TRUMP YÖNETIMI, ÜLKE IÇINDEKI EKONOMIK, SOSYAL SORUNLARI ÇÖZMEYE ODAKLANIYOR VE KÜRESEL ÖLÇEKTE VARLIĞINI AZALTMAYA HAZIRLANIYOR. ANCAK, IMPARATORLUKLARIN TASFIYESI HER ZAMAN ACILI BIR SÜREÇ OLMUŞTUR. BU BAKIMDAN ABD GIBI KÜRESEL ÇAPTA YAYGIN BIR ASKERI VE EKONOMIK ORGANIZYONU KÜÇÜLTMEK BÜYÜTMEKTEN DAHA BÜYÜK ZORLUKLAR ÇIKARABILIR. ABD ANI BIR ÇÖKÜŞE YOL AÇMADAN KÜRESEL VARLIĞINI KÜÇÜLTMEYE ÇALIŞIRKEN, BIR YANDAN, MÜTTEFIKLERI ARACILIĞI ILE RUSYA VE ÇIN ETRAFINDA ASKERI BIR ÇEVRELEME YAPMAYA ÇALIŞIYOR, DIĞER YANDAN AMBARGO, TEKNOLOJIK KISITLAMA, GÜMRÜK VERGILERI GIBI ARAÇLARI KULLANARAK, RAKIPLERINI KENDISI AÇISINDAN UYGUN PAZARLIK KOŞULLARINDA PAYLAŞIM MASASINA ÇEKMEYE ÇALIŞIYOR.
Küresel düzen, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana üç büyük dönüşüm geçirdi. İlki 4 Şubat 1945 - 11 Şubat 1945 tarihleri arasında Yalta'da bulunan Livadia Sarayı'nda düzenlenen Konferanstan sonra ortaya çıkan Yalta Düzenidir. Bu konferansta Churchill, Roosevelt ve Stalin, Polonya topraklarının değişimi, Almanya'nın bölünmesi ve SSCB'nin Japon İmparatorluğu'na savaş ilan etmesi gibi konuları görüştüler. Bunun haricinde gizli oturumlarla yeni bir dünya düzeninin temelleri atıldı. II. Dünya Savaşı sonrasının küresel güçleri arasındaki jeostratejik dengesini Yalta’da belirlenen bu mutabakat zemini oluşturdu.
Bu mutabakata göre Avrupa kıtası ABD ve SSCB tarafından işgal edildi ve iki küresel güç, Avrupa’yı fiziki, askeri, ekonomik ve siyasi olarak yeniden inşa ettiler. Bunun yanısıra, ABD küresel ölçekte de kendi hegemonya alanında askeri, siyasi ve ekonomik liderliğini kurumsallaştıracak örgütleri kurdu. İkincisi 26 Aralık 1991’de SSCB’nin resmen dağılması ile ortaya çıkan tek kutuplu dönemdir. Üçüncüsü, sancılı doğumunun belirtilerini her boyutu ile hissettiğimiz içinde bulunduğumuz dönemdir. Tarihteki küresel düzeyde değişim ve küresel liderliğin el değiştirmesi savaşlarla olmuştur. Ancak bu defa yeni küresel düzen küresel güçler arasındaki uzlaşmaya dayalı bir paylaşım sonucunda gerçekleşebilir.
KÜRESEL GÜÇLERIN ASKERI BIR ÇATIŞMADAN KAÇINACAĞI VE UZLAŞABILECEĞI VARSAYIMI, ABD’NIN KÜRESEL LIDERLIĞI ARTIK TAŞIYAMADIĞI IÇIN GERI ÇEKILME EĞILIMINE VE YENI BIR KÜRESEL DÜZEN TALEP EDEN ANCAK KENDI GÜÇ VE ZAFIYETLERININ FARKINDA OLAN RUSYA VE ÇIN’IN, ABD’NIN GERI ÇEKILME EĞILIMINI BIR ÇATIŞMA OLMAKSIZIN KÜRESEL DÜZENDE ISTEDIKLERI YERI ALABILECEKLERINE DAIR BIR FIRSAT PENCERESI OLARAK GÖRME EĞILIMLERINE DAYANIYOR.
Table of contents [Show]
AMERIKA KÜRESEL İDDIASINDAN NIÇIN VAZGEÇIYOR
Aslında, Amerikan döneminin sonu çok daha önceleri gelmişti. Ancak bir dizi gelişme, ABD destekli hükümetin çöküşünün ardından Kabil'den çıkma görüntüleri, salgın dönemindeki başarısızlıklar ve Kongre baskını gibi bir dizi olay bu durumu dünyanın gözlerinin önüne apaçık serdi.
