NATO TARAFINDA ISE KRITIK DENIZALTI ALTYAPIYA DÖNÜK YAKLAŞIM, YALNIZ GENEL PRENSIPLERLE SINIRLI DEĞILDIR. ŞUBAT 2024’TE ALINAN KARARLA KRITIK DENIZALTI ALTYAPI AĞI KURULMUŞ, MAYIS 2024’TE ILK TOPLANTI YAPILMIŞ VE MARCOM IÇINDE KRITIK DENIZALTI ALTYAPININ GÜVENLIĞI IÇIN BIR MERKEZ OLUŞTURMA SÜRECI BAŞLATILMIŞTIR. DOĞU AKDENIZ’IN MAVI KORIDORDAKI ROLÜ TAM DA BURADA BELIRGINLEŞMEKTEDIR. DENIZALTI ALTYAPI GÜVENLIĞI GÜNDEMI, ENERJI-JEOPOLITIK REKABETIN ÜZERINDE YÜKSELEN BIR “ORTAK ÇIKAR” ALANI ÜRETIRKEN; KABLO VEYA ENERJI BAĞLANTISINDAKI KESINTI, SIYASI POZISYONLARDAN BAĞIMSIZ BIÇIMDE BÖLGESEL EKONOMIYI VE NATO/AB DAYANIKLILIĞINI AYNI ANDA ETKILEYEBILMEKTEDIR
Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, Avrupa güvenliğinin ağırlık merkezini hızla denize kaydırmış, Karadeniz’de savaşın yarattığı yüksek yoğunluklu caydırıcılık baskısı, Ege’de ittifak içi gerilimlerin yönetimi ve Doğu Akdeniz’de enerji-jeopolitik rekabetin süreklilik arz eden kırılganlıkları artık aynı stratejik resimde buluşturmuştur. Bu birleşmenin asıl taşıyıcı unsuru, klasik donanma ve kıyı savunması denkleminden çok, deniz ulaştırma hatlarının ve denizaltı kritik altyapının (boru hatları, elektrik ara bağlantıları, denizaltı veri kabloları) kesintisiz işleyişinin, devletlerin ekonomik ve askerî kapasitesi için “kritik bağımlılık” alanına dönüşmüş olmasıdır. NATO’nun 2022 Stratejik Konsepti, tehdit algısını 360 derece yaklaşımla tanımlarken; hibrit riskler, kritik altyapıların korunması ve ulusal/kollektif dayanıklılığın güçlendirilmesini ittifakın temel görevleriyle doğrudan ilişkilendirmektedir1.
Bu yeni dönemde “deniz güvenliği” yalnızca denizde üstünlük kurmak değildir; ekonomik hayatın ve askerî komuta-kontrol sistemlerinin dayandığı ağların korunması, kesinti durumunda hızla toparlanma ve caydırıcılığı dayanıklılıkla birleştirme kapasitesidir. Avrupa Birliği’nin denizaltı kablolarının güvenliği ve dayanıklılığına ilişkin 21 Şubat 2025 tarihli Ortak Bildirimi de bu dönüşümü teyit etmekte, son dönemde özellikle Baltık Denizi’nde gözlenen örüntünün, bu altyapının giderek “kasıtlı düşmanca eylemlerin hedefi” haline geldiğini vurgulamaktadır.
NATO’nun 29 Ekim 2025 tarihli İttifak Denizcilik Stratejisi ise deniz gücünü, ittifakın caydırıcılık ve savunma mimarisini destekleyen; deniz ulaştırma hatlarının ve kritik denizcilik altyapının korunmasını da içeren bütüncül bir çerçeve içinde ele almaktadır2.
