AFRİKA BOYNUZU’NDA JEOPOLİTİK MÜCADELE

AFRİKA BOYNUZU’NDA JEOPOLİTİK MÜCADELE

SOMALILAND STRATEJIK KONUMU NEDENIYLE BÜYÜK GÜÇLERIN YOĞUN REKABETINE SAHNE OLMAKTADIR. KIZILDENIZ’IN GIRIŞ KAPISI OLARAK KÜRESEL TICARET VE ENERJI ROTALARININ KRITIK NOKTASINDA YER ALMAKTADIR. BAB’ÜL MENDEB BOĞAZI’NDAN GEÇEN GEMILER, DÜNYA TICARETININ ÖNEMLI BIR KISMINI TAŞIR VE BU KORIDOR, AVRUPA, ASYA ILE AFRIKA ARASINDA VAZGEÇILMEZ BIR KÖPRÜ GÖREVI GÖRMEKTEDIR. BÖLGE, TARIH BOYUNCA IMPARATORLUKLARIN VE TICARET YOLLARININ KESIŞIM NOKTASI OLURKEN, BUGÜN ÇIN, ABD, TÜRKIYE, BIRLEŞIK ARAP EMIRLIKLERI, SUUDI ARABISTAN, RUSYA VE SON OLARAK İSRAIL GIBI AKTÖRLERIN NÜFUZ ALANINA DÖNÜŞMÜŞTÜR. 21. YÜZYILIN IKINCI ÇEYREĞI BAŞLARKEN, BU REKABET YENI BIR BOYUT KAZANMIŞ VE BÖLGEYI ISTIKRARSIZLIĞIN EŞIĞINE GETIRMIŞTIR.

Afrika Boynuzu esasen “Horn of Africa” olarak bilinen bölgeyi teşkil etmektedir. Afrika kıtasının kuzeydoğusunda yer alan ve haritada doğuya doğru uzanan sivri bir yarımada şeklindedir. Bu coğrafi yapı, gergedan boynuzuna benzerliği nedeniyle “boynuz” adını almaktadır. Temel olarak Etiyopya, Somali, Eritre, Cibuti’yi kapsamaktadır. Hatta daha geniş tanımlarda Somaliland’a, Kenya’nın kuzey kesimleri veya Sudan’ın doğu sınırları da eklenmektedir. Lakin bölgeyi oluşturan çekirdek dört ülke değişmemektedir. Bölge, stratejik konumu nedeniyle büyük güçlerin yoğun rekabetine sahne olmaktadır. Kızıldeniz’in giriş kapısı olarak küresel ticaret ve enerji rotalarının kritik noktasında yer almaktadır. Bab’ül Mendeb Boğazı’ndan geçen gemiler, dünya ticaretinin önemli bir kısmını taşır ve bu koridor, Avrupa, Asya ile Afrika arasında vazgeçilmez bir köprü görevi görmektedir. Bölge, tarih boyunca imparatorlukların ve ticaret yollarının kesişim noktası olurken, bugün Çin, ABD, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Rusya ve son olarak İsrail gibi aktörlerin nüfuz alanına dönüşmüştür. 21. yüzyılın ikinci çeyreği başlarken, bu rekabet yeni bir boyut kazanmış ve bölgeyi istikrarsızlığın eşiğine getirmiştir.

Bölgenin stratejik değeri, elbette jeopolitik konumundan kaynaklanmaktadır. Zira, Kızıldeniz, Süveyş Kanalı üzerinden Akdeniz’e bağlanır ve Aden Körfezi ile Hint Okyanusu’na açılır. Dolayısıyla bu rota, petrol ve doğal gaz taşımacılığının yanı sıra küresel tedarik zincirlerinin ana arteri haline gelmiştir. Ancak Yemen’deki Husiler’in saldırıları, 2023’ten beri bu rotayı tehdit etmektedir. 2025’te Husiler’in Kızıldeniz’deki gemilere yönelik saldırıları, deniz taşımacılığı ücretlerini arttırmış ve birçok şirketi Ümit Burnu rotasına yöneltmiştir. Bu durum, Afrika Boynuzu ülkelerinin limanlarını alternatif olarak öne çıkarırken, aynı zamanda güvenlik risklerini yükseltmiştir. Husiler’in İran desteğiyle gerçekleştirdiği eylemler, bölgeyi Orta Doğu çatışmalarının uzantısı yapmakta ve Afrika boynuzu hattındaki ülkeleri dolaylı olarak etkilemektedir.

