NASA’DAN TÜRKIYE’YE MERHABA: Millî Uzay Hedeflerinden Küresel İttifaklara Doğru Türkiye’nin Yeni Uzay Stratejisi Ve Artemis Anlaşmaları

NASA’DAN TÜRKIYE’YE MERHABA:  Millî Uzay Hedeflerinden Küresel  İttifaklara Doğru Türkiye’nin Yeni Uzay  Stratejisi Ve Artemis Anlaşmaları

1. GİRİŞ: KÜRESEL UZAY DÜZENİNİN YENİDEN ŞEKİLLENMESİ VE TARİHSEL EŞİK

"İstikbâl göklerdedir. Çünkü göklerini koruyamayan milletler yarınlarından asla emin olamazlar... Her işte olduğu gibi havacılıkta da en yüksek seviyede, gökte seni bekleyen yerini az zamanda dolduracaksın. Ey Türk Genci! Kısa zamanda gökte seni bekleyen yerini alacaksın."

Mustafa Kemal ATATÜRK (15 Mayıs 1925 - Türk Tayyare Cemiyeti'nin Açılış Töreni)

İnsanlığın uzaydaki faaliyetlerini tanzim eden geleneksel uluslararası uzay hukuku normları, Soğuk Savaş dinamiklerinin belirlediği 1967–1979 döneminde Birleşmiş Milletler Uzay’ın Barışçıl Amaçlarla Kullanılması Komitesi (UNCOPUOS) çatısı altında çok taraflı antlaşmalar yoluyla inşa edilmiştir (Kaşıkara, 2017, s. 11 vd.; Bartóki-Gönczy & Nagy, 2024, s. 146; Nelson, 2020, s. 4). Ancak 1979 Ay Anlaşması’nın (1979 tarihli Devletlerin Ay ve Diğer Gökcisimlerindeki Faaliyetlerini Yöneten Anlaşma) yalnızca sınırlı sayıda devlet tarafından onaylanması ve hiçbir büyük uzay gücünün bu metne taraf olmaması, uzay hukukunda evrensel antlaşma yapma devrini fiilen dondurmuştur (Bartóki-Gönczy & Nagy, 2024, s. 146).

Son çeyrek asırda "Yeni Uzay" (NewSpace) olarak adlandırılan çağda; özel sektörün oyuna dâhil olması, fırlatma maliyetlerinin radikal biçimde düşmesi ve Ay ile derin uzay kaynaklarına erişimin salt bilimsel bir merak olmaktan çıkıp ekonomik ve stratejik bir gerekliliğe dönüşmesi, mevcut hukukî mimarinin boşluklarını (legal lacunae) gün yüzüne çıkarmıştır (Kaşıkara, 2017, s. passim; Smith, 2023, s. 1; Bartóki-Gönczy & Nagy, 2024, s. 146).

İşte bu konjonktürde ABD Havacılık ve Uzay Ajansı (NASA) ve ABD Dışişleri Bakanlığı, 13 Ekim 2020 tarihinde yedi kurucu ortakla birlikte Artemis Anlaşmaları’nı ilan etmiştir (NASA, 2020, s. 2; The Artemis Accords, 2020, s. 1). UNCOPUOS’un yavaş işleyen konsensüs mekanizmasını aşarak benzer düşünen (like-minded) devletler üzerinden fiilî bir uluslararası teamül hukuku (customary international law) yaratma teşebbüsü olarak nitelendirilen bu süreç, zamanla genişleyerek küresel uzay diplomasisinin ana eksenlerinden biri hâline gelmiştir (Nelson, 2020, s. 1; Smith, 2023, s. 2).

