“ÜLKEMIZIN 2000’LI YILLARIN BAŞINDA GELIŞTIRDIĞI VE GIDEREK BÖLGESELDEN KÜRESELE EVRILEN ETKINLIĞININ, SAVUNMA-GÜVENLIK, SAVUNMA SANAYI YETENEKLERI, TEKNOLOJIK GELIŞMELER VE JEOPOLITIK AKTÖR OLMA ADIMLARIMIZLA BIRLIKTE ELE ALMAK ANLAMLI OLACAKTIR. BU KAPSAMDA, DEĞIŞEN JEOPOLITIK ÇEVRENIN ETKISIYLE OLUŞAN GÜÇ VE CAZIBE ALANINDA, KADIM DOST VE KARDEŞLERIMIZLE GENIŞ AVRUPA-ASYA-AFRIKA ÜÇGENINDE YENI, BÜTÜNCÜL VE KAPSAYICI BIR OLUŞUMA YÖNELMEMIZIN YOLUNU AÇMIŞ OLDUĞU DEĞERLENDIRILMEKTEDIR.”
Savunma ve Güvenlik kavramları küresel jeo-politik ve jeo-ekonomik gerçekler ışığında, çokuluslu küresel ve bölgesel işbirliği boyutuyla diplomatik, siyasi ve ekonomik stratejiler geliştirmek ve müşterek sinerji (görevdeşlik) oluşturmak için tarihsel temel unsurlar olagelmiştir. Bu kapsamda, 4 Nisan 1942 tarihinde 12 ülke tarafından imzalanan Washington Anlaşmasının ruhunu özlü ve açık bir şekilde tanımlayan paragrafı iyi anlamak ve örnek almak mümkündür.
“The Treaty, a model of brevity and clarity, paved the way for the Alliance’s adaptation to the constantly changing dynamic of international security. It provides built-in flexibility and scope for tackling new problems and applying solutions to them that reflect the changing environment.”
Türk Devletleri Teşkilatı üye ve gözlemci ülkeleriyle otonom statüdeki Türk topluluklarının gelecekte müşterek güvenlik ve savunma iş birliğinin de bu yöntemle örgütlenmeye gitmesi doğal bir gelişme olacaktır.
GİRİŞ:
Türkiye, İstiklal mücadelesi ve 2. Dünya savaşı sonrasında batı ile yakınlaşan savunma ve güvenlik stratejisiyle dünya jeopolitiğinde hak ettiği yeri almak ve kurucu Cumhurbaşkanı Atatürk’ün işaret ettiği barışçı dış politikası kapsamında, çokuluslu iş birlikleri ve uluslararası örgütlenmelere katılmak suretiyle milli menfaatlerini korumaya odaklanmıştır. Bu kapsamda, 1952 yılında katıldığımız Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (NATO) bünyesindeki müşterek güvenlik ve kolektif savunma çalışmalarına iştirakimiz 1990 yılında Varşova Paktının dağılmasıyla yeni bir evreye ulaşmış ve ülkemizin kadim geçmişine yönelik tarihi sorumlulukları da canlandıran bir gelişme olmuştur.
Bu çerçevede, 1992’de Rusya’nın öncülüğünde teşkil edilen Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütünün (CSTO) hayata geçirilmiş olması da dikkate alınarak, çok yönlü güvenlik anlayışı ve Sovyetler sisteminin yarattığı jeopolitik boşluğu doldurmak amacıyla, doğal stratejik ve sosyo-kültürel tabana dayanan bir dayanışma ve güvenlik örgütlenme modeli zaruri ve kaçınılmaz bir olgu olmuştur. Bu anlayış ve çabaları, tarihi kimlik, kültürel bütünlük, sosyal yapı ve hedef ülkelerin her birinin kendi jeopolitik bakış, beklenti ve amaçları doğrultusunda yeniden ele almak ve ortak hedefe yönlendirmek sağlıklı ve uzlaşılmış bir temele dayandırılması gereken bir konudur.