Etiyopya, Afrika Boynuzu’nun demografik ve ekonomik devi olarak deniz erişimi arayışını kararlılıkla sürdürmektedir. Kara ülkesi olmanın getirdiği yükler, ticaretin büyük kısmının Cibuti limanlarından geçmesi ve bunun yıllık milyarlarca dolar tutan maliyeti, Etiyopya yönetimini alternatif arayışlara itmektedir. Öte yandan, 2024’te Somaliland ile imzalanan mutabakat muhtırası, Berbera limanında erişim hakkı verirken Somali’nin sert tepkisine yol açmıştır. Mogadişu yönetimi bu durumu “Somali’nin egemenliğini ihlal” olarak nitelendirdiği için, gerilim hızla tırmanmaktadır. Bu yüksek gerilimli sürece rağmen, Türkiye’nin arabuluculuğunda Aralık 2024’te imzalanan Ankara Bildirisi, Etiyopya’ya Somali egemenliği altında güvenli deniz erişimi sözü vermiş ve teknik müzakereleri başlatmıştır. Bu anlaşma, kısa vadede gerilimi azaltmış görünse de esasen Somaliland mutabakatının geleceğini belirsiz kılmaktadır. Nitekim, 2025’te teknik görüşmeler devam ederken, Etiyopya kendi iç çatışmalarıyla, ağırlıklı olarak da Oromia ve Amhara bölgelerindeki isyanlarla uğraşmış ve deniz erişimi talebini ekonomik kalkınma argümanıyla savunmuştur.

26 Aralık 2025’te İsrail’in Somaliland’ı ilk BM üyesi ülke olarak tanıması, Afrika Boynuzu’ndaki dengeleri kökten değiştirmiştir. Bu hamle, diplomatik bir jestten öte stratejik bir adımdır. Çünkü İsrail, Kızıldeniz’de Husiler’e karşı pozisyon güçlendirmeyi, BAE’nin Berbera yatırımlarını destekleyerek, Abraham Anlaşmaları ruhunda yeni ittifaklar kurmayı hedeflemektedir. Hatırlatalım; Berbera yatırımları, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Afrika Boynuzu’ndaki en stratejik hamlelerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Dubai merkezli DP World şirketi aracılığıyla 2016’da Somaliland hükümetiyle imzalanan 442 milyon dolarlık anlaşma kapsamında, Berbera Limanı’nın 30 yıl süreyle işletilmesi ve modernleştirilmesi üstlenilmiştir. Bu sayede, DP World şirketi % 51 civarı bir hisseye sahip olurken, Berbera limanı yeni konteyner terminali, 400 metrelik rıhtım, vinçler ve yıllık 500.000 konteyner kapasiteyle bölgesel ticaret merkezi haline getirilmiştir.

Somaliland Devlet Başkanı Abdurrahman Muhammed Abdullahi, bu tanıma ile uluslararası izolasyondan çıkma emeli taşımaktadır. Lakin Somali, Türkiye, Mısır, Arap Birliği ve Afrika Birliği üyeleri bu duruma sert tepki göstermektedir. Hatta Mogadişu bunu “egemenlik ihlali” olarak görmektedir ve Afrika Birliği üyeleri çoğunlukla, Somali’nin toprak bütünlüğünü savunmaktadır. Etiyopya ise temkinli bir tutum sergilerken ve Somaliland ile ilişkilerini korurken Somali ile uzlaşmayı riske atmamayı tercih etmektedir. Tabii, artık gayet barizdir ki; İsrail’in bu adımı, Husiler’e karşı güvenlik çıkarlarını pekiştirirken, bölgeyi vekalet savaşlarının yeni arenası haline getirmiştir.