Geçtiğimiz ay Türkiye Cumhuriyeti, 31 Ağustos 2026 tarihinde Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve Türkiye Uzay Ajansı (TUA) Başkanı Yusuf Kıraç’ın katılımıyla Washington’daki NASA Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen imza töreni neticesinde Artemis Anlaşmaları’nın 71. imzacısı sıfatını kazanmıştır (Shaw, 2026, s. 1–2; List of the Signatories by Date, 2026, s. 4). Bu katılım, salt diplomatik bir imza merasiminin ötesinde; 2024 yılında Alper Gezeravcı’nın Axiom-3 misyonuyla Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) ulaşması ve Tuva Atasever’in yörünge altı araştırma uçuşunu gerçekleştirmesiyle somutlaşan insanlı uzay kabiliyetlerinin ardından, Türkiye’nin doğrudan Ay ve derin uzay kulvarına kurumsal bir eklemlenmesidir (Shaw, 2026, s. 2). Aynı zamanda bu adım, Ekim 2026’da Antalya’da icra edilecek olan 77. Uluslararası Astronotik Kongresi’ne (IAC) ev sahipliği yapmaya hazırlanan Türkiye’nin uzay diplomasisinde oyun kurucu aktörler arasına girme stratejisinin en kritik halkasını teşkil etmektedir (Shaw, 2026, s. 2).

2. ARTEMIS ANLAŞMALARI’NIN HUKUKÎ NİTELİĞİ VE NORMATİF MİMARİSİ

2.1. BİR ANTLAŞMA MI, YOKSA BAĞLAYICI OLMAYAN "SOFT LAW" BELGESİ Mİ?

Artemis Anlaşmaları’nın hukukî karakteri doktrinde en çok tartışılan hususlardan biridir. Anlaşmaların 13. maddesinin 2. fıkrasında açıkça belirtildiği üzere metin, BM Antlaşması’nın 102. maddesi kapsamında tescile tâbi bir uluslararası antlaşma niteliği taşımamaktadır (The Artemis Accords, 2020, s. 7; Bartóki-Gönczy & Nagy, 2024, s. 149). Anlaşmaların 1. maddesi bu durumu, tarafların ilkeler manzumesine yönelik bir siyasî taahhüdü (political commitment) olarak tavsif etmektedir (The Artemis Accords, 2020, s. 2; Nelson, 2020, s. 1). Dolayısıyla metin, uluslararası hukuk terminolojisinde bağlayıcı nitelikte olmayan bir soft law enstrümanıdır (Smith, 2023, s. 1).

Ne var ki, Artemis Anlaşmaları’nın normatif bağlayıcılığının bulunmaması, onun uluslararası hukuku dönüştürme gücünden yoksun olduğu anlamına gelmemektedir. Aksine, Anlaşmaların 2. maddesi uyarınca taraflar, gerçekleştirecekleri ikili işbirliği protokollerinde (Memorandum of Understanding: MoU veya Uygulama Anlaşmaları) bu ilkelere atıf yapmayı ve bunları sözleşmesel bir yükümlülük hâline getirmeyi taahhüt etmektedirler (The Artemis Accords, 2020, s. 2; Bartóki-Gönczy & Nagy, 2024, s. 148).

Nitekim 14 Ekim 2024 tarihinde Milano’da kabul edilen "Çalışma Usûlü" (Method of Operation) belgesinde de vurgulandığı üzere, imzacı devletlerin uzay ajansı başkanları düzeyinde yıllık düzenli toplantılar icra etmesi ve teknik çıktılar üretmesi, kanaatimizce soft law niteliğindeki bu hukuk normlarının zamanla devlet uygulamaları (state practice) ve hukukî inanç (opinio juris) yoluyla uluslararası teamül hukukuna evrilmesini hedeflemektedir (Artemis Accords Signatories Group, 2024, s. 1–2; Bartóki-Gönczy & Nagy, 2024, s. 149).

image-49.png

2.2. DOKRİNEL TASNİF: MEVCUT HUKUKUN TEYİDİ, OPERASYONELLEŞTİRME VE NORMATİF YENİLİKLER

Akademik literatürde Delplano (2021) ve Bartóki-Gönczy ile Nagy (2024, s. 149) tarafından yapılan sistematik sınıflandırma uyarınca, Artemis Anlaşmaları’nın içerdiği hükümler üç ana kategoride mütalâa edilmektedir:

