KIZILDENIZ REKABETINDE GÜÇ MÜCADELESI: Somaliland’ın Paradoksal Statüsü

KIZILDENIZ REKABETINDE GÜÇ MÜCADELESI: Somaliland’ın Paradoksal Statüsü

SOMALILAND, DÜNYA GENELINDE MEŞRUIYET KAZANMAK IÇIN KENDISINI BÖLGEDEKI “ILIMLI, DEMOKRATIK VE BATI YANLISI BIR VAHA” OLARAK PAZARLAMAKTADIR. BU NEDENLE RADIKAL İSLAMCI HAREKETLERE KARŞI NET BIR TAVIR ALMAK, ÖZELLIKLE AMERIKA BIRLEŞIK DEVLETLERI, AVRUPA VE SON DÖNEMDE İSRAIL GIBI AKTÖRLERIN DESTEĞINI ÇEKMEK IÇIN STRATEJIK BIR ÖNCELIK OLARAK GÖRÜLMEKTEDIR. BUNUNLA BIRLIKTE SOMALILAND TOPLUMU IÇINDE, İSLAMCI HAREKETLERIN SOMALI’NIN BIRLIĞINI SAVUNABILECEĞINE VE BUNUN SOMALILAND’IN BAĞIMSIZLIK DAVASINA ZARAR VERECEĞINE DAIR CIDDI BIR KAYGI MEVCUTTUR.

Somaliland, uluslararası alanda tanınmayan de facto bir devlet olmasına rağmen, stratejik konumu ve dış aktörlerin artan ilgisi sayesinde Kızıldeniz’deki jeopolitik rekabetin merkezine yerleşmiş durumdadır. Bu paradoksal statü, onu hem bölgesel bir istikrar adası hem de küresel güç mücadelesinin yeni cephesi haline getirmektedir. Bu analizin temel tezi, Somaliland’ın tanınma arayışının onu dış güçlerle angajmana zorladığı, ancak bu angajmanın, benzersiz istikrarının kaynağı olan hassas, klan temelli toplumsal sözleşmeyi tehdit eden baskıları da beraberinde getirdiğidir.

1991 yılında Somali’deki iç savaş ve devletin çöküşü sırasında tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Somaliland, eski bir İngiliz himayesi olarak kendine özgü bir yol çizmiştir. Somali’nin geri kalanında devam eden istikrarsızlığın aksine Somaliland, Borama Konferansı gibi yerel barış ve uzlaşı girişimleriyle önemli bir başarı elde etmiştir. Bu süreçte bağımsızlık baskısı, sadece elit bir proje olmaktan öte, klan büyükleri aracılığıyla “aşağıdan gelen” ve “gerçek, popüler, tabana dayalı bir duygu” olarak şekillenmiştir. Bu temel üzerine inşa edilen göreceli barış, demokratikleşme çabaları ve işleyen devlet kurumları, onu Afrika Boynuzu’nun kaotik ortamında farklı bir konuma taşımıştır.

Somaliland, dünya genelinde meşruiyet kazanmak için kendisini bölgedeki “ılımlı, demokratik ve Batı yanlısı bir vaha” olarak pazarlamaktadır. Bu nedenle radikal İslamcı hareketlere karşı net bir tavır almak, özellikle Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa ve son dönemde İsrail gibi aktörlerin desteğini çekmek için stratejik bir öncelik olarak görülmektedir. Bununla birlikte Somaliland toplumu içinde, İslamcı hareketlerin Somali’nin birliğini savunabileceğine ve bunun Somaliland’ın bağımsızlık davasına zarar vereceğine dair ciddi bir kaygı mevcuttur.