ERITRE, BU KARMAŞIK DENKLEMDE KILIT ROL OYNAMAKTADIR. ERITRE YÖNETIMI, ETIYOPYA ILE YAŞANAN GEÇMIŞ SAVAŞLARIN GÖLGESINDE, MISIR VE SOMALI’YLE YAKINLAŞMAYI TERCIH ETMEKTEDIR. AYRICA, 2025’TE ERITRE’NIN SUDAN IÇ SAVAŞINDA SUDAN SILAHLI KUVVETLERI’NE OLAN DESTEĞI, SINIR GERILIMLERINI ARTTIRMIŞTIR. DEVLET BAŞKANI ISAIAS AFEWERKI, ETIYOPYA’NIN ASSAB LIMANI TALEPLERINI REDDETMIŞ VE “EGEMENLIK IHLALI” OLARAK NITELENDIRMIŞTIR. ZIRA, ETIYOPYA’NIN ASSAB LIMANI TALEBI, ERITRE’NIN 1993’TE BAĞIMSIZLIĞINI KAZANMASINDAN BERI, DENIZE ERIŞIMI OLMAYAN ETIYOPYA’NIN EN HASSAS JEOPOLITIK MESELELERINDEN BIRI OLARAK ÖNE ÇIKMIŞTIR.

Eritre, bu karmaşık denklemde kilit rol oynamaktadır. Eritre yönetimi, Etiyopya ile yaşanan geçmiş savaşların gölgesinde, Mısır ve Somali’yle yakınlaşmayı tercih etmektedir. Ayrıca, 2025’te Eritre’nin Sudan iç savaşında Sudan Silahlı Kuvvetleri’ne olan desteği, sınır gerilimlerini arttırmıştır. Devlet Başkanı Isaias Afewerki, Etiyopya’nın Assab limanı taleplerini reddetmiş ve “egemenlik ihlali” olarak nitelendirmiştir. Zira, Etiyopya’nın Assab Limanı talebi, Eritre’nin 1993’te bağımsızlığını kazanmasından beri, denize erişimi olmayan Etiyopya’nın en hassas jeopolitik meselelerinden biri olarak öne çıkmıştır. Zaten Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed Ali ve ekibi, Assab’ı tarihsel olarak Etiyopya’nın ana limanı olarak görmekte olup; bu limanı ekonomik kalkınma için “varoluşsal zorunluluk” diye nitelendirerek ve yeniden erişim talep ederek, uluslararası arabuluculukla veya yasal yollarla geri alınmasını gündeme getirmiştir. Bu talepleri, Eritre tarafından egemenlik ihlali olarak görüldüğü için reddedilmiş ve 2025 sonlarında karşılıklı sert açıklamalarla gerilim savaşın eşiğine taşımıştır. Son süreçte, Eritre ve Etiyopya arasında sınırda askeri yığınak durumu mevcuttur ve savaş riski çok yüksektir. Tüm bunlara ilaveten, Eritre yönetimi, BAE ve Mısır ile ilişkilerini güçlendirirken, Etiyopya yönetimi tarafından, “Etiyopya’yı destabilize etmekle” suçlanmaktadır. Özellikle, Tigray bölgesindeki güç mücadeleleri, Eritre’nin vekil aktörlerle temasını kolaylaştırırken, bölgesel istikrarsızlığı da derinleştirmektedir.

