Amerika’nın Drone Savaşları: Gizli Operasyonlardan Trump’ın İkinci Dönemine

Amerika’nın Drone Savaşları: Gizli Operasyonlardan Trump’ın İkinci Dönemine


TARIH, SAVAŞ TEKNOLOJILERININ DÖNÜM NOKTALARIYLA DOLUDUR. I. DÜNYA SAVAŞI’NDA
TANKLARIN SAHNEYE ÇIKIŞI, O GÜNE KADAR SIPERLERE GÖMÜLMÜŞ CEPHE SAVAŞLARININ
KADERINI DEĞIŞTIRMIŞTI. II. DÜNYA SAVAŞI’NDA UÇAKLAR VE HAVA BOMBARDIMANLARI,
ULUSLARIN SAVUNMA ANLAYIŞINI KÖKTEN SARSMIŞTI. SOĞUK SAVAŞ DÖNEMINDE ISE NÜKLEER
SILAHLAR, CAYDIRICILIĞIN EN ÜST NOKTASI OLARAK STRATEJIK DENGELERI BELIRLEDI. ŞIMDI
ISE 21. YÜZYILDA BU ROLÜ INSANSIZ HAVA ARAÇLARI ÜSTLENIYOR. DRONE’LAR, TANKLARIN,
UÇAKLARIN VE HATTA NÜKLEER FÜZELERIN AÇTIĞI STRATEJIK ÇAĞLARIN ARDINDAN YENI BIR
DÖNEMIN SIMGESI HALINE GELDI.

Bugün dünyada savaşın yüzü radikal bir dönüşümden geçiyor. Bir zamanlar zaferin simgesi olan tanklar, toplar ve savaş uçakları artık gökyüzünde sessizce süzülen yeni bir gücün gölgesinde kalıyor: silahlı insansız hava araçları (drone’lar). Bu araçlar, görünmez bir avcı gibi hedefin üzerinde saatlerce dolaşıyor, bekliyor ve tek bir komutla ölümcül bir hassasiyetle vurabiliyor. 

Aslında tarih, savaş teknolojilerinin dönüm noktalarıyla doludur. I. Dünya Savaşı’nda tankların sahneye çıkışı, o güne kadar siperlere gömülmüş cephe savaşlarının kaderini değiştirmişti. II. Dünya Savaşı’nda uçaklar ve hava bombardımanları, ulusların savunma anlayışını kökten sarsmıştı. Soğuk Savaş döneminde ise nükleer silahlar, caydırıcılığın en üst noktası olarak stratejik dengeleri belirledi. Şimdi ise 21. yüzyılda bu rolü insansız hava araçları üstleniyor. Drone’lar, tankların, uçakların ve hatta nükleer füzelerin açtığı stratejik çağların ardından yeni bir dönemin simgesi haline geldi. 

Amerika Birleşik Devletleri için bu teknoloji yalnızca bir savaş aracı değil; aynı zamanda yeni nesil güç projeksiyonunun sembolü oldu. 11 Eylül 2001’de Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon’a yapılan saldırıların ardından Washington, terörle mücadelesinde düşük maliyetli, asker kaybı riski taşımayan ve “cerrahi hassasiyet” iddiasıyla sunulan bu yöntemi hızla benimsedi. 
 


SOMALI’NIN ISSIZ ÇÖLLERINDE, YEMEN’IN DAĞLIK BÖLGELERINDE YA DA PAKISTAN’IN KABILE
TOPRAKLARINDA GÖKYÜZÜNE BAKILDIĞINDA GÖRÜLEN YALNIZCA BULUTLAR DEĞIL; AYNI
ZAMANDA AMERIKAN STRATEJISININ EN SESSIZ AMA EN ÖLÜMCÜL SILAHLARI DA ORADA.
DRONE’LAR, SAVAŞIN GÜRÜLTÜSÜNÜ SUSTURAN FAKAT ETKISINI ÇOK DAHA DERINDEN
HISSETTIREN YENI ÇAĞIN HABERCISI OLARAK TARIHE GEÇIYOR.