Bu bağlamda Somaliland’da klan sistemiyle bütünleşmiş olan geleneksel Sufi tarikatları, dini söylemin merkezinde yer almaktadır. Klan yapısını dışlayan ve klan üstü bir otorite kurmaya çalışan İslami aktörler, Somaliland’ın mevcut sosyal ve siyasi düzeni için bir tehdit olarak algılanmaktadır. Bu nedenle bölgedeki İslamcı hareketlerle mücadelede Etiyopya ve Batılı devletlerle yakın iş birliği içindedir. Son dönemde İsrail ile kurulan temaslar ve İbrahim Anlaşmaları’na katılma isteği, bu karşı duruşun bir parçası olarak “ılımlı bir Müslüman ülke” imajını pekiştirmeyi amaçlamaktadır. Dolayısıyla Somaliland, İslamcı hareketleri hem kendi bağımsızlığına hem de bölgesel güvenliğe yönelik bir engel ve risk faktörü olarak değerlendirmektedir.

Somaliland’ın otuz yılı aşkın süredir devam eden tanınma arayışı, stratejik konumu ve küresel aktörlerin bölgedeki sokmakrekabetiyle kesiştiğinde, onu Kızıldeniz’deki güç mücadelesinin kalbine yerleştirmiştir. Bu durum, bölgenin geleceği üzerinde derin etkiler bırakma potansiyeli taşımaktadır.

STRATEJIK BIR KAVŞAK

Afrika Boynuzu, küresel ticaret yollarının kavşağında yer alması ve stratejik boğazlara ev sahipliği yapması nedeniyle uzun zamandır küresel güçler için bir rekabet sahası olmuştur. Son yıllarda bölge, yabancı askeri üslerin ve deniz kuvvetlerinin yoğunlaştığı bir satranç tahtasına dönüşmüş, bu da bölgenin istikrarını doğrudan etkileyen karmaşık bir dinamik yaratmıştır.

Kızıldeniz, Babu’l Mendeb Boğazı ve Aden Körfezi, küresel ticaretin ve enerji naklinin can damarı olan kritik deniz iletişim hatlarını oluşturmaktadır. Bu jeostratejik bağlam, bölgedeki askeri yığınağı körüklemiştir. Özellikle Cibuti, Eritre ve Somaliland kıyılarında ABD, Çin, Fransa, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Türkiye gibi birçok aktör, kalıcı askeri varlıklar kurarak bölgedeki rekabeti somutlaştırmıştır. ABD stratejisi, “terörle mücadele” odağından, özellikle Çin’in artan nüfuzuna karşı “büyük güç rekabetine” doğru evrilmektedir. ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) kapsamında faaliyet gösteren Cibuti’deki Camp Lemonnier üssü, bu stratejinin merkezinde yer almaktadır.

Çin’in ticari ve askerî çıkarlarını bütünleştiren Kuşak ve Yol Girişimi ile bu girişimin deniz boyutunu oluşturan Deniz İpek Yolu projesi, Pekin’in bölgedeki varlığının temelini teşkil etmektedir. Bu çerçevede Pekin’in Cibuti’deki üssü, Hindistan’ı çevrelemeyi hedefleyen daha geniş kapsamlı ‘İnci Dizisi’ (String of Pearls) stratejisinin bir unsuru olarak, Çin’in ticari deniz trafiğini koruma ve Hint Okyanusu’na güç yansıtma kapasitesini artırma amacına hizmet etmektedir. İnci Dizisi stratejisi, Çin’in enerji güvenliğini sağlamak ve deniz ticaret yollarını korumak amacıyla Hint Okyanusu’ndan Akdeniz’e uzanan hat boyunca limanlar, lojistik noktalar ve askerî/yarı askerî tesislerden oluşan bir ağ kurmayı hedefleyen jeopolitik bir yaklaşımdır. Söz konusu çerçevede Çin, Orta Doğu ve Afrika’dan gelen enerji akışını güvence altına almak için Güney Asya ve Doğu Afrika’da stratejik üs ve limanlar tesis etmekte; bu yapılar ‘inci’, aralarındaki deniz güzergâhları ise ‘dizi’ olarak tanımlanmaktadır.

