SOĞUK SAVAŞ’IN ŞAFAĞINDA
TÜRKIYE’NIN KONUMU
İkinci Dünya Savaşı’nın külleri üzerinden yükselen yeni dünya düzeni, kısa sürede iki kutuplu bir ideolojik ve jeopolitik mücadelenin sahnesine dönüştü. Bir yanda Amerika Birleşik Devletleri liderliğindeki Batı Bloku, diğer yanda ise Sovyetler Birliği’nin yayılmacı nüfuzu altına giren Doğu Bloku yer alıyordu. Bu yeni denklemde, coğrafi konumu itibarıyla iki dünyanın kesişim noktasında bulunan Türkiye, kendisini son derece hassas ve tehlikeli bir pozisyonda buldu. Sovyetler Birliği’nin güneye ve sıcak denizlere inme arzusunun önündeki stratejik bir engel olan Türkiye, Moskova’nın giderek artan siyasi ve askeri baskısıyla karşı karşıya kaldı ve 1949 yılında kurulan NATO’ya girmek istedi.
Bu makale, Soğuk Savaş’ın bu belirleyici dönemini mercek altına alarak, temel bir sorunun yanıtını aramaktadır: Bazı Batılı müttefiklerin coğrafi ve siyasi çekincelerine rağmen, Amerika Birleşik Devletleri’ni Türkiye’nin NATO üyeliğini ısrarla desteklemeye iten temel stratejik gerekçeler nelerdi? Bu sorunun cevabı, basit bir müttefiklik ilişkisinin ötesinde, Washington’un küresel güç mücadelesindeki pragmatik ve acil hesaplamalarında yatmaktadır.
İKINCI DÜNYA SAVAŞI SONRASI DÖNEMDE TÜRKIYE'NIN BATI
ITTIFAKINA YÖNELIMINI HIZLANDIRAN VE ABD'NIN DIKKATINI
KARARLI BIR ŞEKILDE BÖLGEYE ÇEKEN TEMEL FAKTÖR, SOVYETLER
BIRLIĞI'NIN ANKARA ÜZERINDEKI DOĞRUDAN VE GIDEREK
ARTAN BASKISIYDI. BU BASKI, DIPLOMATIK NOTALARIN ÖTESINE
GEÇEREK TÜRKIYE'NIN EGEMENLIĞINI VE TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ
HEDEF ALAN SOMUT TALEPLER VE YÜKSELEN BIR GERILIM ILE
KENDINI GÖSTERDI. SOVYET TEHDIDI, ARTIK SOYUT BIR TEHLIKE
OLMAKTAN ÇIKIP, TÜRKIYE'NIN VARLIĞINA YÖNELIK ACIL BIR KRIZE
DÖNÜŞMÜŞTÜ.
1. KRIZIN KATALIZÖRÜ: TÜRKIYE
ÜZERINDEKI SOVYET TEHDIDI
İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Türkiye’nin Batı ittifakına yönelimini hızlandıran ve ABD’nin dikkatini kararlı bir şekilde bölgeye çeken temel faktör, Sovyetler Birliği’nin Ankara üzerindeki doğrudan ve giderek artan baskısıydı. Bu baskı, diplomatik notaların ötesine geçerek Türkiye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan somut talepler ve yükselen bir gerilim ile kendini gösterdi. Sovyet tehdidi, artık soyut bir tehlike olmaktan çıkıp, Türkiye’nin varlığına yönelik acil bir krize dönüşmüştü.