Table of contents [Show]
- 1. MAVİ KORİDOR TANIMI: TEK HAT, İKİ KATMAN, ORTAK RİSK RESMİ
- 2. TEORİK VE ANALİTİK ÇERÇEVE: RSCT’NİN DENİZCİLİK VE ALTYAPI BOYUTUYLA GÜNCELLENMESİ
- 3. KARADENİZ BOYUTU: BOĞAZLAR REJİMİ, KRİZ İSTİKRARI VE ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK
- 4. EGE BOYUTU: İTTİFAK İÇİ GERİLİMLERİN KONTROLÜ VE “KOPMA RİSKİ”NİN YÖNETİMİ
- 5. DOĞU AKDENİZ BOYUTU: ENERJİ- JEOPOLİTİK REKABETTEN ALTYAPI DAYANIKLILIĞINA
- 6. NATO VE KÜRESEL SAVUNMA STRATEJİLERİNDE MAVİ KORİDOR: BALTIK’TAN ARKTİK’E UZANAN RÜNTÜ
- 7. MAVİ KORİDORU “UYGULANABİLİR MİMARİ”YE DÖNÜŞTÜRMEK: NATO-AB TAMAMLAYICILIĞI VE OPERASYONEL DÜZEY
- 8. TÜRKİYE’NİN MAVİ KORİDORDA STRATEJİK KATKISI: ERİŞİM, DAYANIKLILIK, BAĞLANTISALLIK VE ORTAK RİSK YÖNETİMİ
- SONUÇ: TÜRKIYE’NIN ÖNCÜLÜĞÜNDE MAVI KORIDOR, NATO’NUN CAYDIRICILIK DENKLEMINE STRATEJIK KATKIDIR.
1. MAVİ KORİDOR TANIMI: TEK HAT, İKİ KATMAN, ORTAK RİSK RESMİ
“Mavi Koridor”, Karadeniz’den Türk Boğazları üzerinden Ege’ye ve Doğu Akdeniz’e uzanan hattın, birbirini tamamlayan iki katman üzerinden tek bir güvenlik ve dayanıklılık sistemi olarak ele alınmasını ifade etmektedir.
Birinci katman denizin üstünü; boğaz geçişleri, deniz trafiği, limanlar, lojistik akışlar, askerî sevkiyat ve ticaret sürekliliği içerirken, ikinci katman ise denizin altını; enerji boru hatları, elektrik kabloları ve özellikle veri kabloları gibi altyapıların korunması, izlenmesi, olay yönetimi, hızlı onarım ve yedekleme/ikame kapasitesini kapsamaktadır.
Mavi Koridorun stratejik önemi, modern savunma stratejilerinin ortak eğilimiyle doğrudan örtüşmekte, caydırıcılık artık yalnız kuvvet yığmakla değil, sistemlerin kesinti altında dahi çalışabilirliğiyle tamamlanmaktadır. ABD Savunma Bakanlığı’nın Ulusal Savunma Stratejisi, caydırıcılığın güçlendirilmesinde “dayanıklılığı artırma” vurgusunu açık biçimde öne çıkarmış, Birleşik Krallık’ın 2023 Entegre İnceleme Yenilemesi de daha “çekişmeli ve oynak” bir dünyada, ekonomik/enerji güvenliği ve kritik sistemlerin korunmasına odaklanan ulusal dayanıklılık perspektifini güçlendirmiştir3.
Bu eğilim, denizaltı altyapının hibrit savaşın ana hedef alanlarından biri haline geldiği tespitleriyle birleştiğinde, Mavi Koridoru, NATO ve küresel savunma düşüncesi bakımından “bölgesel bir kavram” olmaktan çıkarır; küresel ağ güvenliğinin Avrupa’daki düğüm noktalarından biri haline getirir.
MAVI KORIDORUN STRATEJIK ÖNEMI, MODERN SAVUNMA STRATEJILERININ ORTAK EĞILIMIYLE DOĞRUDAN ÖRTÜŞMEKTE, CAYDIRICILIK ARTIK YALNIZ KUVVET YIĞMAKLA DEĞIL, SISTEMLERIN KESINTI ALTINDA DAHI ÇALIŞABILIRLIĞIYLE TAMAMLANMAKTADIR. ABD SAVUNMA BAKANLIĞI’NIN ULUSAL SAVUNMA STRATEJISI, CAYDIRICILIĞIN GÜÇLENDIRILMESINDE “DAYANIKLILIĞI ARTIRMA” VURGUSUNU AÇIK BIÇIMDE ÖNE ÇIKARMIŞ, BIRLEŞIK KRALLIK’IN 2023 ENTEGRE İNCELEME YENILEMESI DE DAHA “ÇEKIŞMELI VE OYNAK” BIR DÜNYADA, EKONOMIK/ENERJI GÜVENLIĞI VE KRITIK SISTEMLERIN KORUNMASINA ODAKLANAN ULUSAL DAYANIKLILIK PERSPEKTIFINI GÜÇLENDIRMIŞTIR
2. TEORİK VE ANALİTİK ÇERÇEVE: RSCT’NİN DENİZCİLİK VE ALTYAPI BOYUTUYLA GÜNCELLENMESİ
Türkiye’nin jeoplolitik konumu, Bölgesel Güvenlik Kompleksi Teorisinden (Regional Security Complex Theory-RSCT) bahsetmeyi gerektirmektedir. Bölgesel Güvenlik Kompleksi Teorisi (RSCT), Karadeniz–Doğu Akdeniz hattını anlamak için uygun bir çıkış noktası sunan, Barry Buzan ve Ole Wæver tarafından geliştirilen, devletlerin güvenlik kaygılarının coğrafi olarak kümelendiğini savunan bir teoridir.
