LOZAN ANTLAŞMASI’NDA BATI TRAKYA TÜRK AZINLIĞI IÇIN ÖNGÖRÜLEN HAKLARIN UYGULAMADA TAM ANLAMIYLA YERINE GETIRILDIĞINI SÖYLEMEK GÜÇTÜR. YUNANISTAN HÜKÜMETLERI, ÖZELLIKLE 1960’LARDAN ITIBAREN AZINLIK MÜFTÜLERINI ATANMA YOLUYLA BELIRLEMEYE BAŞLAMIŞ; AZINLIĞA AIT VAKIF MALLARININ YÖNETIMI SIK SIK DEVLET MÜDAHALESINE MARUZ KALMIŞTIR. BATI TRAKYA TÜRKLERI, KENDI KIMLIKLERIYLE VAR OLMA MÜCADELESINDE BÜROKRATIK VE YASAL ENGELLERLE KARŞILAŞMIŞ; BUNU GEREK YEREL MAHKEMELERDE GEREKSE ULUSLARARASI ARENADA DILE GETIRMIŞTIR.
"Yalnızca Türk olduğumuzu söylediğimiz için hapsediliyoruz, fakat buna rağmen Türk olduğumuzu söylemekten asla vazgeçmeyeceğiz." Dr. Sadık Ahmet
Anadolu coğrafyası için Milli Mücadele fiilen 1923 yılında sona ermiş gibi görünse de Kırım, Kerkük, Halep, Saraybosna, Selanik, Gümülcine, Kıbrıs, Rodop, Kosova ve Üsküp gibi kadim kardeş coğrafyalarda Türk ve Müslüman toplumlar için farklı boyutlarıyla devam eden bir varoluş mücadelesi söz konusu olmuştur. Bu topluluklar, Osmanlı Devleti’nin yıkılışının ardından yeni kurulan ulus-devletlerin sınırları içinde kimi zaman azınlık statüsünde kalmış, kimi zaman ise göç ve asimilasyon politikalarının hedefi olmuştur.
Bu bağlamda, Batı Trakya da Türklerin yüz yıla yaklaşan bir hak ve kimlik mücadelesi verdiği önemli bölgelerden biridir. Balkan Savaşları (1912-1913) sonucunda Osmanlı’nın bölgeden çekilmesi, ardından Lozan Antlaşması (1923) ve Mübadele süreçleriyle Batı Trakya Türk toplumu, yeni kurulan Yunan Devleti’nin topraklarında azınlık konumuna düşmüştür. Lozan Barış Antlaşması, Batı Trakya’daki Türk azınlığa belirli eğitim, din ve mülkiyet hakları tanısa da bu hakların uygulamada tam olarak karşılık bulmadığı sık sık gündeme gelmiştir.
Bu makalede, önce Mübadele öncesi Balkanlardaki Müslüman varlığının demografik durumundan kısaca bahsedilecek; ardından Lozan Barış Antlaşması’nın Batı Trakya Türk azınlığına tanıdığı haklar, bunların uygulanış biçimleri ve ihlalleri incelenecektir. Daha sonra Kıbrıs Olayları sürecinde artan baskılar ve yükselen milliyetçilik akımlarının Batı Trakya Türkleri üzerindeki etkilerine değinilecektir. Mücadelenin öncü isimlerinden Sadık Ahmet’in hayatı ile siyasi mücadelesi ve nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti’nin bu konuya yaklaşımları ve müdahale biçimleri değerlendirilecektir.
Table of contents [Show]
- MÜBADELE ÖNCESI BALKANLARDAKI MÜSLÜMAN VARLIĞI VE DEMOGRAFIK DURUM
- LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI VE BATI TRAKYA TÜRK AZINLIĞINA TANINAN HAKLAR
- KIBRIS OLAYLARI ILE EŞ ZAMANLI ARTAN BASKILAR VE MILLIYETÇILIK AKIMLARI
- DR. SADIK AHMET’IN HAYATI VE SIYASI MÜCADELESI
- TÜRKIYE CUMHURIYETI’NIN KONUYA YAKLAŞIMI VE MÜDAHALE BIÇIMLERI
- SONUÇ
MÜBADELE ÖNCESI BALKANLARDAKI MÜSLÜMAN VARLIĞI VE DEMOGRAFIK DURUM
Balkanlar, Osmanlı İmparatorluğu’nun yüzyıllar boyunca hâkim olduğu bir coğrafya olarak çok sayıda etnik ve dini topluluğun iç içe yaşadığı bir bölgeydi. Özellikle bugünkü Yunanistan’ın kuzey bölgeleri (Selanik, Gümülcine, İskeçe, Dedeağaç, Kavala vb.) önemli bir Müslüman-Türk nüfusuna ev sahipliği yapmaktaydı.