Aradan geçen yirmi yılda drone savaşları, ABD güvenlik stratejisinin yan unsuru olmaktan çıkıp merkezine yerleşti. Bugün Amerikan başkanları için drone’lar yalnızca uzak coğrafyalarda düşmanları etkisiz hale getirmek değil, aynı zamanda kamuoyuna “modern, etkili ve güçlü bir liderlik” göstermek için kullanılan politik bir koz haline gelmiş durumda. 

Somali’nin ıssız çöllerinde, Yemen’in dağlık bölgelerinde ya da Pakistan’ın kabile topraklarında gökyüzüne bakıldığında görülen yalnızca bulutlar değil; aynı zamanda Amerikan stratejisinin en sessiz ama en ölümcül silahları da orada. Drone’lar, savaşın gürültüsünü susturan fakat etkisini çok daha derinden hissettiren yeni çağın habercisi olarak tarihe geçiyor.

Drone Çağı dediğimiz bu dönemde dronelar için 4 büyük sıçrama noktası mevcuttur: 

1. 2001 – Afganistan’da İlk Deneme Taliban liderlerine yönelik ilk girişim başarısız oldu ama drone savaşlarının başlangıç işaretiydi. 

2. 2002 – Yemen’de İlk Başarılı Saldırı CIA’ya bağlı Predator, El Kaide bağlantılı hedefleri vurdu. ABD artık kıtalar ötesinden ölüm getirebildiğini gösterdi.

3. 2010 – Obama Döneminde Zirve Pakistan’da neredeyse her hafta saldırılar düzenlendi. “Signature strike” doktrini, tartışmalı bir dönemin kapısını araladı.

4. 2025 – Trump’ın İkinci Döneminde Agresif Geri Dönüş Somali ve Yemen yeniden baskı altında. Pentagon ve CIA geniş yetkilerle donatıldı. Drone’lar artık sadece terörle mücadele değil, jeopolitik güç gösterisinin ana unsuru.

Bu sıçrama noktalarıyla beraber ABD drone Saldırılarının Sıcak Noktaları ise; Pakistan (2004–2018) El Kaide ve Taliban liderlerine yoğun saldırılar. Sivil kayıplar halkı ABD’ye karşı öfkelendirdi. Yemen (2002–günümüz) AQAP ve İran destekli gruplar hedefte. Anwar al-Awlaki’nin öldürülmesi tarihe geçti. Somali (2007–günümüz) El-Şebab’a karşı en sert operasyonlar. Trump döneminde drone savaşlarının kalbi oldu. Libya (2011–2020) → Kaddafi sonrası kaosta hem El Kaide hem IŞİD bağlantılı gruplar hedef alındı. 

Bu bağlamda Bush, Obama, 1. Trump, Biden ve 2. Trump dönemlerine baktığımızda; 11 Eylül saldırılarının ardından Beyaz Saray’da büyük bir panik ve aynı zamanda büyük bir arayış vardı. Başkan George W. Bush’un yönetimi, terörle mücadelede klasik yöntemlerin yetersiz kaldığını gördü. Afganistan’a asker göndermek, Taliban’ı devirmek mümkün olmuştu; ama El Kaide liderleri dağlara, mağaralara ve devletsiz bölgelere kaçmıştı. İşte tam bu noktada Pentagon ve CIA, yeni bir silahı masaya koydu: deneysel Predator insansız hava aracı. 

Predator, o dönemde henüz bugünkü kadar sofistike değildi. Saatlerce havada kalabiliyor, yüksek çözünürlüklü kameralarla keşif yapabiliyor, gerektiğinde ise Hellfire füzesi taşıyabiliyordu. Yani hem bir gözetleme aracı hem de uçan suikastçıydı. Washington için bu, çığır açan bir imkândı: asker göndermeden, sınır aşmadan, siyasi bedeli en aza indirerek hedefleri ortadan kaldırmak. 

2002 yılında Yemen’in çorak topraklarında gerçekleştirilen ilk başarılı saldırı, ABD’nin artık hedefi kıtalar ötesinden vurabilme kapasitesini dünyaya ilan etmesi oldu. CIA’ya bağlı bir Predator, El Kaide bağlantılı altı kişiyi bir aracın içinde vurdu. Bu operasyon yalnızca teknik bir başarı değildi; aynı zamanda Washington’un gelecekteki stratejisinin de habercisiydi. 