BAE ve Suudi Arabistan gibi Körfez’in iki önemli ülkesi, Yemen’deki askeri operasyonlarını desteklemek, İran’ın bölgedeki etkisini sınırlamak ve Türkiye- Katar eksenini dengelemek gibi çok katmanlı bir rekabet için Kızıldeniz’de boy göstermektedir. Bu blok içi rekabet, Kızıldeniz siyasetinin kritik bir dinamiğidir. Türkiye ve Katar’a gelince, bu iki ülke bölgede siyasi ve ekonomik nüfuz alanlarını genişletmeyi, siyasi ortaklıklar kurmayı ve bölgedeki rakiplerini dengelemeyi hedeflemektedirler. Şüphesiz bu jeopolitik rekabetin en önemli alanı limanlardır. Çünkü limanlar tek bir pakette hem ekonomik nüfuz hem de askeri lojistik imkânı sunmaktadır. Bu durum, Somaliland gibi aktörleri kaçınılmaz olarak denklemin merkezine çekmektedir.

BERBERA LIMANI’NIN YÜKSELEN ROLÜ

Modern jeopolitik rekabette limanlar, sadece ticari geçiş noktaları değil, aynı zamanda askeri ve stratejik güç projeksiyonu için kritik platformlar haline gelmiştir. Bu bağlamda, Somaliland’ın Berbera limanı, Afrika Boynuzu’ndaki güç mücadelesinin en önemli sahalarından biri olarak öne çıkmaktadır. Tarihsel olarak İngilizlerin Aden sömürgesine tedarik sağlayan Berbera, günümüzde denize çıkışı olmayan Etiyopya için hayati bir ekonomik kapı ve bölgedeki aktörler için cazip bir lojistik merkez konumundadır.

BAE, Berbera’nın modernizasyonunda kilit rol oynamıştır. Emirlik bir taraftan limanı modernize etmek için büyük bir yatırım yaparken diğer taraftan limanın bitişiğinde Yemen’deki operasyonlarını desteklemek için bir askeri üs kurma girişiminde bulunmuştur. Ancak bu gelişmeler, Somali Federal Hükümeti’nin sert tepkisiyle karşılanmıştır. Mogadişu yönetimi, BAE’nin Berbera’da üs kurma anlaşmasını kendi egemenliğine yönelik bir kasıtlı saldırı olarak nitelendirmiş ve konuyu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne taşımıştır.

Bölgenin en büyük ekonomilerinden Etiyopya’nın Berbera limanından %19 hisse alması, bölgesel dinamikleri kökten değiştiren bir gelişme olmuştur. Bu anlaşma, Etiyopya’nın Cibuti limanına olan bağımlılığını azaltmayı hedeflerken, Berbera’yı tüm Doğu Afrika için kritik bir ekonomik koridorun parçası haline getirmiştir. Berbera limanı üzerindeki bu çok aktörlü rekabet, Somaliland’a yönelik diplomatik ilgiyi artırmış ve İsrail’in attığı adımla bu ilgi yeni ve karmaşık bir boyuta taşınmıştır.

İSRAIL’IN SOMALILAND’I TANIMASININ NEDENLERI

İsrail’in Somaliland’ı tanıyan ilk ülke olması, bölgesel ve küresel düzeyde dikkat çeken, jeopolitik dengeleri değiştirme potansiyeli taşıyan bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir. Bu adım, Somaliland için otuz yılı aşkın diplomatik izolasyonun kırılması anlamına gelen bir atılım olarak görülürken, İsrail’in stratejik hesaplarını da gözler önüne sermektedir. İsrail’in bu kararı almasındaki başlıca temel motivasyonlar şöyle sıralanabilir:

