HARP VERGİSİ

HARP VERGİSİ

BIRINCI DÜNYA SAVAŞI, SAVAŞA KATILAN EKONOMILERI OLDUĞU GIBI DÜNYA EKONOMISINI DE OLUMSUZ ETKILEMIŞTIR. NITEKIM SAVAŞTAN YAKLAŞIK 11 YIL KADAR SONRA, 1929 BÜYÜK BUHRAN ILE KARŞI KARŞIYA KALINMIŞTIR. GEREK SAVAŞ ÖNCESI DÖNEMDE GEREKSE SAVAŞ SÜRESINCE, OSMANLI İMPARATORLUĞU DA CIDDI BIR EKONOMIK SIKINTI YAŞAMIŞ, SAVAŞIN FINANSMANI BERABERINDE ÖNEMLI BOYUTLARDA YOKSULLUK VE KITLIĞI GETIRMIŞTIR. ÖTE YANDAN, SAVAŞ DÖNEMINDE FINANSMAN IHTIYACININ BIR KISMININ VERGI VB. YÖNTEMLERLE KARŞILANMASI, ZATEN BOZULAN VERGI SISTEMINI VE SISTEME OLAN UYUMU DAHA KÖTÜ BIR DURUMA SÜRÜKLEMIŞTIR.

5000 yıllık kayıtlar dikkate alındığında, insanlık tarihinde savaşsız geçen sürenin yaklaşık 290-300 yıl olduğu değerlendirilmektedir. Savaşlar eski dönemlerde karşılıklı devletler arasında yaşanırken, zamanla bölgesel nitelik kazanmış ve ittifaklar arası savaşlara evrilmiştir. Bununla birlikte, dünya ilk defa çok devletin katıldığı ve tarafların blok halinde yer aldığı bir çatışmayı, Birinci Dünya Savaşı ile 1914 – 1918 yılları arasında yaşamıştır.

Birinci Dünya Savaşı, savaşa katılan ekonomileri olduğu gibi dünya ekonomisini de olumsuz etkilemiştir. Nitekim savaştan yaklaşık 11 yıl kadar sonra, 1929 Büyük Buhran ile karşı karşıya kalınmıştır. Gerek savaş öncesi dönemde gerekse savaş süresince, Osmanlı İmparatorluğu da ciddi bir ekonomik sıkıntı yaşamış, savaşın finansmanı beraberinde önemli boyutlarda yoksulluk ve kıtlığı getirmiştir. Öte yandan, savaş döneminde finansman ihtiyacının bir kısmının vergi vb. yöntemlerle karşılanması, zaten bozulan vergi sistemini ve sisteme olan uyumu daha kötü bir duruma sürüklemiştir.

İmparatorluk, son asırda savaşların finansmanını vergiler ve borçlanmayla sağlama yolunu tercih etmiş, bu politikanın bir yansıması olarak da Balkan Savaşları sırasında 1912 yılında Harp Vergisi (Tekalif-i Harbiye) uygulamaya konulmuştur. Aynı şekilde, Birinci Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde de ortaya çıkacak ihtiyaçlara binaen Harp Vergisi reformize edilmiştir. Harp Vergisi, bir anlamda 1912 - 1918 yılları arasında olmak üzere altı yıl uygulanmıştır.

BÜYÜK SAVAŞ ÖNCESİ OSMANLI EKONOMİSİ

Birinci Dünya Savaşı, siyasi ve ekonomik olarak kötü bir durumda olan Osmanlı İmparatorluğu için tarifi imkânsız kayıplar ortaya çıkarmış, fakat milli mücadelenin de bir anlamda erken olgunlaşmasını sağlamıştır. İmparatorluğun savaşa girmesinde, her ne kadar İttihat ve Terakki Partisi'nin politik anlayış ve tercihleri etken olmuş görünse de geniş bir coğrafyayı etki alanına almış ve bünyesinde çeşitli milletleri barındırmış bir İmparatorluk için, aslında böylesine büyük bir savaşta yer almamak çok da mümkün gözükmemektedir. Yüzyıllardır süregelen fetih ve hükmetme anlayışı, İmparatorluk için bir anlamda kaybedilenlerin geri alınmasına vesile olabilecek bir savaşta tarafsız kalınmasına müsaade etmemiştir. Belki bu noktada tarihçilerin tartıştığı husus Almanya ile taraf olunmasıdır. Ne var ki dönemin siyasi yapısı, İmparatorluğu Almanya’nın yanında yer almaya itmiştir. Keza, her savaşın veya her mücadelenin kazanan tarafı olduğu gibi kaybedeni de bulunmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu ise savaşta kaybeden tarafta yer almıştır.