Ancak Amerikan gerilemesinin daha derindeki sebepleri uluslararası olmaktan çok yereldir. ABD uzun zamandır siyasi ve sosyal olarak bölünmüş, ekonomisi duraklayan ve askeri gücünü artık daha fazla taşımayan bir ülke halinde. Amerika sosyal ve psikolojik olarak hızlı biçimde ve neredeyse her konuda ayrışıyor ve kutuplaşıyor. Kutuplaşma, giderek daha çok bozulan gelir dağılımı, evsizlik ve madde bağımlılığı krizi ile birleştiğinde ABD, şimdi keskin zıtlıklar ve kamu güvenliğinden yoksun bir ülke haline geldi.
Bölünme ve çatışmalar, siyasal hayatın her alanına yayılıyor. ABD siyasetinde popülist ve aşırı sağ eğilimlerin güçlenmesi ve giderek artan siyasi bölünmüşlük karşısında ABD’nin bütünlüğünü koruyup korumayacağı dahi tartışılıyor. Öte yandan ABD’nin küresel hegemonyasının temelini oluşturan askeri güç alanında da sıkıntılar yaşanıyor. ABD ordusu dünya tarihinde hava, kara ve denizlerde küresel olarak konumlanabilen ilk askeri güç olmuştu. Ancak son on yıl içindeki askeri teknolojilerin değişimi ve Rusya ve Çin’in bu teknolojileri ordularına uyarlamaktaki başarıları karşısında ABD tehlikeli bir şekilde geride kalıyor.
RUSYA KÜRESEL DÜZENDE KENDI YERINI ARIYOR
Avrupa güvenlik mimarisinde SSCB’nin dağılması sonucunda ortaya çıkan ve halen doldurulamayan boşluğun ve kaosun sorumluluğu, yalnız bıraktığı Gorbaçov’un çaresizlik içinde kıvranışını ve SSCB’nin dağılmasını zafer duygusu ile coşarak seyreden Batı dünyasıdır. Batı dünyası Gorbaçov’un naifliğini çok iyi kullanarak, SSCB’nin dağıtılması sürecini onun üzerinden hızlandırdı ve SSCB’nin dağılması sonrasında Rusya’nın batı güvenlik mimarisine yönelik şikayet ve taleplerini görmezden gelerek Rusya'nın da üzerine gitmeye başladı.
Putin, Ukrayna krizini, mevcut düzeni baltalayacak ve Rusya'nın Avrupa kıtasındaki ve dünya düzeninde "haklı" yerini yeniden alacak bir eylem olarak görüyor. Bu açıdan, Ukrayna krizinde Rusya'nın esas hedefi, Ukrayna’yı işgal etmek değil, Ukrayna'nın siyasi geleceğini şekillendirmek ve Kremlin tarafından kabul edilebilir olan Ukraynalı oyuncular hariç hepsini kenara çekmektir.
PUTIN, UKRAYNA KRIZINI, MEVCUT DÜZENI BALTALAYACAK VE RUSYA'NIN AVRUPA KITASINDAKI VE DÜNYA DÜZENINDE "HAKLI" YERINI YENIDEN ALAKAK BIR EYLEM OLARAK GÖRÜYOR. BU AÇIDAN, UKRAYNA KRIZINDE RUSYA'NIN ESAS HEDEFI, UKRAYNA’YI IŞGAL ETMEK DEĞIL, UKRAYNA'NIN SIYASI GELECEĞINI ŞEKILLENDIRMEK VE KREMLIN TARAFINDAN KABUL EDILEBILIR OLAN UKRAYNALI OYUNCULAR HARIÇ HEPSINI KENARA ÇEKMETIR.
Ancak küresel güç statüsünde ne kadar ısrar etse de Rusya küresel güç olmanın gerekleri olan yüksek GSYİH'lara, en yüksek puanlı üniversitelere, küresel finansal güce ve küresel dillere sahip değil. Rusya şimdi, Avrupa’dan çekilmeye hazırlanan ABD yönetimini bir fırsat penceresi olarak görüyor ve masaya oturmaya hazırlanıyor.
ÇIN’IN İHTIRASLARININ SINIRLARI
Küresel güç paylaşımında bu aşamada Rusya ile birlikte hareket eden Çin aslında sadece şimdi değil, tarih boyunca dünyayı yeniden şekillendirmeye çalışan hırslı bir güç olmuştur. Çin'in büyük değişimi, AB'nin Brexit sürecinin etkisiyle zayıfladığına ve ABD'nin küresel etkisinin artık azaldığına karar verilince ortaya çıktı. Pekin bu aşamada artık batının ve ABD'nin dünyadaki etkisinin yeterince zayıfladığına inanıyor.
Ama aslında, Pekin'in agresifliğinin temelinde, Çin'in yükselişini destekleyen dinamiklerin zayıflaması ve açılan fırsat penceresinin kapanmak üzere olduğunun farkında olmaları yatıyor. Her şeyden önce, Çin'in kaynakları hızla tükeniyor. Su ve enerji kaynakları açısından fakir bir coğrafyada olmak, tarihi boyunca her zaman bir engel olmuştu ve şimdi Çin'i tekrar zorluyor. Çin ekonomisi şu anda Mao sonrası dönemin en uzun süreli yavaşlamasını yaşıyor.
