AĞUSTOS SONRASI GELIŞMELER, SAVAŞIN DIJITALLEŞMESINI DAHA DA HIZLANDIRDI. İSRAIL’IN HERMES 900 TIPI İHA’LARI ARTIK SADECE KEŞIF VE HEDEFLI SALDIRILAR IÇIN DEĞIL, OTONOM HEDEFLEME YETENEĞIYLE DONATILDI. FAKAT ŞU DETAYI ATLAMAMAK GEREKIYOR: BU DRONLAR, ÇOĞU ZAMAN ÖNCEDEN BELIRLENMIŞ “ÖLÜM LISTELERI” DOĞRULTUSUNDA HAREKET EDIYOR. BUNA EK OLARAK, SÜRÜ DRONLAR (SWARM DRONES) İRAN HAVA SAHASINDA BELIRMEYE BAŞLADI.
Bölge insanı olarak yıllardır savaşları, çatışmaları ve kriz bölgelerini izliyorum. Ancak 2025 İsrail-İran Savaşı’nda karşılaştığım tablo, daha önce tanık olduğum hiçbir şeye benzemiyor. Bu savaşın cephe hattı yok. Topçu bataryalarıyla değil, görünmeyen algoritmalarla yürütülüyor. Saldırılar, düşmanla karşılaşmadan; hatta çoğu zaman düşmanın kim olduğu bile bilinmeden gerçekleşiyor.
Asıl sarsıcı olan ise şu: Bu savaş, savaş olmaktan çıkmış. Devletlerin hukuk kılıfına bürünmüş terör eylemleriyle yürüyen, gökyüzünde ama insanın sinir uçlarında patlayan sessiz bir yıkımın öyküsü.
Ağustos sonrası gelişmeler, savaşın dijitalleşmesini daha da hızlandırdı. İsrail’in Hermes 900 tipi İHA’ları artık sadece keşif ve hedefli saldırılar için değil, otonom hedefleme yeteneğiyle donatıldı. Fakat şu detayı atlamamak gerekiyor: Bu dronlar, çoğu zaman önceden belirlenmiş “ölüm listeleri” doğrultusunda hareket ediyor. Buna ek olarak, sürü dronlar (swarm drones) İran hava sahasında belirmeye başladı. Bu dronlar, uydu destekli hedefleme sistemleriyle senkronize çalışıyor ve saldırı kararları çoğu kez insan iradesi dışında, yapay zekâ algoritmalarıyla veriliyor.
Hedeflerin kim olduğunu, gerçekten tehdit olup olmadığını, arka planda nasıl bir bilgi olduğunu bilen yok. Kararlar, yapay zekâ algoritmalarıyla hızlıca alınıyor — “imminent threat” yani “yakın tehdit” değerlendirmesi yapılıyor. Hukuki süzgeç, insan iradesi, etik kaygılar? Bunlar çoktan bu zincirin dışına itilmiş durumda.
Dünyanın bir köşesinde, bir operatör ekranındaki kırmızı butona basıyor. Birkaç saniye sonra, bir başka köşede insanlar ölüyor. Belki bir savaşçı, belki bir çocuk, belki bir sivil. Bunu sorgulayan kalmadığında ise o butonla insan hayatı arasında kalan mesafe tamamen kapanıyor.
“LAWFARE” ADI ALTINDA HUKUKUN SESSIZ ÖLÜMÜ
İsrail’in İran’da yürüttüğü (Gazze ve Yemen dahil) hedefli öldürme operasyonları, sahada olduğu kadar uluslararası hukukun sınırlarında da bir kırılma yarattı. Artık öldürme kararı, sahadaki komutanın değil, bir algoritmanın ya da istihbarat analizinin sonucu olabiliyor. Ağustos sonunda BM İnsan Hakları Konseyi, hedefli öldürmelerde kullanılan “imminent threat” (yakın tehdit) kavramının devletlerce keyfi yorumlandığını raporladı.
“Hedefli öldürmeler, artık sahadaki savaşçıların elinde değil. Yapay zekâ destekli analizler, istihbarat verileriyle harmanlanıp, ölüm kararını insani denetimden bağımsız şekilde veriyor. Artık öldürme kararı, sahadaki komutanın değil, algoritmaların ve istihbarat analizlerinin ürünü. Bu durum, modern savaşta sorumluluğun kime ait olduğu sorusunu daha da belirsiz hale getiriyor. Bu, modern savaşta sorumluluğun kimin üzerinde olduğuna dair büyük bir belirsizlik yaratıyor.” (Dr. Peter Roberts)
Bu belirsizlik, yargısız infazların “politik karar” kılıfına sokulmasını kolaylaştırıyor ve kimse, hedef alınan kişinin gerçekten tehdit olup olmadığını sorgulamıyor. ABD ve İsrail’in savaş sonrası yaptığı açıklamalar birbirinin kopyası gibi: “Uluslararası hukuka uygun hareket edildi”, “Yakın tehdit ortadan kaldırıldı.”
