir diğer husus ise bu yıllarda ve 19. Yüzyılda hemen her padişah döneminde balon üzerinde çalışanların İstanbul’a gelerek gösteri yapma ihtiyacı duymuş olmalarıdır. Nitekim Sultan 2.Abdülhamit döneminde Alman müşavir Ferik Schtarke ve Mehmet Şakir Paşaya balonların inceletilmesi de Osmanlı idaresinin bu gelişmelere bigane kalmadığını göstermektedir. Her ne kadar Batılı ülkeler gibi Osmanlı ordusunda bir balon teşkilatı yoksa da balonlarla ilgili gelişmeler yakından takip edilmiş ve Türk askeri havacılığının fikirsel tabanının oluşmasına katkı sağlamıştır.
Dünyada Modern Havacılığın Kuruluşu ve İlk Hava Harekatı: 17 Aralık 1903 tarihinde Wright Kardeşlerin ilk uçuşundan birkaç yıl sonra gelişmiş ülkelerin hemen hepsinde pek çok kişi tarafından uçak imalatı başlamış ve her geçen gün geliştirilmeye başlanmıştır. Uçağın aerodinamik yapısı çözümlenmiş olduğundan onlarca yıldır yapılan çabalar sonuçlanmış bulunuyordu.
Uçağın icadı ile birlikte gelişmiş ülkeler kısa sürede uçakları askeri maksatlı olarak kullanabilecekleri öngörüsüyle ordu teşkilatlarına 1909-1912 yılları arasında hava teşkilatını dahil ettiler. Uçak üretememelerine rağmen Balkan ülkelerinin de bu gelişmelere kısa zamanda uyum sağladığını belirtmek gerekir. Nitekim 1903 yılından sekiz (8) yıl sonra uçak bir askeri araç olarak ilk defa bir devletin başka bir devlete karşı kullanılması ile farklı bir mahiyete kavuşmuş bulunuyordu. İlk defa Türklere karşı Trablusgarp Savaşında kullanılan uçakların birçok ilkleri burada gerçekleşirken, Türk Ordusu da ilk hava savunma, ilk uçak indirme, ilk pilot esir alma gibi pek çok ilkleri gerçekleştirmiştir. Bu savaşta İtalyan kuvvetleri 28 uçak ve 4 balon kullanırken, Osmanlı ordusu da karşı tedbir almakta gecikmemiş ve iki Fransız uçağını satın alarak, sözleşme yaptığı Fransız pilot ve makinistleri Cezayir’in Biskra şehrine kadar göndermeyi başarmıştır. Ne var ki burada Fransızlar uçaklara el koymuşlar esasen sözleşme yapılan kişiler de daha ileri gidememiştir. Neticede kurulduğu yıl askeri harekatta uçak kullanma çabası sonuca ulaşmamıştır.
Türk Askeri Havacılığının Kuruluşu: İkinci Meşrutiyetin hemen sonrasında dönemin kudretli paşası Mahmut Şevket Paşa aynı zamanda yeniliklere de oldukça açık birisidir. Kolorduların kurucusu olmanın yanında dönemin önemli yeniliklerinden olan uçakla da yakından ilgilenir. Görevlendirmiş olduğu subayları Avrupa’ya gönderir. Bu subaylardan biri geleceğin Enver Paşası olacak olan Binbaşı Enver Bey, diğeri ise Cumhuriyet tarihinin önemli simalarından Ali Fethi Okyar’dır. Mahmut Şevket Paşa bunun yanında eski Serasker (1891-1906) Rıza Paşanın oğlu olan Kurmay Yarbay Süreyya İlmen’i havacılıkla ilgilenmekle görevlendirirken, ilk pilotların yetiştirilmesi için ordulara emir gönderir. İstihkam Teğmen Yusuf Kenan ile Süvari Yüzbaşı Fesa Bey tüm seçimleri geçerek Fransa Bleriot Uçuş Okulunda okumaya hak kazanırlar. Fesa Bey burada 780 numaralı brövenin sahibi olurken Türk havacılık tarihinin de 1 numaralı brövesini almaya hak kazanır. Bu bröveyi Etimesgut Hava Müzesi’nde görmek mümkündür. İstihkam Teğmen Yusuf Kenan Bey ise Bleriot Okulunun 797 numaralı brövesini almaya hak kazanmıştır. Lakin Türk havacılığından bir süre ayrılmış olduğundan kendisi ile ilgili bilgiler kısıtlıdır.