BIRINCI DÜNYA SAVAŞI’NIN HEM KATILAN TARAFLARA HEM DE DIĞER ÜLKELERE ÖNEMLI ETKILERI OLMUŞTUR. BUNLAR ARASINDA BILINEN SIYASI SONUÇLAR DIŞINDA; DAHA ÖNCE SAVAŞ GÖRMEYEN INSANLAR SAVAŞ ORTAMININ IÇINDE KALMIŞLAR, ORDULAR ÖZELLIKLE SAYI BAKIMINDAN BÜYÜMÜŞLER, SAVAŞ ÖNCESI VE SONRASINDA ŞEHIRLER CIDDI BIR AÇLIK VE KITLIĞA DÜŞMÜŞLERDIR. NITEKIM SAVAŞTAN YAKLAŞIK 11 YIL SONRA DÜNYA, TÜM ALGI VE POLITIKALARI DEĞIŞTIRECEK BIR EKONOMIK KRIZE GIRMIŞTIR. BIR BAŞKA IFADE ILE BÜYÜK SAVAŞ, (BAŞKA ETKENLERDE OLMAKLA BIRLIKTE) KISA BIR SÜRE SONRA BÜYÜK BIR EKONOMIK BUHRANI DOĞURMUŞTUR. NE VAR KI BU BUHRAN DAHA SONRASINDA DA YENI BIR DÜNYA SAVAŞININ NEDENLERINDEN BIRISI OLACAKTIR.

Birinci Dünya Savaşı’nın hem katılan taraflara hem de diğer ülkelere önemli etkileri olmuştur. Bunlar arasında bilinen siyasi sonuçlar dışında; daha önce savaş görmeyen insanlar savaş ortamının içinde kalmışlar, ordular özellikle sayı bakımından büyümüşler, savaş öncesi ve sonrasında şehirler ciddi bir açlık ve kıtlığa düşmüşlerdir (Ortaylı, 2014: 13- 14). Nitekim savaştan yaklaşık 11 yıl sonra dünya, tüm algı ve politikaları değiştirecek bir ekonomik krize girmiştir. Bir başka ifade ile büyük savaş, (başka etkenlerde olmakla birlikte) kısa bir süre sonra büyük bir ekonomik buhranı doğurmuştur. Ne var ki bu buhran daha sonrasında da yeni bir dünya savaşının nedenlerinden birisi olacaktır.

Geçmişte olduğu gibi Tanzimat sonrası dönemde de Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomiye ilişkin politika ve tasarımlarında siyasi ve askeri gelişmeler etkili olmuştur. İmparatorluğun son yüzyılında yaşanan savaşlar ve siyasi gerilimlerin yanında, tımar sisteminin bozulması ve vergi tahsilatında iltizam yönteminin giderek yaygınlaşması, varlıklı ve güçlü bir ayan hiyerarşisinin oluşmasına ve merkezi otoritenin zayıflamasına yol açmış, merkezi otoritenin üretim ve vergi tahsilatı üzerindeki kontrolünün azalması ise vergi gelirlerini düşürmüştür (Anbar, 2009: 34). Gelişmeler neticesinde, finansman ihtiyacı daha da artmış, yabancılardan ekonomik yardım almayı geleneklere aykırı ve onur kırıcı olarak kabul eden Osmanlı İmparatorluğu, fon ihtiyacını karşılamak için, öncelikle iç borçlanma yöntemlerine başvursa da dış borç almadan ancak 1854 yılına kadar dayanabilmiştir (Anbar, 2009: 35). Ne var ki ilk dış borçlanma ile Avrupa ticaret sermayesinin ardından Avrupa finans sermayesi de İmparatorluğa nüfuz etmiş ve ekonomiye hâkim olmaya başlamıştır (Anbar, 2009: 35).

İmparatorluğun son dönemlerinde, savaşların finansmanı önemli sorunlardan olmuştur. Artan askeri harcamaları ve bütçe açıklarını finanse etmek amacıyla dış borçlanmaya yoğun olarak başvurulmuş, toplam borç yükselmeye başlamış ve Birinci Dünya Savaşı öncesinde yıllık dış borç ödemesi bütçe gelirlerinin % 40’ına ulaşmıştır (Pamuk, 2014: 171). Devam eden süreçte ise borçlanma kaynakları savaş ortamıyla birlikte tıkanmış, finansman için vergi oranlarını artırmak ya da yeni vergiler ihdas etmek yoluna gidilmiştir. Savaş öncesinde vergi gelirlerinin büyük kısmı tarımdan elde edilmekte ve GSYH’nın % 12’si dolaylarında bir hasılat sağlanmaktadır (Eldem, 1970: 243-303). Ancak, sistem bozuldukça vergilere karşı tepkiler de artmış, vergi hasılatı azalmış ve yeterli gelir elde edilememiştir.

