(REŞİD EFENDİ) VE İSTİHBARAT FAALİYETLERİ Sahte Derviş Arminius Vambery

(REŞİD EFENDİ) VE İSTİHBARAT FAALİYETLERİ Sahte Derviş Arminius Vambery

1.II. ABDÜLHAMİT DÖNEMİ ORTA ASYA SİYASETİ

XIX. yüzyılda, Sanayi Devrimi ile birlikte Batılı devletler, ulaştırma teknolojilerinde meydana gelen gelişmeler ile birlikte hammadde ihtiyacının ortaya çıkması ile birlikte uzak coğrafyalarda sömürge alanları aramaya başlamışlardır. Bu ülkelerin 1850 yılından itibaren Müslüman coğrafyasında da sömürge faaliyetleri hızlanmış, bu tehdit durumu bölgelerde Müslümanlar’da korunma ihtiyacı ile ittihad duygusunun gelişmesine sebep olmuştur. Bu yıllarda Orta Asya’dan ve diğer yerlerden bir çok heyet ve temsilci İstanbul’a gelerek Osmanlı İmparatorluğu’ndan ve halifeden yardım ve destek istemiştir.1

Bu sebeplerle; yüzyıllardır çok aktif olmayan halifelik kurumu XIX. yüzyılın ikinci yarısında, Müslümanların özgürlük ve yenilik beklentilerinin odağı haline gelmiştir. Ruslar, Kırım ve Kazan’ın ardından 1806-1875 yılları arasında ilk önce Azerbaycan’ı ele geçirmişler sonra Orta Asya’da bulunan diğer Hanlıklara doğru harekete geçmişlerdir. Bu durum bölge halklarının Türklük ve İslamlık kimliğine sarılmalarına sebep olmuştur. Ortaya bu kimliğe göre tarif edilen bir durum çıkmıştır. Bu vaziyet Rusya tehdidi ile ortaya çıkan topluluklarda kendiliğinden tebarüz eden doğal bir gelişmedir.2

“İttihâd-ı İslâm” deyimi ilk kez 10 Mayıs 1869 tarihinde Londra’da yayınlanan Hürriyet gazetesinde yer almıştır. Gazeteyi yeni Osmanlılılar neşretmektedir. Gazetede yer alan metinde; “Bugün hükümat-ı İslâmiye’nin hemen cümlesi inkȋrâz-ı küllȋ halinde olarak en büyük çarey-i hâlâsımız ittihaddır. Devlet-i aliyye en kuvvetli bulunmak cihetiyle mû’ta ve muktedâ olmaya lâyık odur” diye ifade edilmiştir. Özetle; İslam milletleri için özgürlüğün ve kurtuluşun çaresini birlik beraberlikte olduğu, bundan dolayı Osmanlı İmparatorluğu çatısı altında yani Devlet-i Aliyye önderliğinde birleşilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

İttihâd-ı İslâm düşüncesi Osmanlı gazetelerinde 1873 yılından itibaren derinlemesine tartışılmaya başlanılmıştır. Osmanlı’nın Orta Asya’da bulunan Kaşgar’a silah ve askeri personel gönderilmiş, Sumatra-Açe ele geçiren Hollanda uyarılmıştır. Diğer yandan Orta Asya’ya ilerleyen Rus yayılmacılığına karşı Orta Asya Hanlıklarına İstanbul’dan gönderilen görevli marifetiyle “birlik ve beraberlik” içinde olmaları uyarısı yapılmıştır. Görünen o ki II. Abdülhamit, izlediği dış siyasette merkeze halifelik makamını koymuştu. Bu siyasete göre; “halife unvanını, İmparatorluk içinde birliği sağlamak ve denizaşırı Müslümanların desteğini gerekirse Avrupa’ya karşı bile pekiştirmek için kullanacaktı.”3

