YÜZYILDA KARŞI KARŞIYA OLDUĞUMUZ TEHDITLER, ARTIK SADECE CEPHEDEN GELMIYOR. ELEKTRIK ŞEBEKESININ ÇÖKMESI, SU SISTEMLERININ DEVRE DIŞI KALMASI VEYA ILETIŞIM ALTYAPISININ KESINTIYE UĞRAMASI; TÜM BUNLAR MODERN TOPLUMLARI DIZ ÇÖKTÜREBILECEK POTANSIYELE SAHIP SENARYOLARDIR. TÜRKIYE, COĞRAFI KONUMU, TEKTONIK YAPISI VE IKLIM DEĞIŞIKLIĞINE KARŞI YÜKSEK ETKILENEBILIRLIĞI NEDENIYLE BU "GÖRÜNMEYEN GÜVENLIK" TEHDITLERIYLE ÖZELLIKLE YÜZ YÜZEDIR
GÜVENLIĞIN DEĞIŞEN YÜZÜ
Geleneksel güvenlik anlayışı, sınırları koruma ve askeri tehditlere karşı hazırlıklı olma üzerine inşa edilmiştir. Ancak 21. yüzyılda karşı karşıya olduğumuz tehditler, artık sadece cepheden gelmiyor. Elektrik şebekesinin çökmesi, su sistemlerinin devre dışı kalması veya iletişim altyapısının kesintiye uğraması; tüm bunlar modern toplumları diz çöktürebilecek potansiyele sahip senaryolardır. Türkiye, coğrafi konumu, tektonik yapısı ve iklim değişikliğine karşı yüksek etkilenebilirliği nedeniyle bu "görünmeyen güvenlik" tehditleriyle özellikle yüz yüzedir.
Bu makale, Türkiye'nin sistemik risklerini bir "ulusal güvenlik" perspektifinden ele alarak, kritik altyapılar arasındaki bağımlılıkların nasıl kademeli çöküş senaryolarına yol açabileceğini incelemektedir. IPCC AR6 risk çerçevesinden yola çıkarak geliştirilen sekiz parametreli entegre risk modeli, bu karmaşık ilişkileri anlamak için güçlü bir analitik araç sunmaktadır.
SISTEMIK RISK NEDIR VE NEDEN ÖNEMLIDIR?
Sistemik risk, bir sistemin herhangi bir bileşenindeki arızanın, zincirleme reaksiyonlarla tüm sistemi etkileme potansiyelini ifade eder. Finansal krizlerde bu kavram iyi bilinir; ancak kritik altyapılar bağlamında çok daha somut ve yıkıcı sonuçlar doğurabilir.
Bir örnek üzerinden düşünelim: İstanbul'da yaşanan büyük bir deprem, doğal gaz boru hatlarına zarar verdiğinde ne olur? İlk bakışta bu, sadece bir enerji sorunu gibi görünür. Ancak gerçek çok daha karmaşıktır: • Birinci Kademe Etki: Doğal gaz kesintisi, termik santrallerin devre dışı kalmasına yol açar. • İkinci Kademe Etki: Elektrik üretimi düşer; şebeke dengesizleşir ve yaygın kesintiler başlar. • Üçüncü Kademe Etki: Elektrik kesintisi, su pompalama istasyonlarını durdurur. Şehir susuz kalır. • Dördüncü Kademe Etki: Hastaneler hem elektriksiz hem susuz kalır. Sağlık sistemi çöker. • Beşinci Kademe Etki: İletişim altyapısı (baz istasyonları) jeneratör yakıtı tükendiğinde devre dışı kalır. Koordinasyon imkânsızlaşır.
Bu senaryoda, tek bir altyapı hasarı, beş farklı sektörü domino etkisiyle çökertmiştir. İşte sistemik risk budur ve geleneksel güvenlik anlayışının kör noktasında yer alır.
TÜRKIYE'NIN BENZERSIZ RISK PROFILI
Türkiye, dünya üzerinde eşsiz bir risk bileşimine sahiptir. Bu profili anlamak, savunma stratejilerini yeniden düşünmek için kritik öneme sahiptir.
