Table of contents [Show]
- 1. GÜVENLİ SIĞINAK KAVRAMI: ARAZİ, OTORİTE VE SİYASÎ İRADE
- 2. AFGANİSTAN-PAKİSTAN HATTI: GÜVENLİ SIĞINAĞIN KLASİK FAKAT YANLIŞ OKUNAN ÖRNEĞİ
- 3. DÜNYADAN GÜVENLİ SIĞINAK ÖRNEKLERİ: ORTAK MEKANİZMALAR
- 4. DEAŞ VE HAŞDİ ŞABİ: FARKLI TEHDİTLER, ORTAK OTORİTE SORUNU
- 5. KARŞILAŞTIRMALI DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
1. GÜVENLİ SIĞINAK KAVRAMI: ARAZİ, OTORİTE VE SİYASÎ İRADE
Güvenli sığınak, bir örgütün liderliğini koruyabildiği, kayıplarını telafi edebildiği ve faaliyetlerini sürdürebildiği ortamdır. Barınma bunun yalnız bir işlevidir. Eleman temini, eğitim, finansman, propaganda, saldırı planlama ve lojistik farklı yerlerde yürütülebilir. Liderliğin bir şehirde, silahlı kadroların kırsalda, gelir kaynaklarının başka bir ülkede bulunması mümkündür. Propaganda dijital ağlara, lojistik ise yasal ticari akışların içine gizlenmiş ilişkilere dayanabilir. Dolayısıyla bir kampın ortadan kaldırılması ile örgütün kendini yenileme kapasitesinin sona ermesi farklı sonuçlardır.
Bu işlevlerin denetlenememesini açıklarken devletin kapasitesi ile siyasî iradesi ayrılmalıdır:
Kapasitesizlik: Müdahale isteğinin uygulanabilir imkânlara dönüşememesidir. İstihbarat eksikliği, sınırlı saha erişimi, personel ve lojistik yetersizliği veya delili yargı sürecine taşıyacak araçların bulunmaması bu kapsamdadır.
İradesizlik: Mevcut imkânların siyasî nedenlerle kullanılmamasını ifade eder. Stratejik çıkar, iç koalisyon dengesi, ideolojik yakınlık ve misilleme beklentisi kararları etkileyebilir. Ancak eylemsizlik tek başına iradesizliğin kanıtı değildir. Bir devletin genel askerî gücünden hareketle belirli bir bölgede bütün örgütsel faaliyetleri durdurabilecek durumda olduğu da varsayılamaz.
Seçici müdahalede devletin tutumu, hedef alınan faaliyete göre değişir. Yönetim, bir grubun açık saldırılarını engellerken eleman teminine veya gelir toplamasına daha düşük öncelik verebilir. Kurumsal parçalanmada ise tek bir devlet tercihi bulunmayabilir: Hükümet, ordu, istihbarat, bölgesel yönetim, yerel güçler ve dış destekçiler farklı tehdit sıralamalarıyla hareket eder.
Afganistan-Pakistan sınır hattı, Irak’ta da devlet kurumları ile silahlı aktörler arasındaki ilişkiler; atama süreçleri, kaynak dağıtımı ve siyasî nüfuz ağları, kurumların müdahale taleplerine verdiği yanıtlar, tahsis edilen kaynakların kullanımı ve benzer ihlaller karşısındaki uygulamalar; güvenli sığınakların kalıcılığı, kapasite ve siyasî iradenin belirli bölgelerde, belirli örgütlere ve belirli işlevlere karşı nasıl kullanıldığı hususlarının yakından incelenmesini gerektirmektedir.

2. AFGANİSTAN-PAKİSTAN HATTI: GÜVENLİ SIĞINAĞIN KLASİK FAKAT YANLIŞ OKUNAN ÖRNEĞİ
Afganistan-Pakistan sınır hattının yakın tarihi, Afganistan’da birbirini izleyen savaşlarla şekillenmiş; Aralık 1979’da Sovyetler Birliği’nin Afganistan’a asker göndermesiyle ülke, Soğuk Savaş rekabetinin başlıca çatışma alanlarından biri hâline gelmiş, müteakip yıllarda Pakistan, Sovyet kuvvetlerine karşı savaşan Afgan gruplarının dış destek aldığı ülkelerden biri hâline gelmiştir. Sınır çevresinde gelişen örgütlenme ve destek ilişkilerinin etkileri sonraki çatışmalarda da görülmüş; Taliban, 2001’de iktidardan uzaklaştırılmasının ardından Afganistan’daki kırsal alanların yanı sıra Pakistan’daki sığınaklardan yararlanarak yeniden örgütlenme için uygun güvenli sığınaklar bulmuştur.