İngilizler ve Fransızlar II. Abdülhamit’in İttihâd-ı İslâm düşüncesini tehlikeli buluyorlar ve bu durumun Hindistan üzerindeki hakimiyetlerini akamete uğratacağını düşünüyorlardı. Padişahın dünya genelinde İttihâd-ı İslâm düşüncesini hakim kılmak için “Pan-İslamist” bir hareketi aktive edeceğinin ve hayata geçireceğinin endişesini taşıyan istihbarat raporlarını merkezlerine yolluyorlardı Zaten Osmanlı padişahları uzun yüzyıllar boyunca Orta Asya Müslümanları ile ilişkilerini hilafet hukuku ve etkisi çerçevesinde sürdürmüşlerdi. Buhara Emiri Haydar; 1873’te Doğu Türkistanlı Yakup Han’ın Osmanlı korumasına girmek için bağlılık yemini etme çabasına cevaben; buna gerek bulunmadığı, Padişahın İslam halifesi olmasından dolayı kendilerinin tüm Müslümanların zaten Devlet-i Aliyye’ye bu yolla bağlı olduklarını beyan etmiştir.5

2.ARMİNİUS VAMBERY (REŞİD EFENDİ)’NİN ORTAYA ÇIKIŞI, KİŞİLİĞİ VE ORTA ASYA FAALİYETLERİ

Arminius Vambery 1832 yılında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'na bağlı bugünkü Slovakya sınırları içerisinde bulunan Szerdahely kasabasında Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir.6

Vambery’nin yabancı dillere olan yatkınlığı küçük yaşlarda ortaya çıkmıştır. Bu yatkınlıkla 16 yaşına kadar Macarca, Latince, Fransızca ve Almanca dillerini öğrenmiştir. Bu dillerin yanı sıra İngilizce, Rusça, Sırpça ve diğer Slav kökenli dilleri öğrenmiştir. Vambery aldığı eğitimler ve araştırmaya meraklı yaratılışı sayesinde Şarkiyatçı Baron Joseph von Hammer-Purgstall ile tanışmış ve onların takdirini kazanmıştır. Bu tanışma sayesinde; Türklere ve Türkçeye olan ilgisi sebebiyle ve Hammer’in desteği ve teşvik etmesiyle akademik olarak tek bir alana yani Türkoloji alanına yönelmesine sebeb oldu.7

Bu yıllarda İngiltere ve Rusya, Orta Asya Hanlıklarını tahakküm altına almak için yarış içine girdiler. İngiltere bu yarışta öne geçmek için bütün gayretini gösteriyordu. Tam bu noktada Orta Asya ile ilgili oluşturulan ekonomik, askeri, toplumsal yapı ve dini-mezhebi yapılanmalar konulu seyahatname ve raporlar Avrupa devletleri için çok önemli hale gelmişti. Bu rapor ve bilgiler elçiler kanalı veya maceracı gezgin kişiler tarafından iletiliyordu. Esasen bu raporlar ve bilgiler oluşturulacak strateji için ciddi bir istihbarat niteliğindeydi. Bu ilgi ve talep maceracı kişiliği nedeniyle Arminius Vambery’yi de bu bakir ve zor alanda çalışmaya sevk etti.8

Maceracı kişiliği, iyi bir Türkolog olma amacı ve hocası Hammer’in teşviki ve Baron Jozsef Eötvös’ün mali desteği ile 1857’de deniz yoluyla İstanbul’a gitmek üzere harekete geçti. Gemide şans eseri Osmanlı bürokrasisinden kişilerle tanışmıştı. Bu tanışma İstanbulda kendisi için bir çevre kurmasını hızlandırmıştır. Bugünden bakıldığında bu tanışma hikayesi ilk görünüşte doğal bir tesadüf gibi gözükse de bir kurmacanın sonucu olma ihtimali bulunmaktadır.