TEKTONIK GERÇEKLIK Kuzey Anadolu Fay Hattı (KAFH), dünyanın en aktif transform faylarından biridir ve 1939'dan bu yana batıya doğru göç eden deprem dizileri üretmektedir. Bu fay hattı, Türkiye'nin sanayi kalbini, enerji koridorlarını ve 20 milyonu aşkın nüfuslu İstanbul'u tehdit etmektedir. Marmara Denizi altındaki segment, son yüzyılda kırılmamış olup, büyük bir deprem enerjisi biriktirmektedir.
İKLIM DEĞIŞIKLIĞI ÇARPANI İklim değişikliği, Türkiye için bir "tehdit çarpanı" işlevi görmektedir. IPCC AR6 projeksiyonlarına göre: • Akdeniz havzasında yıllık ortalama sıcaklıklar 2-4°C artacak • Yaz aylarında sıcak hava dalgası frekansı %300'e varan oranlarda artacak • Güneydoğu Anadolu'da tarımsal kuraklık riski kritik seviyelere ulaşacak • Karadeniz kıyılarında ani sel ve heyelan olayları yoğunlaşacak • Akdeniz bölgesinde orman yangını sezonu uzayacak ve şiddeti artacak
Bu iklimsel değişimler, kritik altyapılar üzerinde doğrudan baskı oluşturmaktadır. Örneğin, aşırı sıcaklıklar elektrik talebini artırırken, kuraklık hidroelektrik üretimini düşürmekte; bu durum enerji arz-talep dengesini tehlikeli biçimde bozmaktadır. Büyük kentlerde kent ısı adası etkisi, sıcak hava dalgalarının şiddetini daha da artırmaktadır.
KRITIK BAĞIMLILIK NOKTALARI Türkiye'nin kritik altyapı ağı, coğrafi ve sektörel yoğunlaşmalar nedeniyle belirli kırılganlık noktaları barındırmaktadır: İstanbul Boğazı Geçişleri: Elektrik iletim hatları, doğal gaz boru hatları, fiber optik kablolar ve kara ulaşım bağlantılarının tamamı bu dar koridor üzerinden geçmektedir. Herhangi bir kesinti, Avrupa ve Asya yakalarını birbirinden izole edebilir. Enerji Koridorları: BTC ve TANAP boru hatları, Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Trans-Anadolu güzergâhları boyunca deprem riski yüksek bölgelerden geçmektedir. Su Kaynakları Yoğunlaşması: Fırat-Dicle havzası, Türkiye'nin elektrik üretiminin önemli bir bölümünü karşılarken, aynı zamanda Güneydoğu Anadolu'nun tarımsal yaşam damarıdır. Taşkın yatağı alanlarındaki yerleşimler ise ayrı bir etkilenebilirlik kaynağı oluşturmaktadır.
SEKIZ PARAMETRELI ENTEGRE RISK MODELI
Sistemik riskleri anlamak ve yönetmek için gelişmiş analitik araçlara ihtiyaç vardır. IPCC AR6 çerçevesinden yola çıkarak geliştirilen sekiz parametreli model, bu karmaşık dinamikleri formüle etmektedir: Bu parametrelerin çarpımsal veya toplamsal modellerle kombinasyonu, farklı senaryo türleri için optimize edilmiş risk endeksleri üretmektedir.
Kritik nokta şudur: Bağımlılık Faktörü ve Kademeli Etki parametreleri, geleneksel risk değerlendirmelerinde genellikle ihmal edilmekte, ancak gerçek afet senaryolarında belirleyici rol oynamaktadır. Bu iki parametre, sistemik riskin "görünmeyen" boyutunu temsil etmekte ve tek bir sektördeki arızanın nasıl tüm ulusal altyapıyı tehdit edebileceğini ortaya koymaktadır.
ÇOKLU TEHLIKE YAKLAŞIMI Model, tek bir doğal tehlikeyi değil, çoklu tehlike senaryolarını da analiz edebilecek şekilde tasarlanmıştır. Örneğin, bir deprem sonrasında yaşanan yangın veya bir sıcak hava dalgası sırasında meydana gelen elektrik kesintisi gibi bileşik olaylar, çoklu tehlike perspektifiyle değerlendirilmelidir.