Söz konusu duruma, yıllardır süren siyasi ve ekonomik sıkıntıların ülkedeki vergi kapasitesini düşürmüş olması da neden olmuştur. Diğer bir olumsuz etken de savaş ile birlikte tarım ve sanayi kesiminde üretimin ciddi boyutlarda düşmesi, dış ticaretin daralmasıyla birlikte gümrük gelirlerinin azalmasıdır (Pamuk, 2009: 158). Özellikle 1915 yılından itibaren enflasyon artışlarına bağlı olarak nominal vergi gelirleri fiyat artışlarının gerisinde kalmış, savaş sonuna kadar fiyatlar savaşın hemen öncesine göre yaklaşık yirmi kat artmış, buna karşılık cari fiyatlarla devlet gelirleri savaş öncesi dönemin dahi altında kalmıştır (Pamuk, 2014: 171)

Savaş boyunca Avrupa’da olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğu’nda da en önemli iktisadi politika sorunlarının başında şehirlerin ihtiyaçları ile iaşe tedarik ve dağıtımının adil olarak sağlanması gelmiştir (Pamuk, 2014: 169). Zaten ekonomisi bozuk olan İmparatorluk için bu sıkıntı daha da hissedilir olmuştur. Tarımsal işgücünün silah altına alınması üretimi önemli ölçüde düşürmüştür. Ayrıca, bir milyona yakın bir askeri gücün gıda vb. ihtiyaçlarının karşılanmaya çalışılması da şehirlere yönelik tedarik sürecini aksatmıştır. Ortaya çıkan asayişsizlik ile gayri adil neticeler doğmuş, söz konusu dönemde karaborsa ve kaçakçılık artmış, artan fiyatlarla birlikte ekonomide enflasyonist bir döngü oluşmuştur.

SEFERBERLIK İLANI VE HARP VERGISI

Ekonomik olarak zor durumda olan Osmanlı İmparatorluğu, Trablusgarp Savaşı sırasında bir de Balkan Savaşı ile karşı karşıya kalınca, Trablusgarp Savaşı’nı bitirmiş ve tüm gücünü Balkan Savaşı’na yöneltmiş; bozulan mali yapı ve süregelen savaşlar, bir süre sonra Osmanlı yönetiminin olağan dışı mali kaynaklar aramasına neden olmuştur (Avcı, 1995). Bu doğrultuda olağanüstü bir vergi olarak Harp Vergisi ilk defa, 8 Ekim 1912 tarihinde başlayan Balkan Savaşları'ndan kısa bir süre önce, 13 Ağustos 1912 (1328) tarihli dönemin Resmi Gazetesi Takvim-i Vekayi’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun ile olağanüstü harp masraflarını karşılamak için;

  • Bina ve temettü vergilerine % 25 zam yapılmış,

  • Her türlü maaş ve yardımlardan 300 kuruşu muaf olmak üzere % 3 vergi alınacağı belirtilmiş,

  • Askerlik için verilen bedel-i nakdi miktarı 10 lira artırılmış,

  • Tuz fiyatına 10 para zam yapılmış,

  • Rakı imalinde alınan vergi bir kat artırılmış,

  • Harcırahların miktarına göre % 5 ve % 10 tevkifat uygulanacağı belirtilmiştir (Maliye Bakanlığı, 1999: 1661).

Teçhizat-ı Askeriye benzeri ek bir mükellefiyet biçiminde olan Harp Vergisi; bahsi geçen her tür gelir ve harcama üzerinden tahsil edilmiş ve Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar yürürlükte kalmıştır (Öner, 2005: 402).

1914 yılına gelindiğinde, İmparatorluk bütçesinin, bir milyon kişiye yakın bir orduyu beslemesi ve savaşı devam ettirmesi mümkün görünmemiştir. Durum böyle olunca savaşın finansmanı için geleneksel yöntemler haricinde olağan dışı yöntemlere başvurulmuş, devlet, maaşların yarısını nakit öderken yarısı için memurlara borçlanmış, alacaklıların ödemeleri ertelenmiş, orduya gerekli malzeme için Harp Vergisi uygulaması tekrar gündeme getirilmiştir (Kopar, 2013: 146).

