Türkiye–ABD: Stratejik Ortaklık Ve Caydırıcılık İle Kalıcı Birlikte Çalışılabilirlik

Türkiye–ABD: Stratejik Ortaklık Ve Caydırıcılık İle Kalıcı Birlikte Çalışılabilirlik


NATO’NUN 2022 STRATEJIK KONSEPTI’NDE ITTIFAKIN ÜÇ ÇEKIRDEK GÖREVININ
BAŞINA “CAYDIRICILIK VE SAVUNMA”NIN YAZILMASI TESADÜF DEĞILDIR; BU
TERCIH, ITTIFAK SIYASETININ DE MERKEZINE INANDIRICI CAYDIRICILIK ILE
ÖNGÖRÜLEBILIR DAVRANIŞ YERLEŞTIRMEKTEDIR. CAYDIRICILIK AZALDIĞINDA
GÜVENLIK RISKI ARTAR; KRIZLERIN FREKANSI YÜKSELIR, ORANTILI OLARAK
ISTIKRAR DA AZALIR. TERSINE, SINYAL TUTARLILIĞI VE ORTAK DAVRANIŞ
KALIPLARI GÜÇLENDIĞINDE, KRIZLER TIRMANMADAN SOĞUTULUR, MALIYETLER
DÜŞER, DIPLOMASIYE MANEVRA ALANI AÇILIR.


ABD–Türkiye ilişkisinde caydırıcılık ve birlikte çalışabilirlik, yalnızca askeri bir teknik alan değil, jeopolitik çıkar mimarisinin omurgasıdır. NATO’nun 2022 Stratejik Konsepti’nde ittifakın üç çekirdek görevinin başına “caydırıcılık ve savunma” nın yazılması tesadüf değildir; bu tercih, ittifak siyasetinin de merkezine inandırıcı caydırıcılık ile öngörülebilir davranış yerleştirmektedir. Caydırıcılık azaldığında güvenlik riski artar; krizlerin frekansı yükselir, orantılı olarak istikrar da azalır. Tersine, sinyal tutarlılığı ve ortak davranış kalıpları güçlendiğinde, krizler tırmanmadan soğutulur, maliyetler düşer, diplomasiye manevra alanı açılır.

ABD için ana siyasi çıkar, NATO’nun doğu kanadında bütünlük ve güvenirlik üretmek; Türkiye içinse Karadeniz–Ege–Doğu Akdeniz üçgeninde milli hareket serbestisini ve bölgesel dengeyi korumaktır.

Karadeniz bu mimarinin kritik test sahalarındandır. ABD’nin çıkarı, Rusya’nın saldırganlığına karşı ittifak caydırıcılığını diri tutmak ve Doğu kanadını sağlamlaştırmak; Türkiye’nin çıkarı, Montrö rejiminin yönetim esnekliğini koruyarak denizin “askerileşmesinin” kontrolsüz bir tırmanmaya dönüşmesini önlemektir. Montrö barışta ticari serbest geçişi güvenceye alırken savaşta veya yakın savaş tehdidinde Türkiye’ye takdir yetkisi tanımakta, denge kurucu bir kaldıraç sağlamaktadır. Bu kaldıraç, NATO’nun doğu kanadı güçlendirmeleriyle birlikte okunduğunda denge ve caydırıcılığın aynı anda üretilebileceğini göstermektedir.

Denizlerde artan güvenlik riskinin üretim ve ulaştırma maliyetlerini yukarı itmesi, güvenlik–ekonomi bağlantısını görünür kılmakta; diğer taraftan Karadeniz ve çevresinde geliştirilen kamusal güvenlik adımları ile özel finansal enstrümanın birlikte çalıştığında risk primini aşağı çekebildiğini kanıtlamaktadır. Dolayısıyla Karadeniz’de ortak duruş ve kurallı sinyal dili, sadece güvenliği değil sigorta–finansman maliyetlerini de istikrara kavuşturan bir çarpan etkisi yaratmaktadır.