Osmanlı idarecileri havacılığın gelişmesini balon çağından itibaren titizlikle takip etmişlerdir. 20. Yüzyılın başı Osmanlı İmparatorluğu bakımından pek çok sorunun yaşandığı kritik bir dönemdir. 1909 yılında İstanbul’a gelen balon ve uçakların gösterisi bir Askeri Heyet tarafından değerlendirilmiş ve Osmanlı ordusunun bu gelişmeden uzak durmaması, derhal tedbirler alınması ve buna göre gerekli tedbirlerin alınması tavsiye edilmiştir. Dönemin Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa, dönemin şartlarına göre birçok tedbirler almıştır. Pilotaj eğitimine personel seçimi, uçak temini, Hava Okulu açılması, hava teşkilatının oluşturulması ve ihtiyaç duyulan malzemelerin alınması bu kapsamdadır. 1912 yılı sonlarında oluşturulan teşkilat ile havacılığın ilk muharip yapılanması şekillenir. Aynı yıl içinde ilk uçaklar teslim alınırken yeni pilot adayları pilotaj eğitimi için yurt dışına eğitime gönderilirler. Diğer taraftan piyade erinin masrafını esas alan Türk ordusunun bütçeleme sistemi havacılığın oldukça pahalı bir sistem olması sebebiyle yeniden gözden geçirilmek durumunda kalmıştır. Öncelikle oldukça pahalı olan pilotaj eğitiminin yurt içinde yapılması için bir okul kurulması kararlaştırılmış ve 3 Temmuz 1912 tarihinde Yeşilköy’de faaliyete geçmiştir.
Türk Askeri Havacılığının İlk Yılları ve Savaşta Görev Alması: Balkan Savaşları Türk havacıların ilk defa harekât görevine çıktığı savaş olur. Türk Hava Kuvvetleri üç müfreze halinde Doğu-Batı Orduları ile Edirne Müdafaası için teksif edilmiştir. Edirne için gönderilen müfreze, Edirne’nin düşmesi ile Isparta Kule’den geri dönmek durumunda kalmıştır. Savaşın 2. Safhası ve Osmanlı Ordusunun ileri harekâtında yoğun olarak Türk hava harekâtı gerçekleştirilmiştir. Burada düşman keşfi yapılır, bomba atılır ve kara ordusu desteklenir. Osmanlı ordusu beklenenin aksine ağır bir yenilgi almıştır. Nitekim daha sonra Atatürk, “Balkan Savaşları Türk Ordusunun savaşı değildir.” demiştir. Balkan Savaşlarından sonra İslam dünyası arasında birlik beraberlik duygusunu geliştirmek için İstanbul-Kahire Seferi ya da başka bir ifade ile “Kıtalararası Osmanlı Hava Seferi” düzenlenir. Bu sefer Osmanlıya oldukça pahalıya mal olur. Fethi, Nuri ve Sadık Beyler şehit olurken bazı uçaklar da elden çıkar. Devlet kararlılık gösterir ve seferi Salim Bey ile Kemal Bey tamamlarlar. Bu sefer daha sonra havacılık uzmanları tarafından yoğun olarak gerekliliği üzerine tartışılmıştır.
Balkan Savaşlarında alınan ağır mağlubiyet Osmanlı ordusunun modernize edilmesi gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Diğer taraftan dünyadaki gerilim ve işaretleri doğru algılayan Türk komutanlar ve karar alıcılar, Osmanlı Ordusunu süratle yaklaşan büyük savaşa hazırlamaya gayret etmekteydiler. Savaşın ayak izlerinin iyiden iyiye hissedildiği bu dönemde Osmanlı havacılığının düzenlenmesi için Fransız Hava Pilot Binbaşı Mazeyrac De Goys Osmanlı Devleti’nde vazife alır ve bir takım olumlu çalışmalar yapar. Savaşın patlak vermesi ve Osmanlı Devleti’nin Almanya yanında yer alacağının belli olması ile Fransız uzman ülkesine döner ve Osmanlı Ordusu için uçaklara da yine Fransa el koyar. Bu uçaklar daha sonra Türk ordusuna karşı Filistin Cephesinde kullanılmıştır.
Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı havacılığı hızla genişler her cephede hava birlikleri görev yaparlar ve buradaki askeri unsurun gözü ve kulağı olurlar. Ne var ki, Almanlar genelde idareci konumdadır. Alman Hava Pilot Binbaşı Erich Von Serno savaş sonuna kadar askeri hava gücünün başında yer almıştır. Savaş sonunda 20’den fazla hava birliği bulunmaktadır. Dünyada bu yıllarda 204.000 uçak ve 250.000 uçak motoru üretildiği dikkate alınırsa 350-400 uçakla savaş boyunca idare eden Osmanlı ordusunun mahrumiyeti açıkça görülmektedir. Birinci Dünya Savaşı Türk devleti için aynı zamanda kendi silahını üretemeyen bir milletin yaşadığı mahrumiyetin de adıdır. Bu savaşta Türk pilotu yüreğini ortaya koymuştur. Canını ortaya koymuştur. Savaş yıllarında bir Türk pilot uçağı ile bir vazife için başka bir birliğe gider uçağı gören Alman pilot hayretler içinde kalır ve bu uçağa kesinlikle binmemesini önerir. Türk pilotu ise uçağın kendisine zimmetli olduğundan bunun mümkün olmadığını beyan eder. Tayyare Bölük Komutanı olan Alman subay yedekte bulunan bir tayyarenin kendisine tahsis edileceğini belirterek Türk pilotu ikna eder. Görülüyor ki, müttefikimiz Almanların uçakları ile Türklerin uçakları arasında aynı zaman diliminde teknik farklılıklar çok fazlaydı. Bunun tek sebebi Osmanlı İmparatorluğunun kendi uçağını üretememesiydi. Savaşta oldukça dikkate değer bir olay ise Filistin Cephesi’nde yaşanmıştır. İngilizler bir Türk uçağına dikkat kesilirler.
