TERÖRLE MÜCADELEDE GEÇİŞ DÖNEMİ: KUZEY İRLANDA VE KOLOMBİYA ÖRNEKLERİ

TERÖRLE MÜCADELEDE GEÇİŞ DÖNEMİ: KUZEY İRLANDA VE KOLOMBİYA ÖRNEKLERİ

KUZEY İRLANDA’DAKI ÇATIŞMA SÜRECI, YALNIZCA BIR ETNIK VEYA MEZHEPSEL FARKLILIKLAR ÜZERINDEN AÇIKLANAMAYACAK KADAR ÇOK KATMANLIDIR. 1921'DE İRLANDA'NIN BAĞIMSIZLIĞINI TAKIBEN BIRLEŞIK KRALLIK’A BAĞLI OLARAK KALAN KUZEY İRLANDA'DA, KATOLIK AZINLIK ILE PROTESTAN ÇOĞUNLUK ARASINDA SISTEMATIK EŞITSIZLIKLER, AYRIMCILIK VE SIYASI DIŞLANMA YILLAR IÇINDE BIRIKEREK 1960’LARIN SONUNDA ŞIDDETLI BIR ÇATIŞMAYA DÖNÜŞMÜŞTÜR. BU DÖNEM “THE TROUBLES” OLARAK ANILMIŞ VE YAKLAŞIK OTUZ YIL SÜRMÜŞTÜR. ÇATIŞMA, ESASEN IKI TEMEL SIYASI KAMPLAŞMAYA DAYANMAKTADIR: BIRLEŞIK KRALLIK’A BAĞLI KALMAYI SAVUNAN “UNIONISTLER” ILE İRLANDA CUMHURIYETI’NE BAĞLANMAYI ISTEYEN “CUMHURIYETÇILER”.

Terörle mücadele, devletlerin iç güvenliğini sağlamada en kritik unsurlardan biri olarak, karmaşık bir dizi strateji ve politikayı içermektedir. Terörle mücadelede geçiş dönemi adaleti (GDA), terörist şiddetin sebep olduğu yaraların kapatılması ve toplumsal barışın tesis edilmesi amacını güden, karmaşık ve çok boyutlu bir süreçtir. Bu süreç, devletlerin ve toplumların, geçmişte yaşanan varsa insan hakları ihlalleri, terörle mücadele faaliyetleri ve bu eylemlerin kurbanları ile yüzleşme ihtiyacını dile getirir. Geçiş dönemi adaleti, sadece adaletin sağlanmasıyla kalmayıp aynı zamanda uzlaşma ve kurumsal dönüşümü de içeren geniş bir perspektife sahiptir.

"Geçiş dönemi adaleti" terimi mekanizmalar, mahkemeler, uzlaşma komisyonları, ceza adalet sistemleri ve toplumsal hafıza projeleri gibi çeşitli yöntemleri kapsarken, her birinin temel amacı, geçmişte varsa insan hakları ihlallerini ele almak ve mağdurların haklarını tazmin etmektir. Aynı zamanda bu kavramın içinde yer alan "uzlaşma" unsuru, toplumsal çatışmaların çözümünde esas bir rol oynamakta ve tarafların birbirini anlaması, geçmişten ders alması için oldukça gereklidir.

Bu kavram, çeşitli araçlar ve mekanizmalar aracılığıyla geçmişe dair hesaplaşmalar yaparak, gelecekte benzer olayların yaşanmaması için reformların gerçekleştirilmesini hedefler. Küresel ölçekte terörle mücadele, yalnızca askeri ve güvenlik önlemleriyle değil, aynı zamanda adalet ve toplumsal uzlaşı temelli yaklaşımlarla da yürütülmektedir. Bu doğrultuda geçiş dönemi adaleti; silahlı çatışmaların ardından toplumların yeniden yapılanma sürecinde kullandığı araçlar bütünü olarak tanımlanır.

