AFRIKA BOYNUZU’NUN KUZEYBATISINDA KONUMLANAN SOMALILAND, 1991 YILINDAN BERI FIILI BAĞIMSIZLIĞINI SÜRDÜRMEKTE OLUP, KENDI PARA BIRIMI, PASAPORTU, SEÇIM SISTEMI VE KURUMLARIYLA GÖRECE ISTIKRARLI BIR YÖNETIM SERGILEMEKTEDIR. ANCAK ULUSLARARASI KAMUOYU, SOMALI’NIN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ KORUMA ILKESI GEREĞI BU DURUMU UZUN SÜRE RESMEN TANIMAMIŞTIR. İSRAIL’IN TANIMA KARARI, BU STATÜKOYU DEĞIŞTIREN ILK SOMUT ADIM NITELIĞINDEDIR. NETANYAHU’NUN “ABRAHAM ANLAŞMALARI RUHUYLA” ŞEKLINDE BIR IFADEYLE, ÖZELLIKLE ALTINI ÇIZDIĞI BU ILIŞKI, TARIM, TEKNOLOJI, SAĞLIK, EKONOMI VE GÜVENLIK ALANLARINDA IŞBIRLIĞINI ÖNGÖRMEKTEDIR.
Somaliland’ın tarihi, İngiliz Somaliland Protektorası’nın1 1884’te kurulmasıyla başlamıştır. 26 Haziran 1960’ta ise bağımsızlığını kazanıp beş gün sonra İtalyan Somaliland’ıyla birleşerek Somali Cumhuriyeti’ni oluşturmuştur. Fakat bu birlik, kabileler arası gerilimler ve merkezi otoritenin kuzeye yönelik baskıcı politikalarıyla kısa sürede çatırdamıştır. Siad Barre2 rejiminin 1980’lerde Isaaq kabilesine karşı yürüttüğü sistematik zulüm ve 1988’de Hargeisa’da yaptığı ağır bombardıman, Somali Ulusal Hareketi’nin öncülüğünde bağımsızlık mücadelesini ateşlemiştir. Barre’nin 1991’de devrilmesiyle, 18 Mayıs 1991’de Burao’da toplanan kabile büyükleri, 1960 öncesi sınırlarını temel alarak, Somaliland’ın bağımsızlığını yeniden ilan etmişlerdir. Somaliland o günden beri fiili özerk yönetimi, kendi kamu kurumlarıyla ve seçimleriyle, kısmen istikrarlı şekilde varlığını sürdürmektedir.
Table of contents [Show]
SOMALILAND EKONOMISI
Somaliland ekonomisi, ağırlıklı olarak hayvancılık ihracatına dayanmaktadır. Ancak, Berbera Limanı’nın, Birleşik Arap Emirlikleri’nin DP World şirketi öncülüğündeki modernizasyonu ise son yıllarda en büyük dönüşüm hamlesi olmuştur. Bu önemli yatırım, gümrük gelirlerini artırırken Etiyopya gibi komşular için stratejik bir koridor yaratmıştır. Üstelik Somaliland GSYİH’sını kişi başı 1.000 dolar civarına ulaştırmıştır. Hiç kuşkusuz, kuraklık ve tanınmama gibi ciddi dezavantajlara rağmen, Somaliland organik büyüme ve altyapı odaklı ekonomi stratejisiyle, Afrika’da dikkat çeken bir örnek teşkil etmektedir.
SOMALILAND ILE İSRAIL ARASINDAKI ILIŞKILER, 26 ARALIK 2025 TARIHINDE İSRAIL’IN SOMALILAND’I BAĞIMSIZ VE EGEMEN BIR DEVLET OLARAK RESMEN TANIMASIYLA YENI BIR EVREYE GIRMIŞTIR. BU KARAR, İSRAIL BAŞBAKANI BENJAMIN NETANYAHU VE DIŞIŞLERI BAKANI GIDEON MOŞE SAAR TARAFINDAN DUYURULMUŞ OLUP, SOMALILAND DEVLET BAŞKANI ABDURRAHMAN MUHAMMED ABDULLAHI ILE IMZALANAN KARŞILIKLI TANIMA DEKLARASYONUYLA DIPLOMATIK ILIŞKILERIN KURULMASINI IÇERMEKTEDIR. OCAK 2026’DA DIŞIŞLERI BAKANI SAAR’IN BAŞKENT HARGEISA’YI ZIYARETI, BU ILIŞKILERI PEKIŞTIREN ÖNEMLI BIR ADIM OLARAK KAYDEDILMIŞTIR.