BUNA INANMALI MIYIZ?
Ancak uluslararası hukukçular, bu kavramların hukuki kalkan olarak kullanıldığını ve hukukun savunmadan saldırıya dönüştüğünü söylüyor. Uluslararası hukuk, devletlerin vicdanına kaldığında ne kadar uluslararası ve ne kadar hukuk olur? “Lawfare” tam da bunun için var. Hukuku savaşın parçası haline getiren, onu bir propaganda ve meşruiyet aracı olarak kullanan devletler, hukuku kendi elleriyle boğuyor. Bunu izleyen bizler ise çoğu zaman bu sessiz infazın farkına bile varmıyoruz.
Uluslararası hukukçular, İsrail ve ABD'nin “imminent threat” (yakın tehdit) kavramını hukuki kalkan olarak kullanmasının altını çiziyor. Hukukun savunma değil, saldırı aracına dönüştüğü yeni dönemdeyiz.
“Lawfare, modern devletlerin hukuku propaganda aracı olarak kullanmasının adıdır. Savaşı meşrulaştırmak için hukuk, teknik ifadelerle kamufle ediliyor ve bağımsız yargının denetim mekanizması bypass ediliyor. Bu durum, uluslararası hukuk için sistemik bir erozyon yaratıyor.” (Prof. Maria Falquez)
Artık hukuk, çatışmayı önleyici değil; çatışmayı pazarlayan bir mekanizma haline gelmiş durumda.
ABD’NIN GÖRÜNMEYEN ELI: SAVAŞIN SUSKUN ORTAĞI
ABD, sahada asker bulundurmasa da savaşın kilit aktörü. İstihbarat akışı, hedefleme algoritmaları ve stratejik danışmanlıklarla savaşın gidişatını perde arkasından yönetiyor.
ULUSLARARASI HUKUK, DEVLETLERIN VICDANINA KALDIĞINDA NE KADAR ULUSLARARASI VE NE KADAR HUKUK OLUR?“LAWFARE” TAM DA BUNUN IÇIN VAR. HUKUKU SAVAŞIN PARÇASI HALINE GETIREN, ONU BIR PROPAGANDA VE MEŞRUIYET ARACI OLARAK KULLANAN DEVLETLER, HUKUKU KENDI ELLERIYLE BOĞUYOR. BUNU IZLEYEN BIZLER ISE ÇOĞU ZAMAN BU SESSIZ INFAZIN FARKINA BILE VARMIYORUZ.ULUSLARARASI HUKUKÇULAR, İSRAIL VE ABD'NIN “IMMINENT THREAT” (YAKIN TEHDIT) KAVRAMINI HUKUKI KALKAN OLARAK KULLANMASININ ALTINI ÇIZIYOR. HUKUKUN SAVUNMA DEĞIL, SALDIRI ARACINA DÖNÜŞTÜĞÜ YENI DÖNEMDEYIZ.
“ABD'nin Orta Doğu politikası artık doğrudan müdahale değil, vekil aktörler üzerinden ‘uzaktan müdahale’ şeklinde yürütülüyor. Ama burada kritik fark şu: ABD, yalnızca askeri değil, hukuki zemini de sağlıyor. Bu, yeni tür bir hegemonya biçimi.” (Michael Hanna)
Bu hegemonya, görünmeyen ama sonuçları oldukça somut olan bir etki yaratıyor. Eylül 2025 itibarıyla bu hegemonya daha da görünür hale geldi. ABD, İsrail’e sağladığı algoritmik hedefleme desteğini, uluslararası platformlarda da “hukuki argüman üreticisi” rolüyle pekiştiriyor. Rusya ve Çin’in İran’a verdiği siyasi destek, küresel ölçekte yeni bir Soğuk Savaş hattı oluşturuyor.