KRITIK NOKTA ŞUDUR: BAĞIMLILIK FAKTÖRÜ VE KADEMELI ETKI PARAMETRELERI, GELENEKSEL RISK DEĞERLENDIRMELERINDE GENELLIKLE IHMAL EDILMEKTE, ANCAK GERÇEK AFET SENARYOLARINDA BELIRLEYICI ROL OYNAMAKTADIR. BU IKI PARAMETRE, SISTEMIK RISKIN "GÖRÜNMEYEN" BOYUTUNU TEMSIL ETMEKTE VE TEK BIR SEKTÖRDEKI ARIZANIN NASIL TÜM ULUSAL ALTYAPIYI TEHDIT EDEBILECEĞINI ORTAYA KOYMAKTADIR.
SENARYO ANALIZI: İSTANBUL BÜYÜK DEPREMI
7.5 büyüklüğünde bir Marmara depremi senaryosunu, sistemik risk perspektifinden ele alalım: • T₀ (Sıfır Anı): Deprem, İstanbul'un kuzeyinden geçen Kuzey Anadolu Fayı'nın Marmara segmentinde meydana gelir. Birincil hasar: bina çöküşleri, köprü ve viyadük hasarları. • T₀ + 1 saat: Elektrik şebekesi ağır hasar alır. BOTAŞ doğal gaz ana iletim hatlarında çoklu kırılmalar. TÜPRAŞ İzmit rafinerisinde NaTech (Doğa Kaynaklı Teknolojik) kaza riski. • T₀ + 6 saat: İSKİ su şebekesi basınç kaybı. Pompa istasyonları jeneratörlerle çalışmakta ancak yakıt stoğu 48 saatle sınırlı. Boğaz köprüleri hasarlı, trafik felç. • T₀ + 24 saat: Hastane jeneratörleri yakıt sorunu yaşamaya başlar. Telekomünikasyon baz istasyonlarının % 60'ı devre dışı. İlk yardım koordinasyonu kritik seviyede zorlaşır. • T₀ + 72 saat: Su şebekesi tamamen çökmüş, içme suyu krizi. Gıda lojistiği durma noktasında. Bölgesel göç dalgası başlar. • T₀ + 1 hafta: Kademeli etkiler Marmara Bölgesi geneline yayılır. Ulusal ekonomi %15-20 daralma baskısı altında. Uluslararası yardım koordinasyonu kritik.
Bu senaryo, tek bir doğal tehlikenin nasıl 16 farklı sektörü eş zamanlı veya ardışık olarak etkileyebileceğini göstermektedir. Kritik olan şudur: Her bir sektördeki hasar, diğer sektörlerin toparlanma kapasitesini de olumsuz etkilemekte ve negatif bir geri bildirim döngüsü oluşturmaktadır. Bu tür kademeli etkiler, afet yönetiminin en zorlu boyutunu temsil etmektedir.
Çoklu Tehlike Senaryosu: Aynı deprem, yaz aylarında yüksek bağıl nem ve sıcak hava dalgası koşullarında gerçekleşirse, kent ısı adası etkisiyle birleşerek halk sağlığı krizi katlanarak büyüyecektir. Klimasız barınma alanları, sıcak çarpması vakalarının artmasına yol açacak ve sağlık sistemine ek yük bindirecektir.
NATECH: DOĞAL TEHLIKELER VE TEKNOLOJIK RISKLERIN KESIŞIMI
Türkiye, NaTech riskleri açısından özel bir dikkat gerektirmektedir. NaTech, doğal tehlikelerin tetiklediği teknolojik kazaları ifade eder. TÜPRAŞ İzmit rafinerisi, BOTAŞ kompresör istasyonları, Akkuyu Nükleer Santrali (inşa halinde) ve petrokimya tesisleri; bunların tamamı deprem, sel veya orman yangını tehdidi altındadır.
1999 Marmara Depremi'nde TÜPRAŞ'ta yaşanan yangın, NaTech'in somut bir örneğiydi. Deprem kaynaklı yapısal hasar, rafineri tanklarında çatlaklara yol açmış ve ardından çıkan yangın günlerce sürmüştür. Günümüzde tesislerin kapasitesi ve karmaşıklığı çok daha yüksektir; dolayısıyla potansiyel NaTech senaryoları da çok daha ağır sonuçlar doğurabilir.