Kadeş’ten bu yana hemen tüm dünya savaşlarına sahne ve hedef olan Orta Doğu hakkında kitap yazan Bernard Lewis, “Geçmiş ile yüzleşmek konusunda isteksiz olanlar, ne bugünü anlamayı ne de geleceği okumayı başarabilirler.” sözüyle tarihi arka planın önemine dikkat çekmiştir. Tarihi arka plan bağlamında Lewis adeta, bölgesel diplomasi, askeri-savunma ve anavatan güvenliğinde jeopolitik ilgi, menfaat ve ortaklık fırsatlarının geleceği şekillendirecek temel ögeler olduğunu hatırlatmaktadır.
Bu bakışla, ülkemizin 2000’li yılların başında geliştirdiği ve giderek bölgeselden küresele evrilen etkinliğinin, savunma-güvenlik, savunma sanayi yetenekleri, teknolojik gelişmeler ve jeopolitik aktör olma adımlarımızla birlikte ele almak anlamlı olacaktır. Bu kapsamda, değişen jeopolitik çevrenin etkisiyle oluşan güç ve cazibe alanında, kadim dost ve kardeşlerimizle geniş Avrupa-Asya-Afrika üçgeninde yeni, bütüncül ve kapsayıcı bir oluşuma yönelmemizin yolunu açmış olduğu değerlendirilmektedir.
TARIHI TÜRKISTAN BÖLGESI BAŞTA OLMAK ÜZERE, DOĞUBATI VE KUZEY GÜNEY ISTIKAMETINDE TARIHI BIR KESIŞME VE ULAŞIM HATTI OLAN İPEK YOLU YALNIZCA TICARI BIR YOL DEĞIL, JEOPOLITIK BIR EKSENDIR. BU EKSENIN MERKEZI KONUMUNDA YER ALAN KADIM TÜRK DEVLETLERI VE BATIDA AVRUPA’YA AÇILAN AT BAŞI STRATEJIK KONUMUYLA TÜRKIYE’NIN BÖLGESEL VE KÜRESEL AKTÖR OLARAK ORTAYA ÇIKMASININ, SAHADAKI GERÇEKLIK DIŞINDA, GEÇMIŞTE 16 DEVLET KURARAK GENIŞ BIR MEDENIYET ZINCIRINE DÖNÜŞTÜREN TÜRK ULUSUNA BAHŞEDILEN BIR FIRSAT VE ZORUNLULUK OLARAK KABUL EDILMESI MÜMKÜNDÜR.
Bahse konu yol, tarihi hayallere dönüş değil, kadim kardeşlerimizle ortak güvenlik ve savunma gereksinim ve birlikteliğini tanımlamak ve beraberindeki ekonomik, ticari, ulaşım ve enerji ilişkilerini de bütüncül olarak ele almamızın önemini ortaya çıkarmaktadır. Esasen, dünya ekonomik gelişme ve kalkınma yatırımlarının doğuya kayması, Asya’nın yeniden sosyal ve ticaret sahnelerinde rol alması ve küresel liderlik çerçevesinde Çin ve ABD arasındaki liderlik ve güç mücadelesinin her alanda hissedildiği bir vakıadır. Nitekim, AvrAsya’ya odaklanan siyasi, askeri ve ekonomik gelişmelerin hemen yanı başımızda, yakın coğrafyamızda ve kadim köklerimizin buluştuğu Türkistan’a (Orta Asya) uzanmakta olduğu yadsınamaz bir gerçektir.
2009 yılında Nahcivan Anlaşmasıyla kurulan TÜRK KENEŞİ’nin (Konsey) 2021 yılında Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) olarak yeniden adlandırılmasıyla ortaya konulan birlik ve uluslararası örgütlenme, temelde tüm alanlarda müşterek adım, çaba ve girişimlerle birlikte nitelikli bir teşkilatlanma çalışmasının da başlamasına vesile olmuştur.