  • Jeostratejik Konumlanma: İsrail, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı gibi kritik deniz yollarında stratejik bir müttefik ve askeri dayanak noktası elde etmeyi amaçlamaktadır. Somaliland’ın coğrafi konumu, İsrail’e bu stratejik su yollarında önemli bir avantaj sağlayabilir.
  • Husi Tehdidini Dengeleme: Yemen’deki Husilerin 2023’ten bu yana İsrail’e yönelik gerçekleştirdiği füze saldırıları, İsrail için yeni bir güvenlik tehdidi oluşturmuştur. Bu bağlamda, İsrail’in Somaliland’ı potansiyel bir askeri üs veya istihbarat merkezi olarak kullanmayı planladığı düşünülmektedir. Bu durum, Husilerin Somaliland’daki herhangi bir İsrail askeri varlığının hedef alınacağı yönündeki uyarısıyla daha da somut bir tehdit haline gelmiştir.
  • Bölgesel İttifak Arayışı: Bu adım, İsrail’in bölgede Batı yanlısı ve İslamcı hareketlere mesafeli duran Somaliland gibi potansiyel ortaklar bularak bölgesel ittifak ağını genişletme stratejisinin bir parçasıdır.

İsrail’in tanıma kararı, beklendiği gibi sert tepkilerle karşılanmıştır. Pakistan Dışişleri Bakanı, bu adımı bir “siyasi saldırganlık eylemi” olarak nitelendirirken, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) da bunu “uluslararası hukukun bariz bir ihlali” olarak tanımlayarak şiddetle kınamıştır. İsrail, ABD’nin paralel bir tanıma yapmaması durumunda oluşabilecek olumsuz diplomatik yansımalar ve Müslüman dünyasından gelecek yoğun tepkiler gibi önemli riskleri de göze almıştır.

TANINMANIN GETIRDIĞI BAŞLICA RISKLER

Tanınma, aynı zamanda Somaliland’ı da ciddi bir uluslararası ve askeri baskı altına sokmakta; Hargeisa yönetimi için hem bölgesel hem de içsel boyutta ciddi riskleri beraberinde getirmektedir. Bunlar şöyle sıralanabilir:

  • Doğrudan Askeri Tehditler: İsrail’in tanımasıyla birlikte Somaliland, Yemen’deki İran destekli Husilerin doğrudan askeri hedefi haline gelme riskiyle karşı karşıyadır. Husiler, Somaliland topraklarındaki herhangi bir İsrail askeri varlığını veya tesisini hedef alacaklarını açıkça ilan etmişlerdir; bu vaziyet Somaliland halkını kendileriyle ilgisi olmayan bir savaşın ateş hattına sokmaktadır.
  • Bölgesel ve Diplomatik İzolasyon: Bu hamle; Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan, Arap Birliği ve Afrika Birliği (AU) gibi bölgenin kilit aktörleri tarafından sert bir şekilde kınanmıştır. Somaliland’ın bu devletlerle olan diplomatik ve ekonomik bağlarının zarar görmesi, ülkenin zaten kısıtlı olan dış dünyaya açılma çabalarını daha da zorlaştırabilir ve uluslararası meşruiyet arayışını engelleyebilir.
  • Somali ile Çatışma Riski: Mogadişu’daki Somali Federal Hükümeti, bu tanımayı kendi egemenliğine yönelik siyasi bir saldırganlık ve delice bir hamle olarak nitelendirmiştir. Bu durum, Mogadişu ile Hargeisa arasındaki gerilimi tırmandırarak yeni bir iç savaş veya bölgesel vekalet çatışması riskini artırmaktadır.
  • Aşırılıkçılık ve Radikalleşme: İsrail ile kurulan bu ilişkinin Somaliland içinde radikalleşmeyi tetikleyebileceği ve Eş-Şebab gibi terör örgütlerine yeni bir propaganda zemini sağlayabileceği belirtilmektedir. Bölgenin güvenlik uzmanları, bu durumun radikal aktörlerin istismar edebileceği bir yönetim boşluğu oluşturabileceği konusunda uyarmaktadır.
  • Filistin Meselesi ve İtibar Kaybı: İsrail’in tanıma karşılığında Gazze’deki Filistinlileri Somaliland’a yerleştireceği yönündeki iddialar (Hargeisa tarafından reddedilse de), İslam dünyasında ve Somaliland halkı arasında büyük bir hoşnutsuzluk yaratmıştır. Bu vaka, Somaliland’ın Müslüman dünyasındaki imajına zarar veren bir kırmızı çizgi ihlali olarak görülmektedir.
  • İç Parçalanma Tehlikesi: İsrail’in stratejik çıkarlar uğruna bir ayrılıkçı hareketi tanıması, Somali içindeki diğer federal eyaletlerin (Puntland veya Jubaland gibi) de merkezi hükümetten koparak benzer pazarlıklara girmesine neden olabilir.