Bununla birlikte, Bush’un döneminde drone saldırılarının sayısı sınırlı kaldı: Toplam 48 saldırı. Ama bu sayı o yıllar için bile devrim niteliğindeydi. Çünkü ABD ilk kez, başka ülkelerin topraklarında kendi askerini riske atmadan operasyon yapmayı öğreniyordu. Klasik askeri işgal ve sahada çatışma yerine, binlerce kilometre öteden bilgisayar ekranına bakan bir operatör, savaşı yönetebiliyordu. 

Bush dönemindeki drone operasyonları, aslında daha çok bir deneme tahtası gibiydi. Teknoloji test ediliyor, sonuçları gözlemleniyor, etik ve hukuki tartışmalar yeni yeni başlıyordu. Ama bu “deneysel dönem” aynı zamanda Pandora’nın kutusunu da açtı. Çünkü bu araç bir kez kullanıldıktan sonra, ondan vazgeçmek mümkün olmadı. Ardılları olan Obama, Trump, Biden ve bugün yeniden Trump döneminde drone’lar artık Amerikan savaş doktrininin merkezinde.

Barack Obama ile drone’lar adeta Beyaz Saray’ın imza politikası haline geldi. Obama, Irak ve Afganistan’daki yıpratıcı kara operasyonlarının yarattığı tepkiyi azaltmak için uzaktan, risksiz ve hassas görünen bu yöntemi tercih etti. Sonuç: Pakistan’da neredeyse her hafta gökten yeni bir saldırı gerçekleşti. Toplamda 353 saldırı ile drone savaşları, Amerikan dış politikasının günlük rutinine dönüştü.

Obama döneminde iki büyük dönüşüm yaşandı:
1. Signature Strikes: Artık hedef yalnızca belirlenmiş liderler ya da terörist listelerindeki isimler değildi. Şüpheli davranış kalıpları dahi vurulma gerekçesi haline geldi. Örneğin, silahlı bir grup erkek, askeri eğitim yaptığı düşünülen kişiler veya kuşkulu bir kalabalık drone’ların hedefi olabiliyordu. Bu, savaş alanı ile sivil alan arasındaki çizgiyi bulanıklaştırdı ve kim gerçek hedef? sorusunu gündeme taşıdı.

2. Yeni Cepheler: Yemen ve Somali Obama, Bush döneminde daha çok Pakistan ve Afganistan ile sınırlı kalan drone operasyonlarını genişletti. Yemen’de El Kaide’nin Arap Yarımadası kolu (AQAP), Somali’de ise El-Şebab artık Amerikan drone’larının yeni hedefiydi. Böylece bu teknoloji ilk kez Orta Doğu’dan Afrika Boynuzu’na uzanan geniş bir coğrafyada sınır tanımadan kullanılmaya başlandı.

Dönemin en tartışmalı saldırısı ise 2011’de gerçekleşti. Yemen’de düzenlenen bir operasyonda, El Kaide bağlantılı vaiz Anwar al-Awlaki, Amerikan vatandaşı olmasına rağmen bir drone saldırısıyla öldürüldü. Bu olay yalnızca bir askeri operasyon değil; aynı zamanda
hukuki ve etik bir dönüm noktasıydı. Dünyanın her yerinde şu soru yankılandı: Bir ABD başkanı kendi vatandaşını yargısız infaz edebilir mi?

Rakamlarla konuşacak olursak, Obama dönemindeki drone saldırılarının bilançosu oldukça ağırdı: 3.000–4.500 kişinin öldüğü tahmin ediliyor. Bunların içinde terörist liderler olduğu kadar çok sayıda sivil de vardı. Obama yönetimi sivil kayıpları azaltmak için gelişmiş sensörler, daha keskin görüntüleme sistemleri ve yapay zekâ destekli analizlere yatırım yaptı. Ancak Pakistan halkının gözünde Amerikan drone’ları hep aynı şeydi: Gökyüzündeki ölüm.
 