Bu tarihsel deneyim, güvenli sığınakların sürekliliğini devletin denetim kapasitesiyle birlikte değerlendirmeyi gerektirmekte; özellikle yetki paylaşımı ve silahlı aktörlerin farklı hukukî statüleri, denetimin hangi kurumlarca yürütüleceği sorusunu öne çıkarmaktadır.
Durand Hattı ve Sınırın Siyasî Niteliği
Afganistan–Pakistan hattında devlet yetkisine ilişkin tartışmaların bir boyutu, sınırın siyasî niteliğidir. Durand Hattı, 1893’te Britanya Hindistanı ile Afgan hükümdarı Abdurrahman Han arasında yapılan düzenlemeyle ortaya çıkmış; Pakistan, hattı uluslararası sınırı olarak kabul ederken Afgan yönetimleri, sınırın sömürge dönemindeki oluşum koşullarına ve özellikle Peştun topluluklarını ayırmasına dayanarak çeşitli dönemlerde itiraz etmiştir. Peştun ve Beluç topluluklarının yaşadığı alanları bölen bu hat, akrabalık, ticaret ve geçim ilişkilerini bütünüyle kesmemiş; sınırın iki tarafındaki topluluklar, resmî yetki alanlarının ayrılmasına rağmen karşılıklı ilişkilerini sürdürmüştür.
FATA Mirası ve Hukukî İstisna Alanı
Pakistan tarafındaki sınır denetimi, bölgenin olağan hukuk düzeninden ayrı yönetilmesiyle de şekillenmiş; Eski Federal Yönetim Altındaki Kabile Bölgeleri’nde (FATA) idare, siyasî ajanlar ve yerel ileri gelenler aracılığıyla yürütülmüş, "Jirga" adı verilen geleneksel ihtiyar heyeti meclisleri, yönetim biçiminin temel unsurlarını oluşturmuştur. Yerel aracıları güçlendiren bu düzen, vatandaşların yargıya eşit ve sürekli erişimini sınırlandırmıştır.
Taliban, Hakkani Ağı ve El Kaide
Taliban’ın 1990’lardaki oluşumu ve sonraki toparlanması; Pakistan’daki medrese ağları, mülteci toplulukları ve Peştun kuşağındaki kabile ilişkileriyle bağlantılı El Kaide’nin Afganistan’daki eğitim yapılanmaları ile Hakkani Ağı’nın doğu Afganistan-Kuzey Veziristan bağlantıları farklı parçalar oluşturmuştur. 2001 sonrasında bazı Taliban, Hakkani ve El Kaide unsurları, Pakistan tarafına çekilerek yeniden örgütlenerek güvenli sığınak alanları bulabilmiş ve Afganistan’da yürüttükleri yasadışı faaliyetler, NATO ve Afgan hükümeti üzerindeki baskının sürmesine sebep olmuştur. Buldukları güvenli sığınak imkânı, taktik kayıplarının eylemlerini sürdürme kapasitesini bütünüyle ortadan kaldırmasını engellemiştir.
TTP ve 2021 Sonrası
Taliban’ın 2021’de yeniden iktidara gelmesi, Pakistan açısından sınır ötesi güvenlik sorununu farklı bir boyuta taşımış; Pakistan devletini hedef alan Tehrik-i Taliban Pakistan (TTP), Afganistan’da kendisine güvenli sığınak bulması sebebiyle Pakistan’ın hedefi olmuştur.
Küresel Terörizm Endeksi (IEP)-2026 yılı raporunda Pakistan’ı terörden en çok etkilenen ülke olarak göstermektedir (Endeks 2025 yılı için 1.139 ölüm ve 1.045 olay kaydetmiştir). TTP’ye atfedilen ölümler artarken Beluçistan Kurtuluş Ordusu’nun faaliyetleri, IŞİD-Horasan (ISKP) gibi yapılar da terör eylemlerinde artışa sebep olmuştur.

3. DÜNYADAN GÜVENLİ SIĞINAK ÖRNEKLERİ: ORTAK MEKANİZMALAR
Sınırın iki tarafındaki denetimin birbirini tamamlamaması, farklı coğrafyalarda da örgütlere hareket alanı açabilmekte; tarihsel sınır anlaşmazlıklarının, suç gelirlerinin, kırsal erişim güçlüklerinin ve dış destek ilişkilerinin ağırlığı vakadan vakaya değişmektedir.