UÇAĞIN ICADI ILE BIRLIKTE GELIŞMIŞ ÜLKELER KISA SÜREDE UÇAKLARI ASKERI MAKSATLY OLARAK KULLANABILECEKLERI ÖNGÖRÜSÜYLE ORDU TEŞKILATLARINA 1909-1912 YILLARI ARASINDA HAVA TEŞKILATINI DAHIL ETTILER. UÇAK ÜRETEMEMELERINE RAĞMEN BALKAN ÜLKELERININ DE BU GELIŞMELERE KISA ZAMANDA UYUM SAĞLADIĞINI BELIRTMEK GEREKIR. NITEKIM 1903 YILINDAN 8 YIL SONRA UÇAK BIR ASKERI ARAÇ OLARAK ILK DEFA BIR DEVLETIN BAŞKA BIR DEVLETE KARŞI KULLANILMASI ILE FARKLI BIR MAHIYETE KAVUŞMUŞ BULUNUYORDU. İLK DEFA TÜRKLERE KARŞI TRABLUSGARP SAVAŞINDA KULLANILAN UÇAKLARIN BIRÇOK ILKLERI BURADA GERÇEKLEŞIRKEN, TÜRK ORDUSU DA ILK HAVA SAVUNMA, ILK UÇAK INDIRME, ILK PILOT ESIR ALMA GIBI PEK ÇOK ILKLERI GERÇEKLEŞTIRMIŞTIR.
Zira uçak kendi yapımlarıdır ama Türkler uçurmaktadırlar. Bu doğal olarak imkansızdır. Zira savaş halinde olduğumuzdan bize uçak vermeleri söz konusu olmayacağı gibi Türklerin eline geçen faal uçakları da bulunmamaktadır. Yapılan incelemede Türklerin düşürülen iki İngiliz uçağından bir uçak çıkardıkları ve uçurdukları gerçeğidir. Bu akıl almaz duruma hayranlık duyan İngilizler bir torba içinde bazı sarf yedek malzemeleri Türk Tayyare Bölüğü üzerine atarak jest yapmayı da ihmal etmezler. Zira bu dönem havacılar için havada muharebelerin olduğu kadar dostlukların da bir gelenek olarak yerleşmeye başladığı yıllardır. 25 Ekim 1918’de İstanbul semalarında Yüzbaşı Fazıl Beyin beş (5) düşman uçağı arasında girerek hava muharebesi yapma cesaretini başka ne ile açıklayabiliriz ki? Bu cesaretin de ötesinde bir şey olmalıdır. Nitekim mütareke döneminde İngiliz havacılar GATA’da yatmakta olan Yüzbaşı Mehmet Fazıl Beyi ziyaretlerinde, kendi rasıtlarından birisinin de bu hava muharebesinde yaralanarak öldüğünü ve ölü olarak iniş yerlerine kadar götürdüklerini söylediler. İngilizler beş tayyarenin 10 makinelisine karşı tek tayyare ile saldırmanın görülmemiş bir şey olduğunu söylediklerinde; “Evet sizce öyle olabilir. Fakat ben de size havadan Hacı Bekir Şekeri ikram edecek değildim ya… Muharebede öyle zaman olur ki üstünlük ve tehlike hiç hatıra bile getirilmez. İşte ben de o gün karşınızda böyle bir durumda bulunuyordum. Siz bunu bir fevkaladelik telakki ediyorsunuz. Mümkündür. Fakat bence çok tabii bir neticedir.” cevabını verir. Dönemin olayları incelediğinde Türk havacıların hava-hava muharebelerinde genelde tek veya iki uçakla çıkarken karşılarında bir filo olduğu görülmektedir. Buna rağmen savaş süresince 232 düşman uçağı hava gücü, piyade atışları veya topçu atışları ile etkisiz hale getirilmiştir.
Mütareke Döneminde Türk Havacılar: Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı sonunda Mondros Ateşkes Antlaşması ile kaybettiğini deklare ederek çekilmiştir. Ne var ki, beklenen barış antlaşması kısa zamanda mümkün olmamıştır. Hiçbir zaman uygulamaya geçirilemeyen Sevr taslağında Türk havacılığının ortadan kaldırılmasına yönelik maddeler ihmal edilmemiştir. Üstelik Osmanlı yurdu başta yer altı kaynaklarının ve stratejik yerler olmak üzere yer yer işgal edilmeye ve Türk milleti de rencide edilmiştir. Bu süreç içinde havacılar İstanbul’da elleri kolları bağlı hizmet edemeyeceklerini gördükleri için Anadolu’ya geçmeye başlamışlardır.