OBAMA’NIN NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜ SAHIBI BIR BAŞKAN OLMASINA
RAĞMEN, MODERN SAVAŞ TARIHINE DRONE SALDIRILARININ MIMARI
OLARAK GEÇMESI, AMERIKAN DIŞ POLITIKASINDAKI IRONIYI BELKI
DE EN AÇIK ŞEKILDE ORTAYA KOYDU.DONALD TRUMP, ILK BAŞKANLIK
KOLTUĞUNA OTURDUĞUNDA DRONE SAVAŞLARININ KURALLARINI
NEREDEYSE BAŞTAN YAZDI. OBAMA DÖNEMINDE GETIRILEN
KISITLAMALARI VE BÜROKRATIK FILTRELERI ZAYIFLIK OLARAK GÖRDÜ.
DAHA ILK GÜNLERDEN ITIBAREN PENTAGON’A VE CIA’YA NET BIR MESAJ
VERDI:ELLERINIZI BAĞLAMAYIN. GEREKTIĞINDE VURUN. TRUMP’IN
YÖNETIMINDE DRONE SAVAŞLARININ ÖLÇEĞI VE COĞRAFYASI HIZLA
DEĞIŞTI. EN KRITIK ADIM, SOMALI VE YEMEN’I AKTIF ÇATIŞMA BÖLGESI
ILAN ETMESI OLDU.


Obama’nın Nobel Barış Ödülü sahibi bir başkan olmasına rağmen, modern savaş tarihine drone saldırılarının mimarı olarak geçmesi, Amerikan dış politikasındaki ironiyi belki de en açık şekilde ortaya koydu.

 Donald Trump, ilk başkanlık koltuğuna oturduğunda drone savaşlarının kurallarını neredeyse baştan yazdı. Obama döneminde getirilen kısıtlamaları ve bürokratik filtreleri zayıflık olarak gördü. Daha ilk günlerden itibaren Pentagon’a ve CIA’ya net bir mesaj verdi: Ellerinizi bağlamayın. Gerektiğinde vurun. 

Trump’ın yönetiminde drone savaşlarının ölçeği ve coğrafyası hızla değişti. En kritik adım, Somali ve Yemen’i aktif çatışma bölgesi ilan etmesi oldu. Bu tanım, Amerikan ordusuna ve istihbarat teşkilatına daha geniş yasal serbesti tanıyordu. Artık her operasyon için Beyaz Saray’dan uzun onay süreçlerine gerek yoktu; sahadaki komutanlar ve CIA görevlileri çok daha hızlı karar verebiliyordu. 

Sonuç: rekor saldırılar.
• Somali’de 193 operasyon gerçekleşti ve El-Şebab ciddi şekilde yıpratıldı.

• Yemen’de onlarca hava saldırısı düzenlendi, AQAP’a ağır darbeler indirildi.

• Buna karşılık Pakistan’da saldırılar neredeyse sona erdi. Çünkü Washington’un gözünde Pakistan artık öncelikli tehdit alanı değildi; ağırlık Afrika ve Orta Doğu’ya kaymıştı. 

Trump, Obama döneminin sivil kayıpları minimuma indir şartlarını da gevşetti. Beyaz Saray’daki karar mekanizması basitleştirildi, operasyon onayları hızlandı. Bu durum, Trump’a askeri sahada daha serbest bir el kazandırdı. Ancak aynı zamanda, sivil ölümlerinin artması riskini beraberinde getirdi. İnsan hakları örgütleri sık sık Trump döneminde drone saldırılarının
şeffaflığının ortadan kalktığını rapor etti. 

Trump için drone’lar yalnızca bir terörle mücadele aracı değil; aynı zamanda Amerikan gücünün hızlı, sert ve caydırıcı bir sembolü oldu. Onun başkanlığında drone savaşları, bir anlamda bürokrasiye değil, reflekslere dayalı bir savaşa dönüştü. 

Joe Biden göreve geldiğinde, drone savaşlarını Amerikan güvenlik politikasının merkezinden bir miktar uzaklaştırdı. Biden için öncelikli mesele, Çin ve Rusya ile büyük güç rekabetiydi. Bu nedenle, Obama ve Trump dönemlerinde haftalık rutin haline gelen drone saldırıları ciddi biçimde azaldı. 

Biden yönetiminde iki temel eğilim öne çıktı:

1. Şeffaflık ve Hukuk Dili Biden, seleflerinden farklı olarak, drone saldırılarının yasal zeminini ve kamuoyuna açıklanabilirliğini ön plana çıkarmaya çalıştı. Pentagon ve CIA’ya daha sıkı raporlama şartları getirildi. İnsan hakları örgütlerinin yıllardır dile getirdiği gizli liste ve yargısız infaz eleştirilerine kısmen de olsa cevap verildi.