1.1. BOĞAZLAR VE TOPRAK
TALEPLERI
Sovyet talepleri diplomatik bir boşluktan doğmamıştır. Aksine, Temmuz 1945’teki Potsdam Konferansı’nda Müttefiklerin, Montreux Sözleşmesi’nin revize edilmesi gerektiği yönünde vardığı mutabakat, Moskova’ya stratejik bir hamle yapma fırsatı sunmuştur. Bu zemin üzerinde SSCB, 1945
ve 1946 yıllarında Türkiye’ye yönelik resmi taleplerini diplomatik notalarla ileterek niyetini açıkça ortaya koydu. Bu talepler, Türkiye’nin ulusal egemenliği için kabul edilemez nitelikteydi ve iki ana başlıkta toplanıyordu: Boğazların Statüsünün Değiştirilmesi: SSCB, 1936 tarihli Montreux Boğazlar Sözleşmesi’nin revize edilmesini talep ediyordu. Bu talep, Boğazların kontrolünün sadece Türkiye’de değil, tüm Karadeniz ülkelerinde olmasını ve en önemlisi, Boğazların “ortak savunması” adı altında Sovyetler Birliği’ne askeri üsler verilmesini içeriyordu. Bu, Boğazlar üzerindeki mutlak Türk egemenliğinin sona ermesi anlamına geliyordu. Toprak Talepleri: Sovyetler, diplomatik kanallarla 1921 Moskova Antlaşması ile Türkiye’ye bırakılan Kars ve Ardahan’ın kendilerine iade edilmesini istiyordu. Bu talep, Türkiye’nin doğu sınırlarının güvenliğini ve toprak bütünlüğünü doğrudan tehdit eden bir adımdı.
1.2. ASKERÎ VE DIPLOMATIK BASKI
Moskova’nın baskısı yalnızca diplomatik notalarla sınırlı kalmadı. Sovyetler Birliği, taleplerini güçlendirmek ve Ankara üzerinde psikolojik bir üstünlük kurmak amacıyla bilinçli bir “sinir harbi” yürüttü. Sovyet ordusu, Türk sınırına yakın bölgelere askeri yığınak yaparken, Karadeniz’de Türk sahillerine yaklaşık 45 mil mesafede deniz tatbikatları düzenledi. Bu askeri manevralar, diplomatik taleplerle birleştiğinde, Türkiye’de olası bir işgal endişesini körükledi ve Ankara’yı acil bir güvenlik garantisi arayışına itti. Sovyet tehdidinin soyut bir tehlike olmaktan çıkıp Türkiye’nin varlığına yönelik somut bir krize dönüşmesi, Amerikan dış politikasının bölgeye yönelik radikal bir değişim geçirmesinin zeminini hazırladı.
2. AMERIKAN YANITI: TRUMAN DOKTRINI VE STRATEJIK ORTAKLIĞIN İNŞASI
İngiliz İmparatorluğu’nun gerilemesiyle ortaya çıkan güç boşluğu karşısında Amerika Birleşik Devletleri, sadece devreye girmekle kalmamış; küresel stratejisini temelden yeniden tanımlamıştır. Truman Doktrini, “çevreleme” politikasının ilk operasyonel safhasını temsil ederek, Türkiye’yi çevresel bir devlet olmaktan çıkarıp filizlenen Soğuk Savaş’ın kritik bir ön cephesine dönüştürmüştür.
2.1. “CONTAINMENT” POLITIKASININ İLK ADIMI
İngiltere’nin, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yaşadığı ekonomik buhran nedeniyle artık Türkiye ve Yunanistan’a askeri ve mali yardım sağlayamayacağını 1947’de Washington’a bildirmesi üzerine, Başkan Harry S. Truman, 12 Mart 1947’de Kongre’de yaptığı tarihi konuşmayla “Truman Doktrini” olarak bilinen yeni Amerikan dış politikavizyonunu ilan etti. Bu doktrin, Sovyet tehdidi altındaki “özgür halkları” desteklemeyi taahhüt ediyor ve “çevreleme” (containment) politikasının ilk somut adımını oluşturuyordu. Bu kapsamda,
Türkiye ve Yunanistan’a acil askeri ve ekonomik yardım yapılması kararlaştırıldı. Türkiye’ye yönelik yardımlar, Amerikan Askeri Yardım Heyeti’nin (JAMMAT) kurulmasıyla organize edildi ve Türk ordusunun modernizasyon süreci fiilen başlamış oldu.