Milli Mücadele Döneminde Türk Askeri Havacılığı: Ankara Hükümeti de 13 Haziran 1920 tarihinde kurmuş olduğu ilk hava teşkilatı ile milli mücadelede havacılığın önemini takdir etmiştir.
SAVAŞTA OLDUKÇA DIKKATE DEĞER BIR OLAY ISE FILISTIN CEPHESI’NDE YAŞANMIŞTIR. İNGILIZLER BIR TÜRK UÇAĞINA DIKKAT KESILIRLER. ZIRA UÇAK KENDI YAPIMLARIDIR AMA TÜRKLER UÇURMAKTADIRLAR. BU DOĞAL OLARAK IMKANSIZDIR. ZIRA SAVAŞ HALINDE OLDUĞUMUZDAN BIZE UÇAK VERMELERI SÖZ KONUSU OLMAYACAĞI GIBI TÜRKLERIN ELINE GEÇEN FAAL UÇAKLARI DA BULUNMAMAKTADIR. YAPILAN INCELEMEDE TÜRKLERIN DÜŞÜRÜLEN IKI İNGILIZ UÇAĞINDAN BIR UÇAK ÇIKARDIKLARI VE UÇURDUKLARI GERÇEĞIDIR.
İstiklal Savaşı yıllarında havacılar zor şartlarda önemli görevler yapmışlardır. Doğu Cephesi emrinde kurulan 15’inci Hava Bölüğü Ermenilere yönelik savaşta keşif, bomba atma gibi önemli görevler yapmıştır. Batı Cephesi emrinde teşkil edilen 1 ve 2’nci Hava Bölükleri birleşerek zaman zaman ayrı birlikler olarak Türk ordusunun gören gözü, işiten kulağı ve demir yumruğu olmuştur. O dönemde kara silah sistemlerini temin etmek kısmen de olsa yapılabiliyordu. Oysa uçak temini oldukça zor ve zahmetli olmaktaydı. Bu olumsuzluklara rağmen Fransa, Almanya, İtalya’dan uçak temini yapılabilmiştir. Ganimet uçaklar ile Osmanlı Devleti’nden kalan uçaklar da harekata katkı sağlamıştır. Erzurumlu Nafiz Beyin kendi mali imkanları ile orduya bağışladığı dört (4) uçak ile 174’üncü Alay Subaylarının temin ettiği uçak diğer kaynaklar olmuştur. Bu gelişmelere rağmen cephenin zaman zaman tek uçağının olmadığı anlar yaşanmıştır. İstiklal Savaşı yıllarında bütün muharebelerde ordunun gören gözü ve duyan kulağı olan havacıların katkısı komutanlar tarafından her zaman takdir edilmiştir. Buradaki katkı Cumhuriyetin kurucuları tarafından hür ve bağımsız bir ülkenin iyi bir hava gücü olması gerektiği gerçeğini göstermiştir.
Cumhuriyet Dönemi Türk Askeri Havacılığı: İstiklal Savaşı’nda önemli görevler icra eden havacılar Cumhuriyetin ilanını takiben de ülkenin önemli bir güvencesi olma vasıflarını geliştirerek sürdürmüşlerdir. Mustafa Kemal, ”Göklerde bizi bekleyen yerimizi almak zorundayız. Yoksa o yeri başkaları istila eder ve işte o zaman bu ülke ve ulus elden gider” ve “İstikbal Göklerdedir” tespiti ile askeri havacılığın önemini ifade ederken “İstikbal Göklerdedir” sözüyle de hava hakimiyetinin ilk stratejisti olduğunu gösteriyordu. Ne var ki, Türk devletinin göklerini koruyacak uçaklara yönelik bir bütçe ayırması 1920’li yıllarda mümkün değildi. Türk havacılığının doğuş yılları birçok hayranlık verecek olayların yaşandığı ilginç gelişmelerin de tarihidir. Astsubay olarak Osmanlı Ordusuna giren ve havacılığa ilgi duyarak pilot olan Vecihi Hürkuş dönemin renkli simalarındandır. Birinci Dünya Savaşı sonunda tezkere alıp ordudan ayrılmak yerine gönül verdiği havacılığı sivil statüde bir yaşam şekline dönüştürür. İstiklal Harbi’nin ilk uçuşunu gerçekleştirir ve düşman üzerine bomba yağdırır, keşif yapar ve Türk Karargahının gözü olur. Savaş sonunda Vecihi Bey, kendi köşesine çekilmez, bu kez de bir uçak tasarımcısı olarak milletin emrindedir. 28 Ocak 1925 tarihinde kendi yapımı uçağı havalandırdığı zaman şüphesiz Türk havacılık tarihi bakımından neyi başardığının farkındaydı. Ne var ki, gelişmeler Vecihi Hürkuş’un iradesindeki keskinlik kadar keskin olacak ve 53 yıllık havacılık yaşamı önüne konan engelleri aşmak için geçecektir.