2. Hedef Daraltma Obama dönemindeki “signature strikes” ve Trump dönemindeki serbest operasyon anlayışı geride kaldı. Biden daha çok noktasal operasyonlar tercih etti. Somali’de El-Şebab, Yemen’de ise AQAP bağlantılı bazı lider isimler hedef alındı. Ancak bu operasyonlar artık eskisi kadar sık değildi; daha çok yüksek değerli hedefler üzerine yoğunlaşıldı. 

Buna rağmen Biden, ABD’nin gökyüzündeki savaşına tamamen son vermedi. Çünkü drone’lar Washington için vazgeçilmez bir araçtı: düşük maliyet, sıfır Amerikan askeri kaybı ve hızlı sonuç. Ancak saldırıların sayısı dramatik biçimde düştü; Obama döneminde yüzlerce saldırı yapılırken, Biden yıllarında bu rakam onlarca ile sınırlı kaldı. 

Kısacası, Biden dönemi drone savaşları, bir yandan yavaşlama ve denetim, diğer yandan sürdürülen düşük yoğunluklu operasyonlar dönemi oldu. Gökyüzündeki ölüm sessizliğe bürünmedi; sadece daha düşük frekansta çalmaya devam etti.

Donald Trump’ın 2025’teki dönüşü, Amerikan dış politika gündeminde sadece bir isim değişikliği değil; aynı zamanda operasyonel reflekslerde belirgin bir değişim getirdi. Trump yönetimi, hızlı karar, geniş yetki mantığıyla hareket ederek meydanı saha komutanlarına ve istihbarata daha çok bıraktı; özellikle insansız hava araçları ve hava saldırıları bağlamında. Bu yönelim, birkaç açık politika hamlesi ve sahada hemen gözlemlenen artışlarla somutlaştı.

PENTAGON’A GENIŞ OPERASYON YETKILERI 
Yeni dönemde Beyaz Saray, Afganistan/Irak tarzı uzun karaseferleri yerine hızlı, hedefe yönelik kinetik seçenekleri tercih etti; buna bağlı olarak sahadaki komutanların ve CENTCOM’un müdahale yetkileri genişletildi. Onay süreçlerinin sadeleştirilmesi, hedef belirleme ve atış kararlarında süreyi kısaltırken, aynı zamanda sivil hasar riskinin değerlendirilmesinde daha az bürokratik kontrol anlamına geldi. Bu değişim, Trump’ın daha az onay, daha hızlı vuruş yaklaşımıyla uyumlu. 

CIA’NIN YENIDEN AKTIF ROL ALMASI 
Trump yönetimi, bazı hassas alanlarda istihbarat ve gizli harekâtlara daha fazla alan açtı; CIA’ya operasyonel hareket serbestliği verildiği, bazı bölgelerde CIA yetkilerinin genişletildiği rapor edildi. Bu, Pentagon merkezli şeffaflığı azaltırken, örtülü eylemlerin artmasına yol açtı ve kurumlar arası sınırları yeniden bulanıklaştırdı. 

SOMALI VE YEMEN’DE MAKSIMUM BASKI STRATEJISI 
Trump’ın ikinci döneminde Afrika Boynuzu ve Yemen hattı operasyonel öncelik kazandı. Somali’deki hava ve drone vuruşları belirgin biçimde arttı; uzmanlar, 2025’te Somali’ye yönelik saldırıların bir önceki yıla göre ciddi biçimde yükseldiğini bildiriyor. Yemen cephesinde Mart 2025’te başlayan geniş çaplı Husi hedefli operasyonlar süresiz olarak planlandı.

Bu iki eksen, ABD’nin bölgesel düşmanlarına baskıyı artırma niyetinin açık işaretleri. 

İRAN BAĞLANTILI GRUPLARA KARŞI DAHA AGRESIF TUTUM 
Yemen’deki Husiler, Kızıldeniz’deki saldırılar ve bölgedeki tedarik hatlarına yönelik tehditler, Washington’ın İran bağlantılı aktörlere karşı cezasız kalmayacağı mesajını pekiştirdi. Mart 2025’te Trump yönetimi tarafından başlatılan hava kampanyası, İran destekli milislerin stratejik tesislerini ve drone altyapılarını hedef aldı; bu kampanya, bölgesel gerilimi yükseltme potansiyeli taşıyor.