Doğu Akdeniz ve Ege, deniz yetki alanları, enerji aramaları ve hava/deniz angajman kurallarının birbirine sürtündüğü; teknik tartışmaların hızla siyasî gerilime dönüşebildiği bir diğer sahadır. Bu nedenle burada caydırıcılığın çıpası yalnız kuvvet gösterisi değil, öngörülebilir davranış, sinyal tutarlılığı ve kriz önleme mimarisidir.

ABD açısından amaç, iki müttefik (Türkiye–Yunanistan) arasında yönetilebilir rekabet tesis edip NATO bütünlüğünü korumak ve Avrupa enerji güvenliği için Akdeniz’i öngörülebilir kılmaktır. Türkiye açısından amaç, kıta sahanlığı/deniz yetkisi temelli hak ve menfaatleri korurken yalnızlaşmadan ilişki çeşitlendirmesini sürdürmektir. Bu denge, “sert” unsurların (inandırıcı caydırıcılık ile birlikte riskleri engelleyen tutarlı duruş) “yumuşak” unsurlarla (diplomatik takvim, şeffaf iletişim, ticari-teknik teşvikler) birlikte işlemesini gerektirir.

Bu çerçevede güncel ve uygulanabilir bir örnek, Ekim 2025’te sonuncusu yapılan Türkiye–Yunanistan Askerî Güven Artırıcı Önlemler (CBM) toplantılarıdır: Tarafların 2025 boyunca uygulanan CBM’leri birlikte gözden geçirip 2026 takvimini planlaması, “de-confliction/ön bildirim/acil iletişim hattı” gibi mekanizmaların siyasî mesajla eş zamanlı ilerletilebildiğini göstermiştir. Bu tarz düzenli ve kurallı görüşmeler “kriz çıktığında söndürmek” yerine “kriz oluşmadan soğutmak” mantığına hizmet edecektir3.

Enerji boyutunda da sahaya duyarlı, aşamalı ve çok taraflı bir yaklaşım öne çıkmaktadır. 2025’te Aphrodite sahası için güncellenen geliştirme planının onaylanması ve yaz aylarında Mısır’a uzanacak hat için deniz tabanı etütlerinin başlatılması, Doğu Akdeniz’de enerji akışlarının jeopolitik gerilimle değil bankable projeler ve ortak işletmecilikle ilerletilebilmiştir. Bu hattın ana mesajı nettir: Arama-üretim takvimi, iletim güzergâhı ve finansman mimarisi öngörülebilir kılındıkça, denizde “kimin nerede ne zaman faaliyet göstereceği” tartışması teknik zemine çekilir; risk primi düşer, yatırım ufku uzar, siyasi tansiyon düşer4.

Elektrik enterkoneksiyonlarında ise
 https://www.hurriyetdailynews.com/turkiye-greece-hold-meeting-

 https://www.oedigital.com/news/522408-cyprus-approves-updated-
plan-for-aphrodite-gas-field-development
Great Sea/EuroAsia Interconnector dosyasındaki 2025 gelişmeleri, bölgesel projelerin yönetişim ve finansman şeffaflığına ne kadar bağımlı olduğunu hatırlattı. Yunanistan-Kıbrıs (ve uzatmalı olarak İsrail) hatlarının ilerleyişi/aksaması etrafındaki tartışmalar, yatırımların sürdürülebilirliğinin teknik fizibilite kadar kurumsal netliğe bağlı olduğunu, bu netlik sağlandığında ise Akdeniz’in enerji haritasının bütünleşik bir pazara evrilebileceğini ortaya koymaktadır. Ankara-Washington açısından bu, “enerji projeleri = tansiyon düşürücü çıpa” formülünün ancak şeffaf standartlar ve düzenli ilerleme raporları ile çalışacağını teyit eder.