  1. Mevcut Pozitif Hukuk Normlarını Teyit Eden Hükümler:

    Metnin 3. maddesindeki uzayın münhasıran "barışçıl amaçlarla" kullanımı prensibi (Kaşıkara, 2024, s. 28-33); VI. maddede düzenlenen personelin kurtarılması ve iadesi yükümlülüğü (1968 Kurtarma Anlaşması’nın teyidi); VII. maddede yer alan uzay cisimlerinin BM nezdinde tescili (1975 Tescil Sözleşmesi’nin teyidi) ve XII. maddedeki yörünge enkazlarının azaltılması taahhütleri doğrudan yürürlükteki pozitif uzay hukuku ilkelerinin yinelenmesi anlamına gelmektedir (The Artemis Accords, 2020, s. 3, 6; Nelson, 2020, s. 2).

  2. Mevcut Kuralları Somutlaştıran ve Operasyonelleştiren Hükümler:

    Teknik altyapıların birbirine uyumlu tasarlanmasını öngören birlikte çalışabilirlik (interoperability, m. 5), bilimsel verilerin kamuya açık paylaşımı (m. 8), uzay kaynaklarının çıkarılması ve kullanımı (m. 10) ile zararlı müdahaleyi engellemeye matuf "emniyet bölgeleri" (safety zones, m. 11) bu gruptadır (The Artemis Accords, 2020, s. 3–5; Bartóki-Gönczy & Nagy, 2024, s. 149).

  3. Sisteme Dâhil Edilen Yenilikçi (Sui Generis) Unsurlar:

    Gökcisimleri üzerindeki tarihî iniş alanlarının ve insan/robotik faaliyet kalıntılarının korunmasını düzenleyen "uzay mirasının muhafazası" (preserving outer space heritage, m. 9) hükmüdür (The Artemis Accords, 2020, s. 4; Bartóki-Gönczy & Nagy, 2024, s. 149).

3. ARTEMIS ANLAŞMALARI’NIN TARTIŞMALI HUKUKÎ EKSENLERİ

3.1. 1967 UZAY ANTLAŞMASI MADDE II (MÜLKİYET YASAĞI) VE MADDE X (UZAY KAYNAKLARI) İKİLEMİ

Artemis Anlaşmaları’nın uluslararası hukuk camiasında en sert tartışmalara yol açan düzenlemesi, uzay kaynaklarının çıkarılması ve kullanımına ilişkin 10. maddesidir (Smith, 2023, s. 3; Bartóki-Gönczy & Nagy, 2024, s. 150). Nitekim bu maddenin 2. fıkrasında; "İmza Sahipleri, uzay kaynaklarının çıkarılmasının, (1967) Uzay Antlaşması’nın II. Maddesi kapsamında doğası gereği ulusal mülkiyet hakkı (national appropriation) teşkil etmediğini ve uzay kaynaklarıyla ilgili sözleşmelerin ve diğer hukukî belgelerin söz konusu Antlaşma ile uyumlu olması gerektiğini" açıkça ifade edilmektedir (The Artemis Accords, 2020, s. 4).

Bu yaklaşım, ABD’nin 2015 tarihli Ticarî Uzay Fırlatma Rekabet Edebilirlik Yasası (Commercial Space Launch Competitiveness Act) ve Nisan 2020 tarihli 13914 sayılı Başkanlık Kararnamesi ile geliştirdiği tek taraflı doktrinin uluslararası alana aktarılmasıdır (Smith, 2023, s. 3; Bartóki-Gönczy & Nagy, 2024, s. 151). ABD doktrini; açık denizlerdeki balıkçılık serbestisine veya açık deniz yatağı rejimine kıyasla, uluslararası hukukta açıkça yasaklanmayan fiillerin serbest olduğu yönündeki Lotus prensibine dayanmakta ve 1967 Uzay Antlaşması’nın 1. maddesindeki araştırma ve kullanma serbestisinin kaynakların iktisabını da kapsadığını savunmaktadır (Smith, 2023, s. 3; Bartóki-Gönczy & Nagy, 2024, s. 151–152).