VAMBERY’NIN YABANCI DILLERE OLAN YATKINLIĞI KÜÇÜK YAŞLARDA ORTAYA ÇIKMIŞTIR. BU YATKINLIKLA 16 YAŞINA KADAR MACARCA, LATINCE, FRANSIZCA VE ALMANCA DILLERINI ÖĞRENMIŞTIR. BU DILLERIN YANI SIRA İNGILIZCE, RUSÇA, SIRPÇA VE DIĞER SLAV KÖKENLI DILLERI ÖĞRENMIŞTIR. VAMBERY ALDIĞI EĞITIMLER VE ARAŞTIRMAYA MERAKLI YARATILIŞI SAYESINDE ŞARKIYATÇI BARON JOSEPH VON HAMMER-PURGSTALL ILE TANIŞMIŞ VE ONLARIN TAKDIRINI KAZANMIŞTIR. BU TANIŞMA SAYESINDE; TÜRKLERE VE TÜRKÇEYE OLAN ILGISI SEBEBIYLE VE HAMMER’IN DESTEĞI VE TEŞVIK ETMESIYLE AKADEMIK OLARAK TEK BIR ALANA YANI TÜRKOLOJI ALANINA YÖNELMESINE SEBEB OLDU.

Vambery gemide başlayan tanışma sonrasında İstanbul’da saraya yakın enttelektüel bir çevre içinde oldukça ilgi gördü ve bu safhada Türkçesini geliştirdi. Mithat Paşa’nın da aralarında olduğu Osmanlı üst düzey yöneticileriyle sık sık buluşmalar gerçekleştirdi. Bunlardan Hüseyin Daim Paşa9 ile tanıştı ve onun sarayına oğluna Fransızca öğretmek amacıyla yerleşi. Hüseyin Daim Paşanın konağında ikameti sonrasında kendisine bizzat paşa tarafından “Reşid Efendi” ismi verilmiştir. Hüseyin Daim Paşa daha sonra14 Eylül 1859 tarihinde, tarihimizde “Kuleli Vak’ası” olarak bilinen darbe teşebbüsünden sonra idama mahkum edilecektir.

Artık İstanbul’da Reşit Efendi olarak tanınmaktadır.Vambery (Reşid Efendi) Hüseyin Daim Paşa’nın konağında daha sonra Kuleli Vak’asında ismi geçen Bayezid Medresesi müderrisi Şeyh Ahmet ile tanışır. Şeyh Ahmet onu oldukça etkilemiştir. Şeyh Ahmet hakkında Vambery “Bu Ahmet Efendi herkesten daha çok beni Avrupalıdan Asyalıya dönüştüren adamdır” şeklinde bahsetmiştir.10 Daha sonra ders vermek için Sadık Rıfat Paşa’nın konağına geçti. Bu konaklarda Osmanlı yaşam sistemini, hayat tarzını, örf adet ve gelenekleri öğrendi. Bu süreçte ünü saraya kadar ulaşmıştı. Sultan Abdülhamit’in kız kardeşi Fatma Sultan’a Fransızca dersleri verdi ve bu sırada Sultan II. Abdülhamit ile tanıştı.

Vambery İstanbul’da dört yıl kaldıktan sonra Macaristana döndü, orada Türkiye ve Osmanlı hakkında konferanslar verdi. Amacı Orta Asya seyahatine çıkmak idi. Macaristan’da mali destek temin ederek bir Orta Asya seyahati için yeniden İstanbul’a döndü.

İstanbul’a bu ikinci gelişi, derviş kılığından Orta Asya seyahatine çıkmasına kapı aralamıştır.11 Orta Asya yolculuğu (1861-1864) sırasında kendisini bir derviş olarak tanıtarak, halk ve yöneticiler nezdinde güven kazanmayı başarmıştır. Derviş kimliği ve bir ayağının aksaması ona yalnızca bölge içinde rahat hareket etme değil, aynı zamanda şüphe uyandırmadan farklı şehir ve toplum katmanlarına nüfuz edebilme avantajı sağlamıştır. Yolculuğu esnasında konaklanılan hanlar, tekkeler ve tasavvuf çevreleri onun için hem barınma alanı hem de bir tür iletişim ve bilgi ağı işlevi görmüştür. Bu mekânlar aracılığıyla toplumsal düzen, idari yapı ve politik atmosfer hakkında gözlem yapabilmiş; edindiği bilgileri zihninde tutmuş, şüphe çekmemek için yanında kalem kağıt bulundurmamış daha sonra sistematik biçimde kayda geçirmiştir. Bu durum, derviş figürünün yalnızca dinî değil, aynı zamanda stratejik ve sosyo-politik bir işlev taşıyabildiğini göstermektedir.12 Halkın dervişlere ve sakatlara saygısı ve tekke ağının önemi onu bu yöntemi kullanmaya sevk ettiği söylenebilir.