NEDEN BU KADAR HIZLI VE NEDEN TEKRAR?
Trump ekibi, bu yaklaşımı birkaç gerekçeyle meşrulaştırıyor: 
1. Asimetrik tehditlere karşı caydırıcılık, körüklenmiş terör hücrelerine anında karşılık verme gereği;

2. Düşük amerikan bedeli, kara kuvveti kaybı riskini minimize etme; 

3. Siyasi mesaj, sert ve hızlı aksiyon göstererek hem iç kamuoyuna hem müttefiklere güçlü bir imaj sunma. Ancak bu söylem, sahada daha az zaman alan değerlendirme süreçleri ve örtülü yetkilerle birleşince ciddi riskleri de doğuruyor. 

SAHADAKI SONUÇLAR VE SIVIL ZAYIAT RISKI 
Hızlı yetkilendirme ve örtülü eylemler, operasyonel çevikliği artırırken sivil zarar riskini de büyütür. Bazı raporlarda Somali ve Yemen’deki saldırılarda artan insani zarar iddiaları ortaya çıktı; uluslararası gözlemciler, uzun vadede böyle bir stratejinin yerel radikalleşmeyi artırabileceğine dikkat çekiyor. Ayrıca stratejinin diplomasi maliyeti de var: egemenlik ihlalleri ve bölge hükümetleriyle gerilim, ABD’nin uzun vadeli etki ve iş birliği kapasitesini zayıflatabilir.

GÜÇ PROJEKSIYONU MU, SANCILI GERI TEPME MI? 
Trump için drone’lar yalnızca bir silah değil; aynı zamanda Amerikan gücünün hızlı gösterimi. Düşük maliyetle baskı
kurmak, taktik başarılar getirebilir. Fakat tarihsel tecrübeler ve uzman uyarıları gösteriyor ki; kısa vadeli başarı, uzun vadeli istikrarsızlığa dönüşebilir, özellikle siviller zarar görürse veya bölgesel güç dengeleri tırmanırsa. Bu ikilem, Trump’ın ikinci döneminin ana çatışma eksenini oluşturuyor: hızlı zafer arayışı ile stratejik sürdürülebilirlik arasındaki gerilim.

Trump’ın ikinci döneminde dronelar, Washington’ın anlık güç gösterisi aracına dönüşmüş durumda. Bu model, askeri hız ve düşük Amerikan kaybı vaat ederken; diplomatik maliyetler, sivil zayiat riski ve bölgesel tırmanış ihtimali gibi ağır bedelleri beraberinde getiriyor. Gökyüzü artık daha yoğun, karar mekanizmaları daha hızlı fakat tehlikelerde de aynı oranda artış.


PAKISTAN, YEMEN VE SOMALI HALKI IÇIN GÖKYÜZÜ ARTIK YALNIZCA BULUTLARIN DEĞIL, AYNI
ZAMANDA GÖRÜNMEZ BIR ÖLÜMÜN TAŞIYICISI. KÖY MEYDANINDA, DÜĞÜN EVINDE YA DA TARLADA
ÇALIŞAN INSANLARIN ÜZERINE ANSIZIN BIR FÜZE DÜŞEBILIYOR. İNSANLAR IÇIN DRONE SESI, BIR
UÇAK UĞULTUSUNDAN ÇOK DAHA FAZLASI: SÜREKLI BIR KAYGI VE PSIKOLOJIK BASKI KAYNAĞI. İŞIN
IRONIK TARAFI, DRONE SAVAŞLARININ BU KADAR YOĞUNLAŞMASI ZAMAN ZAMAN RADIKALLEŞMEYI DE
TETIKLEDI. EN ÇARPICI ÖRNEKLERDEN BIRI, PAKISTAN KÖKENLI AMERIKAN VATANDAŞI FAISAL SHAHZAD’IN
2010’DA NEW YORK TIMES SQUARE’DE BOMBA PATLATMAYA ÇALIŞMASIYDI. YAKALANDIĞINDA
SÖYLEDIĞI CÜMLE TARIHE GEÇTI: “DRONE’LAR BENI BU NOKTAYA GETIRDI.