Geçiş dönemi adaletinin başarı kriterleri, terörle mücadeledeki etkili dönüşüm süreçlerinin sürdürülebilirliğini belirleyen temel unsurlardan biridir. Bu kriterler, toplumların çatışmalardan arınma çabalarının etkinliğini değerlendirmek amacıyla belirlenmiştir ve hem somut hem de soyut parametreleri içermektedir. Birincil başarı kriteri, adaletin sağlanması ve mağdurların haklarının tesisi olarak ortaya çıkmaktadır. Bu, geçmişte yaşanan hak ihlallerinin aydınlatılması ve faillerin adalet önüne çıkarılması ile mümkündür. Kuzey İrlanda ve Kolombiya örnekleri, bu süreçlerin nasıl işlediğine dair çarpıcı örnekler sunar; her iki durumda da barış süreçlerinin etkinliği, eski çatışmalara dair hesaplaşmaların toplum üzerindeki etkisi ile doğrudan ilişkilidir.

KUZEY İRLANDA ÖRNEĞI

1960’lardan itibaren süren The Troubles çatışması, 1998’de imzalanan “Hayırlı Cuma Anlaşması (Good Friday Agreement)” ile sona erdirilmiştir. Anlaşma, siyasi temsilin güçlendirilmesini, af politikalarını ve toplumsal diyaloğu içermektedir. Hakikat arayışları, mağdur ailelerine verilen destek ve kurumsal reformlar, sürecin temel unsurlarını oluşturur.

Kuzey İrlanda’daki çatışma süreci, yalnızca bir etnik veya mezhepsel farklılıklar üzerinden açıklanamayacak kadar çok katmanlıdır. 1921'de İrlanda'nın bağımsızlığını takiben Birleşik Krallık’a bağlı olarak kalan Kuzey İrlanda'da, Katolik azınlık ile Protestan çoğunluk arasında sistematik eşitsizlikler, ayrımcılık ve siyasi dışlanma yıllar içinde birikerek 1960’ların sonunda şiddetli bir çatışmaya dönüşmüştür. Bu dönem “The Troubles” olarak anılmış ve yaklaşık otuz yıl sürmüştür. Çatışma, esasen iki temel siyasi kamplaşmaya dayanmaktadır: Birleşik Krallık’a bağlı kalmayı savunan “unionistler” (çoğunlukla Protestanlar) ile İrlanda Cumhuriyeti’ne bağlanmayı isteyen “cumhuriyetçiler” (çoğunlukla Katolikler).

Bu süreçte İngiltere ordusunun müdahalesi, paramiliter örgütlerin ortaya çıkışı ve sivillere yönelik yaygın şiddet olayları, çatışmanın hem süresini hem de yıkıcılığını artırmıştır. İngiltere’ye karşı silahlı mücadele yürüten IRA (İrlanda Cumhuriyet Ordusu) ile unionist paramiliter örgütler arasında karşılıklı saldırılar artarken, devletin uyguladığı olağanüstü hâl yasaları ve güvenlik politikaları, Katolik toplumu üzerinde sistematik baskılar yaratmıştır. Bu dönemde 3.600'ün üzerinde insan yaşamını yitirmiş, on binlercesi yaralanmış veya yer değiştirmek zorunda kalmıştır.

“HAYIRLI CUMA ANLAŞMASI” ILE BIRLIKTE İNGILIZ HÜKÜMETI ILK KEZ RESMI OLARAK, KUZEY İRLANDA’NIN GELECEĞININ HALKIN IRADESINE BAĞLI OLDUĞUNU KABUL ETMIŞ; İRLANDA CUMHURIYETI ISE KUZEY ÜZERINDEKI ANAYASAL IDDIASINDAN VAZGEÇMIŞTIR. BÖYLECE ANLAŞMA, SADECE BIR ATEŞKES DEĞIL, KALICI BARIŞIN VE DEMOKRATIKLEŞMENIN BAŞLANGIÇ NOKTASI OLMUŞTUR.

BARIŞ SÜRECI VE HAYIRLI CUMA ANLAŞMASI (1998)

1980'li yıllardan itibaren süren çeşitli barış girişimleri, 1990'ların ortasında siyasi olgunlaşma ile birleşerek 10 Nisan 1998’de imzalanan “Hayırlı Cuma Anlaşması” ile sonuçlanmıştır. Bu anlaşma, Kuzey İrlanda hükümeti, İngiltere ve İrlanda hükümetleri ile birlikte çatışmanın tarafı olan partiler arasında kapsamlı bir siyasi uzlaşı sağlamıştır. Anlaşmanın en önemli unsurları şunlardır:

  • Kuzey İrlanda Meclisi’nin kurulması ve Katolik-Protestan eş temsiliyle yönetilmesi,

  • Silahlı örgütlerin silah bırakması ve siyasi sürece katılımının kabulü,

  • Cezaevindeki mahkûmların şartlı tahliyesi,

  • Polis ve yargı reformları (özellikle Royal Ulster Constabulary’nin yeniden yapılandırılması),

  • İnsan haklarına dayalı yasa değişiklikleri,

  • Mağdurların tanınması ve uzlaşma sürecine dair mekanizmaların oluşturulması.