Savaşın resmi olarak başlaması 28 Temmuz 1914 tarihine rastlamakla birlikte, 2 Ağustos 1914 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu, Almanya ve Avusturya- Macaristan arasında üçlü bir ittifak anlaşması yapılmış ve 2 Ağustos gününü 3 Ağustos gününe bağlayan gece genel seferberlik ilan edilmiştir. Nitekim, daha önceden bir savaşın çıkacağını ve Osmanlı’nın da bunun dışında kalamayacağını anlayan / düşünen İttihat ve Terakki yönetimi, daha savaş başlamadan hatta seferberlik dahi ilân edilmeden ikinci bir Tekalif-i Harbiye Kanunu’nu çıkarmıştır (Avcı, 1995). Kanun, seferberlik öncesinde hazırlanıp kabul edilmiş ve seferberlikten sonra 9 Ağustos 1914 tarihli Takvim-i Vekayi’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. İlk kanun daha ayrıntılı düzenlenmekle birlikte, ikinci Tekalif-i Harbiye Kanunu, ilk kanuna göre daha soyut hükümler içermiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki; tüm bu ekonomik önlemlere rağmen, savaşın finansmanı için borçlanmaya da gidilmiştir (Kopar, 2013: 146- 150).

MECLIS-I MEBUSAN GÖRÜŞMELERI

Tekalif-i Harbiye Kanunu, Meclis-i Mebusan’da ilk olarak 2 Haziran 1914 tarihinde görüşülmüştür. Meclis-i Mebusan görüşmelerinde Kanun üzerine bazı tartışmalar yaşanmıştır. Meclis bünyesinde Kanun ile ilgili tartışmalarda dikkat çeken önemli noktalar ise şöyledir:

Görüşmeler sırasında Kanun üzerine ilk söz alan Kozan Mebusu Matyos Nalbandyan Efendi, “…Kendileri harbe gidiyorlar, hayvanlarını da ailelerine bir medarı maişet bırakıyorlar. Sonra biz maişetlerine istinatgah olan hayvanlarını alıyoruz…” ifadeleriyle, kanunun hayvanların alınmasına yönelik tasarrufunu eleştirmiştir (www.tbmm.gov.tr, 2015). Öyle ki bu eleştiride savaşa gidenlerin geride kalan ailelerinin geçimlerini sağlayacak hayvanlara da el konulması adil bulunmamıştır (www.tbmm.gov.tr, 2015). Ayrıca, Nalbandyan Efendi; zahireye yönelik el koymayı ve emlak ile akar sahiplerine, diğer bir ifade ile serveti olanlara kanun ile yükümlülük getirilmemesini de eleştirmiş ve bir yükümlülük olacaksa herkesi kapsaması gerektiğini vurgulamıştır (www.tbmm.gov.tr, 2015). Bir anlamda verginin genellik ilkesine atıf yapılmıştır.

Tartışmalarda dikkat çeken diğer bir eleştiri de Bursa Mebusu Ahmet Hamdi Efendi’den gelmiş ve kanunun adaletsiz durumuna yönelik olarak eleştirilerini; “…gerçi tediye edileceğinden bahsediliyor. Fakat ne suretle tediye edilecek, Devletin hangi borçlarına takdim edilecek yahut hangisi tehir edilecek, o beyan edilmiyor. Bir de Ordunun keyfine bırakılıyor, istediği yerden, istediği kimseden alacak, istemediği kimseden almayacaktır. Burada adalet görülmüyor. Bunun için bu kanun, doğrudan doğruya eğer bundan sonra da devam edecek ise, adilane yapılsın.” ifadeleriyle dile getirmiştir (www.tbmm.gov.tr, 2015). Biga Mebusu Kazım Bey ise daha önceki uygulamada önemli sorunların ve adaletsizliklerin olduğunu ve halkın ezildiğini vurgulamış ve keyfiyetten yakınmış, ayrıca Kanunun iyi yazılması gerektiğini ve açık ve anlaşılır kılınmasını ifade etmiş; daha önce Konya’dan alınan hayvanların Selimiye Kışlasında teslimini eleştirmiş ve kimsenin o kadar yolu gelip hayvanlarını almasının mümkün olmadığını ve bir kısım hayvanın telef olduğu ya da ordu tarafından satıldığını belirtmiştir (www.tbmm.gov.tr, 2015).