Doğu Akdeniz/Ege’de istikrar, keskin manevralardan çok öngörülebilirlik üreten paketler ile sağlanır:
• CBM/de-confliction hatlarının kurumsallaşması;
• Enerji ve lojistik projelerinde zaman/koordinat pencereleri, çok taraflı konsorsiyum ve risk-sigorta şemsiyeleri;

• Diplomatik takvim ve kamu iletişiminin uyumu. Bu tavır yerleştiğinde ABD için enerji akış güvenliği, Türkiye için hak-menfaatlerin yalnızlaşmadan korunması aynı anda mümkün hâle gelir; tansiyon daha düşük maliyetle yönetilir, enerji-ticaret akışları krizleri soğutan istikrar çıpalarına dönüşür.

Suriye–Irak çevrimi de caydırıcılık–işbirliği dengesinin siyasi bir sınavıdır. ABD için temel çıkar, DEAŞ’ın yeniden toparlanmasını engellemek ve sınır ötesi istikrarsızlıkların NATO sahasını etkilemesini önlemektir; Türkiye için temel çıkar, güney hudut güvenliği ve ulusal terör tehdidinin kalıcı biçimde aşağı çekilmesidir. Mesele salt taktik operasyonlar değil, riskleri önleyen bir siyasal çerçeve kurabilmektir. Burada caydırıcılığın “sert” yüzü kadar öngörülebilir davranış ve iletişim şeffaflığı kritiktir: Sahadaki askeri adımlar ile masadaki diplomatik söylemle uyumlu olduğunda, kriz tırmanma eşiği yükselir, sürpriz alanı daralır, yerelde meşruiyeti aşındıran hataların payı azalır.

ABD–Türkiye hattında terörle mücadele ve hibrit tehdit yönetimi, yalnız güvenlik tekniği değil, siyasetin sürdürülebilirliği ve ekonomik istikrarın da belirleyicisidir. Stratejik düzeyde asıl amaç, taktik operasyonların birikimli etkisini kalıcı istikrara tercüme etmektir; çünkü sahada elde edilen kısa vadeli başarılar, diplomatik ve ekonomik sütunlara bağlanmazsa geri tepme üretir, yerel rızayı aşındırır ve maliyetleri yukarı iter. Bu yüzden “kaç hedef etkisizleştirildi?” sorusu tek başına ölçüt olamaz; asıl ölçüt, “istikrara çevrilen güvenlik başarısı” olmalıdır. Çünkü terörle mücadelede kalıcı sonuç, operasyonel çıktının diplomasi, hukuk ve sosyo-ekonomik sütunlarla aynı hedef fonksiyonuna bağlanmasına bağlıdır.


SURIYE–IRAK ÇEVRIMI DE CAYDIRICILIK–IŞBIRLIĞI DENGESININ SIYASI BIR SINAVIDIR.
ABD IÇIN TEMEL ÇIKAR, DEAŞ’IN YENIDEN TOPARLANMASINI ENGELLEMEK VE SINIR ÖTESI
ISTIKRARSIZLIKLARIN NATO SAHASINI ETKILEMESINI ÖNLEMEKTIR; TÜRKIYE IÇIN TEMEL ÇIKAR,
GÜNEY HUDUT GÜVENLIĞI VE ULUSAL TERÖR TEHDIDININ KALICI BIÇIMDE AŞAĞI ÇEKILMESIDIR.
MESELE SALT TAKTIK OPERASYONLAR DEĞIL, RISKLERI ÖNLEYEN BIR SIYASAL ÇERÇEVE
KURABILMEKTIR. BURADA CAYDIRICILIĞIN “SERT” YÜZÜ KADAR ÖNGÖRÜLEBILIR DAVRANIŞ
VE ILETIŞIM ŞEFFAFLIĞI KRITIKTIR: SAHADAKI ASKERI ADIMLAR ILE MASADAKI DIPLOMATIK
SÖYLEMLE UYUMLU OLDUĞUNDA, KRIZ TIRMANMA EŞIĞI YÜKSELIR, SÜRPRIZ ALANI DARALIR,
YERELDE MEŞRUIYETI AŞINDIRAN HATALARIN PAYI AZALIR.