Buna karşın Tronchetti gibi yazarlar ve eleştirel doktrin, uzayın bir "küresel kamu malı" (global commons) olduğunu; devletlerin tek taraflı millî yasalarla özel veya kamu şirketlerine mülkiyet bahşedemeyeceğini savunmaktadır (Bartóki-Gönczy & Nagy, 2024, s. 152). Nitekim 1979 Ay Anlaşması’nın 11. maddesi, Ay’ı ve doğal kaynaklarını "insanlığın ortak mirası" (common heritage of mankind) ilan etmiş ve kaynakların sömürülmesini uluslararası bir paylaşım rejiminin kurulması şartına bağlamıştır (Nelson, 2020, s. 4; Bartóki-Gönczy & Nagy, 2024, s. 152). Artemis Anlaşmaları ise "insanlığın ortak mirası" kavramını tamamen dışlayarak, kaynakların yerinde kullanımını (in-situ resource utilization: ISRU) meşrulaştıran bir çerçeve kurmaktadır (Nelson, 2020, s. 4; Bartóki-Gönczy & Nagy, 2024, s. 153).

image-50.png

3.2. EMNİYET BÖLGELERİ (SAFETY ZONES) VE ZARARLI MÜDAHALENİN ÖNLENMESİ (MADDE 11)

Anlaşmaların 11. maddesinde tanzim edilen "emniyet bölgeleri", operasyonel emniyeti sağlamak ve 1967 Uzay Antlaşması’nın IX. maddesinde âmir olan gerekli özeni gösterme (due regard) ve zararlı müdahaleden kaçınma (harmful interference) yükümlülüklerini hayata geçirmek amacıyla ihdas edilmiştir (The Artemis Accords, 2020, s. 5; Nelson, 2020, s. 3). Anlaşmalara göre "emniyet bölgesi"; olağan faaliyetlerin veya öngörülemeyen arızaların zararlı müdahaleye yol açabileceği makûl coğrafî alan olarak tanımlanmaktadır (The Artemis Accords, 2020, s. 5; Smith, 2023, s. 2–3).

Hukukî açıdan bakıldığında bu kavram, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (UNCLOS) 60. maddesinde yapay adalara tanınan 500 metrelik güvenlik bölgeleriyle benzerlik gösterse de, Ay yüzeyinde tesis edilecek bir emniyet bölgesinin zamansal ve mekânsal sınırlarının muğlâklığı ciddi endişeler yaratmaktadır (Bartóki-Gönczy & Nagy, 2024, s. 155–156). Rusya ve Çin başta olmak üzere eleştirmenler; geniş, belirsiz süreli ve kaynak zengini bölgelerde (örneğin Ay’ın güney kutbundaki su buzu kraterlerinde) ilan edilecek emniyet bölgelerinin, fiiliyatta 1967 Uzay Antlaşması’nın II. maddesindeki kullanım veya işgâl yoluyla ulusal mülkiyete konu olma yasağını dolanacağını ve I. maddedeki tüm devletlerin gökcisimlerinin tüm bölgelerine serbest erişim hakkını ihlal edeceğini ileri sürmektedir (Nelson, 2020, s. 3; Smith, 2023, s. 3; Bartóki-Gönczy & Nagy, 2024, s. 156).