Buna göre bölgesel güvenlik kompleksleri, güvenlik kaygıları birbirine bağımlı hale gelmiş ve ulusal güvenliği izolasyon içinde ele alınamayan aktörlerdir. Karadeniz-Ege-Doğu Akdeniz hattı uzun süre “ayrı” güvenlik alanları olarak ele alınsa da, son yıllarda üç gelişme;
a. Deniz gücünün stratejik ağırlığının artması; b. Enerji ve bağlantısallık altyapılarının havzalar arası bağları güçlendirmesi; c. Denizaltı kritik altyapının hibrit tehditlerin merkezi hedefi haline gelmesi bu ayrımı zayıflatmıştır.
AB’nin 2025 Ortak Bildirimi ve NATO’nun denizaltı altyapıya dönük kurumsal adımları, bu üç başlığın artık “üst düzey politika” konusu olduğunu göstermektedir.
Bu çerçevede RSCT’nin denizcilik boyutu, yalnız dostluk-düşmanlık örüntülerinden değil; “ağ coğrafyası”ndan da beslenir. Deniz iletişim hatları, boğazlar ve kıyı şeridindeki A2/AD (Anti-Access / Area Denial: Rakip kuvvetlerin belirli bir bölgeye girmesini zorlaştırmak veya girdikten sonra etkili hareket etmesini engellemek)k onuşlanmaları artık kriz dinamiklerini kara birlikleri ve hava üsleri kadar belirleyici biçimde şekillendirmektedir. Dolayısıyla Mavi Koridor, Karadeniz ve Doğu Akdeniz’in alt dinamikleri farklılaşsa bile, pratikte tek bir “Avrupa-Asya deniz güvenliği kompleksi” gibi işlemeye başlamasının kavramsal karılığıdır.
3. KARADENİZ BOYUTU: BOĞAZLAR REJİMİ, KRİZ İSTİKRARI VE ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK
Karadeniz’de güvenlik denklemini belirleyen ana unsur, erişim kurallarıdır. Montrö Boğazlar Sözleşmesi, başrı döneminde geçiş serbestisini korurken savaş gemilerinin geçişine ilişkin sınırlamalarla Karadeniz’e havza dışı deniz konuşlandırmalarını çeçreveleyen bi r düzen kurmakta; kriz anlarında ise geçişlerin yönetimi inisiyatifini Türkiye’nin egemenliğine bırakmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın Montrö’nün uygulanmasına dair resmi değerlendirmesi de “sözleşmenin Karadeniz güvenliği ve istikrarı bakımından temel unsur olduğunu ve Türkiye tarafından uzun süredir “tarafsız ve doğru” biçimde uygulandığını” açıkça vurgulamaktadır4.
MAVI KORIDOR PERSPEKTIFINDEN TÜRKIYE’NIN KARADENIZ’DEKI STRATEJIK KATKISI; BOĞAZLAR ÜZERINDEN ERIŞIMIN KURALLI VE ÖNGÖRÜLEBILIR BIÇIMDE YÖNETILMESI, NATO’NUN CAYDIRICILIK HEDEFINI YALNIZ ASKERÎ GÜÇLE DEĞIL, KRIZIN KONTROL EDILEBILIRLIĞIYLE DE SAĞLAMAKTADIR. KARADENIZ’DE DENIZ GÜCÜ DENGESININ ANI DEĞIŞIMINI SINIRLAYAN BU ÇERÇEVE, KRIZIN AKDENIZ’E TAŞINMASINI DA ENGELLEYEBILMEKTE, DOLAYISIYLA MAVI KORIDORUN “BAŞLANGIÇ KILIDI” OLARAK HEM NATO’NUN DOĞU KANADINDAKI GÜVENLIK HESABINA HEM DE DAHA GENIŞ KÜRESEL TEDARIK/LOJISTIK ISTIKRARINA KATKI VERMEKTEDIR
Mavi Koridor perspektifinden Türkiye’nin Karadeniz’deki stratejik katkısı; boğazlar üzerinden erişimin kurallı ve öngörülebilir biçimde yönetilmesi, NATO’nun caydırıcılık hedefini yalnız askerî güçle değil, krizin kontrol edilebilirliğiyle de sağlamaktadır.