NATO’nun güncel doktrini de bu bütüncüllüğü kurumsallaştırır: 2022 Stratejik Konsepti, İttifakın üç çekirdek görevini “caydırıcılık ve savunma”, “kriz önleme ve yönetimi” ve “işbirliğine dayalı güvenlik” olarak tanımlar; terörizmi müttefik vatandaşlarına ve uluslararası istikrara doğrudan tehdit olarak ele alır ve karşı terörizm faaliyetlerini bu üç görevin içine yerleştirir. Böylece, yalnızca tehdit unsurlarını etkisiz kılmaya değil, krizlerin önlenmesi, ortaklarla kapasite artırımı ve siyasi meşruiyetin korunması yoluyla istikrar üretimine odaklanan bir mantık kurulur.

Birleşmiş Milletler çerçevesi de aynı doğrultudadır. BM Küresel Terörle Mücadele Stratejisi (A/RES/60/288),
• Terörün yayılmasına zemin hazırlayan koşulları ele almak;
• Terörü önlemek ve mücadele etmek;
• Devlet kapasitesini güçlendirmek ve BM’nin rolünü artırmak;
• İnsan hakları ve hukukun üstünlüğünü güvence altına almak maddelerini bir arada işletmeyi öngörür.

Bu tasarım, güvenlik tedbirlerinin insan hakları-hukuk ile çelişmeden uygulanmasını ve kurumsal kapasite inşasını, sürdürülebilir sonucun önkoşulu sayar; dolayısıyla “kaç hedef?” saymaktan ziyade, şiddet döngüsünün geri dönmesini engelleyen ve yerel rızayı artıran sonuçlara bakmayı gerektirir, güvenlik–adalet–kalkınma bağlantısı kurulmadıkça başarı geçici olur.

Türkiye–ABD ekseninde bunun somut karşılığı; güvenlik kurumlarının yanı sıra adalet, dış politika ve kalkınma ayaklarının tek bir sonuç fonksiyonuna kitlenmesidir.
 


ORTAK STRATEJIK ÇIKAR YALIN VE NETTIR: YALNIZ GÜVENLIK
KURUMLARIYLA DEĞIL, ADALET, DIŞ POLITIKA VE KALKINMA
SÜTUNLARIYLA AYNI HEDEFE KILITLENEN BIR MIMARI
KURULMADIKÇA, KISA ÖMÜRLÜ TAKTIK ZAFERLER UZUN VADELI
ÇIKARLARI AŞINDIRIR. ABD’NIN KÜRESEL FINANSAL VE NORMATIF
KALDIRAÇLARI, TÜRKIYE’NIN SAHA ISTIKRARI VE TECRÜBESI ILE
BIRLEŞTIĞINDE; HIBRIT TAKTIKLER ETKISIZLEŞIR, MEŞRUIYETI
YÜKSEK BIR GÜVENLIK DÜZENI ORTAYA ÇIKAR. DOLAYISIYLA
YALNIZCA GÜVENLIK RISKLERI DEĞIL AYNI ZAMANDA SIYASI
RISKLERI DE AZALTAN, EKONOMIK AKIŞLARI ISTIKRARA KAVUŞTURAN
VE DIPLOMASIYI GÜÇLENDIREN BIR STRATEJIK ÇIKAR SAĞLAR.


Bu durum, Karadeniz ve Doğu Akdeniz’deki deniz güvenliği ile birlikte tek bir güvenlik anlatısına bağlandığında, Washington ve Ankara’nın bölgeye verdiği stratejik mesaj, “Uluslararası hukuka dayalı, egemenliğe saygılı ve sivilleri koruyan; DEAŞ ve PKK dâhil tüm terör 5 World Bank Group Strategy for Fragility, Conflict, and Violence 2020–2025 örgütlerine sıfır güvenli sığınak; finans–lojistik hatlarını kesen ve hedefi kalıcı istikrar olan, ölçülü fakat kararlı caydırıcılık ile yanlış hesapları önleyen şeffaf iletişim ve sahayla uyumlu diplomasi” biçiminde somutlaşır.