Cibuti ise küçük yüzölçümüne rağmen yabancı üslerin merkezi olmuş durumdadır. ABD, Çin, Fransa, Japonya, İtalya ve Suudi Arabistan burada konuşlanmaktadır. Hatta Çin’in bölgedeki ilk üssü Cibuti’de yer almaktadır. Tabii bu durum, Çin’in Kuşak ve Yol girişiminin Afrika ayağını güçlendiren bir etkendir. ABD’nin Camp Lemonnier üssü ise, terörle mücadele operasyonlarının merkezi konumundadır. Elbette bu üsler, başlangıçta korsanlık faaliyetlerine ve Somali açısından büyük bir güvenlik tehdidi olan Eş-Şebab terörüne karşı kurulsa da, artık bölgedeki hegemonya rekabetinin sembolü haline gelmiştir. Öte yandan, Cibuti’nin bu bölgesel denklemdeki tarafsızlığı, ekonomik kazanımlarını arttırmaktadır.

Körfez ülkeleri, bölgeye yönelik oldukça farklı bir hibrit strateji izleyerek, liman yatırımları ve askeri varlıklar sayesinde, bölgesel nüfuzlarını genişletmektedir. BAE, Berbera limanını DP World şirketi aracılığıyla işletmekte ve bu sayede Kızıldeniz’de hakimiyet alanını genişletmeyi amaçlamaktadır. Suudi Arabistan ise Cibuti ve Sudan’da yaptığı yatırımlarla bölgedeki nüfuzunu arttırmayı hedeflemektedir. Bu ortam ve şartlarda Türkiye, Somali’ye odaklanmış durumdadır. Mogadişu’daki Somali Türk Görev Komutanlığı üssü, Afrika’daki en büyük Türk askeri varlığı konumundadır. Ankara, Somali ordusunu eğitirken, insani yardım sağlamakta ve enerji anlaşmaları imzalamaktadır. Bu rasyonel hamleler, Türkiye’yi Afrika Boynuzu’nda kalıcı aktör yaparken, aynı zamanda İsrail’in Somaliland hamlesine karşı Somali’yi destekleyen bir konsensüsün oluşumuna zemin hazırlamaktadır.

Çin’in bölgedeki rolü genellikle ekonomi ağırlıklıdır. Cibuti üssüyle askeri varlık gösterirken, altyapı yatırımlarıyla nüfuzunu arttırmaktadır. Rusya ise, boş durmayarak fırsat kollamakta olup, Sudan’da deniz kıyısı üssü kurma anlaşmaları yapmaktadır. ABD, Trump’ın ikinci döneminde batı yarımküre ağırlıklı politikalara yöneldiğinden, Afrika boynuzu bölgesini ikinci plana atar görünse de, bölgedeki askeri unsurlarıyla, DEAŞ ve Eş-Şebab terör örgütleriyle mücadele alanında varlığını korumaktadır. U.S.A. AFRICOM(Amerika Birleşik Devletleri Afrika Komutanlığı) Somali hükümeti ile koordineli şekilde operasyonlarını sürdürmektedir. Özellikle 2025 yılında, AFRICOM çok yoğun hava operasyonları gerçekleştirmiştir. 2026 yılında, bu operasyonların artan bir ivmeyle devam etmesi, kuvvetle muhtemeldir.

Elbette bu rekabetin altında ekonomik çıkarlar, güvenlik kaygıları ve vekalet savaşları yatmaktadır. Madenler, limanlar ve enerji rotaları bir yanda; DEAŞ ve Eş-Şebab terörü, Sudan iç savaşı ve Yemen Husiler’i diğer yanda dururken; Husiler’in 2025’teki saldırıları, Kızıldeniz trafiğini azaltmakta ve Afrika Boynuzu limanlarını alternatif hale getirmektedir. Fakat bu durum, dış müdahaleleri de arttırmaktadır. Üstelik, bölge ülkelerinin iç kırılganlıkları tüm hızıyla devam etmektedir. Etiyopya’nın etnik çatışmaları ciddi bir güvenlik krizidir. Somali’nin federal açıdan zayıflığı ve Mogadişu yönetiminin, eyaletlerle (özellikle Puntland ve Jubaland) derin siyasi gerilimler yaşaması nedeniyle, ülke genelinde somut bir kamu otoritesi tam anlamıyla sağlanamamaktadır. Ayrıca, Eş-Şebab terör tehdidi karşısında güvenlik kapasitesi sınırlıdır. Bu kırılganlık, dış yardıma aşırı bağımlılık, kurumların zayıflığı ve seçim süreçlerindeki bölünmelerle daha da derinleşir; istikrarı tehdit eden kronik bir durum olarak devam eder. Öte yandan, bölgenin bir diğer kilit ülkesi olan Eritre’nin izolasyonu, dış aktörlerin manevra alanını genişleten etkenlerdir.