3.3. UZAY MİRASININ KORUNMASI (MADDE 9) VE EGEMENLİK İDDİALARI RİSKİ

Anlaşmaların 9. maddesinde öngörülen uzay mirasının korunması ilkesi, ABD Kongresi’nin 2020 yılında yasalaştırdığı One Small Step Act ile doğrudan bağlantılıdır (Smith, 2023, s. 2; Bartóki-Gönczy & Nagy, 2024, s. 157). Apollo iniş sahaları gibi tarihsel alanların tahribattan korunması teorik olarak kültürel bir kazanım gibi görünse de; ABD Başkanlığı Bilim ve Teknoloji Politikaları Ofisi’nin (OSTP) 2018 tarihli raporunda dahi itiraf edildiği üzere, bu tür koruma bölgelerinin ileride diğer devletlerin inişlerini engellemek ve fiilî egemenlik alanları tesis etmek için bir "paravan" (subterfuge) olarak kullanılabileceği kuşkusu mevcuttur (Bartóki-Gönczy & Nagy, 2024, s. 157).

4. KÜRESEL JEOPOLİTİK KUTUPLAŞMA: ARTEMIS KOALİSYONU VE ILRS BLOKU

Artemis Anlaşmaları’nın UNCOPUOS dışında ikili diplomasiyle geliştirilmesi, uzay hukukunda tehlikeli bir normatif parçalanma (fragmentation) riskini beraberinde getirmiştir (Nelson, 2020, s. 4; Bartóki-Gönczy & Nagy, 2024, s. 147, 158). Nitekim ABD’nin bu hamlesine karşılık olarak Çin Ulusal Uzay İdaresi (CNSA) ve Rusya Federal Uzay Ajansı (Roscosmos), 9 Mart 2021 tarihinde Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu (ILRS) projesini kurduklarını duyurmuş; ardından Belarus, Pakistan, Azerbaycan, Venezuela ve Güney Afrika gibi aktörleri kapsayan karşıt bir diplomatik blok inşa etmişlerdir (Smith, 2023, s. 2; Bartóki-Gönczy & Nagy, 2024, s. 148).

Bu tablo, uzayın Soğuk Savaş dönemindeki gibi iki kutuplu bir jeopolitik ve hukukî ayrışmaya sürüklendiğini göstermektedir (Nelson, 2020, s. 4–5; Bartóki-Gönczy & Nagy, 2024, s. 148). Artemis Anlaşmaları’na 71 devletin imza atmış olması, Batı merkezli bloğun normatif ağırlığını pekiştirmekte; ancak Çin ve Rusya gibi iki büyük fırlatma ve Ay keşif gücünün sistemin dışında kalması, evrensel bir uzay düzeninin tesis edilmesini engellemektedir (Smith, 2023, s. 2; Bartóki-Gönczy & Nagy, 2024, s. 148).

5. TÜRKİYE’NİN ARTEMIS ANLAŞMALARI’NA KATILIMININ ANALİZİ VE MİLLÎ UZAY PROGRAMI İLE ENTEGRASYONU

5.1. TÜRKİYE AÇISINDAN STRATEJİK ZAMANLAMA VE DİPLOMATİK KAZANIMLAR

Türkiye’nin 31 Ağustos 2026’da Artemis Anlaşmaları’na 71. ülke olarak katılması tesadüfî bir bürokratik işlem ve diplomatik atılım değildir (List of the Signatories by Date, 2026, s. 4; Shaw, 2026, s. 1–2). NASA Başkanı Jared Isaacman’ın imza töreninde ifade ettiği üzere, imzacı devletlere Ay üssü altyapılarına donanım sağlama, bilimsel görev yükleri geliştirme ve Küp Uydu (CubeSat) entegrasyonu gibi somut işbirliği kapıları aralanmaktadır (Shaw, 2026, s. 2).

Türkiye; BM nezdinde bağımsız ve çok taraflı bir uzay politikasını savunurken, sahadaki operasyonel gerçeklikten kopmamak adına Artemis mimarisine dâhil olarak pragmatik bir denge gözetmiştir. Anlaşmaların Milano Çalışma Usulü Belgesi’nde de teyit edildiği gibi, Artemis’e imza koymak diğer ülkelerle ikili işbirliği yapılmasına hukukî bir engel teşkil etmemektedir (Artemis Accords Signatories Group, 2024, s. 1). Dolayısıyla Türkiye, stratejik anlamda Doğu–Batı arasındaki geleneksel denge politikasını uzay diplomasisine de yansıtma esnekliğini korumuştur.