Bu savaşta ABD’nin adı hep “dolaylı” geçti. Fakat istihbarat paylaşımı, hedefleme algoritmalarının sağlanması, askeri danışmanlıklar ve “hukuki” argüman desteği, ABD’yi görünmeyen ama en etkili aktörlerden biri haline getirdi. Asıl dikkat çekici olan şu: ABD artık savaşlara doğrudan girmiyor, ama savaşların hukukunu, hedefini ve sonucunu belirliyor. Yeni imparatorluklar artık askeri üslerle değil, veri merkezleri, algoritmalar ve hukuk danışmanlarıyla kuruluyor.
ABD, İSRAIL’E SAĞLADIĞI ALGORITMIK HEDEFLEME DESTEĞINI, ULUSLARARASI PLATFORMLARDA DA “HUKUKI ARGÜMAN ÜRETICISI” ROLÜYLE PEKIŞTIRIYOR. RUSYA VE ÇIN’IN İRAN’A VERDIĞI SIYASI DESTEK, KÜRESEL ÖLÇEKTE YENI BIR SOĞUK SAVAŞ HATTI OLUŞTURUYOR.BU SAVAŞTA ABD’NIN ADI HEP “DOLAYLI” GEÇTI. FAKAT ISTIHBARAT PAYLAŞIMI, HEDEFLEME ALGORITMALARININ SAĞLANMASI, ASKERI DANIŞMANLIKLAR VE “HUKUKI” ARGÜMAN DESTEĞI, ABD’YI GÖRÜNMEYEN AMA EN ETKILI AKTÖRLERDEN BIRI HALINE GETIRDI.ASIL DIKKAT ÇEKICI OLAN ŞU: ABD ARTIK SAVAŞLARA DOĞRUDAN GIRMIYOR, AMA SAVAŞLARIN HUKUKUNU, HEDEFINI VE SONUCUNU BELIRLIYOR.
TOPLUMLARIN ÜZERINE ÇÖKEN SESSIZ TERÖR
İran’da, savaş sahasında değil; sokaklarda, evlerde, köylerde insanların anlattıkları, Gazze’de dünyanın gözü önünde yaşananlar bu savaşın gerçek yüzünü ortaya koyuyor. Ağustos sonrası yapılan sivil toplum raporlarında, özellikle Amnesty International ve Human Rights Watch, İran’daki sivillerin “güvensiz yaşam algısının” keskin biçimde arttığını kaydetti. Gazze halkını söylemiyorum bile!
Çocuklar, her an yukarıdan bir şeyin düşebileceği korkusuyla büyüyor. Aileler, günün belirli saatlerinde sığınaklara çekiliyor. Gökyüzünden gelen o uğultu — kimi zaman saldırı, kimi zaman sadece kontrol — topluma sürekli bir tehdit hissi pompalıyor.
Bu psikolojik kuşatma, sadece bugünü değil; yarını da rehin alıyor. Toplumsal hafıza, sürekli baskı altında büyüyen bir korku ve öfke mirasıyla şekilleniyor. İran’da sahada görev yapan psikologlar, dronların sadece fiziksel değil, psikolojik yıkım yarattığını anlatıyor.
“Sürekli hava saldırısı korkusu, toplumsal bir travmaya dönüşüyor. Çocuklar arasında ciddi Travma Sonrası Stres Bozukluğu vakaları var. Aileler, gece gündüz sığınaklarda yaşamayı rutin hale getirmiş durumda. Bu, savaşın yalnızca bir askeri araçla değil, psikolojik bir silahla da yürütüldüğünün kanıtı.” (Dr. Nazanin R)
Toplumsal hafızada açılan bu yaralar, gelecekte radikalleşmeyi ve devletlere karşı güven kaybını da besleyebilir.
GAZZE VE YEMEN: ÇATIŞMANIN YENI CEPHESI
Savaşın gölgesi yalnızca İran’ın üzerinde değil. Gazze’de ağustos sonu itibarıyla insani kriz daha da derinleşti. Elektrik kesintileri, su yetersizliği, sağlık altyapısının çöküşü, tecavüzler ve çocuklara cinsel taciz gibi aşağılık ve iğrenç eylemler bölgeyi yaşanmaz hale getiriyor. Çocuk ölümleri ve zorunlu göç, Birleşmiş Milletler raporlarında “felaket boyutunda” tanımlanıyor.
Dahası, Yemen saldırısı (30 Ağustos 2025) savaşın bölgesel yayılım riskini dramatik biçimde artırdı. İsrail’in Sana’da gerçekleştirdiği operasyon, Yemen Başbakanı ile bazı kabine üyelerinin öldürülmesiyle sonuçlandı. Bu saldırı, yalnızca Yemen’in siyasi istikrarını değil, tüm bölgesel dengeleri altüst etti. İran destekli Husiler’in misilleme çağrıları, Kızıldeniz’deki ticaret hatlarını ve enerji güvenliğini doğrudan tehdit eden bir senaryonun habercisi.