Bu çerçevede, Türk Devletleri Teşkilatı’nın kuruluş temel amaçları doğrultusunda; “i- Taraflar arasında karşılıklı güvenin güçlendirilmesi, ii- Bölge ve bölge dışında barışın korunması, iii- Dış politika konularında ortak tutum benimsenmesi, iv- Uluslararası terörizm, ayrılıkçılık, aşırılık ve sınır aşan suçlarla mücadelede gerekli koordinasyonun sağlanması, v- Ortak amaçlara dair etkili bölgesel ve ikili işbirliğinin her alanda geliştirilmesi” temelinde savunma- güvenlik odaklı birliğin sağlanmasının hedeflendiği yanlış bir saptama olmayacaktır.
Bahse konu temel tahtında, TDT üye ve gözlemci ülkeleri arasında olası bir doğrudan ortak savunma amaçlı sivil ve askeri örgütlenmenin yapısı, kapsamı ve görev-hedeflerinin tanımlanmasında Türkiye’nin yanı sıra geçmişte Sovyetler Birliği bünyesinde yer alan ülkelerin deneyim ve birikimleriyle, küresel meselelere bakış ve tutumlarının da katkısıyla karma bir ‘jeopolitik sinerji’ oluşmasının da mümkün olabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmanın doku uyumu ve zihni gelişiminin, iç ve dış etkenlerle birlikte, enerji başta olmak üzere, ekonomik, ticari, sosyal ve kültürel alanların da etkisiyle gerçekleşeceği tahmine müsaittir.
AMAÇ:
Tarihi Türkistan bölgesi başta olmak üzere, doğu-batı ve kuzey güney istikametinde tarihi bir kesişme ve ulaşım hattı olan İpek Yolu yalnızca ticari bir yol değil, jeopolitik bir eksendir. Bu eksenin merkezi konumunda yer alan kadim Türk Devletleri ve batıda Avrupa’ya açılan at başı stratejik konumuyla Türkiye’nin bölgesel ve küresel aktör olarak ortaya çıkmasının, sahadaki gerçeklik dışında, geçmişte 16 devlet kurarak geniş bir medeniyet zincirine dönüştüren Türk Ulusuna bahşedilen bir fırsat ve zorunluluk olarak kabul edilmesi mümkündür.
12 Kasım 2021’de İstanbul’da toplanan 8. Türk Konseyi Zirvesinde kabul edilen, siyasi-güvenlik, ekonomik, halklar arası ve üçüncü taraflarla iş birliği olmak üzere dört ana ilkeye dayanan “2040 Türk Dünyası Vizyon Belgesi” diğer ülkeler ve uluslararası kuruluşlarla etkileşim adına güçlü birliktelik ve teşkilatlanma için bir eylem planı ilanı olmuştur. Bu noktalardan hareketle, anılan jeopolitik eksenin verdiği sorumlulukla, TDT ülkelerinin müşterek güvenlik ve savunma odaklı işbirliği stratejilerinde ele alınması öngörülen ortak payda ve çalışma alanları şu şekilde sıralanabilir:
- Müşterek Savunma-Güvenlik Gereksinim Çerçevesinin tanımlanması,
- Savunma ve Güvenlik Örgütlenme Modeli ve Yatırım gereksinimlerinin belirlenmesi,
- Askeri- Sivil Müşterek Ortaklık Esaslarının tanımlanması,
- Savunma sanayi ile ekonomik, ticaret ve ulaşım bağlarının pekiştirilme esaslarının oluşturulması,
- Olası savaş, barış, kriz ve insani müdahale şartlarında bölgesel istikrar hedeflerinin belirlenmesi.
Yukarıda tanımlanan adımların gideceği yönün TDT ülkeleri arasında bir savunma ve güvenlik örgütü tesisini hedeflediği aşikârdır. Bu hedef, uzun süredir adı dillerde ve gönüllerde yer alan bir ‘Turan Ordusu’ mu, yoksa günün jeopolitiğine, üye ülkelerin bireysel geçmiş ve gelecek öngörülerine uygun yeni bir formül mü olacağının, müteakip yöntem, bulgu ve sonuç bölümlerinde ele alacağımız ilke, prensip ve siyasalar ışığında ortaya çıkabileceği öngörülmektedir.