Bu gibi eleştirilerin yanı sıra Kanun ile ilgili olarak olumlu görüş bildiren mebuslar da olmuştur. Bu görüşlerden bazıları ise şöyledir:

Kerbela mebusu Nuri Bey Hükümetin olağanüstü bir zamanda uygulama için teklif ettiği kanunun normal olduğunu bu nedenle de eleştirilerin yersiz olduğunu ifade etmiştir (www.tbmm.gov.tr, 2015). Denizli Mebusu Mehmet Sadık Efendi de tartışmaların yersiz olduğunu ve Kanun’da bir sınıflama olmadığını ve gücü ve malı olan herkesten bu verginin alınacağını belirtmiştir (www.tbmm.gov.tr, 2015). Kengırı Mebusu Fazıl Berki Bey de Kanun’da bir sıkıntı olmadığını ancak komisyonların uygulamada itinalı davranması gerektiğini ve böylece gayrı adil bir durum ortaya çıkmayacağını belirtmiştir (www.tbmm.gov.tr, 2015).

İlk oturumda madde oylamalarında uygulamaya yönelik müzakereler yapılmış, bununla birlikte Şam Mebusu Faris tarafından 4. maddenin düzeltilmesi (“Mezkur fiyat cetveline göre bilhasap, esmam tasrih ve mal sandığından tediye edilecektir” biçiminde…) teklif edilmiş, madde tekrar ele alınması amacıyla encümene gönderilmiş ve kanun ikinci oturuma bırakılmıştır (www.tbmm.gov.tr, 2015). Kanun hakkında ikinci görüşme ise 21 Haziran 1914 tarihinde yapılmış ve maddeler tekrar oylanmış olmakla birlikte, usule yönelik tartışmalar gerçekleşmiştir. Ayrıca Karahisarı Sahip Mebusu Salim alacakların aşara mahsup edilmesi yönündeki tadil isteğini ilk oturumda olduğu gibi tekrarlamış fakat teklifi kabul edilmemiştir. (www.tbmm.gov.tr, 2015). Nihayetinde de Kanun aynı gün Meclis-i Mebusan’da kabul edilmiştir.

MECLIS-I AYAN GÖRÜŞMELERI

Tekalif-i Harbiye Kanun tezkeresi, 23 Haziran 1914 tarihinde Meclis-i Mebusan tarafından Meclis-i Ayan’a sevk edilmiş ve Meclis-i Ayan’ın 24 Haziran 1914 tarihli oturumunda gündeme alınmakla birlikte sadece ilgili (Maliye) encümene sevk işlemi gerçekleştirilmiştir (www.tbmm.gov.tr, 2015). Kanun esas itibariyle ise 2 Temmuz 1914 Çarşamba günü yapılan oturumda gündeme alınmıştır. Bu kapsamda kanun maddeleri Meclis Başkanı Rıfat Bey tarafından tek tek okutulmuş ve herhangi bir söz alınmadığından maddelerin tek tek oylaması yapılmış ve Kanun Meclis-i Ayan tarafından da kabul edilmiştir (www.tbmm.gov.tr, 2015).

KANUN METNI

Meclis-i Mebusan ve Meclis-i Ayan’da kabul edilen Kanun, 14 Temmuz 1914 tarihinde Padişah Mehmed Reşad tarafından onaylanmıştır. Ayrıca, ilgili dönemde Sadrazam Mehmet Sait (Paşa), Maliye Nazırı Cavit (Paşa), Dahiliye Nazırı Talat (Paşa) ve Harbiye Nazırı da Enver (Paşa)’dir. Kanun daha sonra Takvim-i Vekayi’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir (6. Sene, 30 Ramazan 1332, Cumartesi, 9 Ağustos 1330, No: 1915). Buna göre, Takvim-i Vekayi’de yayımlanan nihai kanun metni şöyledir:

İMPARATORLUĞUN SON DÖNEMLERINDE, SAVAŞLARIN FINANSMANI ÖNEMLI SORUNLARDAN OLMUŞTUR. ARTAN ASKERI HARCAMALARI VE BÜTÇE AÇIKLARINI FINANSE ETMEK AMACIYLA DIŞ BORÇLANMAYA YOĞUN OLARAK BAŞVURULMUŞ, TOPLAM BORÇ YÜKSELMEYE BAŞLAMIŞ VE BIRINCI DÜNYA SAVAŞI ÖNCESINDE YILLIK DIŞ BORÇ ÖDEMESI BÜTÇE GELIRLERININ % 40’INA ULAŞMIŞTIR. DEVAM EDEN SÜREÇTE ISE BORÇLANMA KAYNAKLARI SAVAŞ ORTAMIYLA BIRLIKTE TIKANMIŞ, FINANSMAN IÇIN VERGI ORANLARINI ARTIRMAK YA DA YENI VERGILER IHDAS ETMEK YOLUNA GIDILMIŞTIR. SAVAŞ ÖNCESINDE VERGI GELIRLERININ BÜYÜK KISMI TARIMDAN ELDE EDILMEKTE VE GSYH’NIN % 12’SI DOLAYLARINDA BIR HASILAT SAĞLANMAKTADIR.