-
- yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başı Osmanlı Salnameleri ve resmî arşiv kayıtları, Selanik ve çevresinde yüzbinlerle ifade edilen Müslüman nüfustan söz eder.
- Balkan Savaşları (1912-1913) sonrasında Osmanlı Devleti’nin Balkan topraklarının büyük bölümünü kaybetmesi, beraberinde yoğun göç hareketlerini tetiklemiştir. Yüzbinlerce Müslüman-Türk, Anadolu’nun çeşitli bölgelerine sığınırken; bir kısmı da geri dönme umuduyla Batı Trakya gibi sınır bölgelerinde kalmaya çalışmıştır.
Aynı dönemde bölgeye hâkim olan devletler tarafından yapılan nüfus sayımlarında (örneğin, 1913 Yunanistan resmî sayımı ve 1920’lerdeki çeşitli yerel kayıtlar), Müslüman nüfusun verileri zaman zaman az gösterilse de Balkanlar genelinde kayda değer bir Müslüman yoğunluğu olduğu bilinmektedir (Bkz. Yunanistan Ulusal İstatistik Kurumu – ELSTAT). Azınlığa yönelik baskı politikaları neticesinde, 1920’li yıllarda Batı Trakya nüfusunun %65’ini oluşturan Batı Trakya Türkleri bölgedeki nüfus oranı %30'lara gerilemiştir. Keza, Batı Trakya Türklerinin 1923’te %84 civarında olan bölgedeki toprak sahipliği, %25 düzeyine kadar inmiştir [1].
24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarını ve dünya ile olan ilişkilerini büyük ölçüde şekillendirdiği gibi Batı Trakya Türk azınlığının hakları üzerinde de belirleyici oldu. Lozan Antlaşması’nın 37 ila 45. maddeleri, azınlıkların temel hak ve hürriyetlerine dair hükümlerin yanı sıra özellikle Batı Trakya’daki Müslüman-Türk azınlığın mal varlıkları, eğitim ve din işlerine dair hususları düzenlemektedir [2].
- Antlaşmaya göre Batı Trakya’daki Türkler, “azınlık” statüsünde kabul edilecek; kendi dillerinde eğitim yapma, vakıf kurma, müftülük gibi dini kurumları yönetme hakkını koruyacaktı.
- Ayrıca bu topluluk, mülkiyet haklarına da sahip olacak, ibadet yerlerini muhafaza edebilecek ve kültürel kimliklerini koruma hakkına kavuşacaktı.
Ne var ki, Lozan Antlaşması’nda Batı Trakya Türk azınlığı için öngörülen hakların uygulamada tam anlamıyla yerine getirildiğini söylemek güçtür. Yunanistan hükümetleri, özellikle 1960’lardan itibaren azınlık müftülerini atanma yoluyla belirlemeye başlamış; azınlığa ait vakıf mallarının yönetimi sık sık devlet müdahalesine maruz kalmıştır. Batı Trakya Türkleri, kendi kimlikleriyle var olma mücadelesinde bürokratik ve yasal engellerle karşılaşmış; bunu gerek yerel mahkemelerde gerekse uluslararası arenada dile getirmiştir.
KIBRIS OLAYLARI ILE EŞ ZAMANLI ARTAN BASKILAR VE MILLIYETÇILIK AKIMLARI
1950’lerin sonu ve 1960’ların başı, Kıbrıs konusunda Türkiye ile Yunanistan arasında derin diplomatik krizlerin yaşandığı bir dönem olmuştur. Kıbrıs Adası’nda Türk ve Rum toplumları arasındaki anlaşmazlıklar ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonraki gerilim, zaman zaman Batı Trakya’daki Türk topluluğuna yönelik milliyetçi baskıları da tetiklemiştir.
1967’de Yunanistan’da gerçekleşen Albaylar Cuntası dönemi, Batı Trakya Türklerinin haklarını daha da sınırlandıran uygulamalara sahne olmuştur. Azınlık okullarında Türkçe eğitim kısıtlanmaya başlanmış, camilerin bakımı ve vakıfların yönetimi devlet baskısı altında yürütülmüştür.