DRONE SAVAŞLARININ İKI YÜZÜ
Drone teknolojisi, Amerikan yönetimleri için bir nimet gibi görünüyor. Çünkü asker kaybı yok, maliyet düşük, sonuç hızlı. Uydular ve keşif ağlarıyla entegre çalıştığında, binlerce kilometre öteden bir hedefi birkaç saniyede ortadan kaldırabiliyor. Stratejik açıdan bakıldığında, bu Washington’a asgari riskle azami güç projeksiyonu imkânı veriyor. 

Ama madalyonun öteki yüzü çok daha karanlık. Pakistan, Yemen ve Somali halkı için gökyüzü artık yalnızca bulutların değil, aynı zamanda görünmez bir ölümün taşıyıcısı. Köy meydanında, düğün evinde ya da tarlada çalışan insanların üzerine ansızın bir füze düşebiliyor. İnsanlar için drone sesi, bir uçak uğultusundan çok daha fazlası: sürekli bir kaygı ve psikolojik baskı kaynağı.

Üstelik işin ironik tarafı, drone savaşlarının bu kadar yoğunlaşması zaman zaman radikalleşmeyi de tetikledi. En çarpıcı örneklerden biri, Pakistan kökenli Amerikan vatandaşı Faisal Shahzad’ın 2010’da New York Times Square’de bomba patlatmaya çalışmasıydı. Yakalandığında söylediği cümle tarihe geçti: “Drone’lar beni bu noktaya getirdi.” Bu ifade, gökyüzündeki savaşın yalnızca uzak topraklarda değil, Batı’nın kalbinde bile yankı uyandırdığını kanıtlıyordu. 

GELECEK: GÖKYÜZÜNDE SAVAŞIN YENI NORMALI
 Bugün itibarıyla drone savaşları artık istisna değil, yeni normal. Bush temkinli başlattı, Obama sistemleştirdi, Trump genişletti, Biden yavaşlattı; ama 2025’te Trump’ın ikinci döneminde yeniden hız kazandırdı. Her başkan kendi damgasını vurdu, fakat hiçbiri drone’lardan vazgeçemedi. Çünkü bu teknoloji, Amerikan karar vericileri için cazibesini asla kaybetmiyor.

Üstelik artık sadece ABD değil. Çin, Türkiye, İsrail, İran, Rusya ve daha birçok ülke kendi silahlı drone’larını üretiyor, ihraç ediyor ve sahada kullanıyor. Bu, insansız hava araçlarının artık sadece “terörle mücadele” değil; küresel güç dengelerinin yeni belirleyicisi haline geldiğini gösteriyor. 

Geleceğin savaşlarını tasavvur etmek için artık büyük tank ordularını ya da uçak filolarını düşünmeye gerek yok. Gökyüzünde birbirini arayan, takip eden ve yok eden binlerce insansız aracın olduğu bir tablo, askeri stratejistlerin yeni senaryosu. Drone’lar yalnızca bugünün değil, yarının da savaşlarının başrolünde olacak gibi görünüyor.

 GELECEĞIN DRONE SAVAŞLARI: 2030 SENARYOLARI
 1) Sürü (Swarm) Taktikleri “Gökyüzünde Sürüler” 

• Binlerce küçük, ucuz drone’un koordineli hareket ederek tek bir hedefi birden fazla vuruşla ezmesi. 

• Tek bir füze veya uçakla durdurulması zor; savunmayı boğuyor. Hava savunmaları yeniden tasarlanmak zorunda kalacak.

 • Sabah saat 06:00, bir liman tesisine yüzlerce mini-drone aynı anda dalar; sensörleri şaşırtıp eş zamanlı küçük patlamalarla kritik ekipmanı felce uğratır.

2) Yapay Zekâyla Hedef Seçimi “İnsansız Karar Vericiler” 

• Otonom algı ve karar zincirleri: görüntü işleme, davranış analizi ve ateş etme kararı insan onayı olmadan gerçekleşebiliyor. 

• Tepki süresi ve verim artar; fakat yanlış sınıflandırma riski, sivil hedef vurma ihtimalini yükseltir. Hukuk ve etik krizleri sertleşir. 