1911-1922 arası geçen 11 yıl süren savaş yıllarının yarası henüz sarılamadan havacılık alanında yaşanan ekonomik sıkıntıların çözülmesi için milli bir yardım seferberliği başlamıştır. Şartların ekonomik olarak olumsuz olduğu bir zamanda necip Türk Milletinin ianesi önemli bir boşluğu doldurmuş, 1925-1940 yılları arasında 350 uçak alınarak hava ordusuna bağışlanmıştır. Bu bağış süreci öyle ilginç olaylara sahne olur ki, genç kızlar çeyizliklerinden feragat ederler ve hava ordusu için alınacak uçağa bir parça destek olmayı vatan görevi sayarlar. Diğer taraftan varlıklı insanlar bir veya Naci Demirağ gibi üç (3) uçağa yetecek kadar para desteğinde bulunurlar. Yalnız birisi bu alanda farklı bir yol izler. Nuri Demirağ isimli bu girişimci ise “Madem ki bir millet tayyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama vasıtasını başkalarının lütfünden beklememeliyiz. Ben bu uçakların fabrikasını yapmaya talibim.” diyerek 1936’da Beşiktaş’ta bir uçak fabrikasını hizmete sokmuştur.
Atatürk dönemi Türk havacılığının kıymetinin anlaşıldığı ve hak ettiği yeri bulduğu müstesna bir dönemdir. 1925’te Türk Hava Kurumu’nun kurulması, Kayseri’de Almanlar ile ortak bir uçak fabrikası olan TOMTAŞ’ın kurulması ve bilahare bu tesisin MSB’ye bağlı Milli Uçak Fabrikasına dönüştürülmesi, Ankara ve Eskişehir’de Hava İkmal Bakım ve Onarım Fabrikalarının kurulması, Türkkuşu’nun kurulması, askeri havacılığın en modern uçaklar ile teçhizi, sivil havacılığın yapılandırılması bu dönemin eseridir. Dönemin şartları oldukça sıkıntı verici gelişmelere de sahne olmaktadır. Türkiye; bulunduğu coğrafya nedeni ile SSCB, İtalya, İngiltere ve Fransa ile komşu olmuştur. Bu ülkeler aralarında sorunlar yaşamakta ve bir savaşın ayak sesleri ağır ağır yaklaşarak duyulmaktadır. Roma İmparatorluğunu kurmaya azmetmiş olan Mussolini ise zaman zaman Atatürk’ü rahatsız edecek sözler sarf etmekte ve eylemler içine girmektedir. Atatürk bu gelişmelere karşı tedbir olması için dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’tan bir talepte bulunur. Türkiye temin edeceği uçakla gerektiğinde tehditkâr ülkeyi kalbinden vuracak bir hareket kabiliyeti kazanmalıdır. Bu direktifin bir sonucu olarak dönemin dünyaca ünlü pilotlarından olan Hv.Plt. Yzb. Enver AKOĞLU Amerika’ya gönderilir ve uzun menzilli, bir ton mühimmat taşıyabilen Martin-139 uçağı temin edilir. Ne var ki Türkiye’nin bu tavrı saldırgan ülkeyi rahatsız eder ve engel olmak için kamuoyu oluşturmaya çalışır. Ancak Türk Hava Kuvvetleri etkinliğini geliştirmeye kararlı ve bu alanda ciddi çalışmalar yapmaktadır. Sonraki yıllarda Martin Firmasının sahibi burada çalışan Türk Mühendis Yavuz Kansu’ya, "ben fabrikamın devamını Türklere borçluyum. Martin-139 uçağı çok ileri teknoloji bir uçaktı ve anlaşılamadığı için satamadım. Türkler önemini fark edip sipariş verince diğer ülkeler de hızla sipariş geçtiler. O dönemde sizin devlet adamlarınız diğer ülkelere göre çok öngörülüydüler" mealinde bir hatıratını anlatmıştır.
Pek tabii etkin olmanın önemli unsurlarından biri milli harp sanayiinin kurulabilmesi ve ayakta kalabilmesidir. 1937 yılında; “Bundan sonrası için, bütün tayyarelerimizin ve motorlarının memleketimizde yapılması ve hava harp sanayiimizin de bu esasa göre inkişaf ettirilmesi iktiza eder. Hava Kuvvetlerinin aldığı ehemmiyeti göz önünde tutarak bu mesaiyi planlaştırmak ve bu mevzuu layık olduğu ehemmiyetle milletin nazarında canlı tutmak lazımdır” direktifi ölümünden sonra da Türk Hava Kurumu’nun Uçak ve Uçak Motor Fabrikası kurmasıyla hayat bulmuştur.