1974 Kıbrıs Harekâtı sonrası, Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerin gerilmesiyle birlikte, Yunanistan’da yükselen milliyetçi söylem Batı Trakya’daki Türk toplumunun kimlik ifade etme alanlarını daha da daraltmıştır. Unutmamak gerekir ki Kıbrıs ile ilgili söz konusu gelişmelerin yaşandığı dönemde askerlik çağındaki pek çok Batı Trakyalı Türk genci, Yunan ordusunda askerlik yapmak istemedikleri için Türkiye’ye sığınırlar. Yunan idaresinden gördükleri baskılar sebebiyle Batı Trakya Türklerinin Türkiye’ye göçünde 1974 yılı önemli zirvelerden biri olur .
1981’de Avrupa Birliği’ne tam üye olan Yunanistan’da özellikle azınlık hakları konusundaki olumsuzlukların düzeleceği umudunu doğurmuştu. Ancak, azınlık 1981-91 yılları arasında birçok temel azınlık hakkını elinden kaybetmiştir. 15 Kasım 1983’te KKTC’nin ilan edilmesinden hemen sonra Yunan Devleti azınlığa karşı ilave uygulamalar koymuş ve “Türk” ve “Türkçe” deyimlerin yasaklanmasını kararlaştırmıştır[3].
Özellikle nüfus sayımı ve kimlik konularında yapılan yasal düzenlemeler, Batı Trakya Türklerini resmi kayıtlarda “Türk” yerine sadece “Müslüman azınlık” olarak dayatmayı beraberinde getirmiştir. Bu politika, azınlığın etnik kimliğinin önemsizleştirilmesi ve hak taleplerinin ülke içindeki diğer dini gruplarla aynı düzeye indirgenmesi stratejisini yansıtır niteliktedir.
BATI TRAKYA DA TÜRKLERIN YÜZ YILA YAKLAŞAN BIR HAK VE KIMLIK MÜCADELESI VERDIĞI ÖNEMLI BÖLGELERDEN BIRIDIR. BALKAN SAVAŞLARI (1912-1913) SONUCUNDA OSMANLI’NIN BÖLGEDEN ÇEKILMESI, ARDINDAN LOZAN ANTLAŞMASI (1923) VE MÜBADELE SÜREÇLERIYLE BATI TRAKYA TÜRK TOPLUMU, YENI KURULAN YUNAN DEVLETI’NIN TOPRAKLARINDA AZINLIK KONUMUNA DÜŞMÜŞTÜR. LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI, BATI TRAKYA’DAKI TÜRK AZINLIĞA BELIRLI EĞITIM, DIN VE MÜLKIYET HAKLARI TANISA DA BU HAKLARIN UYGULAMADA TAM OLARAK KARŞILIK BULMADIĞI SIK SIK GÜNDEME GELMIŞTIR.
DR. SADIK AHMET’IN HAYATI VE SIYASI MÜCADELESI
Batı Trakya Türk azınlığının yakın tarihindeki en önemli şahsiyetlerden biri olan Dr. Sadık Ahmet, 7 Ocak 1947’de Gümülcine’nin Sirkeli köyünde dünyaya gelmiştir. İlk ve orta öğrenimini Gümülcine’de tamamlayan Sadık Ahmet, lise yıllarında dönemin zorlu şartları altında eğitimini sürdürmüş ve özellikle azınlık hakları konusundaki farkındalığı bu dönemlerde şekillenmeye başlamıştır. Lise ikinci sınıf öğrencisi iken Batı Trakya Türklerine ait yerel bir gazete olan Akın’daki “Gençliğin Köşesinde” iki yazısı yayınlandı. Bu yazıların başlıkları “Batıl İnanışlar” ve “Müslümanlık ve Türklük”tür. Lise üçüncü sınıfa geçtiğinde aynı gazete Sadık Ahmet’in “Beklenen Güneş” ve “Kültür Merkezi” isimli yazılarını da yayımladı .