Bu anlaşmayla birlikte İngiliz hükümeti ilk kez resmi olarak, Kuzey İrlanda’nın geleceğinin halkın iradesine bağlı olduğunu kabul etmiş; İrlanda Cumhuriyeti ise Kuzey üzerindeki anayasal iddiasından vazgeçmiştir. Böylece anlaşma, sadece bir ateşkes değil, kalıcı barışın ve demokratikleşmenin başlangıç noktası olmuştur.

GEÇIŞ DÖNEMI ADALETI MEKANIZMALARI

Hayırlı Cuma Anlaşması’nın kendisi bir geçiş dönemi adaleti (GDA) metni olarak kodlanmasa da barındırdığı yapılar itibarıyla GDA unsurlarını içermektedir. Bunlar arasında en dikkat çekici olanı, mahkûmların serbest bırakılması uygulamasıdır. Anlaşmaya göre, siyasi suçlardan mahkûm edilen kişilerin büyük bölümü iki yıl içinde serbest bırakılmıştır. Bu durum, bazı kesimlerce “cezasızlık” olarak değerlendirilmiş, ancak barış için gerekli bir taviz olarak gerekçelendirilmiştir.

Polis reformu, GDA açısından en etkili yapısal dönüşümlerden biri olmuştur. Katolik topluluklar tarafından taraflı ve baskıcı olarak görülen Royal Ulster Constabulary (RUC) kapatılmış ve yerini daha kapsayıcı bir yapılanma olan Police Service of Northern Ireland (PSNI) almıştır. Bu değişim, güvenlik sektörünün toplumsal meşruiyetini artırmaya dönük önemli bir adımdır.

Ancak Kuzey İrlanda sürecinde hakikat arayışları ve geçmişle yüzleşme mekanizmaları sınırlı kalmıştır. Ne kapsamlı bir hakikat komisyonu kurulmuş ne de çatışmalarda işlenen suçlar sistematik biçimde soruşturulmuştur. Bunun yerine çeşitli sivil toplum inisiyatifleri ve medya projeleri geçmişin belgelenmesine katkı sunmuştur. Yine de bu eksiklik, birçok mağdur için adaletin tam olarak sağlanamadığı algısını güçlendirmiştir.

MAĞDURLARIN KONUMU VE TOPLUMSAL ETKILER

Kuzey İrlanda’daki geçiş sürecinde mağdurların tanınması ve onarılması konusu büyük ölçüde sembolik düzeyde kalmıştır. Anlaşma sonrasında oluşturulan Mağdurlar Komisyonu (Commission for Victims and Survivors), mağdurların sesini duyurma çabasında olsa da yeterli finansal kaynak ve politik destekten yoksun kalmıştır. Özellikle çocuklarını, eşlerini kaybetmiş aileler, faillerin yargılanmaması nedeniyle sürece eleştirel yaklaşmışlardır.

Buna karşın toplumsal uzlaşma sürecinde eğitim, ortak anma törenleri, kültürel projeler ve diyalog temelli programlar, belli ölçüde kutuplaşmayı azaltmıştır. Ancak mezhepsel ayrımların tamamen ortadan kalktığı söylenemez. Günümüzde dahi Belfast’ta duvarlarla ayrılan mahalleler, toplumsal travmanın mekânsal sürekliliğini göstermektedir.

KUZEY İRLANDA’DA GEÇIŞ DÖNEMI ADALETI RESMI BIR BAŞLIK ALTINDA YÜRÜTÜLMEMIŞ OLSA DA, BIRÇOK UYGULAMASI GDA MANTIĞIYLA UYUMLUDUR. ANCAK SÜRECIN EN BÜYÜK EKSIKLIĞI, HAKIKATLE YÜZLEŞMENIN KURUMSALLAŞAMAMASI VE MAĞDUR ADALETININ SINIRLI KALMASIDIR. BUNA RAĞMEN SIYASI BARIŞIN VE KURUMSAL DÖNÜŞÜMÜN SAĞLANMASI BAKIMINDAN SÜREÇ ÖNEMLI KAZANIMLAR ELDE ETMIŞTIR. BU BAĞLAMDA KUZEY İRLANDA, SINIRLI AMA IŞLEVSEL BIR GEÇIŞ DÖNEMI ADALETI MODELI OLARAK DEĞERLENDIRILEBILIR.