SOMALILAND ASKERI GÜCÜ
Somaliland’ın askeri gücü, ülke sınır güvenliğini ve asayişi muhafaza odaklı mütevazı bir yapıya sahip olup, takriben 12.500 personelden müteşekkildir. BM silah ambargosu nedeniyle eski Sovyet dönemi ekipmanlarını onarıp, modifiye ederek kullanan bu kuvvet, tanklar, zırhlı araçlar ve hafif topçudan oluşan hafif piyade ağırlıklı bir kuvvet konfigürasyonuna sahiptir. Sahil güvenlik birimiyle beraber Eş-Şebab gibi terör tehditlerine karşı sınır güvenliği sağlayan Somaliland ordusu, İsrail’le yeni kurulan ilişkiler ışığında potansiyel güvenlik işbirliği fırsatları yakalamış olsa da hava gücünden yoksun olması ve sınırlı bütçesi nedeniyle, bölgesel bir caydırıcılıktan ziyade iç istikrar ve savunma odaklı bir kuvvet yapısı görünümündedir. Elbette bu durum, Somaliland’ın pragmatik ve kendi kendine yeten savunma stratejisini yansıtan somut bir örnektir.
SOMALILAND-İSRAIL İLIŞKILERI
Somaliland ile İsrail arasındaki ilişkiler, 26 Aralık 2025 tarihinde İsrail’in Somaliland’ı bağımsız ve egemen bir devlet olarak resmen tanımasıyla yeni bir evreye girmiştir. Bu karar, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve Dışişleri Bakanı Gideon Moşe Saar tarafından duyurulmuş olup, Somaliland Devlet Başkanı Abdurrahman Muhammed Abdullahi ile imzalanan karşılıklı tanıma deklarasyonuyla diplomatik ilişkilerin kurulmasını içermektedir. Ocak 2026’da Dışişleri Bakanı Saar’ın başkent Hargeisa’yı ziyareti, bu ilişkileri pekiştiren önemli bir adım olarak kaydedilmiştir.
Söz konusu gelişme, jeostratejik açıdan değerlendirildiğinde, sadece bir diplomatik temas olmanın ötesinde, bölgesel güç dengelerini etkileyen taktiksel bir hamle olarak öne çıkmaktadır. Afrika Boynuzu’nun kuzeybatısında konumlanan Somaliland, 1991 yılından beri fiili bağımsızlığını sürdürmekte olup, kendi para birimi, pasaportu, seçim sistemi ve kurumlarıyla görece istikrarlı bir yönetim sergilemektedir. Ancak uluslararası kamuoyu, Somali’nin toprak bütünlüğünü koruma ilkesi gereği bu durumu uzun süre resmen tanımamıştır. İsrail’in tanıma kararı, bu statükoyu değiştiren ilk somut adım niteliğindedir. Netanyahu’nun “Abraham Anlaşmaları ruhuyla” şeklinde bir ifadeyle, özellikle altını çizdiği bu ilişki, tarım, teknoloji, sağlık, ekonomi ve güvenlik alanlarında işbirliğini öngörmektedir.
SOMALILAND’IN KIYILARI, ÖZELLIKLE BERBERA LIMANI, YEMEN’E YAKIN KONUMUYLA İSRAIL IÇIN STRATEJIK DERINLIK SAĞLAMAKTADIR. BU KONUM, ERKEN UYARI SISTEMLERI, DENIZ GÖZETLEME VE ISTIHBARAT FAALIYETLERI AÇISINDAN TAKTIKSEL BIR AVANTAJ SUNMAKTADIR. ESASEN, İSRAIL’IN YILLARDIR SOMALILAND’DA SESSIZ DIPLOMATIK TEMASLAR YÜRÜTTÜĞÜ ULUSLARARASI KAMUOYU VE TÜRKIYE TARAFINDAN BILINMEKTE OLUP, TANIMA KARARI BU ILIŞKILERI RESMI BIR MAHIYETE SOKMUŞTUR. AYRICA İSRAIL, İRAN’IN VEKIL GÜÇLERINE KARŞI ÇEVRESINI GENIŞLETME STRATEJISINI BURADA DA UYGULAMAKTADIR.