Pekin, 2008 mali krizinden bu yana çok sayıda yeni ticaret engeliyle karşı karşıya kaldı. Bu kapsamda, Washington şu anda bölgedeki en büyük askeri genişlemesini gerçekleştirdi. ABD sadece kendi güçlerini bölgeye yığmakla kalmıyor, Yeni AUKUS ittifakı ile Dünya Savaşları'nın çelik çekirdeğini Pasifik bölgesine taşıdı. Çin liderliğinin önünde iki yol var: Daha agresif hareket etmek ya da doğru zaman olmadığını düşünerek geri adım atmak ve ABD ile masaya oturmak.
AVRUPA ENTEGRASYONUNUN SONU VE AVRUPA’NIN YENİDEN DENGELENMESI
Değişimin ortaya çıkardığı türbülans en çok Avrupa’yı zorluyor. ABD ve Avrupa arasındaki askeri bağların çözülmesi ihtimali zaten birçok sorunla boğuşan AB’nin üzerindeki baskıyı daha da artırdı. Bu baskı 2. Dünya savaşı sonrasında ABD öncülüğünde başlayan Avrupa entegrasyonunun çözülmesine yol açabilir.
Avrupa entegrasyonunun bir bilançosunu çıkarırsak, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra AB'nin üyeleri, AB'nin ve Tek Pazarı'nın refahından yararlandılar. Ancak AB "Dünyanın en rekabetçi ve dinamik bilgi birikimine dayalı ekonomisi" olmak hedefinin gerisinde kaldı. Sınırların ve göç politikasının ortak yönetimi de beklenen kriterleri karşılamadı. Son olarak, tüm reformlara rağmen, Avrupa Birliği küresel bir oyuncu olmayı başaramadı; bunun yerine, küresel bir oyuncu olmaya en yakın olan gücünü, yani Birleşik Krallık'ı kaybetti.
[Image showing the stages of European integration from the Treaty of Rome to the Maastricht Treaty and Brexit]
KÜRESELLEŞMENIN SONU VE YENI DÜNYA DÜZENI
Batılı güçler öncülüğündeki “hiper küreselleşme" tüm siyasi ve sosyal sermayesini kaybetmiştir. Çok kutupluluğa doğru bir kayma ile tanımlanan bu yeni dünyada, en olası makul sonuç küresel güçlerin anlaşarak kendi nüfuz alanlarına çekilmesi yani Bölgeselleşmedir. Bu kapsamda, ABD, Çin ve Rusya’nın yakın bir gelecekte bir araya gelerek dünyayı küresel ölçekte nüfuz alanlarına ayıracakları öngörülebilir.
BÖYLE BIR ÖNGÖRÜ DAHILINDE;
- Dünyanın gelecekteki görünümü büyük güçlerin kendi nüfuz alanına çekildiği, yani ABD’nin Amerika kıtasında, Çin’in Asya-Pasifik bölgesinde, Rusya’nın Avrasya bölgesinde etkin olduğu yeni bir çok kutuplu bir küresel denge ortaya çıkabilir.
- ABD’nin Avrupa'dan çekilmesi halinde Avrupa siyasi entegrasyon hedefinden vazgeçerek kendi iç dengelerini yeniden kurabilirse güçlü bir ekonomik entegrasyon alanı ve bir güç odağı olarak yeni küresel düzende yerini alabilir.
- Bölgeselleşmeye dayanan çok kutuplu bir küresel denge senaryosunda, Avrupa’da Almanya, Fransa, Asya-Pasifik bölgesinde Hindistan, Endonezya, Amerika kıtasında ise Brezilya gibi bölge içi güçler daha fazla öne çıkacaktır.
- Bu kapsamda, Türkiye’nin önünde önemli fırsat pencereleri açılabilir. Kendi Bölgesinin en önemli askeri, siyasi ve ekonomik gücü olarak, Türkiye'nin Balkanlar, Karadeniz, Kafkasya, Orta Doğu ve Akdeniz gibi havzalarda etkinliği ve nüfuzu çok daha fazla artabilir.
RUSYA KENDI GÜCÜNÜN VE ZAAFIYETLERININ FARKINDA OLAN BIR ÜLKE. GELINEN BU AŞAMADA RUSYA'NIN ÖNCELIĞI, ABD’NIN AVRUPA’DAN ÇEKILMESINI SAĞLAMAK VE AVRUPA GÜÇ DENGELERI IÇERISINDE YERINI YENIDEN ALMAK. RUSYA ŞIMDI, AVRUPA’DAN ÇEKILMEYE HAZIRLANAN ABD YÖNETIMINI BIR FIRSAT PENCERESI OLARAK GÖRÜYOR VE MASAYA OTURMAYA HAZIRLANIYOR.