ULUSLARARASI DESTEK VE SÜRECIN SÜRDÜRÜLEBILIRLIĞI

Kuzey İrlanda barış sürecinde Avrupa Birliği, ABD ve BM gibi uluslararası aktörlerin rolü kritik olmuştur. Özellikle dönemin ABD Başkanı Bill Clinton’ın süreçteki arabuluculuğu, Senatör George Mitchell’in barış görüşmelerine başkanlık etmesi ve AB fonlarının barış inşa programlarına yönlendirilmesi, sürecin meşruiyetini ve sürekliliğini artırmıştır.

Sonuç olarak, Kuzey İrlanda’da geçiş dönemi adaleti resmi bir başlık altında yürütülmemiş olsa da, birçok uygulaması GDA mantığıyla uyumludur. Ancak sürecin en büyük eksikliği, hakikatle yüzleşmenin kurumsallaşamaması ve mağdur adaletinin sınırlı kalmasıdır. Buna rağmen siyasi barışın ve kurumsal dönüşümün sağlanması bakımından süreç önemli kazanımlar elde etmiştir. Bu bağlamda Kuzey İrlanda, sınırlı ama işlevsel bir geçiş dönemi adaleti modeli olarak değerlendirilebilir.

KOLOMBIYA İNCELEMESI

TARIHSEL ARKA PLAN: FARC VE KOLOMBIYA SILAHLI ÇATIŞMASI

Kolombiya’daki silahlı çatışmanın kökenleri, 1948’de başlayan ve on yıldan fazla süren “La Violencia” dönemine kadar uzanmaktadır. Bu dönemde liberal ve muhafazakâr gruplar arasında meydana gelen silahlı şiddet, kırsal nüfusu derinden etkileyerek devlet otoritesinin ciddi ölçüde zedelendiği bir ortam yaratmıştır. Bu kaotik zeminde 1964 yılında kurulan Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC), başlangıçta kırsal kesimdeki toprak adaletsizliğine ve merkezi hükümetin ihmaline karşı Marksist bir ideoloji temelinde faaliyet yürütmüştür.

FARC zamanla silahlı direnişten uyuşturucu ticareti, adam kaçırma ve altyapı sabotajlarına yönelmiş, bu durum örgütün hem iç hem de uluslararası düzeyde “terör örgütü” olarak etiketlenmesine neden olmuştur. Örgüte karşı yürütülen devlet politikaları çoğu zaman sadece askeri stratejilere dayanmış ve kırsal bölgelerde yaşayan siviller ağır insan hakları ihlallerine maruz kalmıştır. 50 yılı aşkın süren bu çatışmada 220 binden fazla insan ölmüş, 5 milyonu aşkın insan yerinden edilmiştir. Özellikle yerli halklar, kadınlar ve çocuklar çatışmanın orantısız yükünü taşımıştır.

BARIŞ SÜRECI VE 2016 ANLAŞMASI

2012 yılında Küba’nın arabuluculuğunda başlatılan barış görüşmeleri sonucunda 26 Eylül 2016’da Kolombiya hükümeti ile FARC arasında nihai bir barış anlaşması imzalanmıştır. Her ne kadar bu anlaşma ilk referandumda halk oylamasıyla reddedilmiş olsa da daha sonra gözden geçirilerek 24 Kasım 2016’da Kolombiya Kongresi tarafından onaylanmıştır. Bu anlaşma, yalnızca silahlı çatışmanın sonlandırılması değil, aynı zamanda geçiş dönemi adaleti ilkelerine dayalı olarak toplumun yeniden yapılandırılmasını amaçlayan kapsamlı bir metindir.

Barış süreci aşağıdaki temel eksenlere dayanmaktadır:

  • FARC üyelerinin silah bırakması ve siyasete katılımı,

  • Uyuşturucu ekonomisinin dönüştürülmesi,

  • Kırsal kalkınma ve toprak reformu,

  • Mağdur haklarının güvence altına alınması,

  • Özel Barış Yargı Sistemi (JEP),

  • Hakikat Komisyonu’nun kurulması,

  • Mağdurlara tazminat ve onarım mekanizmaları.