TEKÂLİF-İ HARBİYENİN SURETİ TARHI HAKKINDA KANUN

Madde 1. Seferberlik ilanı tarihinden itibaren tekâlif-i harbiye tarhının hangi mahallerde icra edileceği görülecek lüzum üzerine cihet-i askeriyece tayin olunacaktır.

Madde 2. Tekâlif-i harbiye tarhı takrir (takarrür) eden mıntıkanın en büyük memurin-i mülkiye ve maliyesi ile cihet- i askeriyeden bir zat ve bulunamadığı takdirde o mıntıkanın jandarma kumandanından ve meclis-i idare ve belediyeden müntehap birer azadan mürekkep olarak her mahalde birer tekâlif-i harbiye komisyonu teşekkül edilecek ve bu komisyon ahalinin ihtiyacına kafi miktarın terkiyle üst tarafına vaziyet edecek ve vaziyet ettiği levazımata mukabil ashabına mazbata ita eyleyecektir.

Madde 3. Tekâlif-i harbiye tarhının icrası emrolunan mıntıkanın en büyük mülkiye memuru derhal meclis-i idare ve belediye ve ticaret odası azalarından mürekkep bir komisyon teşkil ile o mevkiin rayicine göre her nev’i levazımata bir fiyat takdir ederek cetvelini tanzim ve zirini zatı mühürleriyle tasdik ederek hükûmet-i mahalliyye ita eyleyeceklerdir.

Madde 4. Tüccar ve esnafa ve ahaliye verilecek mazbatalarda alınan levazımatın fiyatı mezkur fiyat cetveline göre bir hesap esman-i tasrih ve nihayet seferberlik hitamını takip eden sene bütçeye idhal tediye edilecektir.

Madde 5. İş bu kanun tarihi neşrinden itibaren mer’i ala hükümdür. Bu nüsha Meclis-i Ayan‘ın zapt ceridesine havidir.

Madde 6. İş bu kanunun icrasına Harbiye, Dahiliye ve Maliye Nazırları memurdur (Kuva-i icraiyece 21 Sefer 1331 ve 17 Kanun-i Sani 1328 tarihinde tanzim ve muvakkaten mevkii tatbike vaz edilen iş bu layiha-i kanuniye 2 Temmuz 1330 tarihinde Meclis-i Umumiyyece tadilen kabul olunmuştur)

Kanun metninde dikkat çeken hususlar şunlardır: Kanun’un yayım tarihi 9 Ağustos 1914 (1330) olup, yürürlük maddesinde de belirtildiği üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girmesi gerekirken, Kanun ilk maddesi ile geriye yürütülmüş ve uygulama seferberlik ilanı ile eş zamanlı başlatılmıştır. Diğer taraftan, Kanun uyarınca el konulacak malların nitelik ve miktarları belirtilmemiştir. Bu noktada yetki, kurulacak komisyonlara verilmiştir. Gerek ordunun ihtiyacı gerekse halkın ihtiyacını belirleyecek makam, oluşturulacak komisyonlardır. Nitekim, bu gibi belirsizlikler uygulamada sorun ve uyumsuzluklara neden olmuştur. Oysa benzer bir nitelik taşıyan ve Milli Mücadele döneminde uygulanan Tekalif-i Milliye emirlerinde, el konulacak maddeler daha net ifadelerle ortaya konulmuştur.