5.2. MİLLÎ UZAY PROGRAMI STRATEJİK HEDEFLERİ İLE MUKAYESELİ UYUM TABLOSU

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Türkiye Uzay Ajansı tarafından hazırlanan Millî Uzay Programı’nda (MUP) yer alan 10 stratejik hedef ile Artemis Anlaşmaları ilkeleri arasında doğrudan ve somut bir paralellik bulunmaktadır (Kaşıkara, 2021, s. 84-90; Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı [STB], 2021, s. 27–47).

6. TÜRKİYE AÇISINDAN HUKUKÎ YÜKÜMLÜLÜKLER VE ULUSAL MEVZUAT REFORMU İHTİYACI

6.1. ULUSAL UZAY YASASI İHTİYACI VE 1967 UZAY ANTLAŞMASI MADDE VI

Artemis Anlaşmaları’nın 2. maddesinin (d) bendi uyarınca imzacı devletler, kendi adlarına faaliyet gösteren özel ve tüzel kişiliklerin anlaşma ilkelerine uymasını temin etmekle mükelleftir (The Artemis Accords, 2020, s. 2). Bu taahhüt, 1967 Uzay Antlaşması’nın VI. maddesinde yer alan; "Devletler, hükûmet dışı kuruluşların uzaydaki faaliyetlerinden dolayı uluslararası sorumluluk taşır ve bu faaliyetlerin sürekli gözetim ve yetkilendirmesini (authorization and continuing supervision) sağlamak zorundadır" hükmünün doğrudan bir uzantısıdır (Bartóki-Gönczy & Nagy, 2024, s. 155; Smith, 2023, s. 3).

Türkiye’de Türkiye Uzay Ajansı (TUA), 13 Aralık 2018 tarihli ve 23 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulmuştur (STB, 2021, s. 11). Kararname TUA’ya uzaya fırlatılan nesnelerin tescilini tutma ve uzay çalışmalarını koordine etme görevi vermiş olsa da (STB, 2021, s. 13); Türkiye’de hâlen özel uzay şirketlerinin fırlatma lisanslamasını, fırlatma öncesi güvenlik denetimlerini, üçüncü şahıslara karşı sorumluluk ve zorunlu malî mesuliyet sigortalarını düzenleyen müstakil bir "Ulusal Uzay Yasası" bulunmamaktadır. Artemis Anlaşmaları’na taraf olunması, bu yasal boşluğun giderilmesini ve TBMM düzeyinde kapsayıcı bir yasal çerçevenin ihdas edilmesini zorunlu kılmaktadır (Kaşıkara, 2021, s. 84-90; Kaşıkara, 2020, s. 42-45).

image-51.png

6.2. FİKRÎ MÜLKİYET, İHRACAT KONTROLLERİ VE VERİ PAYLAŞIMI DENGESİ

Anlaşmaların 8. maddesi bilimsel verilerin kamuya açık paylaşımını ilke olarak benimserken, özel sektörün ticarî sırlarını ve fikrî mülkiyet haklarını bu paylaşımın dışında tutmaktadır (The Artemis Accords, 2020, s. 4). Ayrıca ABD menşeli teknolojilerle entegrasyon, ABD’nin Uluslararası Silah Trafiği Düzenlemeleri (ITAR) ve İhracat İdaresi Düzenlemeleri (EAR) rejimlerine tam uyum gerektirmektedir (Bartóki-Gönczy & Nagy, 2024, s. 148). Türkiye’nin MUP 7. hedefi çerçevesinde geliştireceği yerli fikrî mülkiyet haklarının korunması ve savunma sanayii odaklı uzay teknolojilerinin korunması için hassas bir hukukî denge mekanizması kurgulanmalıdır (Kaşıkara, 2021, s. 84-90; STB, 2021, s. 41).