YÖNTEM:
Bu çalışmanın yöntemini belirlerken, tarihin derinliklerinde Hun Türklerine önderlik yapan ve kadim öğütler veren Avrupa Hun İmparatoru Attila’nın iki veciz ilkesine odaklanılmıştır: “1. When the consequences of your decision are too grim to bear, look for another option. 2. Never arbitrate, for it allows a third party to determine your destiny.” Türkçesiyle, “1- Kararının sonuçları dayanılamayacak kadar kasvetliyse, başka bir seçenek ara, 2- Asla hakemliğe başvurma, çünkü bu üçüncü bir tarafın kaderinizi belirlemesine izin verir.” mezkûr akil öğütlerin, kesin bir analiz ve araştırma kavramı olmasa da yöntem konusunda bize ışık tutacağını düşünüyorum.
Bu öğütler ışığında, tek bir bayrak veya lider tarafından yönetilen bir örgütlenme mi, yoksa her bağımsız ülkenin ortak paydalara inanan liderlerinin ve bayraklarının katılım ve desteğiyle oluşturulmuş yapılanma mı tercih edilmelidir sorusuna cevap aramalıyız.
Günümüzde, yaklaşık 70 yıllık geçmişiyle varlığını sürdürmeye çalışan NATO, henüz tam bir savunma örgütü olamamış Avrupa Birliği (AB) ve kuruluşundan 70 yıl sonra dağılan ancak yıkıntılarının etkisi hissedilen Sovyetler Birliği/Varşova Paktı örnekleri var ve TDT’nın Savunma-Güvenlik yapılanmasına nasıl yol gösterebilir sorusu aklımızda anlamlı bir yer etmektedir.
Bildirimim ana hedefine ulaşmasında şahsen bu uluslararası örgütlenmeler ve onlara liderlik yapan ülkelerdeki mesai, deneyim ve gözlemlerimin de etkisi olduğunu ifade etmeliyim. O halde, merkezi, dağıtık, gerektiğinde daimi ve geçici konumdaki yapılanmalarla esnek, ani ihtiyaçlara cevap verebilecek, hızla büyüyecek ve gereksinimlere göre farklı birimlerle desteklenebilecek yapısal ve ölçeklenebilir bir teşkilatlanma ortaya koyabilmek için çok boyutlu bir çalışmanın da gereği takdir edilecektir.
Yöntem konusunda, Attila’nın “To obtain our full potential as rulers of the world, we must openly welcome into our tribes all who seek the nature and fulfillment that comes with being a Hun” sözünü rehber alabiliriz. Bu bağlamda, özet yorumla bu fikri özdeşleştirmekle, ‘Türk olma varlık ve hazzını arayan herkesi aramıza kabul etmeli, ayrıca iç içe ve kapsayıcı dış halkalar oluşturma” şiarını aklımızın bir köşesinde tutmamızın yararlı olacağı düşünülmektedir. Bu tarihi öğütün, günümüzde ayrılıkçı terörle mücadelenin son aşaması olarak toplumsal huzur ve yenilenmenin örnek alacağı bir bütünleşme adımına dönüşmesine de işaret ettiği akla gelmektedir.
“ATTILA’NIN “TO OBTAIN OUR FULL POTENTIAL AS RULERS OF THE WORLD, WE MUST OPENLY WELCOME INTO OUR TRIBES ALL WHO SEEK THE NATURE AND FULFILLMENT THAT COMES WITH BEING A HUN” SÖZÜNÜ REHBER ALABILIRIZ. BU BAĞLAMDA, ÖZET YORUMLA BU FIKRI ÖZDEŞLEŞTIRMEKLE, ‘TÜRK OLMA VARLIK VE HAZZINI ARAYAN HERKESI ARAMIZA KABUL ETMELI, AYRICA IÇ IÇE VE KAPSAYICI DIŞ HALKALAR OLUŞTURMA” ŞIARINI AKLIMIZIN BIR KÖŞESINDE TUTMAMIZIN YARARLI OLACAĞI DÜŞÜNÜLMEKTEDIR. BU TARIHI ÖĞÜTÜN, GÜNÜMÜZDE AYRILIKÇI TERÖRLE MÜCADELENIN SON AŞAMASI OLARAK TOPLUMSAL HUZUR VE YENILENMENIN ÖRNEK ALACAĞI BIR BÜTÜNLEŞME ADIMINA DÖNÜŞMESINE DE IŞARET ETTIĞI AKLA GELMEKTEDIR.”