Seyahat sırasında Vambery’nin derviş kıyafeti, islami ve tasavvufi kusursuz denebilecek seviyede bilgisi kabul görmüştür. Ancak gariptir ki sadece teninin beyazlığı seyahat sırasında şüphe uyandırmıştır. Ancak derin İslami bilgisi sayesinde bu şüphesi savmıştır.Vambery seyahatnamesinde bu garip durumu şöyle anlatır: “Satılık Ahund denilen gerçekten bilgin ve saygın diğer bir zatlada dostluk kurdum. İlk görüşmemizde doğru inancın kaynağı olan Rum ülkesinin halkından halis bir Müslümanla görüşmeyi nasip ettiği için Cenab-ı Hakk'a şükretti. Bu sırada bizi izleyenlerden biri, tenimin beyazlığı hakkında bazı düşünceler ileri sürerek bana hitaben, "Ey güzel hoca, aslında Müslümanlann rengi böyleydi. Zamanımızda Cenab-ı Hak bu rengi yalnız Batı ülkelerindeki iman ehline nasip etmiştir" diye bağırdı.13

Vambery’nin Orta Asya seyahati sırasında bir Rus diplomatın Vambery ile ilgili sorusuna Buhara yöneticisi Rahmet Bi şöyle cevap vermiştir.” “sahte dervişin sırrını çözdüğünü, ama İslam teolojisi hakkındaki bilgisinden çok etkilendiği için bunu açıklamayı asla düşünmediğini söyledi”.14 Vambery seyahatini 1864 yılında tamamlamıştır. Seyahat sırasında üzerinde kalem ve kağıt bulundurmamıştır.

Vambery, Herat üzerinden Avrupa’ya dönüşünde elde ettiği bilgileri, kendisine daha önce yapılan teklife binaen İngiltere adına bir rapor halinde hazırladı ve İngiliz Başbakanı Palmerston’a sundu.15 İngilterede yaptığı çalışmalarda Türklere hayran olduğunu müteaddit defalar ifade etmiş ve Türkleri “iftiraya ve gadre uğramış bir millet”olarak anlatmıştır. Bu durum Sultan Abdülhamit’in dikkatini çekmiş ve kendisini 1880 yılında istanbul’a davet etmiştir. Vambery’nin bu davete icabeti İngiltere tarafından “satın alındığı” şeklinde değerlendirildi. Bu seyahatte Sultan Abdülhamit ile oldukça yakınlaştı. Fakat İngiltere ile irtibatı devam ettiği için Sultan II. Abdülhamitin “sen onlardansın” şeklinde sitemine maruz kalmıştır. Sultan II. Abdülhamit’in bazı bilgileri Vambery ile paylaştığı bilinse de Osmanlı Devleti lehine ajanlık yapıp yapmadığı konusunda bir netlik ve kesinlik yoktur.16

Vambery, İngiliz Dışişleri Bakanlığına yazdığı mektuplarda; “Üzülerek söyleyeyim ki, yıllar önce Yıldız’ın entrikaları hakkında yaptığım uyarılar dikkate alınmadı... İttihad-ı İslâm hiç bir zaman II. Abdülhamit zamanında olduğu kadar kuvvetli olmamıştır, dediğim zaman kesinlikle mübalağa değildi.... Eğer planlarına karşı erken tedbirler alınmaz ise Sultan sürpriz sonuçlar elde edebilir” şeklinde ifadeler kullanmıştır.17 Bu yazışma trafiği iki tarafı da idare ettiği şüphesini uyandırmaktadır.