İNGILTERE'NIN, İKINCI DÜNYA SAVAŞI'NIN ARDINDAN YAŞADIĞI
EKONOMIK BUHRAN NEDENIYLE ARTIK TÜRKIYE VE YUNANISTAN'A
ASKERI VE MALI YARDIM SAĞLAYAMAYACAĞINI 1947'DE WASHINGTON'A
BILDIRMESI ÜZERINE, BAŞKAN HARRY S. TRUMAN, 12 MART 1947'DE
KONGRE'DE YAPTIĞI TARIHI KONUŞMAYLA "TRUMAN DOKTRINI" OLARAK
BILINEN YENI AMERIKAN DIŞ POLITIKA VIZYONUNU ILAN ETTI. BU
DOKTRIN, SOVYET TEHDIDI ALTINDAKI "ÖZGÜR HALKLARI" DESTEKLEMEYI
TAAHHÜT EDIYOR VE "ÇEVRELEME"POLITIKASININ ILK SOMUT ADIMINI
OLUŞTURUYORDU. BU KAPSAMDA, TÜRKIYE VE YUNANISTAN'A
ACIL ASKERI VE EKONOMIK YARDIM YAPILMASI KARARLAŞTIRILDI.
TÜRKIYE'YE YÖNELIK YARDIMLAR, AMERIKAN ASKERI YARDIM
HEYETI'NIN KURULMASIYLA ORGANIZE EDILDI VE TÜRK ORDUSUNUN
MODERNIZASYON SÜRECI FIILEN BAŞLAMIŞ OLDU.
2.2. JEOPOLITIK SATRANÇ TAHTASINDA TÜRKIYE’NIN DEĞERI
ABD’li askeri planlamacılar için Türkiye’nin değeri, coğrafi konumundan ve potansiyel askeri yeteneklerinden kaynaklanıyordu. Türkiye, Soğuk Savaş’ın jeopolitik satranç tahtasında paha biçilmez bir varlık olarak görülüyordu: Coğrafi Konum: Türkiye, Sovyetler Birliği’nin güney kanadını çevreleyen, Karadeniz’e çıkışını kontrol eden ve Orta Doğu’nun zengin petrol kaynaklarına açılan bir köprü konumundaydı. Askeri Üs Potansiyeli: Muhtemel bir savaş durumunda Türkiye toprakları, Batı ittifakı için hayati avantajlar sunuyordu. Bu avantajlar arasında Sovyet petrol kaynaklarına yönelik saldırılar düzenlemek, Moskova’ya yönelecek bombardıman uçakları için avcı koruması sağlamak ve Sovyet denizaltı ve gemilerini Karadeniz’e hapsetmek gibi kritik roller bulunuyordu. “Domino Taşı” Rolü: Dışişleri Bakanı Dean Acheson’ın “çürük elma” benzetmesinde
ifade ettiği gibi, Türkiye’nin Sovyet nüfuzuna girmesi bir domino etkisi yaratabilirdi. Washington’ın endişesi sadece Orta Doğu ve Afrika ile sınırlı değildi; asıl korku, bu çürümenin Yunanistan üzerinden İran’ı ve doğudaki her yeri enfekte etmesinin yanı sıra, enfeksiyonu İtalya ve Fransa gibi Batı Avrupa’nın kalbindeki ülkelere taşıyacağıydı.
2.3. TÜRK ORDUSUNUN POTANSIYELI VE MODERNIZASYONU
İkinci Dünya Savaşı sonrası Türk ordusu, teçhizat açısından son derece yetersiz, büyük ölçüde Birinci Dünya Savaşı standartlarında kalmış ve motorlu araçlar yerine hala hayvan gücüne dayanan bir durumdaydı. Ancak buna karşın, büyük bir insan gücüne, savaş tecrübesine ve yüksek bir savaşma azmine sahipti. Amerikan askeri yardımı, bu potansiyeli modern bir askeri güce dönüştürmeyi hedefledi. ABD’nin bu yatırımla amacı, olası bir Sovyet ilerlemesini yavaşlatabilecek, güvenilir ve caydırıcı bir bölgesel müttefik yaratmaktı. Ancak basit bir askeri yardım ilişkisi, Ankara’nın artan güvenlik endişelerini tam olarak karşılamıyordu.