Jeostratejik bağlamda, Afrika Boynuzu’nun jeopolitik odak noktası Bab’ül-Mendep Boğazı’dır. Bu boğaz, Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan kritik bir geçit olup, global ticaretin önemli bir kısmını taşımakta ve enerji sevkiyatlarının güvenliğini doğrudan etkilemektedir. Yemen’deki Husi güçlerinin İran destekli saldırıları, son yıllarda bu rotayı tehdit altına almıştır. Somaliland’ın kıyıları, özellikle Berbera Limanı, Yemen’e yakın konumuyla İsrail için stratejik derinlik sağlamaktadır. Bu konum, erken uyarı sistemleri, deniz gözetleme ve istihbarat faaliyetleri açısından taktiksel bir avantaj sunmaktadır. Esasen, İsrail’in yıllardır Somaliland’da sessiz diplomatik temaslar yürüttüğü uluslararası kamuoyu ve Türkiye tarafından bilinmekte olup, tanıma kararı bu ilişkileri resmi bir mahiyete sokmuştur. Ayrıca İsrail, İran’ın vekil güçlerine karşı çevresini genişletme stratejisini burada da uygulamaktadır.
Tabii, Somaliland açısından ise bu ilişki, uluslararası meşruiyet arayışında kritik bir kazanım teşkil etmektedir. Hargeisa yönetimi, yıllardır tanınma çabası içinde olup, Birleşik Arap Emirlikleri gibi aktörlerle liman anlaşmaları yapmış olsa da tam diplomatik kabul için daha geniş desteğe ihtiyaç duymaktadır. İsrail’in adımı, potansiyel olarak diğer ülkelerin takibini de teşvik edebilir. Kamuoyunda İsrail’in Somaliland’da askeri üs kurmaya hazırlandığı iddiaları sıklıkla gündeme gelmektedir. Somaliland yetkilileri, askeri üs iddialarını reddetmekle birlikte, güvenlik alanında işbirliği ihtimalini inkar etmeyen bir tutumla, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin uluslararası hukuka uygun olduğunu vurgulamaktadır.
Bölgesel tepkiler ise oldukça sert olmuştur. Somali Federal Hükümeti, bu kararı “egemenlik ihlali” olarak nitelendirmiş ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde acil toplantı talep etmiştir. Afrika Birliği, Arap Ligi, İslam İşbirliği Teşkilatı, Türkiye, Mısır, Cibuti ve Çin gibi aktörler tanıma kararını kınamışlardır. Bu tepkiler, jeostratejik rekabetin farklı boyutlarını ortaya koymakta olup, Türkiye’nin Somali ile yakın ilişkileri, İran’ın Husi bağlantıları ve diğer bölgesel güçlerin varlığı, bölgeyi oldukça karmaşık bir dengeler arenasına dönüştürmektedir.
Türkiye açısından bu gelişme, doğrudan ulusal çıkarları etkileyebilecek niteliktedir. Çünkü Türkiye, Somali’nin toprak bütünlüğünü savunmakta olup, Somali ile yıllardır süren yakın işbirliği sürecinin yol açtığı, askeri eğitim, altyapı yatırımları ve arabuluculuk çabaları, bu kararlarla tehdit altındadır. İsrail’in hamlesi, Türkiye’nin Afrika Boynuzu’ndaki etkisini sınırlama potansiyeli taşımaktadır. Ayrıca Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ndeki ticaret rotaları, enerji sevkiyatları ve liman projeleri Bab’ül-Mendep’in güvenliğine bağlıdır. Dolayısıyla, ilişki bölgesel rekabeti artırma riski barındırmaktadır.
Türkiye açısından Somaliland, İsrail ile kurduğu yakın diplomatik ilişkiler ve Somali’nin toprak bütünlüğünü ihlal eden ayrılıkçı statüsü nedeniyle bir “de facto özerk bölge” olarak değerlendirilmektedir. Zaten bu yakınlaşma, Türkiye’nin Somali ile derin askeri ve ekonomik bağlarını tehdit ettiği için stratejik bir meydan okuma olarak görülmekte olduğundan, Türkiye Somali’nin egemenliğini uluslararası platformlarda kararlılıkla savunmaya devam etmektedir.