Tekalif-i Harbiye bir anlamda Tekalif- i Milliye ile benzerlik göstermektedir. Mustafa Kemal Paşa 7-8 Ağustos 1921 tarihlerinde uygulamaya koyduğu Tekâlif-i Milliye Emirleri ile topyekûn bir savaşı başlatmıştır (Ezer, 2014: 449). Tekalif-i Milliye emirleri ile cephe gerisi ikmali millete yaptırılmış, savaşın ortasında kalan siviller, ordu ve mücadele ile bütünleşmişlerdir (Ezer, 2014: 455). Bu mantık çerçevesinde benzer bir durum Tekalif-i Harbiye için de söylenebilir. Ancak, Tekalif-i Milliye emirleri yükümlülükleri daha net olarak belirlemiştir. Öte yandan her iki uygulamada da teorik olarak verginin bazı unsurları yer almamaktadır. Özellikle el konulan malların geri ödenmesi hususu, verginin karşılıksız olarak alınması özelliğini geri plana itmektedir. Bu anlamda kanımızca her iki uygulamada birer vergiden ziyade cebri unsurlar taşıyan ayni olarak alınan bir nevi iç borçlanma niteliğindedir. Bununla birlikte Tekalif-i Harbiye vergi adı altında uygulamaya konulduğundan genel olarak vergi ilkeleri kapsamında bir değerlendirme yapılabileceği kanaatindeyiz.

SONUÇ VE DEĞERLENDIRME

Harp Vergisi'ni salt vergileme ilkeleri açısından değerlendirmek, bazı açılardan doğru yorum yapılmasına engel olabilecektir. Öncelikle bu Kanun ile konulan mali yükümlülük, verginin tüm özelliklerini taşımamaktadır. Öte yandan ilgili dönemde her ne kadar vergi ilkeleri ortaya çıkmış ve dikkate alınır olsa da Osmanlı Vergi Sistemi ilkesel bir karakter taşımamakta, mali amaçlara hizmet eder bir görüntü sergilemektedir. Kanun’un çıktığı dönemin olağanüstü şartları ve belirttiğimiz diğer durumlar da dikkate alındığında, uygulamada; adalet, belirlilik, uygunluk gibi modern maliyeye de intikal etmiş ilkelerin aranması kanımızca doğru olmayacaktır. Buna karşın, ilgili dönemde bir Anayasa’nın olduğu ve hukuka ulaşma çabalarının bulunduğu dikkate alındığında, Harp Vergisi'nin vergilemenin kanunilik ilkesi bakımından değerlendirmek mümkündür.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulup kanunla alınması, anayasal olarak güvence altına alınmış ve hukuki güvenlik ilkesinin bir gereği olarak tatbik edilmiştir. Keza, Magna Carta’dan Fransız İhtilali’ne kadar dünya siyasi ve sosyal tarihine yön vermiş büyük olay ve oluşumlarda, vergilerin ve vergilemenin payı bulunmaktadır. Aynı şekilde Osmanlı İmparatorluğu’nda da vergi sistemi her daim siyasi ve ekonomik olarak etkin ve belirleyici olmuştur. İlgili döneme ilişkin temel hukuki metin Kanun-i Esasi olup vergi ve benzeri yükümlülüklere ilişkin hüküm 25. maddede yer almaktadır. Buna göre; “Bir Kanuna müstenin olmadıkça vergi ve rüsumat namı ile namı aherle hiç kimseden bir akçe alınamaz” denilerek, verginin kanuniliği ilkesine vurgu yapılmış ve kanunsuz vergi olmayacağı anayasal güvence altına alınmıştır. Ancak, konumuz açısından Kanun-i Esasi'nin 24. maddesi dikkate değer olup maddede; müsadere, cereme ve angaryanın yasak olduğu belirtilmiş fakat muharebe durumunda usulüne göre alınacak vergi vb. gelirler bu hükümden istisna tutulmuştur. Burada belki de tartışılması elzem olan ve muallakta kalan husus, 24. maddede geçen “usulüne göre” ibaresidir. Bu doğrultuda belirlenecek usul kişi ve kuruluşlara bırakılmış olmakta ve 25. madde ile hüküm altına alınan kanunilik ilkesinin sınırları belirsizleştirilmekte ve zedelenmektedir. Özellikle söz konusu dönem için rejimin meşruti bir monarşi olduğu dikkate alındığında kanımızca kanunilik ilkesi daha da güçsüzleşmektedir.

Harp vergisi uygulamasında dikkate değer diğer bir husus, Kanun’un geriye yürütülmüş olmasıdır. Geriye doğru vergiye başvurulmasında çeşitli nedenler bulunmaktadır. Buna göre hükümetler, savaş, doğal afet, ekonomik kriz gibi olağan üstü dönemlerde ortaya çıkan gelir ihtiyacını karşılamak için geriye doğru vergilemeyi tercih edebilirler (Aktan ve Gencel, 2003: 4). Belirtmek gerekir ki vergi hukuku açısından geriye yürüme diğer kanunlara göre daha esnek yapıdadır ve diğer hukuk dallarına göre farklı olup; vergi kanunları açısından mükellefin haklarını tesis edecek ve adalet ve eşitliğe katkı sağlayacak uygulamalar kimi zaman geriye yürütülebilmektedir (Tuncer, 2006: 17). Ancak, Harp Vergisi uygulamasında bu doğrultuda bir değerlendirme yapmak mümkün değildir.