Karadeniz’de deniz gücü dengesinin ani değişimini sınırlayan bu çerçeve, krizin Akdeniz’e taşınmasını da engelleyebilmekte, dolayısıyla Mavi Koridorun “başlangıç kilidi” olarak hem NATO’nun doğu kanadındaki güvenlik hesabına hem de daha geniş küresel tedarik/lojistik istikrarına katkı vermektedir5.
4. EGE BOYUTU: İTTİFAK İÇİ GERİLİMLERİN KONTROLÜ VE “KOPMA RİSKİ”NİN YÖNETİMİ
Ege, Mavi Koridorun yüzey katmanında en hassas eşiklerden biridir. Ege’de teknik-askerî düzeyde gerilim yönetimi, Mavi Koridorun sürekliliği açısından “altyapı güvenliği” kadar stratejik bir işlev görmektedir.
NATO içinde Türkiye ve Yunanistan arasında istenmeyen olayları önlemeye dönük “deconfliction” mekanizmasının ve doğrudan iletişim hatlarının oluşturulduğu, NATO Genel Sekreteri’nin açıklamalarında da yer bulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamaları da teknik görüşmelerin amacını “istenmeyen olayların önlenmesi ve gerilimin düşürülmesi” olarak çerçevelemektedir.
Mavi Koridorun mantığı açısından Ege’deki bu düzeneklerin değeri şudur: Ege’deki bir kriz, yalnız ikili ilişkileri değil, Karadeniz’deki caydırıcılık koordinasyonunu ve Doğu Akdeniz’deki enerji/altyapı sürekliliğini eş zamanlı olarak zorlayabilir. NATO içi sürtüşmenin arttığı anlarda ortak risk resmi parçalanır; bu parçalanma da hibrit aktörler için “belirsizlikten faydalanma” alanı yaratır. Bu nedenle Ege’de iletişim mekanizmalarının kurumsal ritimle sürdürülmesi, Mavi Koridorun kopma riskini azaltan stratejik bir sigorta işlevi görmektedir.
5. DOĞU AKDENİZ BOYUTU: ENERJİ- JEOPOLİTİK REKABETTEN ALTYAPI DAYANIKLILIĞINA
Doğu Akdeniz, enerji potansiyeli ve deniz yetki alanı anlaşmazlıklarının iç içe geçtiği; mini-lateral koalisyonların ve dönemsel iş birliklerinin çoğaldığı parçalı bir güvenlik-enerji havzasıdır.
Doğu Akdeniz’de stratejik etki, enerji taşımacılığı, LNG lojistiği, liman ağları ve giderek artan biçimde dijital bağlantısallık üzerinden klasik deniz gücü rekabetini tek başına açıklamakta yetersiz kalmakta, denizaltı veri kablolarının küresel ekonomideki ağırlığı kritik bir konu halini almaktadır. Küresel dijital verinin çok büyük kısmının denizaltı kabloları üzerinden taşınması, kabloların artık yalnız “teknik” değil “stratejik” varlıklar olduğunu ortaya koymaktadır6.
AB’nin 2025 Ortak Bildirimi, denizaltı kablolarını korumak için “önleme-tespit-müdahale ve onarım-caydırma” döngüsüne dayalı bir yaklaşım önermekte; NATO ile iş birliğini ve acil onarım kapasitesini geliştirme gibi somut adımları gündeme taşımaktadır.