Vambery ilginç bir kişiliktir onun hakkında Siyonizmin ünlü lideri Theodor Herzl18 günlüğünde şöyle demiştir: “Yetmiş yaşını aşkın bu topal Macar Musevisinin şahsında dünyanın en ilginç insanlarından birini tanıdım.· Kendisinin Türk mü, yoksa İngiliz mi olduğuna bir türlü karar veremeyen bu insan, Almanca kitap yazmakta, oniki dili aynı akıcılıkta konuşmaktadır; ayrıca ikisine ruhban olarak bağlandığı beş din değiştirdiğini iddia etmektedir. Bana Şark'ın binbir muammas ını ve Padişah'la olan ilişkisini anlattı. Bana tümüyle güvenerek kendisinin Türkiye'nin ve İngiltere'nin gizli ajanı olduğunu söyledi. Musevile re düşman olan bir toplumda çektiği sıkıntıları anlatarak Maca ristan'daki öğretim üyeliğinin göstermelik olduğundan sözetti.”19 

 

 

Theodor Herzl Vambery’yi ; "dünyanın en ilginç insanlarından birinin kişil iğini oluşturan daha başka nitelikleri de var: otuz üç dereceli masonluk, siyonizmin sadık hizmetkarlığı, sahte dervişlik, gezginli k” sözleriyle anlatmıştır.

 

 

Armenius Vamb ery belli ki her iki tarafı bilgilendiren paraya düşkün bir kişiliktir. Osmanlı arşivlerinde ( BOA. YA.HUS.220-32 (12-4-1306) numara (EK) ve tarih ile kayıtlı bulunan bir belgeye göre ihtimaldir ki Osmanlı aleyhine neşredeceği bir risale için neşretmeme karşılığında para istediği anlaşılmaktadır. Belgenin özeti ve başlığı şöyledir:

 

 

“Vambery’nin kaleme aldığı risale için ikiyüz lira tazminat verildiği taktirde, tab ve neşretmeyeceğini, ve bu husuta cevap beklediğini, Viyana Osmanlı Sefirine söylediğini, ve bu hususta müşkilata maruz kalırsa risaleyi neşretmek üzere Londra’ya gideceği..”

“Vambery’nin kaleme aldığı risale için ikiyüz lira tazminat verildiği taktirde,- tab ve neşretmeyeceğini,ve bu hususta cevap beklediğini,Viyana Osmanlı Sefirine söylediğini,ve bu husuta müşkilata maruz kalırsa risaleyi neşretmek üzere Londra’ya gideceği..” (16-12-1888)

MACERACI KIŞILIĞI, IYI BIR TÜRKOLOG OLMA AMACI VE HOCASI HAMMER’IN TEŞVIKI VE BARON JOZSEF EÖTVÖS’ÜN MALI DESTEĞI ILE 1857’DE DENIZ YOLUYLA İSTANBUL’A GITMEK ÜZERE HAREKETE GEÇTI. GEMIDE ŞANS ESERI OSMANLI BÜROKRASISINDEN KIŞILERLE TANIŞMIŞTI. BU TANIŞMA İSTANBULDA KENDISI IÇIN BIR ÇEVRE KURMASINI HIZLANDIRMIŞTIR. BUGÜNDEN BAKILDIĞINDA BU TANIŞMA HIKAYESI ILK GÖRÜNÜŞTE DOĞAL BIR TESADÜF GIBI GÖZÜKSE DE BIR KURMACANIN SONUCU OLMA IHTIMALI BULUNMAKTADIR.

SONUÇ

Armenius Vambery’nin Orta Asya’ya sahte derviş kıyafeti ile yaptığı seyahat sırasında elde etmiş olduğu bilgileri Sultan II. Abdülhamit ile paylaşmasının yanı sıra İngiltere ile paylaşması, hatta Kraliçe Viktorya’nın özel daveti üzerine İngiltere’ye giderek Orta Asya konusunda topladığı bilgileri akratması, ilave olarak; 20 Temmuz 1889 tarihinde İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na giderek Sultan II. Abdülhamit ile ilişkisi ve Sultan’ın özellikleri hakkında bilgi aktarmış olması onun iki taraflı ajan20 olduğu yönünde güçlü bir işarettir.