Bu tablo, dronların gölgesinde yürütülen savaşın sadece teknolojik bir çatışma değil, devletlerin en üst düzey siyasi yapılarını hedef alan bir yıkım aracı haline geldiğini gösteriyor.
ULUSLARARASI HUKUKUN SESSIZ ÇÖKÜŞÜ
Uluslararası hukuk, kâğıt üzerinde hâlâ geçerli olabilir ama sahada hükmünü yitirmiş durumda.
“Hukukun keyfi uygulanması, onu yok saymaktan daha tehlikelidir. Çünkü böylece hukuk, güç sahiplerinin kalkanı haline gelir. Bugün Orta Doğu’da gördüğümüz tam olarak bu ve bu, yalnızca o bölgeyi değil, uluslararası düzenin tamamını tehdit eden bir gelişme.” (Judge Elizabeth Manning)
Savaşların bile kuralları vardı. Vardı, çünkü olması gerekiyordu. Bugün geldiğimiz noktada, hukuk sadece güçlülerin propaganda aracı haline getirildiğinde, savaş hukukunun kendisi savaşın ilk kurbanına dönüşüyor.
“Yakın tehdit” kavramı, kimsenin ne olduğunu bilmediği bir bahaneye dönüşmüş durumda. Yargısız infazlar, artık istisna değil, kural. Hukuki denetim mekanizmaları! Ya sessiz ya da tamamen devre dışı.
Bu tablo karşısında, “Hukuk ne zaman geri gelir?” diye sormaktan kendimi alıkoyamıyorum. Bu Savaşı İzlemekle Yetinecek Miyiz? Ruth Blakeley, “Hukuku terk etmek değil, onu geri kazanmak gerekir.” diyor. Buna yürekten katılıyorum. Fakat biliyorum ki, hukuku geri kazanmak için önce onun elimizden sessizce nasıl alındığını fark etmemiz gerekiyor.
Bugün İsrail-Bölge ülkeleri savaşında yaşananlar, sadece iki devletin çatışması değil. Bu, uluslararası hukukun, insan haklarının ve insanlık onurunun sınandığı bir dönemin fotoğrafı. Ve ben, bir insan olarak şunu sormak istiyorum: Bu savaşın sonunda sadece dronlar mı kazanacak? Yoksa bizler, insani değerler adına hâlâ bir şeyleri değiştirebilir miyiz? Bu sorunun cevabı, hepimizin vicdanında gizli.
Bu savaşın yalnızca Orta Doğu’ya değil, tüm dünyaya bir mesajı var: Eğer sessiz kalırsak, modern devletlerin şiddeti yalnızca savaş alanlarında değil, uluslararası hukuk salonlarında da galip gelecek. Ayrıca sormamız gereken bir başka soru da şu: Hedefli öldürmeler ve hukuki manipülasyonların sıradanlaştığı bir dünyada, hukuk ve insan hakları adına ne yapabiliriz? Bu sorunun cevabı, sadece hukukçulara değil, hepimize ait.
YEMEN SALDIRISI (30 AĞUSTOS 2025) SAVAŞIN BÖLGESEL YAYILIM RISKINI DRAMATIK BIÇIMDE ARTIRDI. İSRAIL’IN SANA’DA GERÇEKLEŞTIRDIĞI OPERASYON, YEMEN BAŞBAKANI ILE BAZI KABINE ÜYELERININ ÖLDÜRÜLMESIYLE SONUÇLANDI. BU SALDIRI, YALNIZCA YEMEN’IN SIYASI ISTIKRARINI DEĞIL, TÜM BÖLGESEL DENGELERI ALTÜST ETTI. İRAN DESTEKLI HUSILER’IN MISILLEME ÇAĞRILARI, KIZILDENIZ’DEKI TICARET HATLARINI VE ENERJI GÜVENLIĞINI DOĞRUDAN TEHDIT EDEN BIR SENARYONUN HABERCISI.BU TABLO, DRONLARIN GÖLGESINDE YÜRÜTÜLEN SAVAŞIN SADECE TEKNOLOJIK BIR ÇATIŞMA DEĞIL, DEVLETLERIN EN ÜST DÜZEY SIYASI YAPILARINI HEDEF ALAN BIR YIKIM ARACI HALINE GELDIĞINI GÖSTERIYOR.