Ortak stratejik çıkar yalın ve nettir: yalnız güvenlik kurumlarıyla değil, adalet, dış politika ve kalkınma sütunlarıyla aynı hedefe kilitlenen bir mimari kurulmadıkça, kısa ömürlü taktik zaferler uzun vadeli çıkarları aşındırır. ABD’nin küresel finansal ve normatif kaldıraçları, Türkiye’nin saha istikrarı ve tecrübesi ile birleştiğinde; hibrit taktikler etkisizleşir, meşruiyeti yüksek bir güvenlik düzeni ortaya çıkar. Dolayısıyla yalnızca güvenlik riskleri değil aynı zamanda siyasi riskleri de azaltan, ekonomik akışları istikrara kavuşturan ve diplomasiyi güçlendiren bir stratejik çıkar sağlar.

Balkanlar ve Güney Kafkasya, ABD ile Türkiye’nin askerî birlikte-çalışabilirliğini diplomatik sonuca çevirme kapasitesinin en görünür olduğu diğer iki sahadır. ABD açısından hedef, Balkanlar’da AB-NATO bütünleşmesini ve istikrarı tahkim ederken; Güney Kafkasya’da ulaştırma-enerji hatlarının düşük riskle ve kurallı biçimde işlemesini sağlamaktır. Türkiye açısından ise Balkanlar’da tarihsel/ekonomik bağları ittifak uyumuyla çeliştirmeden sürdürmek; Güney Kafkasya’da koridorları açarak bölgesel normalleşmeye ekonomik bir çıpa kazandırmaktır.


BALKANLAR VE GÜNEY KAFKASYA, ABD ILE TÜRKIYE’NIN ASKERÎ
BIRLIKTE-ÇALIŞABILIRLIĞINI DIPLOMATIK SONUCA ÇEVIRME
KAPASITESININ EN GÖRÜNÜR OLDUĞU DIĞER IKI SAHADIR. ABD
AÇISINDAN HEDEF, BALKANLAR’DA AB-NATO BÜTÜNLEŞMESINI VE
ISTIKRARI TAHKIM EDERKEN; GÜNEY KAFKASYA’DA ULAŞTIRMAENERJI
HATLARININ DÜŞÜK RISKLE VE KURALLI BIÇIMDE IŞLEMESINI
SAĞLAMAKTIR. TÜRKIYE AÇISINDAN ISE BALKANLAR’DA TARIHSEL/
EKONOMIK BAĞLARI ITTIFAK UYUMUYLA ÇELIŞTIRMEDEN
SÜRDÜRMEK; GÜNEY KAFKASYA’DA KORIDORLARI AÇARAK
BÖLGESEL NORMALLEŞMEYE EKONOMIK BIR ÇIPA
KAZANDIRMAKTIR.


Ortak akıl, caydırıcılığı “tekil kriz söndürme” için değil “kalıcı denge” üretmek için kullanmaktır: Ateşkes-normalleşme halkaları enerji/lojistik akışlarıyla aynı siyasi pakete konduğunda, geri adım maliyeti artar, tırmanma iştahı düşer. Bu, Schelling’in vurguladığı “inandırıcı tehdit ve taahhüt” mantığının çağdaş bir uygulamasıdır; tutarlı duruş, öngörülebilir eylem ve ölçülebilir çıktı yan yana geldiğinde caydırıcılık daha az gösterişle daha çok etki üretir7.

Bu çerçevenin Balkanlar’daki omurgalarından biri, Türkiye’nin KFOR liderliğidir. Türk Silahlı Kuvetlerinin 3 Ekim 2025’ten itibaren KFOR Komutanlığı’nı ikinci kez üstlenmesi, Kosova sahasında “öngörülebilir davranış, tutarlı duruş, ölçülebilir sonuç” kombinasyonunu yeniden tesis eden güçlü bir mesajdır. 2023’te yaşanan şiddetli olayların ardından KFOR’un takviye edilmesi ve daha ağır teçhizatla “yanlış hesaplamayı önleyen” bir duruşa geçmesi de aynı mantığı pekiştirmiştir8. KFOR’un artırılan kuvvet yapısı, siyasi çözüm arayışına zaman kazandırmak ve krizi yayılmadan soğutmak için tasarlanmıştır9.