Özetle, İsrail tarafından tanınmak Somaliland’a sembolik bir zafer kazandırsa da onu bölgesel güçlerin ve radikal grupların hedef tahtasına oturtma riskini taşımaktadır.

İSRAIL’IN TANIMA KARARI, BÖLGEDE YENI VE POTANSIYEL OLARAK ISTIKRARSIZLAŞTIRICI BIR DÖNEMI BAŞLATMIŞTIR. BU GELIŞME, SOMALILAND IÇIN UZUN ZAMANDIR BEKLENEN ULUSLARARASI MEŞRUIYET YOLUNDA BIR KAPI ARALASA DA ONU AYNI ZAMANDA BÖLGESEL VEKALET SAVAŞLARININ MERKEZINE ITME RISKI TAŞIMAKTADIR.BU DIŞ BASKI, SOMALILAND’IN EN BÜYÜK GÜCÜ OLAN, ANCAK AYNI ZAMANDA EN KIRILGAN YÖNÜNÜ OLUŞTURAN IÇ DENGELERINI DOĞRUDAN TEHDIT ETMEKTEDIR. BORAMA KONFERANSI’NDA TESIS EDILEN VE KLANLAR ARASINDAKI HASSAS GÜÇ PAYLAŞIMINA DAYANAN TOPLUMSAL SÖZLEŞME, BU YENI DINAMIKLERLE SARSILABILIR.

SONUÇ

Bu analiz, Somaliland’ın uluslararası tanınırlığı olmamasına rağmen, stratejik konumu ve dış güçlerin Kızıldeniz’deki rekabeti sayesinde bölgesel jeopolitik denklemin nasıl kilit bir aktörü haline geldiğini ortaya koymaktadır. Göreceli iç istikrarı ve demokratikleşme çabalarıyla Somali’nin geri kalanından ayrışan Somaliland, limanları üzerinden küresel güç mücadelesinin bir parçası haline gelmiştir.

İsrail’in tanıma kararı, bölgede yeni ve potansiyel olarak istikrarsızlaştırıcı bir dönemi başlatmıştır. Bu gelişme, Somaliland için uzun zamandır beklenen uluslararası meşruiyet yolunda bir kapı aralasa da onu aynı zamanda bölgesel vekalet savaşlarının merkezine itme riski taşımaktadır.

Bu dış baskı, Somaliland’ın en büyük gücü olan, ancak aynı zamanda en kırılgan yönünü oluşturan iç dengelerini doğrudan tehdit etmektedir. Borama Konferansı’nda tesis edilen ve klanlar arasındaki hassas güç paylaşımına dayanan toplumsal sözleşme, bu yeni dinamiklerle sarsılabilir. Özellikle doğu bölgelerindeki hoşnutsuzluk ve Mogadişu ile uyumlu yeni federal devletlerin ortaya çıkması gibi mevcut sorunlar, dış müdahalelerle derinleşebilir. Ayrıca, doğu bölgelerindeki sönük seçmen katılımı ve parlamentoda tek bir kadının dahi sandalye kazanamaması gibi demokratik gerilemeler, kapsayıcılık sorunlarının altını çizmekte ve bu kırılganlıkları daha da belirgin kılmaktadır.

Nihayetinde, bu diplomatik adımın Somaliland için bir tanınma dalgasını mı tetikleyeceği, yoksa onu daha tehlikeli bir jeopolitik oyunun piyonu mu yapacağı belirsizliğini korumaktadır. Somaliland’ın geleceği, artık sadece kendi iç dinamiklerine değil, büyük ölçüde küresel ve bölgesel güçlerin Kızıldeniz’deki rekabetinin seyrine ve bu rekabetin doğuracağı sonuçlara bağlı olacaktır.