Arminius Vambery (Reşid Efendi) bir müderris kadar İslam dinini ve itikadını bilmektedir. Günümüzde dahi coğrafyamıza ait kadim inanç ve kültürler hakkında ciddi eğitim ve birikim olmadan sağlıklı bilgi toplanılması ve geleceğe yönelik stratejik analizler yapılması olası değildir. Vambery’nin kullandığı gizlenme ve istihbarat metotları ondan 50 yıl sonra I. Dünya savaşında İngiliz istihbaratı tarafından neredeyse aynen kullanılmıştır. T. E. Lawrence’nin (Arabistanlı Lawrence) benzer yöntemleri21 1916’da kullanmış olması İngiliz istihbaratının daha 1860’lı yıllarda bu sosyolojiyi iyi analiz etmiş olmasındandır.

Vambery seyahatnamesinde dikkatimizi çeken diğer husus İslam coğrafyasını o yıllarda bir ağ gibi saran tasavvuf ve tekke yapılanmasıdır. Osmanlı klasik döneminde Türk fetihlerinde ordu ile beraber hareket eden dervişlerden başlayan Batı yönlü tasavvuf hareketi; İslam coğrafyasında yüzyıllara dayanan köklü bir yapılanmaya sahiptir. Bu yapılanmanın merkezleri olan tekkeler ve tekkeler arası seyahatler yoluyla o yıllarda istihbarat aktarımı sağlanmıştır. Tekkeler bir yandan bulundukları bölgede seyahat güvenliğini sağlarken, diğer yandan ictimai doğası gereği bir bilgi toplama merkezi haline gelmiştir. Vambery seyahatnamesinde Orta Asya’dan İstanbul’a uzanan bu tekke ağına da dikkat çekmiştir.

KAYNAKÇA

  • ARMİNİUS, Vambery, (1993) Bir Sahte Dervişin Orta Asya Gezisi,(Haz. N. Ahmet Özalp) Ses Yayınları, İstanbul.
  • ÇOLAK, Melek, (2019), “Macar Türkolog Vámbéry’nin Türkistan Seyahatinde “Büyük Oyun” Un İzleri -Orijinal Fotoğraflarla Birlikte-“ SUTAD, Nisan, 45: 13- 27.
  • HALAÇOĞLU, Yusuf-AYDIN, Mehmet Âkif, (1993), “Cevdet Paşa”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, VII: 443-450.
  • KOLOĞLU, Orhan, (1987) Ne Kızıl Sultan Ne Ulu Hakan: Abdülhamid Gerçeği. Gür Yayınları,İstanbul.
  • KARPAT, Kemal,H.(2004) İslam’ın Siyasallaşması, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
  • MADEN, Fahri, (2014), II. Abdülhamit Dönemi, Tarihçi Kitabevi, İstanbul.
  • ÖKE, Mim Kemal, (2006), “Osmanlı İmparatorluğu, Siyonizm Ve Filistin Sorunu (1890-1914)”, Marife, Yıl: 6, 1: 261- 270.
  • ÖKE, Mim Kemal, (1985), Vambery Belgelerle Bir Devletlerarası Casusun Yaşam Öyküsü, İstanbul.
  • ÖZCAN, Azmi, (1992), Pan-İslâmizm Osmanlı Devleti Hindistan Müslümanları ve İngiltere (1877-1914), İstanbul.
  • R. PATAİ, (1991) The Complete Diaries of Theodor Herzl, Londra, 1960, c,m, s.960-3. Nakleden Mim Kemal Öke, Saraydaki Casus, İstanbul.
  • TURAN, Namık Sinan, (2014) “İslam Politik Teorisinin Dönüşümü Ekseninde Osmanlı Hilafeti”, Evrensel Kültür, Sayı 267.
  • TÜRKÖNE, Mümtazer, (2011) Siyasi İdeoloji Olarak İslâmcılığın Doğuşu, Etkileşim Yayınları, İstanbul.
  • VAROL, Muharrem, (2015), “Kuleli Vak’asının Baş Aktörü Şeyh Ahmet’e Dair Bilinmeyenler”, Tasavvuf İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, Sayı: 35/1: 97-143.
  • ZARCONE, Thiery (2008) Doğulu ve Batılı Yolcuların İntibalarında Buhara Tekkesi, 3.üncü Uluslararası Tarihi Yarımada Sempozyumu Tebliğler Kitabı.