Liseden sonra Türkiye’de tıp eğitimi alma imkânı elde eden Sadık Ahmet, 1966 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde başladığı tıp eğitimine bir yıl sonra Selanik Üniversitesi Tıp Fakültesinde devam etti ve 1974 yılında mezun oldu. Batı Trakya’ya döndüğünde ise Gümülcine’de hekim olarak çalışmaya başlamıştır. Bu süreç, onun hem Türk azınlığı ile çok yakın bir bağ kurmasını hem de bölgedeki sorunları derinlemesine görmesini sağlamıştır.
Sadık Ahmet, Batı Trakya Türklerinin günlük yaşamda karşılaştığı baskılara, kimlik ve dini özgürlüklerin ihlallerine karşı sivil bir direniş başlatma ihtiyacını erken yaşlarda fark etmiştir. Özellikle “Azınlık Gerçekleri” adıyla hazırladığı bildirileri 1980’lerin ortalarında dağıtmaya başlaması, imzalar toplaması, resmî makamların dikkatini çekmiş ve kendisi bu sebeple yargılanmıştır. Buna rağmen yılmayan Dr. Sadık Ahmet, Batı Trakya Türk azınlığının sorunlarını uluslararası arenada da duyurmak için büyük çaba göstermiştir.
Yunanistan’daki siyasi kısıtlamalara rağmen Batı Trakya Türk toplumunun meşru bir platforma ihtiyaç duyduğunu düşünen Sadık Ahmet, 13 Eylül 1991 tarihinde “Dostluk, Eşitlik ve Barış (DEB)” Partisi’ni kurmuştur. Bu parti, azınlık haklarını savunma, Lozan Barış Antlaşması’ndan doğan hakların uygulanmasını talep etme ve Türk kimliğinin korunması yönündeki çalışmaları siyasal zemine taşımayı amaçlamıştır. Kısa sürede bölgedeki Türklerden büyük ilgi gören DEB Partisi, Yunanistan’da yaşayan Türk azınlık için bir sembol hâline gelmiştir.
Batı Trakya’da Türk azınlığının maruz kaldığı sorunları dünya kamuoyuna anlatma gayretinde olan Dr. Sadık Ahmet, uluslararası kuruluşlarda ve insan hakları örgütlerinde Batı Trakya meselesini gündeme getirmek için girişimlerde bulunmuştur. Bu süreçte:
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Avrupa Konseyi gibi platformlarda azınlık haklarını savunmuş,
- Birçok uluslararası toplantıya katılarak Yunanistan’daki Müslüman-Türk varlığının tarihsel ve hukuki dayanaklarını anlatmıştır. Bu faaliyetlerinden ötürü zaman zaman gözaltılar ve mahkûmiyetlere de maruz kalmış, ancak geri adım atmadan mücadelesini sürdürmüştür.
Dr. Sadık Ahmet, 24 Temmuz 1995 tarihinde (Lozan Barış Antlaşması’nın yıldönümünde) geçirdiği şüpheli bir trafik kazası sonrasında hayatını kaybetmiştir. Vefatı, Batı Trakya Türk toplumu için çok büyük bir kayıp olarak görülmüş; cenazesine binlerce Batı Trakya Türkü katılmıştır [4].
Onun ardından, kurduğu DEB Partisi ve diğer sivil toplum kuruluşları, Dr. Sadık Ahmet’in açtığı yolda hak arama mücadelesini sürdürmüştür. Bugün hâlâ Batı Trakya’daki birçok Türk, Sadık Ahmet’i “azınlığın unutulmaz lideri” olarak anmakta ve mücadelesini bir örnek olarak benimsemektedir.
TÜRKIYE, BATI TRAKYA TÜRKLERININ DURUMUNU “ULUSAL DAVA” OLARAK KABUL ETMIŞ; MILLI VE MANEVI DEĞERLER ÇERÇEVESINDE AZINLIK HAKLARININ KORUNMASI IÇIN ULUSLARARASI ANLAŞMALARIN UYGULANMASINI TALEP ETMEYE DEVAM ETMIŞTIR. SAVUNMA SANAYII NDE GÜÇLENEN VE BÖLGESEL ETKISI ARTAN TÜRKIYE, BATI TRAKYA’DAKI SOYDAŞLARININ HAKLARINA DAIR KONULARDA DA ULUSLARARASI PLATFORMLARDA VE IKILI GÖRÜŞMELERDE DAHA KARARLI BIR SIYASET IZLEME EĞILIMINDEDIR.