NATO tarafında ise kritik denizaltı altyapıya dönük yaklaşım, yalnız genel prensiplerle sınırlı değildir. Şubat 2024’te alınan kararla Kritik Denizaltı Altyapı Ağı kurulmuş, Mayıs 2024’te ilk toplantı yapılmış ve MARCOM içinde kritik denizaltı altyapının güvenliği için bir merkez oluşturma süreci başlatılmıştır. Doğu Akdeniz’in Mavi Koridordaki rolü tam da burada belirginleşmektedir. Denizaltı altyapı güvenliği gündemi, enerji-jeopolitik rekabetin üzerinde yükselen bir “ortak çıkar” alanı üretirken; kablo veya enerji bağlantısındaki kesinti, siyasi pozisyonlardan bağımsız biçimde bölgesel ekonomiyi ve NATO/AB dayanıklılığını aynı anda etkileyebilmektedir7.
6. NATO VE KÜRESEL SAVUNMA STRATEJİLERİNDE MAVİ KORİDOR: BALTIK’TAN ARKTİK’E UZANAN RÜNTÜ
Mavi Koridorun NATO stratejileriyle bağını güçlendiren olgu, kritik altyapının artık “operasyonel faaliyet” konusu haline gelmesidir.
NATO’nun “Baltic Sentry” faaliyeti, Ocak 2025’te kritik altyapının korunmasını güçlendirmek amacıyla başlatılmış; ittifakın denizdeki mevcudiyetini artırma ve istikrarsızlaştırıcı eylemlere yanıt verme kabiliyetini geliştirme hedefi açıkça ifade edilmiştir8. Mavi Koridor yaklaşımı, altyapı güvenliğini yalnız ulusal sorumluluk olarak değil, kolektif güvenlik faaliyeti olarak da tanımlamakta, dolayısıyla faaliyetlerin odağını “koruma, izleme–erken uyarı–müdahale” zincirleri ile birlikte ele almaktadır.
Bu yaklaşım Baltık’la sınırlı kalmamakta, Reuters’ın 11 Ocak 2026 tarihli haberinde, NATO içinde Arktik’te “Arctic Sentry” benzeri bir faaliyetin tartışılması ve bunun Baltic Sentry gibi örneklerden ilham alması, kritik hatların korunmasının coğrafi olarak yaygınlaşan bir NATO pratiği haline geldiğini göstermektedir. Böylece Mavi Koridor, NATO’nun farklı operasyonel alanlarda şekillenen yeni güvenlik pratikleriyle uyumlu bir model olarak okunmakta, kritik hatların yoğunlaştığı alanlarda kalıcı gözetim, çok alanlı istihbarat ve hızlı reaksiyon sunmaktadır9.
NATO’nun Baltık’ta insansız deniz sistemleri tatbikatları yapacağını açıklaması, denizlerde sürekliliği artıran “düşük maliyetli kalıcı mevcudiyet” mantığının teknolojiyle güçlendiğini göstermektedir. NATO Müttefik Dönüşüm Komutanlığı (ACT) tarafından yürütülen Task Force X Baltic girişimi deniz gözetimine yapay zekâ ve insansız sistem entegrasyonunu hızlandırmayı; denizaltı altyapıyı korumaya dönük yeni bir çeviklik modelini kurumsallaştırmayı hedeflediğini açıkça belirtmektedir.
Bu teknoloji yönelimi, Mavi Koridorun denizaltı katmanında “tam kapsama gözetim”in pratikte imkânsız olduğu gerçeğini kabul ederken, risk işaretlerini yakalama ve şüpheli faaliyetleri ayıklama kapasitesini artırarak caydırıcılığın bilgi temelli boyutunu öne çıkarmaktadır. ABD Ulusal Savunma Stratejisi, stratejik saldırıları caydırma ve sistem dayanıklılığına kısmen vurgu yaparken, rakiplerin hedefleyebileceği sistemlerin dirençli kılınmasını caydırıcılığın parçası olarak tanımlamaktadır10.
Birleşik Krallık’ın 2023 Entegre İnceleme Yenilemesi de ekonomik ve enerji güvenliğini, ulusal dayanıklılıkla birlikte ele almakta; altyapı güvenliğini, savunma planlamasının “yan başlığı” olmaktan çıkarak ana hususlardan olduğunu vurgulamaktadır. AB’nin 2025 kablo planı da aynı çizgide, altyapı güvenliğini “hayati stratejik çıkarların korunması” olarak konumlandırmakta ve caydırıcılık boyutunu özellikle öne çıkarmaktadır11.