7. SONUÇ

"Gelecek bilinemese de tahmin edilebilir."

Nashquaeff

Türkiye’nin Artemis Anlaşmaları’na 71. imzacı olarak katılması, ülkenin 2000’li yıllardan itibaren BİLSAT, RASAT, Göktürk-1, Göktürk-2 ve nihayet yerli imkânlarla geliştirilen İMECE ve TÜRKSAT 6A ile inşa ettiği uydu ve uzay tecrübesini derin uzay ligine taşıyan rasyonel ve vizyoner bir adımdır (STB, 2021, s. 19, 21; Shaw, 2026, s. 1–2).

Bu imza ile Türkiye, uzay kaynaklarının yönetimi ve derin uzay operasyon kurallarının belirlendiği masada söz hakkı elde etmiştir (Kaşıkara, 2026, s. 68-75; Shaw, 2026, s. 2). Ancak bu siyasî katılımın sahada ve hukuk doktrininde kalıcı kazanımlara dönüşebilmesi için, kanaatimizce, şu stratejik adımların atılması Türkiye’nin uzay politikası açısından elzemdir:

  1. Ulusal Uzay Yasası’nın Yasalaştırılması: Özel sektör ve üniversitelerin uzay faaliyetlerini lisanslayan, denetleyen ve 1972 Sorumluluk Sözleşmesi (1972 tarihli Uzay Cisimlerinin Verdiği Zarardan Dolayı Uluslararası Sorumluluk Hakkında Sözleşme) kapsamında sorumluluk rejimini öngören ve devlet rücû mekanizmalarını tanzim eden bir çerçeve yasa, acilen yürürlüğe konulmalıdır.

  2. AYAP Misyonunun Entegrasyonu: Yaklaşan ilk yerli Ay misyonu AYAP-1 ve devamındaki yumuşak iniş projeleri, Artemis altyapılarının veri paylaşımı ve haberleşme standartlarıyla entegre edilerek küresel bir görünürlük kazanmalıdır (STB, 2021, s. 29; Shaw, 2026, s. 2).

  3. Çok Taraflı Diplomasi Dengesinin Korunması: Artemis Anlaşmaları’na imza atılmış olması, Türkiye’nin UNCOPUOS platformundaki çok taraflı duruşunu ve gelişmekte olan ülkelerin haklarını savunan adil paylaşım tezlerini terk etmesi anlamına gelmemelidir (Nelson, 2020, s. 5; Bartóki-Gönczy & Nagy, 2024, s. 159). Türkiye, Artemis çalışma gruplarında elde edeceği tecrübeyi UNCOPUOS Uzay Kaynakları Çalışma Grubu’na aktararak uzay hukukunun parçalanmasını engelleyecek bir köprü rolü üstlenmelidir (Kaşıkara, 2026, s. 68-75; Bartóki-Gönczy & Nagy, 2024, s. 158–159).

  4. Uzay Hukukuna İlişkin Uzman İnsan Kaynağının Geliştirilmesi: Millî Uzay Programı’nın 9. hedefi olan insan kaynağının yetiştirilmesi vizyonu doğrultusunda, Türk üniversitelerinde uluslararası uzay hukuku kürsüleri ve araştırma merkezleri kurulmalı; teknik mühendislik kapasitesi hukuksal ve diplomatik uzmanlıkla tahkim edilmelidir (Kaşıkara, 2026, s. 68-75; STB, 2021, s. 45).

Sonuç olarak; gökyüzünde var olmanın yeryüzündeki bağımsızlık ve adalet arayışının ayrılmaz bir parçası olduğu bilinciyle hareket eden Türkiye (Kaşıkara, 2026, s. 75; STB, 2021, s. 3), Artemis mimarisine katılarak sadece bir keşif programının parçası olmamış; aynı zamanda 21. yüzyılın uzay medeniyetinin inşasında "norm koyucu bir aktör" olma iddiasını tescillemiştir.