BULGULAR:
Bildirim başlığındaki ‘Güvenlik ve Savunma İşbirliği Arayışı” ’na yönelik tespit, bulgu ve ilkelere geçmeden yine tarihi bir referansı vurgulamakta yarar görüyorum. Ünlü tarihçi A. Zeki Velidi Togan’ın 1927’de Milli Eğitim sisteminin ilk dersinde ifade ettiği şu sözleri çok anlamlı ve değerlidir: “Milletimizin eski ve ortaçağ Asya ve Avrupa tarihinde oynadığı rolü, cihanşumüllük, muhtelif kavimler ve medeniyetler tarihiyle girift bir şekilde bulunmak bakımından dünya tarihinde..…bir taraftan Yakın Şark, Akdeniz ve Avrupa, diğer taraftan Asya ve Uzak Asya ile birlikte ele almak mecburiyetindeyiz”.
Bu temel bulgu çerçevesinde, TDT Güvenlik ve Savunma Birliğinin oluşum ve çalışma ilkelerini özlü bir planla tanımlamak mümkün görülmektedir. TDT üye ve gözlemci ülkeleri; i) tüm farklılıklarıyla amaçlar bölümünde kayıtlı hedefler doğrultusunda ortak bir ‘Niyet Beyanı’ ile bahse konu örgütlenmenin ilkesel esaslarını hazırlamalı ve açıklaması, ii) küresel ve bölgesel barış ve refaha katkı bulunacak teşkilatlanma modelini ortaya koyması, iii) çalışmaların nihai aşamasına geçinceye kadar ortak Ani Müdahale ve Destek Birliği’nin çekirdek unsuru olarak görev amaçlı planlama, tatbikat ve gerçek durum kapsamında yürütecek Çokuluslu Plan ve Harekât Merkezi’nin (ÇPHM) teşkili, iv) icra edilecek masa üstü, simülasyonlu ve fiili tatbikat ve konferanslara üye ve gözlemci ülkeler dışında, temasına göre sivil, askeri ve insani yardım amaçlı izleyici ülkeleri daveti ve v) tüm çalışmaların gereken şeffaflık ve açık duyuruyla kamuoyunun bilgilendirilmesini sağlamak için iletişim ve kamu diplomasisi unsurlarını görevlendirmesi ve takip eden çalışmaları sürdürülmesi yararlı olacaktır.
Ayrıca, kurumsal niteliği ortaya koymak, aşamalı bir TDT Savunma-Güvenlik Eylem Planı(SGEP) ile atılacak adımları sahaya yansıtmak ve çekirdek birimlerin oluşturulması amacıyla;
- Planlama Konferansının toplanması ve görev tanım ve tahsislerinin yapılması,
- Müşterek çalışma esaslarına yönelik ülkelerin planlama timlerinin eğitilmesi,
- SGEP Uygulama Planının hazırlama grubunun teşkili,
- Hazırlanacak plan, bütçe ve ihtiyaç raporlarının üye ülke ve TDT yetkililerine sunulması,
- Üye ülkelerin ÇPHM, eğitim, tatbikat ve çekirdek birlik konuşlanma yerlerine yönelik karar sürecinin işletilmesi
- SGEP kapsamında uygulama takviminin açıklanması
- Savunma-Güvenlik Kurulu (TDTSGK) ve Ajansının (SGA) teşkili ve tüzüğünün belirlenmesi.