Bu yönüyle Kolombiya Barış Anlaşması, geçiş dönemi adaletine açıkça referans veren ve bu mekanizmaları ayrıntılı biçimde tanımlayan nadir sözleşmelerden biridir.

1964 YILINDA KURULAN KOLOMBIYA DEVRIMCI SILAHLI GÜÇLERI (FARC), BAŞLANGIÇTA KIRSAL KESIMDEKI TOPRAK ADALETSIZLIĞINE VE MERKEZI HÜKÜMETIN IHMALINE KARŞI MARKSIST BIR IDEOLOJI TEMELINDE FAALIYET YÜRÜTMÜŞTÜR. FARC ZAMANLA SILAHLI DIRENIŞTEN UYUŞTURUCU TICARETI, ADAM KAÇIRMA VE ALTYAPI SABOTAJLARINA YÖNELMIŞ, BU DURUM ÖRGÜTÜN HEM IÇ HEM DE ULUSLARARASI DÜZEYDE “TERÖR ÖRGÜTÜ” OLARAK ETIKETLENMESINE NEDEN OLMUŞTUR. ÖRGÜTE KARŞI YÜRÜTÜLEN DEVLET POLITIKALARI ÇOĞU ZAMAN SADECE ASKERI STRATEJILERE DAYANMIŞ VE KIRSAL BÖLGELERDE YAŞAYAN SIVILLER AĞIR INSAN HAKLARI IHLALLERINE MARUZ KALMIŞTIR. 50 YILI AŞKIN SÜREN BU ÇATIŞMADA 220 BINDEN FAZLA INSAN ÖLMÜŞ, 5 MILYONU AŞKIN INSAN YERINDEN EDILMIŞTIR.

GEÇIŞ DÖNEMI ADALETI MEKANIZMALARI

Kolombiya, geçiş dönemi adaletini kurumsal bir çerçevede uygulayan en somut örneklerden biridir. Üç ana kurum, bu sürecin kalbini oluşturur:

a. Özel Barış Yargı Sistemi, (Jurisdicción Especial para la Paz-JEP): Bu sistem, silahlı çatışma sırasında işlenen ağır suçları soruşturmak, yargılamak ve cezalandırmak üzere kurulmuştur. Yargılamalarda onarıcı adalet ön planda tutulmakta; suçlular, hakikati ortaya koyma ve mağdurlarla yüzleşme gibi koşulları yerine getirerek cezalarında indirime gidebilmektedir. Bu sistemin amacı sadece cezalandırma değil, aynı zamanda mağdurların tanınması ve toplumsal onarım sürecinin hızlandırılmasıdır.

b. Hakikat Komisyonu, Comisión para el Esclarecimiento de la Verdad: Komisyonun amacı, çatışmanın tarihsel kökenlerini ve sonuçlarını ortaya koymak, mağdurların anlatılarını belgelemek ve kamusal hafızayı güçlendirmektir. Katılımcı yöntemlerle çalışan komisyon, özellikle kadınlar, yerli halklar ve Afro-Kolombiyalı toplulukların deneyimlerini görünür kılmaya önem vermiştir.

c. Mağduriyet Birimi (Unidad para la Atención ve Reparación Integral a las Víctimas): Bu yapı, mağdurların maddi ve manevi olarak desteklenmesini, eğitim ve istihdam imkânlarıyla yeniden hayata kazandırılmalarını amaçlamaktadır. Yaklaşık 9 milyon kişi bu yapının veri tabanına dahil edilmiştir.

KAPSAYICILIK, TOPLUMSAL KATILIM VE ELEŞTIRILER

Bu kapsamda Kolombiya barış süreci, katılımcı yapısıyla dikkat çekmektedir. Müzakerelerde kadınların ve yerli temsilcilerin bulunması, anlaşmanın mağdur merkezli bir çerçevede şekillenmesini sağlamıştır. “Kurbanların Masası” uygulamasıyla mağdurlar doğrudan müzakere sürecine dahil edilmiş, bu da anlaşmanın meşruiyetini artırmıştır.