AFRIKA BIRLIĞI’NIN SINIRLARIN DEĞIŞMEZLIĞI ILKESI SAVUNUSU, TÜRKIYE’NIN ARABULUCULUĞU VE KÖRFEZ ÜLKELERININ REKABET YERINE IŞBIRLIĞI KONSEPTI AFRIKA BOYNUZUNDA ANAHTAR IŞLEVI GÖRECEKTIR. ETIYOPYA’NIN DENIZ ERIŞIMI TALEBI MEŞRUDUR. ANCAK KOMŞULARIN EGEMENLIĞINI ZEDELEMEDEN ÇÖZÜLMELIDIR. ANKARA BILDIRISI GIBI GIRIŞIMLER UMUT VERIRKEN, İSRAIL’IN SOMALILAND’I TANIMASI VE ERITRE-ETIYOPYA GERILIMI, BÖLGEDEKI RISKLERI HAD SAFHAYA ÇIKARMIŞTIR.

SONUÇ

Nihayetinde çıkış yolu, bölgesel entegrasyondan ve diplomatik çabaların artan bir ivmeyle sürdürülmesinden geçmektedir. Afrika Birliği’nin sınırların değişmezliği ilkesi savunusu, Türkiye’nin arabuluculuğu ve Körfez ülkelerinin rekabet yerine işbirliği konsepti Afrika boynuzunda anahtar işlevi görecektir. Etiyopya’nın deniz erişimi talebi meşrudur. Ancak komşuların egemenliğini zedelemeden çözülmelidir. Ankara Bildirisi gibi girişimler umut verirken, İsrail’in Somaliland’ı tanıması ve Eritre-Etiyopya gerilimi, bölgedeki riskleri had safhaya çıkarmıştır. Ayrıca uluslararası kamuoyu, Husiler’in saldırılarını durdurmak için diplomatik baskıyı sürdürmek zorunda kalmıştır.

Sonuç olarak, Afrika Boynuzu’ndaki zorlu jeopolitik mücadele küresel dengeleri doğrudan etkilemektedir. Bölge, istikrar ve kalkınma merkezi olamazsa, yeni kaos havzası haline gelecektir. Dolayısıyla bölge ülkeleri, büyük güçlerin pasif unsuru olarak konumlanmak yerine, kendi ulusal çıkarlarına göre bir jeopolitik siyaset izlemek durumundadırlar.

KAYNAKÇA

  • CLAUSEWITZ, Carl Von (2024). Savaş Üzerine, Alfa Yayınları, İstanbul.
  • DENİZ, Tarkan (2022). Uluslararası Bir Sorun Olarak Deniz Haydutluğu: Somali Örneği, KDY Yayıncılık, İstanbul.
  • EREN, Süleyman (2025). Türkiye Kamu Diplomasisi Ekseninde Afrika Açılım Politikası: Değerler, Fırsatlar, Yardımlar, Nobel Akademik Yayıncılık, Ankara.
  • KERR, Gordon (2023). Kısa Afrika Tarihi, Say Yayınları, İstanbul.
  • ÖZMEN, Ahmet (2021). Afrika Uygarlıkları, Siyah Beyaz Yayınları, İstanbul.
  • TEPECİKLİOĞLU, Elem Eyrice (2019). Türk Dış Politikasında Afrika: Temel Dinamikler, Fırsatlar ve Engeller, Nobel Akademik Yayıncılık, Ankara.
  • TÜRK, Osman (2024). Afrika’da Bölgesel Güvenlik ve Terör, Nobel Akademik Yayıncılık, Ankara.