3. TÜRKIYE’NIN NATO’YA KATILMA ARZUSU NASIL KARŞILANDI?
Türkiye’nin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) üye olma süreci oldukça meşakkatli ve sancılı bir seyir izlemiş, başvurusuna hem Sovyetler Birliği’nden (SSCB) hem de bazı NATO üyesi ülkelerden itirazlar gelmiştir.
3.1. SOVYETLER BIRLIĞI (SSCB) VE İTIRAZ GEREKÇELERI
SSCB, Türkiye’nin NATO’ya katılmasına şiddetle karşı çıkmıştır. Oysa, Sovyet tehdidinin seviyesi, NATO’ya üye olmayı Türkiye için bir zorunluluk haline getiren başlıca sebepti. SSCB’nin itirazlarının temel gerekçeleri şunlardı: • Saldırgan Pakt İddiası: SSCB, NATO’yu kendisini çevrelemek amacıyla kurulmuş saldırgan bir ittifak olarak görmüş ve Türkiye’nin NATO’ya katılımının SSCB’ye karşı yöneltilen saldırgan planlara alet olmak anlamına geleceğini ileri sürmüştür. • Güvenlik Tehdidi ve Sorumluluk: Sovyetler, Türkiye’nin NATO’ya katılması durumunda Türk-Sovyet ilişkilerinin ciddi zararlar göreceğini ve bu politikadan doğacak sonuçların tüm sorumluluğunun Türkiye’ye ait olacağını bildirmiştir. • Jeopolitik Çevreleme: Türkiye’nin NATO’ya dahil olmasıyla Batı güvenlik sisteminin Atlas Okyanusu’ndan başlayarak Doğu Anadolu sınırlarına kadar uzanacağını belirtmişlerdir. • Toprak ve Üs Talepleri: NATO üyeliği öncesinde SSCB, Türkiye’den Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin değiştirilmesini, Boğazlarda ortak savunma için üs verilmesini ve Doğu Anadolu’da Kars ile Ardahan bölgelerinin kendisine terk edilmesini talep etmişti. Bu istekler, Türkiye’nin egemenlik haklarına ve güvenliğine aykırı bulunmuştu.
3.2. NATO ÜYELERI VE İTIRAZ/ ÇEKINCE GEREKÇELERI
Türkiye’nin NATO’ya üye olma çabaları, kuruluş aşamasından itibaren NATO’nun bazı üyelerinin itirazları veya güçlü çekinceleri ile karşılaşmıştır.
3.2.1.BIRLEŞIK KRALLIK (İNGILTERE)
İngiltere, Türkiye’nin NATO üyeliğine en başta ve en şiddetli itiraz eden ülkelerden biriydi. • Orta Doğu Çıkarları: İngiltere, Orta Doğu’daki kendi çıkarlarını (özellikle Süveyş ve petrol) koruma çabasındaydı. • Orta Doğu Komutanlığı Projesi: Türkiye’yi, NATO yerine, İngiliz liderliğinde kurulması planlanan bir Orta Doğu Savunma Sistemi (Orta Doğu Komutanlığı) içinde görmek istiyordu. İngiltere, Türkiye’nin askeri gücünü, Orta Doğu’daki İngiliz menfaatlerini gözetecek bir araç olarak kullanmak niyetindeydi. Bu yapıda Türkiye’ye “Komutanlık” öneriyordu. • Coğrafi ve Siyasi Nedenler: Türkiye’nin NATO’ya katılması halinde, İngiltere’nin önderliğinde Orta Doğu’da kurulacak farklı paktlara Türkiye’nin ilgi duymayacağını düşündüğünden, üyeliğe coğrafi ve siyasi nedenlerle karşı çıkmıştır.