Hava birliklerinin tabur ve alay seviyelerine yükselmesi Atatürk döneminde gerçekleşerken, hava birlikleri 1939’da tugay, 1943’te tümen seviyesine yükselir. 1944 yılında ise müstakil hava kuvvetleri komutanlığı teşkil edilir. İkinci Dünya Savaşı yıllarında dünyada 1.000.000 uçak üretilmesi havacılığın gelmiş olduğu seviyeyi değerlendirebilmek bakımından önemli bir kriter olmuştur. Hava Harp Sanayiine önem veren ülkeler sonraki 10 yılların küresel güçlerini de belirleyici olmuştur. Atatürk Döneminde Türk Hava Kuvvetleri henüz müstakil bir kuvvet olmamakla birlikte alt yapısı hazırlanmış bulunuyordu. Hava bölükleri diğer adıyla tayyare bölükleri 1928 yılında tabur, 1932 yılında Alay seviyesine çıkarılırken 1939 yılında Tayyare Tugayları teşkil edilmiş bulunuyordu. 1944 yılında Tayyare tümenleri oluşturulmuş ve Ocak 1944 tarihinde TSK’nın ilk müstakil kuvveti olan Hava Kuvvetleri Komutanlığı yüksek onaydan geçmiş ve Hava Pilot Tümgeneral Zeki Doğan da ilk komutan olarak yüksek tasdikten geçmiştir. Kısa sürede birlikler yeniden yapılandırılmış, 31 Mart 1951 tarihli uygulama emri ile mevcut yapı değiştirilerek kol, filo, uçuş grubu, üs ve sıralı hava kuvveti şeklinde yeni bir yapılandırma hayata geçirilmiştir. İlk defa 1940 yılında terfii alan hava generalleri de gelişen teşkilata uygun olarak yeni terfilerle komuta yapısını oluşturuyorlardı.
Hava Kuvvetleri 1951 yılında jet uçakları ile teçhiz edilirken, NATO üyeliği standartları oldukça yükseltir. Bununla birlikte Hava Harp Sanayiinin 2’nci Dünya Savaşı sonunda oldukça ihmale uğradığı ve bu ihmalin bedelinin Kıbrıs Sorunu sürecinde Türkiye’nin önünde önemli bir bedel olarak belirdiğini ifade etmek gerekmektedir. 1960’lı yılların sonunda Türk Hava Harp Sanayinin milli imkanlarla yeniden çalışma başlatılmıştır. Muhsin Batur’un; “Kendi uçağını kendin yap” parolası ile ülke çapında başlatmış olduğu mücadele kısa süre içinde milletin vicdanında gerekli yankıyı bulmuştur. Bu gelişmeler sonunda bugün gelişme dönemine girmiş olan TUSAŞ, HAVELSAN, ASPİLSAN, ROKETSAN gibi tesisler kurulmuştur.
İSTIKLAL SAVAŞI’NDA ÖNEMLI GÖREVLER ICRA EDEN HAVACILAR CUMHURIYETIN ILANINI TAKIBEN DE ÜLKENIN ÖNEMLI BIR GÜVENCESI OLMA VASIFLARINI GELIŞTIREREK SÜRDÜRMÜŞLERDIR. MUSTAFA KEMAL, ”GÖKLERDE BIZI BEKLEYEN YERIMIZI ALMAK ZORUNDAYIZ. YOKSA O YERI BAŞKALARI ISTILA EDER VE IŞTE O ZAMAN BU ÜLKE VE ULUS ELDEN GIDER” VE “İSTIKBAL GÖKLERDEDIR” TESPITI ILE ASKERI HAVACILIĞIN ÖNEMINI IFADE EDERKEN “İSTIKBAL GÖKLERDEDIR” SÖZÜYLE DE HAVA HAKIMIYETININ ILK STRATEJISTI OLDUĞUNU GÖSTERIYORDU.
Türk Hava Kuvvetleri, Kıbrıs bunalımının başlamış olduğu tarihten günümüze Ada’da bulunan Türklerin en sıkışık zamanlarında yanlarında olmuştur. 1963, 1964, 1967 ve 1974 yıllarında düzenlenen operasyonlarında harekât icra etmiştir. Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze üniter yapının korunmasında hava kuvvetlerinin üstlenmiş olduğu rol ayrı bir öneme haizdir. Hava Kuvvetleri tarihinin her döneminde çağıyla yarışacak bir güç olmayı başarmak için mücadelesini sürdürmüştür. Envantere alınan ve dünyanın en gelişmiş ülkelerinin ordusunda da yer alan silah sistemleri ve bu sistemlerin harekata hazır şekilde uygulama alanına dahil edilmesi sağlanmıştır. Havacılık doğası gereği geleceğin de planlanmasıdır. Mevcut durumda dünyanın en gelişmiş sistemlerini kullanmanın yanında gelişmeleri yakından takip etmek ve bu gelişmeleri zamanında işleme almak kaçınılmazdır. Aksi durumda çağın gerisinde kalan bir hava kuvvetinin harekât ortamında neler yapamayacağı son yıllarda meydana gelen savaşlarda görülmüştür.