Harp Vergisi'nde geriye yürütülmede, mükelleflerin doğrudan yararına yönelik bir durum söz konusu olmamıştır. Ne var ki Osmanlı hukuk sisteminde de Kavanin ve Nizamatın Usul-i Neşir ve İlanı hakkındaki 18.07.1327 (1911) tarihli Kanunun 5. maddesi uyarınca hiçbir kanunun geriye yürümeyeceği hüküm altına alınmıştır. Vergi ilkeleri bir tarafa dahi bırakılsa, sırf bu açıdan dahi Harp Vergisi eleştirilere açık hale gelmektedir.

Sonuç itibariyle, savaşla birlikte finansman sağlamak için çıkarılan Harp Vergisi, gerek uygulamada idareye fazla insiyatif tanıması gerekse temel hukuk ilkelerinden olan kanunların geriye yürümezliğini çiğnemesi bakımından eleştiri konusu edilebilir. Bununla birlikte, daha önce de ifade edildiği gibi fevkalade zamanlara fevkalade tedbirlere başvurulması, Harp Vergisi uygulamasının tüm eksik ve hatalı yanlarını bir anlamda geri plana itmektedir.

NOT: Bu makale, yazarın “Birinci Dünya Savaşı ve Harp Vergisi, Uluslararası Akademik Bakış Dergisi, S. 57, Eylül 2016” künyeli çalışmasının özet halidir.

KAYNAKÇA

  • Aktan, C. C. & Gencel, U. (2003). Türkiye’de Geriye Doğru Vergileme Ve Verginin Hukukiliği İlkesinin İhlali, Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, C. 5, S. 1, ss. 1-21.

  • Anbar, A. (2009). Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa’yla Finansal Entegrasyonu: 1800- 1914, Maliye Finans Yazıları, Y. 23, S. 84, ss. 17-37.

  • Avcı, C. (1995). Tekâlif-i Harbiye İle Tekâlif-i Milliye Vergilerinin Karşılaştırmalı Tanıtımı, www.atam.gov.tr/dergi/sayi-31/tekalif-i-harbiye-ile-tekalif-i-milliye-vergilerinin-karsilastirmali-tanimi,

  • Eldem, V. (1970). Osmanlı İmparatorluğu’nun İktisadi Şartları Hakkında Bir Tetkik, İş Bankası Yayınları, İstanbul’dan aktaran Şevket Pamuk (2009), Osmanlıdan Cumhuriyete Küreselleşme, İktisat Politikaları Ve Büyüme, Seçme Eserleri II, 2. Baskı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.

  • Ezer, F. (2014). Turkish Studies - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 9/4 Spring.

  • Kopar, M. (2013). Atatürk Dönemi İktisadi Kalkınma, Bilge Kültür Sanat Yayınları, İstanbul. Maliye Bakanlığı (1999). Osmanlı Vergi Mevzuatı, APK Başkanlığı, Yayın No: 1998/348, Ankara.

  • Ortaylı, İ. (2014). 100. Yılında Birinci Cihan Harbi, 100. Yılında Birinci Dünya Savaşı, Ed: Ümit Özdağ, Kripto Yayınları, Ankara.

  • Öner, E. (2005). Osmanlı İmparatorluğu ve Cumhuriyet Döneminde Mali İdare, 2. Baskı, Maliye Bakanlığı, APK Başkanlığı, Ankara

  • Pamuk, Ş. (2014). Türkiye’nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi, 3. Baskı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.

  • Pamuk, Ş. (2009). Osmanlıdan Cumhuriyete Küreselleşme, İktisat Politikaları Ve Büyüme, Seçme Eserleri II, 2. Baskı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.

  • Tuncer, S. (2006). Vergi Hukuku ve Uygulaması, C. II, Yaklaşım Yayıncılık, Ankara.

  • Turhan, S. (1998). Vergi Teorisi ve Politikası, Filiz Kitabevi, İstanbul.

  • www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/MECMEB/mmbd03icf01c001/mmbd03icf01c001ink015.pdf,

  • www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/MECMEB/mmbd03icf01c001/mmbd03icf01c001ink025.pdf,

  • www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/MECLISIAYAN/mad03icf01c001/mad03icf01c001ink016.pdf,

  • www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/MECLISIAYAN/mad03icf01c001/mad03icf01c001ink020.pdf,