Balkan mimarisi Kosova’yla sınırlı değildir. Bosna-Hersek’te EUFOR/Althea bünyesindeki Türk birliği—Butmir Üssü’ndeki faaliyetleri ve düzenli görev devirleriyle “görünür caydırıcılık” ve “kurumsal rutin” üretmektedir. NATO Saraybosna Karargâhı’nın kapasite geliştirme ve dayanıklılık çalışmalarıyla birlikte okununca, KFOR-EUFOR-NATO üçlüsü “yönetilebilir rekabet”i kalıcı denge mimarisine çevirir. ABD-Türkiye ortak çıkarı burada nettir: kaza-riskini azaltan prosedürler, ön bildirim ve bağımsız teknik inceleme ile güvenlik sinyali güçlenir; diplomasiye manevra alanı açılır10.

Güney Kafkasya’da ise akış güvenliği—boru hatları, demiryolu-liman eklemlenmesi ve Hazar geçişi—diplomasinin ekonomik çıpasıdır. Azerbaycan ve Gürcistan’ın KFOR döneminde Türk taburuna entegre unsurlarla edindiği birlikte-çalışabilirlik tecrübesi, bugün koridor siyasetinde ön bildirim, doğrulama ve olay-sonrası bağımsız teknik inceleme gibi disiplinlere hızlıca çevrilebilir bir “kurumsal refleks” sağlayabilmektedir. Bu hafıza, sahadaki teknik adımları siyasi paketlere bağlamayı kolaylaştırmakta; normalleşmeyi rasyonel tercih hâline getirmektedir11.
 


ABD VE TÜRKIYE IÇIN ORTAK ÇIKAR; AZ GÖSTERIŞLE ÇOK ETKI ÜRETEN, KRIZLERI BÜYÜMEDEN
SOĞUTAN VE AKIŞLARI GÜVENCEYE ALAN BIR MIMARIDIR. BALKANLAR’DA (KFOR-EUFOR-NATO)
“INANDIRICI CAYDIRICILIK” DIPLOMASININ GÜVENLIK TEMINATI OLURKEN, GÜNEY KAFKASYA’DA
(BTC, GÜNEY GAZ KORIDORU, BTK/ORTA KORIDOR) AKIŞ GÜVENLIĞI DIPLOMASININ EKONOMIK
ÇIPASINA DÖNÜŞMEKTEDIR. BU IKI HALKA TÜRK DÜNYASI’NIN BAĞLANTISALLIK VIZYONUYLA
BIRLEŞTIĞINDE, “TEKIL KRIZ YÖNETIMI” DEĞIL “KALICI DENGE” ÜRETEN BIR DÜZEN KURULUR HEM
WASHINGTON HEM ANKARA IÇIN MALIYET-ETKIN GÜVENLIK, ESNEK DIPLOMASI VE DAYANIKLI
EKONOMI AYNI ANDA MÜMKÜN KILMAKTADIR.


Akışların stratejik önemi yalnız verimlilikten ibaret değildir: enerji akışındaki kesintiler yalnızca fiyatları yükseltmekle kalmaz, sigorta ve finansman maliyetlerini büyütür, tedarik zincirlerini kırılganlaştırır ve diplomasiyi reaktif hâle getirir. Tersi durumda—akışlar güvence altına alındığında—risk primi düşer; düşen risk primi yatırım iştahını besler, yatırım artışı istihdam ve altyapı kalitesi üzerinden toplumsal rızayı güçlendirir.