Kolombiya-Venezuela Sınırı: Kolombiya-Venezuela hattında Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN) ve Kolombiya Devrimci Silahlı Kuvvetleri’nin (FARC) barış süreci dışında kalan veya yeniden silahlanan unsurları; sınır aşan hareketlilik, uyuşturucu ticareti ve kaçakçılık gelirlerinden yararlanmıştır. Human Rights Watch’un Arauca ve Apure araştırması, bazı yerlerde silahlı grupların toplumsal denetimini ve Venezuelalı güvenlik görevlilerinin müsamahasına ilişkin bulguları aktarmaktadır.
Orta Sahel: Mali-Burkina Faso-Nijer sınır kuşağında El Kaide bağlantılı Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin (JNIM) ve IŞİD bağlantılı yapılar, sınırın iki tarafındaki güvenlik zaaflarından yararlanmaktadır. Saha tecrübeleri; darbelerin ardından dış askerî desteğin daralması ve otorite boşluğunun terör eylemlerinin güvenli sığınaklar aracılığı ile sürdürülmesine imkân sağladığını göstermektedir.
Çad Gölü Havzası: Kırsal erişim sorununa değişken göl coğrafyasının eklendiği havzada Boko Haram ve IŞİD Batı Afrika Vilayeti (ISWAP), çoklu sınırlar ile ada yerleşimlerinden yararlanmaktadır. Kamerun tarafındaki saha bulguları; tarım ve balıkçılık faaliyetlerinden zorla elde edilen gelirlerin örgütsel finansmanı oluşturduğunu, Nijerya, Kamerun, Nijer ve Çad arasındaki idarî ayrımların müşterek denetim sağlanamadığında örgütlere güvenli sığınak ve hareket alanı bıraktığını göstermektedir.
Somali-Kenya Hattı: Gelir toplamak için sürekli toprak denetimi kurmanın her zaman gerekli olmadığını gösteren çarpıcı bir örnektir. El Şebab’ın Somali’deki baskı mekanizmaları ve örgütün Kenya’da bulduğu güvenli sığınaklar, saldırı kapasitesini önemli bir ölçüde artırmıştır.
Yemen ve Kızıldeniz: Bazı durumlarda karada korunan örgütsel kapasitenin sınır aşan etkisi deniz ulaştırmasında görülebilmektedir. Husilerin füze ve İHA kullanımı, bu etkinin bölgesel ticarete yansıyan biçimidir. Kızıldeniz ve Bab el-Mandeb’de güvenli sığınak deniz ticaret yolunun kendisi değil; saldırı kapasitesinin hazırlanabildiği ve sürdürülebildiği karasal düzendir.
Irak’ta Devlet Otoritesinin Kurumsal Coğrafyası
Irak’ta 2003 sonrasında eski güvenlik düzeninin çözülmesi ve yeni kurumların çatışma ortamında kurulması, devlet kurumları ile siyasî ve silahlı ağların ilişkilerini değiştirmiştir.
2005 Anayasası’nın 110. maddesi dış politika ve ulusal güvenlik siyasetini federal yetkiler arasında sayar; silahlı kuvvetlerin kurulması ve yönetimi ile sınırların korunmasını bu çerçevede düzenlemektedir. Anayasa’nın 117. maddesi Kürt Bölgesel Yönetimini tanımakta; 121. madde bölgesel iç güvenlik kuvvetlerinin kurulmasına imkân sağlamakta, Peşmerge bu anayasal bölgesel güvenlik düzeninde değerlendirilmektedir.

4. DEAŞ VE HAŞDİ ŞABİ: FARKLI TEHDİTLER, ORTAK OTORİTE SORUNU
DEAŞ’ın Hücre Kapasitesi
DEAŞ’ın Irak’ta 2017’de ülkesel hâkimiyetini kaybetmesi örgütün ortadan tamamen kalkması anlamına gelmemiştir. Anbar, Diyala, Kerkük, Selahaddin ve Irak-Suriye hattındaki risk, araziye gizlenmiş hücreler kadar propaganda ve kaçak finansmanın sürekliliği üzerinden izlenmelidir.