asrın önemli bir gelişmesi artık harekatın ağ destekli ve uzaydan yönlendirilmesi olmuştur. Bu nedenle hava hakimiyetinin uzayın derinlemesine genişlediği bir dönemde milli imkanlarla bu alanlarda yer almak bağımsız ve güçlü olmanın bir gereği olarak önem arz etmektedir. Türk Hava Kuvvetleri geleceğin planlaması kapsamında; 2012 yılında Göktürk-II’nin uzaya gönderilmesi, pek çok özgün ve modern projeler, modern ve yerli savaş uçakları üretimi, İHA’ların envantere alınması ve milli olarak üretilmesi, 2030’lu yıllarda Türk mühendisleri tarafından Türk fabrikalarında muhtelif savaş uçağı üretilmesi, uzun yılların sonunda tarihten alınan ders ve milletin güveni ile dünyanın sayılı hava ve uzay güçlerinden olunması hedefi ile vizyoner bir kuvvet yapısı sürdürülmeye çalışılması önemli olduğu kadar Türk semalarının güvenliği bakımından değerli hususlardır.
Sonuç ve Değerlendirme: 1911 yılında dört (4) kişilik bir komisyon ile faaliyete başlayan Türk hava kuvvetleri Osmanlı Devleti zamanında her cephede mücadele etmiş, düşman ile yaka paça olmayı başarmıştır. Atatürk döneminde ise bölgesel bir güç olmayı başarmıştır. Atatürk’ü anlayabilmek için; 29 Ekim törenlerinde pilotların davette ilk sırada yer aldığını belirtmek havacılara ve hava gücüne verilen değer bakımından önemli bir emaredir. Türkiye’nin üniter yapısının korunması, milletin çıkarlarının korunması ve nihayet Kıbrıs, Bosna-Hersek, Kosova ve Afganistan’da olduğu gibi mazlum milletlerin haklarının korunması ve dünya barışının korunması için önemli görevler üstlenmiştir.
2011 yılında 100’üncü yılını tamamlayan Türk Hava Kuvvetleri 2’nci yüzyılında Türk Milletinin emrinde ve çağın ilerisinde bir kuvvet olma yolunda yarışını sürdürmektedir. Şüphesiz güçlü bir hava gücünün kuvvet çarpanı profesyonel personel gücü ile orantılıdır. Türk Hava Kuvvetleri kurulduğu günden itibaren her zaman profesyonel ve kendisini ülkesine hizmet etmeye adamış güçlü personel yapısı öne çıkmış ve kendisine verilen görevi günün şartları içinde olabilecek en yüksek performans ile icra etmiştir. Yine kuruluşundan günümüze milli imkân ve kabiliyetler ile teçhiz edilmiş bir hava gücünün inşası için de teknik destek vermiştir. 1 Haziran 1911 tarihinde kurulan Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığının kuruluşunun 114. Yılında yerli ve milli imkanlar ile küresel standartlarda bir kuvvet olarak gelişmesini devam ettirmesi Türk milletinin her ferdinin arzusu ve hayalidir.
KAYNAKLAR Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri II (1906-1938), Gnkur. Bsm., Ankara, 1981 Akyüz, Yahya - VD., Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi I/I, Yükseköğretim Kurulu Yayınları, Ankara, 1989 Bernard, LEWİS, Modern Türkiye’nin Doğuşu, 9. Baskı TTK, Ankara, 2004 Çağlar, Behçet Kemal,- KUTAY, Cemal, “15 Yıl”, Havacılık ve Spor, C.XII, Ankara, 1940 Çağlar, Bora, Havacılık ve Savunma Sanayii Üzerine Çalışmalar, HAVELSAN, Ankara, 2000 Erdinç, TOKGÖZ, Türkiye’nin İktisadi Gelişme Tarihi (1914–2001), İmaj Yayınevi, Ankara, 2001 Ersoy, Ergin, “Kurtuluş Savaşı’na Türk Hava Kuvvetleri’nin Katkıları”, Hava Kuvvetler Dergisi 91. Yıl, Sayı:341, Haziran:2002 Filistin Cephesi Gazilerinden Nazmi Koçoğlu ile Yapılan Röportaj, TRT, Tarihçe Ş.Arşivi Klasör No:85, 2007 Gürer, Turgut Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas Gürer Cepheden Meclise Büyük Önder İle 24 Yıl, Özkaracan Matbaalık, İstanbul, 2006 Gnkur.ATASE, Türk Silahlı Kuvetikleri Tarihi Cilt III, Ks. 6 (1908-1920), Ankara, 1996 Gönay, Süha, Siyasi Tarih, İstanbul Ünv. Edb.Fak.Mat., İstanbul, 1979 Havacılık ve Spor, Atatürk ve Türk Havacılığı, C.IX, Ankara, 1938. Hacıbekir Tanıtım Broşürü, Taksim Şubesi, İstanbul, 2015. Hv. K.K.lığı,17.12.2003 Tarihli Hv. K.lığı Hava ve Uzay Şubesi, İntranet HV. K. K. ve Uzay Linki, Eskişehir Tayyare Alayını ziyaretinde Yıl:1936 İlhan, Suat, Jeopolitik Duyarlılık, Ötüken Yay.,İstanbul, 2003 Pehlivanoğlu, A.