Bahse konu çalışmaların yürütülmesinde, her katılımcı ülkenin iç mevzuatı uyarınca kurumlar arası karma bir çalışma grubunu teşkil ederek çalışmalara aktif katılımı ve TDTSGK ile SGA’nın teşkili için iç hukuk yollarını tamamlayacak adımların atılması da yararlı olacaktır. Bu çerçevede, müşterek çalışmanın iç idari ve hukuki hazırlığı ile ortaklık temelindeki yükümlüklere yönelik sorumlulukları üstlenmesinin yanı sıra, uluslararası hukuk temelindeki başvuru ve ilamları da pekiştirmiş olacaktır.
YÖNTEMSEL BULGULARA YÖNELIK OLARAK AYRICA;
- TDTSGK ve tüm alt teşkillerinin öncül ve emsallerinden farklı olarak diplomat, asker, polis ve akademisyenlerden oluşacak karma bir yapıda teşkilini destekleyecek disiplinler arası çalışma ekiplerinin oluşturulması,
- Planlama, ÇPHM, SGK vb teşkillerin çalışmalarının sürdürülmesinde Öncü Ülke kavramının öne çıkarılarak üye ülkeler arasında sahiplenme fikrinin canlı tutulması,
- Teşkilatlanma ve uygulama esaslarının yürütülmesinde keza üye ülkelerin alt kurul ve ajanslara ev sahipliği yaparak dağıtık ama müşterek ve ortak karar (consensus) ilkesiyle sürdürülen çalışma ivmesinin sürdürülmesi,
- SGK vesilesiyle yürütülecek çalışmalar sonrası ismi açıklanacak olan yeni Uluslararası Örgütün, NATO’nun arka plan liderlik yapısı, Varşova Paktı’nın aşırı merkezci ve başat işleyişi, AB’nin iç karar alma zafiyetleri ve benzeri ham ve oldu-bitti (de facto) mekanizmalara değil, özgün, uzlaşılmış akıl ve kararlara odaklanması esas ilkeler olmalıdır.
TARIHTE CENGIZ, TIMUR, SELÇUKLU VE OSMANLI DEVLETLERINDE OLDUĞU GIBI GÜÇLÜ LIDERLER ÇIKARMIŞ VE KAPSAMLI ORDULAR KURMUŞ OLAN TÜRK ULUSUNUN KARMA BOYLARI, HANLARI, KURULTAYLARI VE ZAFERLERINI HATIRLATACAK ULUSLARARASI BIR TDT SAVUNMA VE GÜVENLIK ÖRGÜTLENMESINI KÜRESEL ANLAMDA HAYATA GEÇIRMEK OLACAKTIR. BU ÇERÇEVEDE, BIRINCI HALKADA, ISTEKLI ÜYE ÜLKELERDEN OLUŞACAK TEMEL ÇEKIRDEK YAPI, IKINCI HALKADA GÖZLEMCI VE AYNI FIKIRDE OLAN TÜRK SOYLU ÜLKELERIN IŞTIRAKI, ÜÇÜNCÜ HALKADA ISE ORTA DOĞU, KUZEY AFRIKA VE BALKANLARDAKI KARDEŞ ÜLKE VE TOPLULUKLARLA GEREKSINIME GÖRE GENIŞLEME, ORTAKLIKLAR VE BÜYÜK KOALISYONA GIDEBILECEK BIR ÖRGÜTLENME PLANININ ELE ALINMASI DEĞERLENDIRILMELIDIR.