Bu nedenle ABD-Türkiye ortak çıkarı, enerji ve lojistiği tek bir jeostratejik ağ olarak düşünmek; düğüm noktalarını 10 EUFOR Strategic Reserve Force Arrival Pages 11-14 11 https://mod.gov.az/en/participation-in-international-peacekeeping-operations (liman-demiryolu kesişimleri, depolama, enterkoneksiyonlar) finansal/sigortasal araçlarla korurken hattın tamamını yeşil ve dijital dönüşümle verimli kılmaktır. Bu ağın doğu kapısında, Trans-Hazar/Orta Koridor’un 2024’te rekor hacimlere ulaşması, doğru tasarlandığında koridor siyasetinin siyasi risk düşürücü bir araç olduğunu göstermektedir12.

Türk Dünyası boyutu ile kurulan yakın ilişkiler, bu ağın kurumsal çerçevesini tamamlamaktadır. Türk Devletleri Teşkilatı’nın 3 Kasım 2023 Astana Zirvesi bildirimi ve müteakip beyanları, Orta Koridor boyunca bağlantısallık, standardizasyon ve dijitalleşmeyi ortak öncelik olarak kodlamış; “hangi ülkenin parçası?” sorusundan çok “hangi standardın ürünü?” sorusunu belirleyici hâle getirmiştir. Bu kurumsallaşma, Güney Kafkasya’daki teknik düzenlemeleri Balkanlar’daki güvenlik düzeniyle aynı stratejik anlatıda buluşturmaktadır13.

Bu bağlamda ABD ve Türkiye için ortak çıkar; az gösterişle çok etki üreten, krizleri büyümeden soğutan ve akışları güvenceye alan bir mimaridir. Balkanlar’da (KFOR-EUFOR-NATO) “inandırıcı caydırıcılık” diplomasinin güvenlik teminatı olurken, Güney Kafkasya’da (BTC, Güney Gaz Koridoru, BTK/Orta Koridor) akış güvenliği diplomasinin ekonomik çıpasına dönüşmektedir. 12 https://caspiannews.com/news-detail/trans-caspian-international-transport-route-sets-new-record 13 Declaration of the Tenth Summit of the Organization of Turkic States Astana, Kazakhstan

Bu iki halka Türk Dünyası’nın bağlantısallık vizyonuyla birleştiğinde, “tekil kriz yönetimi” değil “kalıcı denge” üreten bir düzen kurulur; hem Washington hem Ankara için maliyet-etkin güvenlik, esnek diplomasi ve dayanıklı ekonomi aynı anda mümkün kılmaktadır.

Türkiye’nin stratejik rolü, boru hatları ve liman–demiryolu kesişimlerinden oluşan “akış düğümleri” kurabilmesinde yatmaktadır. Orta–uzun vadede iki eksen oldukça belirleyicidir:
• Yeşil dönüşümle talep ve iletim verimliliği;
• Trans-Hazar/Orta Koridor gibi alternatif çok modlu güzergâhların kapasite artışı.

Baku–Tiflis–Kars (BTK) demiryolu 2024 sonrası yükseltmelerle yıllık 5 milyon ton seviyesine çıkarken, 2030’lar başında 17 milyon ton hedefi telaffuz edilmektedir. 2024–25’te Orta Koridor hacimleri %60–70 bandında artışlar göstermiş, Türkiye’nin liman/karayolu/demiryolu entegrasyonu (Marmaray geçişi, BTK bağlantısı, Orta Anadolu iç hatları) ile Mersin gibi merkezlerin 3,6 milyon TEU’ya genişleyen kapasitesi, Çin–Kafkasya–Anadolu–AB hattını ölçeklenebilir hâle getirmiştir.

Bu hat, hem enerji ekipmanı/yeşil teknoloji tedarikini hızlandırır hem de şok anlarında Avrupa pazarına alternatif erişim sağlar14.
14 https://www.ichongqing.info/2024/07/20/china-europe-railwayexpress-opens-new-southern-route-via-baku-tbilisi-kars-railway-cuts-transit-time