SOMALILAND-İSRAIL ILIŞKILERINI SADECE DIPLOMATIK BIR ARGÜMAN VE SIYASI BIR OLGU OLARAK DEĞERLENDIREBILMEMIZ MÜMKÜN DEĞILDIR. ZIRA BU ILIŞKI, KÜRESEL GÜÇ MÜCADELESININ, AFRIKA BOYNUZU BÖLGESINDEKI YENI BIR SAFHASINI TEŞKIL ETMEKTEDIR. BAB’ÜL-MENDEP’IN KONTROLÜ, ENERJI AKIŞLARI VE TICARET ROTALARINI BELIRLEYEN STRATEJIK ÖNEME SAHIPTIR. İSRAIL BU HAMLEYLE BÖLGEDEKI KONUMUNU GÜÇLENDIRIRKEN, SOMALILAND VAROLUŞ MÜCADELESINDE ÖNEMLI BIR MÜTTEFIK KAZANMAKTADIR. TÜRKIYE AÇISINDAN, BU GELIŞME CIDDI BIR UYARI NITELIĞI TAŞIMAKTADIR. LAKIN, KONTRA STRATEJIK HAMLELERLE, PROAKTIF DIPLOMASI VE KARARLI POLITIKALARLA AFRIKA BOYNUZU’NDAKI VARLIĞIMIZI KORUMAMIZ VE BÖLGESEL LIDERLIĞIMIZI PEKIŞTIRMEMIZ MÜMKÜNDÜR.
SONUÇ
Somaliland-İsrail yakınlaşması bölgesel istikrarı etkileyebilecek unsurlar içermektedir. Kısa vadede İsrail, Kızıldeniz güvenliğini güçlendirme imkânı elde ederken, Somaliland uluslararası yalnızlıktan kısmen sıyrılmaktadır. Uzun vadede ise tanınma sürecinin hızlanması mümkün olmakla birlikte, Afrika’daki ayrılıkçı hareketler için emsal teşkil etme kaygısı ve Eş-Şebab tehdidi gibi faktörler istikrarsızlık riskini yükseltmektedir.
Türkiye’nin bu süreçte izleyebileceği politika önerilerimiz şu şekildedir: Birincisi, diplomatik çabaları yoğunlaştırmak. Bu doğrultuda Birleşmiş Milletler, Afrika Birliği ve diğer platformlarda Somali’nin egemenliğini savunarak çok taraflı destek sağlamak. İkincisi, Mogadişu’ya yönelik desteği artırmak için, askeri eğitim ve güvenlik işbirliğini genişleterek Somali’nin birliğini pekiştirmek. Üçüncüsü, ekonomik alternatifler geliştirmek amacıyla Somali limanlarını güçlendirerek yatırımları çeşitlendirmek. Dördüncüsü, bölgesel ittifakları güçlendirmek için, Mısır, Cibuti ve Katar ile koordinasyonu artırarak dengeli bir yaklaşım benimsemek. Beşincisi, Kızıldeniz güvenliği için uluslararası girişimlere öncülük etmek ve çok uluslu koalisyonlarda daha aktif rol üstlenerek ticaret rotalarını korumak.
Nihayetinde, Somaliland-İsrail ilişkilerini sadece diplomatik bir argüman ve siyasi bir olgu olarak değerlendirebilmemiz mümkün değildir. Zira bu ilişki, küresel güç mücadelesinin, Afrika Boynuzu bölgesindeki yeni bir safhasını teşkil etmektedir. Bab’ül-Mendep’in kontrolü, enerji akışları ve ticaret rotalarını belirleyen stratejik öneme sahiptir. İsrail bu hamleyle bölgedeki konumunu güçlendirirken, Somaliland varoluş mücadelesinde önemli bir müttefik kazanmaktadır. Türkiye açısından, bu gelişme ciddi bir uyarı niteliği taşımaktadır. Lakin, kontra stratejik hamlelerle, proaktif diplomasi ve kararlı politikalarla Afrika Boynuzu’ndaki varlığımızı korumamız ve bölgesel liderliğimizi pekiştirmemiz mümkündür. Önümüzdeki dönem, bu ilişkilerin somut sonuçlarını ve bölgesel yansımalarını ortaya çıkaracaktır.
KAYNAKÇA
- ABDULLAHİ, Abdurahman (2024). Somali Tarihini Anlamlandırmak, Afrika Vakfı Yayınları, Ankara.
- EREN, Süleyman (2025). Türkiye Kamu Diplomasisi Ekseninde Afrika Açılım Politikası: Değerler, Fırsatlar, Yardımlar, Nobel Akademik Yayıncılık, Ankara.
- KERR, Gordon (2023). Kısa Afrika Tarihi, Say Yayınları, İstanbul.
- ÖZMEN, Ahmet (2021). Afrika Uygarlıkları, Siyah Beyaz Yayınları, İstanbul.
- TEPECİKLİOĞLU, Elem Eyrice (2019). Türk Dış Politikasında Afrika: Temel Dinamikler, Fırsatlar ve Engeller, Nobel Akademik Yayıncılık, Ankara.
- TÜRK, Osman (2024). Afrika’da Bölgesel Güvenlik ve Terör, Nobel Akademik Yayıncılık, Ankara.