SONUÇ:
Yukarıdaki inceleme ve değerlendirmeler sonucunda edindiğim bulgu ve tespitlerle TDT ülkelerinin ‘Savunma ve Güvenlik İş Birliği’ ortaklığının fayda ve olası mahzurları, veya zayıf kuvvetli yönlerini incelemenin bu aşamada çok gerekli olmadığını düşünüyorum. Esasen, bölgesel ve küresel gelişmeler çerçevesinde, bölgeler arasındaki ekonomik ve güvenlik temelindeki etkileşim ve bağımlılıkların muhtelif ve çok yönlü ilişkileri zaruri kıldığı yadsınamaz bir gerçek olarak ortaya çıkmaktadır. Kaldı ki, savunma-güvenlik temelli ülkeler arası örgütlenmeler genellikle bölgesel çatışmalar ve büyük harpler sonucunda ortaya çıkan siyasi durum temelinde galip devletlerce önerildiği gerçeğinden hareketle tamamen askeri odaklı bir örgütlenmenin kısa vadeli ve işlevsiz olma ihtimali de mümkündür. Bu nedenle, durumsal oluşumla aceleci bir teşkilatlanmaya gitmeden, öncelikle ortak insani durum veya barışın tesisine yönelik Ani Müdahale ve Barışı Koruma Birliği gibi müşterek denemeler yoluyla TDT ülkelerinin geleceğe yönelik gelişme, emel ve taahhütlerini test etmenin bir adım olabileceği akla gelmektedir.
Diğer taraftan, küresel boşluk ve belirsizliklerin ani olumsuz etkilerinden korunmak için sağlam temel ve ortak iradeye dayalı etkin ve güvenilir bir örgütlenmeyle olası çalkantılara müdahale edebilecek, hazırlık düzeyi tanımlanmış ve görevi açık olan bir yapılanmanın nüvesi üzerine kapsamlı bir teşkilatlanma modelinin de araştırılmasının yararlı olacağı aşikârdır.
Bu kapsamında varılabilecek temel sonuç, tarihte Cengiz, Timur, Selçuklu ve Osmanlı Devletlerinde olduğu gibi güçlü liderler çıkarmış ve kapsamlı ordular kurmuş olan Türk Ulusunun karma boyları, hanları, kurultayları ve zaferlerini hatırlatacak uluslararası bir TDT Savunma ve Güvenlik örgütlenmesini küresel anlamda hayata geçirmek olacaktır. Bu çerçevede, birinci halkada, istekli üye ülkelerden oluşacak temel çekirdek yapı, ikinci halkada gözlemci ve aynı fikirde olan Türk soylu ülkelerin iştiraki, üçüncü halkada ise Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Balkanlardaki kardeş ülke ve topluluklarla gereksinime göre Genişleme, Ortaklıklar ve büyük Koalisyona gidebilecek bir örgütlenme planının ele alınması değerlendirilmelidir. Bu bağlamda, jeo-politik ve jeo-ekonomik sinerjiler ile savunma ve güvenlik ortaklığı stratejileri de pekiştirilmelidir.
Nihai tahlilde, evrensel, gelişmiş, küresel dengelere etki edebilecek ve insani fayda, kalkınma ve küresel yönetişimi dikkate alan, hukuki, insani, adil ve barışçı bir teşkilatlanma modeliyle, üye ülkeler arasında TDT kapsamında bir uluslararası savunma ve güvenlik örgütlenmesinin ortaya konabileceğini değerlendirilmekteyim. Bahse konu teşkilatın resmi adı ne olursa olsun, niyet ve çekirdek yapılanma açıklandığı anda halk, kamuoyu ve basın dilinde “Turan Ordusu” olarak anılması kaçınılmaz olacaktır. Bu teşkilat, Türk soylu ülke ve Toplulukların kendi bayrakları ve TDT sembolü altında gerekli görüldüğü ve uluslararası hukuka uygun şekil ve düzenlemelerle ihtiyaç duyulan coğrafyalarda yan yana gelmesiyle, küresel aktör olarak mesaj vermiş olacaktır. Ayrıca diğer hususların yanı sıra, birlik ülkesi halklarını birbirine daha çok yaklaştırmak, barışı tesis, çatışmaları önlemek ve toplu insani ve acil yardım harekâtlarını yürütmek suretiyle bölgesel ve bölgeler arası kucaklaşmalara da fırsat tanıyabileceğini ve çok yönlü görev üstlenebileceğini de ortaya konmuş olabilecektir.