TÜRKIYE'DEKI BAŞLICA NATECH RISK NOKTALARI: • Tesis/Bölge Doğal Tehlike Potansiyel Teknolojik Kaza • TÜPRAŞ İzmit Deprem Rafineri yangını, kimyasal sızıntı • BOTAŞ Kompresör İstasyonları Deprem, heyelan Doğalgaz patlaması • Akkuyu NGS Deprem, tsunami Radyasyon sızıntısı • Aliağa Petrokimya Deprem Kimyasal bulut yayılımı • İskenderun Demir-Çelik Deprem, sel Endüstriyel kaza • Karadeniz Limanları Sel, heyelan Tehlikeli madde dökülmesi • Taşkın Yatağı Sanayi Tesisleri Taşkın Kimyasal kontaminasyon
NaTech senaryolarının en tehlikeli yanı, doğa kaynaklı afetin yarattığı kaosun, teknolojik kazaya müdahaleyi dramatik biçimde zorlaştırmasıdır. Aynı anda hem deprem hasarıyla hem de rafineri yangınıyla mücadele etmek, kaynakları böler ve müdahale kapasitesini aşırı zorlar.
Çoklu Tehlike ve NaTech Etkileşimi: Özellikle endişe verici olan, çoklu tehlike senaryolarında NaTech olasılığının katlanarak artmasıdır. Örneğin, şiddetli bir sıcak hava dalgası sırasında yaşanan orman yangını, yakındaki enerji tesislerine sıçrayabilir. Ya da taşkın yatağında konumlanmış bir sanayi tesisi, sel sularıyla birlikte çevreye kimyasal madde yayabilir. Bu tür bileşik senaryolar, geleneksel afet müdahale protokollerinin ötesinde bütüncül bir yaklaşım gerektirmektedir.
İNSANLIK, DOĞA OLAYLARINI ÖNLEYEMEZ; ANCAK BU OLAYLARIN AFETE DÖNÜŞMESINI ENGELLEYEBILIR. ETKILENEBILIRLIĞI AZALTMAK, UYUM KAPASITESINI ARTIRMAK VE SISTEMIK BAĞIMLILIKLARI YÖNETMEK, BU DÖNÜŞÜMÜN ANAHTARIDIR. ÇÖZÜM, BUGÜN YAPILACAK STRATEJIK YATIRIMLARDA VE KURULACAK KURUMSAL KAPASITELERDE YATMAKTADIR. KRITIK ALTYAPI KORUMASI, ARTIK SADECE TEKNIK BIR MESELE DEĞIL, ULUSAL GÜVENLIĞIN TEMEL DIREĞIDIR. GÖRÜNMEYENIN GÜVENLIĞI SAĞLANMADAN, GÖRÜNÜR OLANI KORUMAK DA MÜMKÜN OLMAYACAKTIR. TÜRKIYE'NIN ÖNÜNDE IKI YOL VARDIR: YA SISTEMIK RISKLERI PROAKTIF BIÇIMDE YÖNETEREK DAYANIKLI BIR ALTYAPI AĞI INŞA EDECEK YA DA KADEMELI ÇÖKÜŞ SENARYOLARIYLA REAKTIF BIÇIMDE YÜZLEŞMEK ZORUNDA KALACAKTIR. TERCIH, BUGÜN ALINACAK KARARLARA BAĞLIDIR.
SAVUNMA PERSPEKTIFINDEN ÖNERILER
Sistemik risklerin yönetimi, geleneksel sektörel yaklaşımların ötesine geçen bütüncül stratejiler gerektirmektedir:
Kritik Altyapı Koruma Doktrini: Türkiye'nin, NATO standartları ve AB CER Direktifi ile uyumlu bir Kritik Altyapı Koruma Doktrini geliştirmesi gerekmektedir. Bu doktrin, 16 kritik sektörü kapsayan entegre bir koruma çerçevesi sunmalı ve sivil-askeri koordinasyonu netleştirmelidir. Doktrinin kademeli uygulamaya geçirilmesi, kurumsal kapasitenin aşamalı olarak geliştirilmesini sağlayacaktır.