Öner, Ortadoğu ve Türkiye, Kastaş Yay.,İstanbul, 2004 Karluk, S.Rıdvan, Türkiye Ekonomisi Tarihsel Gelişim Yapısal ve Sosyal Değişim, 4. Baskı, Beta Yay., İstanbul, 1996 Kaymaklı, Hulusi, Havacılık Tarihinde Türkler II, Kültür Ofset Ltd. Şti. , Ankara, 1997 Kavuncu, S. Cüneyt, “Kartal Müfrezesi”, Harp Akademileri Dergisi, s.6, Yıl:2 , Eylül-2002, İstanbul, 2002 Keyüsk, Mazlum, Türk Havacılık Tarihi (1912–1914), Birinci Kitap, Uçuş Okulları Basımevi, Eskişehir,1951 Keyüsk, Mazlum, Türk Havacılık Tarihi (1917–1918), İkinci Kitap İkinci Cilt, Hava Basımevi, Eskişehir,1951 Kural, Fethi, Kuruluş Yıllarında Türk Askerî Belgeleri 1909–1913, Hv. Bas. ve Neş. Md. lüğü, Ankara, 1974* Sarısır, Serdar, Atatürk Dönemi Millî Hava Harp Sanayii İçinde Kayseri Tayyare Fabrikasının Yeri, Erciyes Üniversitesi Sos.Blm.Enst., Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Kayseri, 1998 Sarp, İrfan, Türk Hava Kuvvetlerinin Doğuş Yılları, Hv. Bas. ve Neş. Md., Ankara,1986 Süslü, Azmi, “Ve Atatürk’ün Türk Havacılığı Hakkındaki Görüş ve Düşünceleri”, Uçan Türk, S.303, Temmuz 1986, THK, Ankara, 1986 Şıvgın, Hale, Trablusgarp Savaşı ve 1911-1912 Türk-İtalyan İlişkileri, TTK Bsm., Ankara, 1989 Tanman, Sıtkı, Türk Havacılık Tarihi İstiklal Harbi (1918-1923), 2. Cilt 2.Kitap, Hava Basımevi, Eskişehir Tayhani, İhsan, Atatürk’ün Bağımsızlık Politikası ve Uçak Sanayii 1923–1950,Türk Hava Kurumu Basımevi, Ankara, 2001 Uçarol, Rifat, Büyük Türk Havacılarından Enver Akoğlu (1898-1962), Hv. K.K.lığı, İstanbul, 1990 Özdemir, Yaşar, Atatürk ve Türk Havacılığı, Hv. Bas. ve Neş. Md.lüğü, Ankara, 1981 Özdemir, Yaşar, Şehit Pilot Binbaşı Fazıl Bey,Hv. Bas. ve Neş. Md.lüğü, Ankara,1981 Özpirinç, O. Zeki, “Doğruyu Söylemek ve Savunmak Her şartta ve Durumda Zorunludur”, Anılar, Ankara, 1997 Verel, Oktay, İstikbal Göklerin Gökler Bizimdir C.I-II, Türk Hava Kurumu Yayınları 3, İstanbul, 1985 Yılmazçelik, İbrahim, “Yeni Dönemde Türkiye’nin Orta Doğu Siyaseti Üzerine Bir Değerlendirme”, Onuncu Askeri Tarih Sempozyumu Bildirileri 20-22 Nisan 2005 İstanbul, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 2006 Yılmaz, Veli, Cumhuriyet Tarihi I, Harp Akademileri Yay.,İstanbul, 2003 Hv.K.K.lığı, Hava İstihbaratı, Hv. K. K.İsth. D. Bşk.lığı, Ankara, 1978 Yalçın, E.Semih – Turan, Mustafa – Ekincikli, Mustafa - Gedikli Şarika, Türk İnkılâp Tarihi ve Atatürk İlkeleri, 2. Baskı, Siyasal Kitapevi, Ankara, 2003 Yalçın, Durmuş-Akbıyık, Yaşar-Akbulut, Dursun Ali-Balcıoğlu, Mustafa– Köstüklü, Nuri-Süslü, Azmi–Turan, Refik-Erarslan, Cezmi-Tural, Mehmet Akif, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi I-II, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2000 Yalçın, Osman, Türk Hava Harp Sanayii Tarihi, G.Ü.Sos. Blm.Enst.T.C.Tarihi Bilim Dalı, Doktora Tezi, Ankara, 2008. Yalçın, Osman, Türk Hava Harp Sanayii Tarihi 1913-2009, Hv.Bsm.ve Neş.Md.lüğü, Ankara, 2009 Yalçin, Osman,’’Hava Subayı Fazıl Bey ve Mesleki Yaşamında Dönüşümcü Liderlik Yansımaları”, Hava Harp Okulu 3’üncü Ulusal Liderlik Sempozyumu 20-21 Mart 2014, HHO, İstanbul,2014. www.hacibekir.com/Erişim Tarihi 6 Şubat 2015.