Ancak sürecin bazı zorlukları da olmuştur. Öncelikle eski FARC üyelerinin siyasete girmesi, toplumda ciddi kutuplaşma yaratmıştır. Silahlı geçmişe sahip aktörlerin parlamentoya girmesi, bazı kesimlerde “adaletin pazarlık konusu yapıldığı” yönünde algılar oluşturmuştur. Ayrıca barış anlaşmasının uygulanmasında yaşanan gecikmeler, suikastlara hedef olan eski savaşçılar ve insan hakları savunucuları, anlaşmanın sahadaki etkisini zayıflatmıştır.

Hakikat Komisyonu’nun raporları zaman zaman siyasi çekişmelere konu olmuş, bazı devlet yetkilileri komisyonu taraflı olmakla suçlamıştır. Yine de bu kurumların varlığı, geçiş dönemi adaletinin kurumsal gücünü ve toplumsal kapsayıcılığını simgelemektedir.

ULUSLARARASI DESTEK VE NORMATIF ÇERÇEVE

Kolombiya süreci, uluslararası hukuk açısından da önemli bir emsal teşkil etmektedir. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Kolombiya'nın geçiş dönemi adaleti mekanizmalarını yerinde bir çözüm olarak kabul etmiş ve ülkede kendi yetkisini işletmemiştir. Bu durum, iç hukukta kurulan geçiş dönemi adaleti sistemlerinin uluslararası hukukun tamamlayıcılığı ilkesiyle nasıl uyumlu çalışabileceğini göstermesi açısından önemlidir.

Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve birçok Latin Amerika ülkesi süreci hem mali hem de diplomatik olarak desteklemiş; bu da geçiş dönemi adaletinin uygulanabilirliğini artırmıştır. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin Kolombiya ofisi, süreci yakından izleyerek şeffaflık ve hesap verebilirliği teşvik etmiştir.

Kolombiya ve Kuzey İrlanda örnekleri, terörle mücadelede geçmişte yaşanan bir takım insan hakları ihlalleri ve çatışmaların etkilerini hafifletmek amacıyla geliştirilen farklı stratejileri içermektedir. Kuzey İrlanda'daki Hayırlı Cuma Anlaşması, taraflar arasında uzlaşmayı sağlayarak gerçekleştirilen toplumsal rehabilitasyon programları ile belirsizlik dönemini aşmayı amaçlamıştır. Bu süreçte, yerel toplulukların görüşlerinin alınması ve katılımcıların zararlarını tazmin etme süreci, kalıcı bir barış tesis edilmesinde belirleyici olmuştur.

Kolombiya'daki barış süreci ise, FARC ile hükümet arasında varılan anlaşmalar çerçevesinde, terörist faaliyetlerin arka planındaki sosyal ve ekonomik sorunlarla yüzleşmeyi öngörmüştür. Özellikle, geçiş dönemi adaleti mekanizmaları aracılığıyla yapılan af ve rehabilitasyon çalışmaları, eski savaşçıların topluma entegrasyonunu kolaylaştırmış, bu da sosyal uyumu pekiştirmiştir.

Ancak, Kolombiya’da karşılaşılan zorluklar, uyuşturucu ticareti ve yeniden silahlanma gibi unsurların tetiklediği güvenlik endişeleri, geçiş dönemi adaletinin kalıcılığı üzerinde olumsuz bir etki yaratmaktadır. Her iki örnek, geçiş döneminin karmaşıklığını ve hukukun sosyal dönüşümdeki kritik önemini gözler önüne sermektedir.

Sonuç olarak, terörle mücadelede geçiş dönemi adaleti, sadece hukuki düzenlemeler ile sınırlı kalmayıp aynı zamanda toplumsal uzlaşma ve bireysel hesaplaşmaların da bir parçasını oluşturmaktadır. Kuzey İrlanda ve Kolombiya, farklı tarihsel ve kültürel bağlamlarda terörle mücadelede adaletin sağlanması açısından daha geniş bir perspektif sunarak dünya genelindeki çatışma sonrası dönüşüm süreçlerinin anlaşılmasına katkı sağlamaktadır. Bu bağlamda, geçiş dönemi adaletinin yalnızca geçmişin yaralarını silmekle kalmayıp, geleceğin barışçıl toplumlarına zemin hazırlama potansiyeline sahip olduğuna dair güçlü bir vurguda bulunulması gerekmektedir.

KAYNAKÇA: Yazar tarafından katılım sağlanan “T.M.C Asser Institute Innovative Ways to Counter Terrorism, The Role of Transitional Justice” seminerden alınan notlar derlenerek hazırlanmıştır.