3.2.2.KUZEY AVRUPA ÜLKELERI VE DIĞER KÜÇÜK ÜYELER
Norveç, Danimarka, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg gibi ülkeler de Türkiye’nin üyeliğine çekince koymuşlardır. Sovyetleri Tahrik Etme Endişesi: Bu devletler, Sovyet tehdidine en çok maruz kalan Türkiye’nin NATO’ya katılması halinde, SSCB’nin buna sert bir tepki göstererek hemen bir savaş başlatmasından korkmuşlardır. Onlar NATO’yu, Sovyetlere karşı hemen savaşa girecek bir ittifak değil, bir güvenlik sübabı olarak görmekteydiler. Demokrasi ve Ortak Değerler Eksikliği: Türkiye ve Yunanistan’ın, Kuzey Atlantik ve Batı Avrupa ile ortak gelenekleri paylaşmadıklarını, demokrasi ve kişisel özgürlükler açısından Batı ülkelerinin gerisinde olduklarını iddia etmişlerdir.
Coğrafi Uzaklık: NATO’nun Kuzey Atlantik coğrafyası esas alınarak kurulduğunu, Akdeniz’den iki ülkenin alınmasının, NATO’nun çatışmaya sürüklenebileceği endişesini beraberinde getirdiğini belirtmişlerdir. Kaynakların Bölünmesi Endişesi: Üye ülkelere yapılacak yardımların, Türkiye Yunanistan arasında bölünebileceği yönünde bir endişe mevcuttu.
3.2.3.AMERIKA BIRLEŞIK DEVLETLERI’NIN (ABD) TUTUM DEĞIŞIKLIĞI
NATO’nun lideri konumundaki ABD, başlangıçta Türkiye’nin üyeliğine sıcak bakmamıştır. Bunun yerine Türkiye ve Yunanistan’ın yer aldığı bir Akdeniz Paktı kurulmasını desteklemiştir.
KORE SAVAŞI, TÜRKIYE'NIN BATI'YA OLAN SADAKATINI KANITLASA DA AMERIKAN
POLITIKASINI BASIT BIR ASKERI YARDIMDAN TAM ÜYELIK GARANTISINE TAŞIYAN ASIL
ITICI GÜÇ, WASHINGTON'UN EN DERIN STRATEJIK KORKUSUYLA YÜZLEŞMESIYDI:
TÜRKIYE'NIN TARAFSIZ KALMA RISKI. BU RISK, ABD'NIN BÖLGEDEKI TÜM ASKERI
YATIRIMINI ANLAMSIZ KILMA POTANSIYELI TAŞIYORDU VE BU DA TÜRKIYE'NIN
NATO ÜYELIĞINI WASHINGTON IÇIN BIR TERCIH OLMAKTAN ÇIKARIP STRATEJIK BIR
ZORUNLULUĞA DÖNÜŞTÜRDÜ.
4. DÖNÜM NOKTASI: ASKERI YARDIMIN İTTIFAK GARANTISINE EVRILMESI
Kore Savaşı, Türkiye’nin Batı’ya olan sadakatini kanıtlasa da Amerikan politikasını basit bir askeri yardımdan tam üyelik garantisine taşıyan asıl itici güç, Washington’un en derin stratejik korkusuyla yüzleşmesiydi: Türkiye’nin tarafsız kalma riski. Bu risk, ABD’nin bölgedeki tüm askeri yatırımını anlamsız kılma potansiyeli taşıyordu ve bu da Türkiye’nin NATO üyeliğini Washington için bir tercih olmaktan çıkarıp stratejik bir zorunluluğa dönüştürdü.
4.1. KORE SAVAŞI: SADAKATIN KANITI
1950 yılında Kuzey Kore’nin Güney Kore’yi işgal etmesiyle patlak veren Kore Savaşı, Türkiye için Batı bloğuna olan bağlılığını somut bir şekilde gösterme fırsatı sundu. Ankara hükümeti, Birleşmiş Milletler’in askeri müdahale çağrısına tereddütsüz yanıt vererek Kore’ye 4.500 kişilik bir tugay gönderme kararı aldı. Bu hamle, uluslararası arenada büyük yankı uyandırdı. Türkiye, Batı’nın kolektif güvenliği için kan dökmeye hazır olduğunu kanıtlayarak NATO üyeliği başvurusundaki en güçlü argümanlarından birini elde etmiş oldu.