Sektörler Arası Bağımlılık Haritalama: Enerji, su, ulaştırma, sağlık, iletişim ve finans sektörleri arasındaki bağımlılık ilişkilerinin detaylı haritalanması zorunludur. Bu haritalama, kademeli etki senaryolarının modellenmesine olanak tanıyacak ve öncelikli yatırım alanlarını belirleyecektir. Her sektör için ayrı çalışma grupları oluşturularak bağımlılık endeksleri hesaplanmalıdır.
Yedeklilik ve Dayanıklılık Yatırımları: Kritik düğüm noktalarında yedeklilik artırılmalıdır. Bunlar arasında: • Alternatif enerji iletim hatları • Dağıtık enerji depolama sistemleri • Bağımsız su arıtma kapasiteleri • Uydu tabanlı iletişim yedekleri • Stratejik yakıt ve gıda stokları
Çoklu Tehlike Erken Uyarı Sistemleri: Türkiye'nin çoklu tehlike gerçekliği, entegre erken uyarı sistemlerini zorunlu kılmaktadır. Sıcak hava dalgası uyarıları, taşkın uyarıları ve deprem erken uyarı sistemleri tek bir platform üzerinden koordine edilmelidir. Kent ısı adası izleme ağları, sıcak hava dalgası dönemlerinde kritik karar destek verisi sağlayacaktır.
Hibrit Tehdit Farkındalığı: Doğal tehlikelerle siber saldırıların eş zamanlı gerçekleşebileceği hibrit senaryolar göz ardı edilmemelidir. Bir deprem sonrasında enerji şebekesini hedef alan siber saldırı, toparlanma sürecini dramatik biçimde uzatabilir. Bu nedenle kritik altyapı koruma stratejileri, siber güvenlik boyutunu mutlaka içermelidir.
Bölgesel İşbirliği Mekanizmaları: Türkiye'nin komşularıyla enerji ve su kaynakları konusundaki bağımlılık ilişkileri, bölgesel kriz senaryolarını da hesaba katmayı gerektirmektedir. Suriye ve Irak'taki istikrarsızlık, Fırat-Dicle havzasındaki su yönetimini doğrudan etkilemektedir.
Etkilenebilirlik Azaltma Programları: Kritik altyapıların etkilenebilirliğini azaltmaya yönelik kapsamlı programlar hayata geçirilmelidir. Taşkın yatağı alanlarındaki tesislerin taşınması veya güçlendirilmesi, enerji hatlarının yer altına alınması ve sağlık tesislerinin deprem güçlendirmesi bu programların öncelikli bileşenleri olmalıdır.
SONUÇ: GÖRÜNMEYENI GÖRMEK
Sistemik riskler, doğası gereği görünmez kalmaya meyillidir. Birbirine bağlı sistemlerin karmaşıklığı, potansiyel kırılganlıkları gözden kaçırmamıza neden olur. Ancak 21. yüzyılın güvenlik anlayışı, bu görünmeyeni görme kapasitesi üzerine inşa edilmelidir.
Türkiye, coğrafyasının dayattığı çoklu tehlike gerçekliğini inkâr edemez. Depremler, seller, kuraklıklar, orman yangınları ve sıcak hava dalgaları; bunların tamamı kaçınılmaz olarak yaşanacaktır. Kritik soru şudur: Bu doğal tehlikeler birer afete mi dönüşecek, yoksa dayanıklı sistemler sayesinde yönetilebilir krizler olarak mı kalacaktır?
İnsanlık, doğa olaylarını önleyemez; ancak bu olayların afete dönüşmesini engelleyebilir. Etkilenebilirliği azaltmak, uyum kapasitesini artırmak ve sistemik bağımlılıkları yönetmek, bu dönüşümün anahtarıdır.
Çözüm, bugün yapılacak stratejik yatırımlarda ve kurulacak kurumsal kapasitelerde yatmaktadır. Kritik altyapı koruması, artık sadece teknik bir mesele değil, ulusal güvenliğin temel direğidir. Görünmeyenin güvenliği sağlanmadan, görünür olanı korumak da mümkün olmayacaktır. Türkiye'nin önünde iki yol vardır: Ya sistemik riskleri proaktif biçimde yöneterek dayanıklı bir altyapı ağı inşa edecek ya da kademeli çöküş senaryolarıyla reaktif biçimde yüzleşmek zorunda kalacaktır. Tercih, bugün alınacak kararlara bağlıdır.