• Sınır hattında, bir sürü çiftçi çalışırken AI “tehlikeli kalabalık” tanımıyla alarm verir, sonuç tartışmalı. 

3) Anti-Drone Savunmaları “Hava Siperleri” 

• Lazerler, elektromanyetik karıştırma (jamming), kamikaze-drone’lar ve yönlendirilmiş şebeke tabanlı savunma sistemleri. 

• Drone vs. anti-drone yarışında maliyet ve teknoloji yarışı; düşük maliyetli saldırılar daha sofistike savunmalar gerektirecek.

 • Bir şehri koruyan anti-drone kubbesi, binlerce mini-drone’u nötrleştirir; ancak enerji altyapısına yük bindirir.

 4) Yayılma ve Proliferasyon “Demokratik Savaş Aygıtı”

• Drone üretimi ucuzladı; devletler, milisler ve suç örgütleri de kolaylıkla edinebiliyor. 

• Asimetrik gruplar kentsel saldırılar yapabilecek kapasiteye ulaşacak; sınır ötesi müdahaleler normalleşecek.

• Bir liman kenti, silahlı bir grup tarafından piyasa dronlarıyla kesintiye uğratılır; ticaret hattı günübirlik çöker.
5) Hukuk, Etik ve Küresel Normlar “Kuralların Boşluğu” 

• Uluslararası hukuk henüz otonom ve sürü drone’ları düzenleyecek net kurallar oluşturmadı.

• Yanlış tanımlanmış saldırılar, devletler arası krizleri tetikler; sivil koruma mekanizmaları yetersiz kalır.

• Bir insansız sistem, başka bir devletin egemen hava sahasında HVT vurur; diplomatik tepkiler, ekonomik yaptırımlara evrilir.

6) Ekonomi ve Endüstri “Drone Ekosistemi”

• Drone tedarik zinciri, yazılım şirketleri, sensör endüstrisi ve bakım hizmetleri yeni büyük pazarlar oluşturacak.

• Savunma dışı şirketler savaş ekonomisine girer; sivil teknolojinin askerileşmesi hızlanır. 

• Küçük bir startup, sürü koordinasyon yazılımı geliştirir; bir yıl içinde iki ülke tarafından satın alınır. 

Sonuçta; 2030’da tek bir senaryo olmayacak; yukarıdakiler iç içe geçecek. Örneğin sürü drone + AI hedef seçimi = yüksek riskli kombinasyon. Teknolojik önlemler yetmeyecek; uluslararası normlar ve şeffaflık mekanizmaları acilen kurulmalı. Drone savaşları artık uzak cephelerin sorunu değil; kritik altyapı, deniz yolları ve şehir yaşamı doğrudan etkilenebilir.

GÖKYÜZÜ İMPARATORLARI 
Amerika’nın drone savaşları, yirmi yıl önce gizli operasyonların gölgesinde başlamıştı. Bugünse küresel stratejinin tam merkezinde duruyor. Bush’un temkinli ilk adımları, Obama’nın sistematikleşen politikaları, Trump’ın agresif hamleleri ve Biden’ın yavaşlatma girişimleri derken, 2025’te Trump’ın ikinci döneminde bu savaş biçimi yeniden daha hızlı, daha agresif ve daha sınır tanımaz hale geldi. Drone’lar bir yandan El Kaide, IŞİD ve El-Şebab gibi örgütlerin lider kadrolarını tasfiye ederek terör tehdidini zayıflattı; ancak diğer yandan da sivil kayıplar, egemenlik ihlalleri ve diplomatik krizler yaratarak Amerikan imajını zedeledi. Teknoloji Washington için “askeri güç projeksiyonunun en ucuz yolu” olsa da hedef alınan ülkelerde yarattığı korku ve öfke dalgası, uzun vadeli istikrarın önünde ciddi bir engel haline geldi. Ve gerçek şu: Drone’lar artık yalnızca bir silah değil; modern çağın yeni “gökyüzü imparatorları”. Onlar sessiz, insansız ve uzaktan kumandalı; ama etkileri hem savaş alanında hem de uluslararası ilişkilerde gürültüden çok daha fazlasını yaratıyor. Geleceğin savaşları, artık tankların palet izinde değil; drone’ların gökyüzündeki görünmez izlerinde yazılacak.