4.2. EN BÜYÜK KORKU: TÜRKIYE’NIN TARAFSIZLIK RISKI
ABD’nin karar alma sürecindeki en kritik faktör, Türkiye’nin olası bir küresel çatışmada tarafsız kalma ihtimaliydi. Washington için bu risk, göze alınamayacak kadar büyük stratejik sonuçlar doğuruyordu: Stratejik Kayıp: Tarafsız bir Türkiye, ABD’nin savaş planlarında hayati önem taşıyan üslerin kullanımı, Sovyet güney kanadının çevrelenmesi ve Orta Doğu’ya erişim gibi tüm avantajları bir anda geçersiz kılacaktı. Devlet ve Savunma Bakanlıklarındaki Görüş: Özellikle Dışişleri Bakanlığı’nda Dean Acheson ve George McGhee gibi isimler, Türkiye’ye NATO şemsiyesi altında net bir güvenlik garantisi verilmemesi durumunda, ülkenin bir sonraki büyük çatışmada tarafsız kalma riskinin çok yüksek olduğunu savunuyorlardı. McGhee’nin ifadesi bu endişeyi net bir şekilde özetliyordu: “Bir güvenlik taahhüdü vermedikçe Türkiye’ninmüttefikimiz olacağından emin olamayız.” Yatırımın Boşa Gitmesi: ABD, Truman Doktrini kapsamında Türkiye’ye milyonlarca dolarlık askeri ve ekonomik yardım yapmış, havaalanları inşa etmiş ve ordusunu modernize etmişti. Türkiye’nin tarafsız kalması durumunda, bu muazzam yatırımın boşa gideceği ve hatta dolaylı olarak Sovyetlerin işine yarayacağı korkusu hakimdi. Nükleer Denge: SSCB’nin atom bombasına sahip olduğunu duyurması (1949), ABD’nin nükleer tekelini sona erdirmiş ve olası bir Sovyet saldırısına anında karşılık verebilmek için Türkiye gibi Sovyetlere yakın bölgelerde hava üslerine ihtiyaç doğurmuştur. Bu risk, Türkiye’nin NATO üyeliğini ABD için pazarlığa kapalı bir stratejik zorunluluk haline getirmiş ve Washington’u kendi müttefiklerinin itirazlarına karşı harekete geçmeye mecbur bırakmıştır.
5. İTTIFAK İÇINDEKI MUHALEFETI AŞMAK
Washington’un, Türkiye’nin üyeliğini savunma kararı, iki cephede yürütülen diplomatik bir muharebeyi gerektirmiştir. Moskova’ya karşı yürütülen ilk cephe, aleni ve beklenen bir mücadeleydi. Ancak ittifakın kendi içinde verilen ikinci mücadele, Amerika’nın küresel stratejik vizyonunu, kilit Avrupalı müttefiklerinin daha dar kapsamlı bölgesel ve siyasi endişeleriyle karşı karşıya getirerek çok daha karmaşık bir hal almıştır. ABD, bu muhalefeti kırmak için stratejik bir argümanı öne çıkardı: Türkiye ve Yunanistan’ın ittifaka dahil edilmesi, sadece bu iki ülkenin güvenliği için değil,
tüm NATO’nun güney kanadının ve Akdeniz’deki deniz yollarının güvenliği için vazgeçilmezdi. Washington, Avrupalı müttefiklerini, Türkiye’nin güçlü ordusu ve stratejik konumuyla ittifaka bir yük olmayacağı, aksine büyük bir askeri değer katacağı konusunda ikna etmeye çalıştı. ABD’ye göre Türkiye, Sovyet birliklerinin önemli bir kısmını kendi cephesinde meşgul ederek Avrupa’nın merkezindeki savunma yükünü hafifletecek bir “güney kalesi” rolü üstlenecekti. Sonuç olarak, ABD’nin küresel stratejik vizyonu, ittifak içindeki daha dar kapsamlı bölgesel ve siyasi endişelere galip geldi ve muhalefetin kırılmasıyla Türkiye’nin NATO’ya katılımının yolu açıldı.