Haşdi Şabi
Haşdi Şabi’de denetim, resmî statüye sahip unsurların farklı bağlılıkları ve toplumsal dayanaklarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Yapıda İran’a yakın ağların yanında Necef’teki Şiî dinî otoriteyle, Irak devlet kurumlarıyla veya yerel çevrelerle daha güçlü ilişkiler kuran unsurlar da bulunmaktadır. Kataib Hizbullah, Harakat Hizbullah el-Nuceba, Asaib Ehl el-Hak ve Kataib İmam Ali değerlendirilirken her grubun siyasî katılımı, silahlı faaliyeti ve dış bağlantısı ayrı incelenmelidir. Ortak bir üst yapı, bütün davranışların ortak komutadan çıktığının kanıtı değildir.
İran’ın taraf olduğu savaşın bölgesel etkileri, Irak’taki bazı grupların ülke dışındaki hedeflere yönelik faaliyetlerini de gündeme taşımıştır. Bazı grupların İran Devrim Muhafızları ve Kudüs Gücü ile askerî eşgüdüm içinde hareket ettiği, bölgesel "direniş ekseni" ilişkilerinin Irak’taki bazı birliklerin ulusal komuta dışındaki faaliyetlerine yansıdığı ileri sürülmektedir.
Haşdi Şabi personel mevcudu konusunda tek bir rakam söylemek yanıltıcı olabilir: Devlet tarafından bütçelendirilmiş kadro, fiilen görev yapan personel ve belirli fraksiyonların militan sayısı tahminleri oldukça farklılıklar göstermektedir.
30 Eylül 2026 Eşiği: DEAŞ ile Mücadele Koalisyonu Görevinin Dönüşümü
Eylül 2024’te duyurulan çerçeve kapsamında, Irak’taki koalisyon askerî görevinin Eylül 2025’e kadar sona erdirilmesi ve ikili güvenlik ortaklıklarına geçilmesi öngörülüyordu. Ağustos 2026’da aktarılan açıklamalarda, kalan kuvvetlerin ayrılması için 30 Eylül 2026 tarihi bildirildi. Yazının kaleme alındığı aşamada bu takvim henüz tamamlanmamıştı, ancak açıklanan hedefin gerçekleşmesi, ABD-Irak savunma ilişkisinin bütün unsurlarının sona ereceği anlamına gelmeyecektir. Eğitim, teknik bakım, tedarik ve istihbarat paylaşımı, tarafların kabul edeceği ikili düzenlemelerle devam edecektir.
Terör unsurlarının Irak topraklarında güvenli sığınaklar bularak güçlenmesine karşı mücadele sorumluluğunun Irak Güvenlik Güçleri ile Peşmerge’ye daha açık biçimde geçmesi, ortak komuta usulleri gerektirecektir. Türkiye’nin de üyesi olduğu Koalisyonun sağladığı ortak planlama ve iletişim imkânlarının azalması hâlinde Bağdat ile Erbil arasındaki koordinasyonu sürdürecek Irak mekanizmalarına ihtiyaç duyulacaktır.
5. KARŞILAŞTIRMALI DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
(Kaynak: İlgili vaka araştırmalarından hareketle hazırlanmıştır. Tablo/Değerlendirme, aktörler arasında hukukî eşdeğerlik ifade etmez.)
Taliban’ın fiilî iktidarı, TTP’nin Pakistan’a yönelik faaliyeti, Peşmerge’nin bölgesel görevi ve Haşdi Şabi’nin devlet içindeki konumu; güvenli sığınaklar açısından farklı analitik kategoriler olduğunu gösteren kritik örneklerdir. Sahel’in geniş kırsal alanlarındaki kapasite açıkları, Kolombiya-Venezuela hattında terör ve suç ekonomisinin birleşmesi öne çıkarken Irak’ta federal yetki paylaşımı ve devlet içindeki silahlı ağlar daha belirleyicidir.
Bu farklılıklar, terörizme karşı uygulanacak aracın güvenli sığınağı sürdüren işleve göre seçilmesini gerektirmektedir:
Kırsal alana erişim zorluğu: Kolluk ve lojistik kapasitesinin artırılmasını,
Örgütsel gelirlerin ticarete gizlenmesi: Mali inceleme ve gümrük denetimini,
Resmî statü içindeki bağımsız silah kullanımı: Komuta ve hesap verebilirlik düzenlemelerini öne çıkarmaktadır.
Dış destek bazı açıkları geçici olarak kapatsa da bu araçların yerli kurumlarca birlikte işletilmesinin yerini tutmayabilmektedir. Dünya örneklerinin bize gösterdiği husus ise terörizme karşı yuvalanmayı önleyebilecek hazır bir politika modelinin bulunmadığıdır.