TÜRKIYE CUMHURIYETI’NIN KONUYA YAKLAŞIMI VE MÜDAHALE BIÇIMLERI
Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Antlaşması’nın iki temel azınlık grubundan biri olan Batı Trakya Türklerinin haklarının korunması hususunda, tarihsel süreç boyunca farklı dönemlerde farklı yöntemler izlemiştir:
- Türkiye, özellikle 1960’lardan sonra Yunanistan nezdinde diplomatik temsilleri aracılığıyla Batı Trakya’daki Türklerin eğitim, vakıf malları ve dini özgürlükler konusundaki taleplerini dile getirmiştir.
- Dışişleri Bakanlığı, ikili görüşmelerde sürekli olarak Batı Trakya Türk azınlığının Lozan Antlaşması çerçevesinde sahip olduğu haklara saygı gösterilmesini vurgulamıştır.
- Türkiye, Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği gibi uluslararası platformlarda Batı Trakya Türk azınlığının meselelerini gündeme taşıyarak Yunanistan üzerinde baskı oluşturmayı hedeflemiştir. AİHM’de görülen davalarda da Türkiye, diplomatik kanallarla azınlık lehine sonuçların alınması için girişimlerde bulunmuştur.
- Türk hükümetleri, Batı Trakya’dan Türkiye’ye gelen öğrencilere burs, eğitim ve çeşitli yardımları desteklemiş; bölgedeki azınlık okullarına ders kitabı ve öğretmen desteği sunmuştur.
- Ayrıca Batı Trakya’daki Türk sivil toplum kuruluşlarının Türkiye’deki resmî ve sivil toplum örgütleriyle kurduğu bağlar da desteklenmiş ve kültürel işbirlikleri teşvik edilmiştir.
Sonuç olarak Türkiye, Batı Trakya Türklerinin durumunu “ulusal dava” olarak kabul etmiş; milli ve manevi değerler çerçevesinde azınlık haklarının korunması için uluslararası anlaşmaların uygulanmasını talep etmeye devam etmiştir. Savunma sanayiinde güçlenen ve bölgesel etkisi artan Türkiye, Batı Trakya’daki soydaşlarının haklarına dair konularda da uluslararası platformlarda ve ikili görüşmelerde daha kararlı bir siyaset izleme eğilimindedir.
SONUÇ
Batı Trakya Türk azınlığının 100 yılı aşkın mücadelesi, Balkan Savaşları ve Mübadele ile başlayan, Lozan Antlaşması ve sonrasında Kıbrıs’ta yaşanan gelişmelerle şekillenen uzun bir süreçtir. Bu süreçte, azınlığın hakları hem Yunanistan’ın iç politikaları hem de Türkiye-Yunanistan ilişkilerinin inişli çıkışlı seyri ile doğrudan bağlantılı olmuştur. Demografik olarak Balkanlar’da yüzyıllardır varlığını sürdüren Türk-Müslüman topluluklar, Lozan Antlaşması’yla uluslararası hukuka dayanan bazı haklar elde etmiştir. Ancak uygulamada bu hakların büyük ölçüde kısıtlandığı sık sık dile getirilmiş, Batı Trakya Türkleri dinî, kültürel ve sosyal anlamda birçok zorlukla mücadele etmek durumunda kalmıştır.
Dr. Sadık Ahmet, bu mücadelenin en sembolik figürlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Kurduğu DEB Partisi ve yaptığı uluslararası girişimler, Batı Trakya Türk azınlığının kendi kimliğini açıkça ifade etmesine ve sorunlarını dünyaya duyurmasına katkıda bulunmuştur. Bu vesileyle, Dr. Sadık Ahmet ve dava arkadaşlarını; Batı Trakya’da Türk azınlığının haklarının savunulması, kimliklerinin korunması ve uluslararası hukuka dayalı adaletin tesis edilmesi yönünde gösterdikleri çabalardan dolayı rahmet ve minnet ile anıyoruz.
Batı Trakya Türklerinin geleceği, hukukun üstünlüğü ve insan hakları ilkeleri çerçevesinde, Yunanistan’ın azınlık politikasında atacağı olumlu adımlarla daha da iyileşebilir. Aynı şekilde Türkiye’nin de diplomasi kanallarını açık tutarak ve uluslararası kamuoyunu harekete geçirerek bu süreci desteklemesi mümkündür. Bu mücadele, Balkan coğrafyasında barış ve çok kültürlülük fikrinin kökleşmesi adına da önemli bir örnek teşkil etmektedir.