TEKNOLOJI YÖNELIMI, MAVI KORIDORUN DENIZALTI KATMANINDA “TAM KAPSAMA GÖZETIM”IN PRATIKTE IMKÂNSIZ OLDUĞU GERÇEĞINI KABUL EDERKEN, RISK IŞARETLERINI YAKALAMA VE ŞÜPHELI FAALIYETLERI AYIKLAMA KAPASITESINI ARTIRARAK CAYDIRICILIĞIN BILGI TEMELLI BOYUTUNU ÖNE ÇIKARMAKTADIR.
7. MAVİ KORİDORU “UYGULANABİLİR MİMARİ”YE DÖNÜŞTÜRMEK: NATO-AB TAMAMLAYICILIĞI VE OPERASYONEL DÜZEY
Mavi Koridor yaklaşımının kalıcı değer üretmesi, kavramın somut mekanizmalara bağlanmasına bağlıdır. Buradaki hedef, farklı kurumsal yetki alanlarını zorlamadan, tamamlayıcılığı artıran stratejik bir uyum zemini kurmaktır. NATO’nun 2025 Denizcilik Stratejisi, deniz gücünün ittifakın üç temel göreviyle bağlantısını kurarken; kritik altyapı ve hibrit tehdit boyutlarını denizcilik gündeminin merkezine taşır. NATO’nun yukarıda belirtilen, Kritik Denizaltı Altyapı Ağı ve MARCOM bünyesindeki merkezleşme adımı, bu gündemin kurumsal aracını sağlamaktadır. AB’nin 2025 Ortak Bildirimi düzenleyici kapasite, sivil-özel sektör koordinasyonu ve onarım/ikame kabiliyetinin geliştirilmesi gibi araçlarla dayanıklılık döngüsünü tanımlamakta; NATO ile iş birliğini açıkça bir kaldıraç olarak görmektedir.
Operasyonel düzeyde Mavi Koridorun mantığı, “tek risk resmi” üretmektir. Bu, deniz trafiği gözetimiyle sınırlı bir durumsal farkındalık değildir; kablo/enerji hattı risk göstergeleri, şüpheli deniz faaliyetleri, liman güvenliği sinyalleri ve siber-fiziksel işaretlerin ortak bir resimde birleştirilmesidir. Bu noktada NATO’nun insansız sistemler ve yapay zekâ entegrasyonuna yönelen girişimleri, gözetim sürekliliğini artıracak bir araç seti sunarken; Task Force X Baltic ve insansız gemi gösterimleri, bunun yalnız konsept değil uygulamaya dönük bir çizgi olduğunu göstermektedir.
8. TÜRKİYE’NİN MAVİ KORİDORDA STRATEJİK KATKISI: ERİŞİM, DAYANIKLILIK, BAĞLANTISALLIK VE ORTAK RİSK YÖNETİMİ
Türkiye’nin Mavi Koridor boyunca sağladığı stratejik katkı, yalnız “coğrafi konum” avantajı değildir; erişim rejimi, ittifak içi risk yönetimi ve altyapı dayanıklılığı başlıklarında eş zamanlı etki üreten bir kapasite setidir.
Karadeniz’de katkının çekirdeği, Boğazlar rejimi üzerinden kriz istikrarı ve öngörülebilirlik üretmektir. Montrö’nün kurallı uygulanması, tırmanmanın kontrol edilebilirliğini artırmakta, Karadeniz’deki güvenlik hesabını yalnız askerî güç dengesi değil, erişim düzeni üzerinden de rasyonelleştirmektedir. Bu, NATO açısından stratejik bir çıktı üretmekte: caydırıcılığın yalnız “güç ve kuvvet” değil, krizi yönetilebilir kılan özelliğini de göstermektedir.
Ege’de katkı, ittifak içi gerilimlerin ortak güvenlik gündemini aşındırmasını önleyecek teknik-askerî iletişim ve ayrıştırma düzeneklerinin sürdürülmesidir. Bu düzenekler, Mavi Koridorun yüzey katmanında “kazara tırmanma” riskini düşürmekte; böylece Karadeniz’deki caydırıcılık koordinasyonu ile Doğu Akdeniz’deki altyapı/enerji sürekliliği aynı anda yönetilebilir hale getirmektedir.
Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin katkısı ise iki eksende belirginleşmektedir. Bağlantısallık ve dayanıklılık.
Bağlantısallık ekseninde, Avrupa’nın arz çeşitlendirme stratejisine pratik katkı sağlayan güzergâhların merkezinde yer almak önem taşır. REPowerEU Planı, Rus fosil yakıt bağımlılığının azaltılması ve tedarikin çeşitlendirilmesi hedefiyle altyapı uyumunu hızlandırmayı politika hattı olarak konumlandırmaktadır. Güney Gaz Koridoru bağlamında TANAP ve TAP’ın Avrupa’ya gaz akışında oynadığı rol, Türkiye’nin enerji bağlantısallığında bir “geçiş ve süreklilik” ülkesi olarak stratejik değerini somutlaştırmaktadır12.
Türkiye’nin katkısını “küresel güvenlik” boyutuna taşıyan unsur, Mavi Koridorun Avrupa’ya ait bir hat olmaması, aksine Türkiye’nin bu hattın göbeğinde olmasıdır. Dijital ekonominin omurgası olan denizaltı kablolarındaki hasarların, finansal işlemlerden tedarik zinciri yönetimine kadar geniş bir alanda kesinti üretebildiğine dair değerlendirmeler ve kablo onarım filolarının stratejik değerinin artması, bu altyapının küresel sistem açısından kritik olduğunu göstermektedir13.
Böyle bir ortamda Türkiye’nin Boğazlar-Ege-Akdeniz sürekliliğini istikrarlı tutması, yalnız NATO’nun bölgesel caydırıcılığına değil, Avrupa’nın ekonomik dayanıklılığı üzerinden küresel istikrara da katkı vermektedir.
SONUÇ: TÜRKIYE’NIN ÖNCÜLÜĞÜNDE MAVI KORIDOR, NATO’NUN CAYDIRICILIK DENKLEMINE STRATEJIK KATKIDIR.
Mavi Koridorlar yaklaşımı, Karadeniz-Ege-Doğu Akdeniz hattını tek bir güvenlik hat gibi ele almayı; deniz üstü erişim sürekliliği ile denizaltı altyapı dayanıklılığını aynı risk resminde birleştirmeyi önermektedir. NATO’nun 2022 Stratejik Konsepti ve 2025 Denizcilik Stratejisi, hibrit riskler ve kritik altyapı güvenliği başlıklarını ittifakın temel görevleriyle ilişkilendirerek bu yaklaşımın stratejik zeminini güçlendirmektedir.
AB’nin 2025 kablo güvenliği planı, denizaltı altyapının korunmasını “hayati stratejik çıkar” olarak tanımlarken, NATO ile iş birliğini ve bütüncül dayanıklılık döngüsünü öne çıkarmaktadır. NATO’nun Kritik Denizaltı Altyapı Ağı, MARCOM merkezleşmesi ve Baltic Sentry gibi faaliyetleri de altyapı güvenliğinin artık operasyonel düzeyde ele alındığını göstermektedir.
Bu yeni gerçeklikte Türkiye, a. Karadeniz’de Boğazlar rejimiyle kriz istikrarı ve öngörülebilirlik üreten, b. Ege’de ittifak içi gerilimlerin kazaya dönüşmesini önleyecek teknik-askerî düzeneklerin işletilmesine katkı veren, c. Doğu Akdeniz’de enerji ve dijital bağlantısallığın dayanıklılık gündemiyle kesiştiği alanda NATO–AB tamamlayıcılığını sahaya taşıyabilecek bir merkez oluşturan ve Mavi Koridorun üç kritik eşiğinde aynı anda etki üretebilen bağlayıcı aktördür14.
Sonuç olarak Türkiye’nin öncülük edeceği Mavi Koridor mimarisi, NATO’nun caydırıcılığını yalnız askerî mevcudiyetle değil; dayanıklılık, olay yönetimi ve hızlı toparlanma kapasitesiyle destekleyen, küresel savunma stratejilerinin yöneldiği “ağ güvenliği” anlayışıyla uyumlu bir çerçeve sunmaktadır. Bu çerçeve, kriz yönetiminde öngörülebilirliği yükseltirken, Avrupa’nın ve dolayısıyla NATO’nun deniz üstü ve deniz altı kritik hatlarını daha dirençli hale getirmektedir.