6. SONUÇ: STRATEJIK BIR ZORUNLULUĞUN ZAFERI
Amerika Birleşik Devletleri’nin, bazı Avrupalı müttefiklerinin muhalefetine rağmen Türkiye’nin NATO üyeliğini desteklemesi, duygusal veya ideolojik bir kararın ürünü değil, Soğuk Savaş’ın acımasız gerçekleri üzerine inşa edilmiş, tamamen pragmatik ve stratejik hesaplamalara dayalı bir zorunluluktu. Washington, Türkiye’yi Batı bloğuna kalıcı olarak bağlayarak, Sovyetler Birliği’ne karşı yürüttüğü küresel mücadelede paha biçilmez bir avantaj elde etmiştir. Bu stratejik kararın temel direkleri şu şekilde özetlenebilir: • Sovyet Tehdidini Sınırlamak: Türkiye,yayılmacılığının güneye,yani Orta Doğu’nun petrol zengini topraklarına ve Akdeniz’in sıcaksularına inmesini engelleyecek en kritik coğrafi bariyer olarak görülüyordu.• Askeri Avantajları Güvence Altına Almak: Türkiye’nin toprakları, muhtemelbir savaşta ABD’ye Sovyet endüstriyel ve askeri hedeflerine yönelik hava operasyonları için paha biçilmez üsler ve operasyonel esneklik sunuyordu. • Tarafsızlık Riskini Ortadan Kaldırmak: Belki de en önemli faktör, Truman Doktrini kapsamında yapılan devasa askeri ve altyapı yatırımının bir çatışma anında tarafsızlık ilanıyla boşa gitmesi riskinin göze alınamamasıydı. Askeri yardım, Türkiye’yi Batı’ya bağlamak için yeterli değildi; NATO’nun 5. Maddesi’nin sağladığı kolektif savunma garantisi, bu stratejik varlığı Batı bloğuna kalıcı olarak kilitlemenin tek yolu olarak görüldü. • Bölgesel Güç Dengesi: ABD, Türkiye’yi sadece bir savunma hattı olarak değil, aynı zamanda Orta Doğu’da istikrar sağlayacak ve Batı çıkarlarını koruyacak bir “omurga”olarak konumlandırmak istedi. Bu vizyon, Türkiye’nin sadece NATO’nun güney kanadını değil, aynızamanda bitişiğindeki istikrarsızbölgeyi de dengeleyecek bir güç olmasın öngörüyordu.
KAYNAKÇA
• Çifci, Erhan. Prusya’dan NATO’ya Türk ordusunda batı etkisi: 1880-1960, İstanbul, Kronik Kitap, 2022
• Erkmen, A. “Türkiye’nin NATO Üyeliği ve Üyeliğin TBMM’de Kabulü”. KSÜSBD, Cilt:17 Sayı: 2, Ekim 2020.
• Kandemir, Osman Gazi. Soğuk Savaş Sonrası Türk Ordusunda Yaşanan Dönüşüm. (Doktora Tezi). Millî Savunma Üniversitesi, 2024.
• Kuniholm, Bruce Robellet. The Origins of the Cold War in the Near East: Great Power Conflict and Diplomacy in Iran, Turkey, and Greece. Princeton University Press, 2014.
• Leffler, Melvyn P. “Strategy, Diplomacy, and the Cold War: The United States, Turkey, and NATO, 1945-1952”. The Journal of American History, Vol. 71, No. 4, March 1985, pp. 807-825.
• McGhee, George. The U.S.-Turkish- NATO Middle East Connection: How the Truman Doctrine and Turkey’s NATO Entry Contained the Soviets. Palgrave Macmillan, 1990.
• Tekeli, İlhan ve Selim İlkin. Dış Siyaseti ve Askerî Stratejileriyle İkinci Dünya Savaşı Türkiyesi, Cilt I. İletişim Yayınları, 2014.