1. OSMANLI DEVLETİNDE İSTİHBARAT
İstihbarat insanın bilinmezi bilme çabasının bir ürünüdür. Tarih boyunca insanoğlu meçhule ve gayba karşı merak içinde olmuştur. İlk insanın doğa ile ilişkisinde hava ve arazi şartlarını merak etmesi, avlandığı zaman av bölgelerini ve av hayvanlarını araştırması hasılı bu bilme, anlama ve anlamlandırma çabası insanlığın yeryüzüne inmesi ve varolması ile birlikte oluşmuş ve günümüze kadar gelmiştir.
Eski Türkler, göçebeliğin de vermiş olduğu etki ile iptidai düzeyde de olsa hep istihbarat veya haber alma ile sürekli iç içe olmuşlardır. Esasen bu güdü bir anlamda varoluşun ana dayanağı haline gelmiştir. Eğer Türk Milleti günümüze kadar yok olmadan gelebildi ise maddi gücünün, ırki ve muharip özelliklerinin yanı sıra istihbarata (öğrenmeye, bilmeye ve anlamaya) veya o zamanki tabirle çaşıtlık veya karşı çaşıtlığa verdikleri ehemmiyet sayesindedir. Bu çok önemli bir özellik ve tespittir. Türkler Orta Asya’nın steplerinde ve bozkırlarında göçebe halde yaşadıkları dönemlerde düşman kabilelerin hareketlerini takip etmek için bu konuda aralarında sürekli görevlendirme yapmışlar, çevredeki milletler hakkında bilgi toplamak amaçlı keşif kolları çıkarmışlardır. Göç yollarının ve bölgelerinin analizini yapmışlar, haberleşme için çeşitli yöntemler geliştirmişler, konakladıklarında keşif kollarının alarm durumunda merkeze kadar işaret verebilmeleri için tepelerin en yükseklerinde ateş mazgalları ve kuleleri inşa etmişlerdir.
Orta Asya’da eski Türklerde istihbarat ve haber iletimi için yüksek dağların tepelerinde gözetleme yerleri oluşturulurdu. Birbirlerini çok uzak mesafelerden gören bu noktalar uçtan uca merkeze uzanırdı. Düşmanlar veya başka durumlar fark edilince tepelerde bulunan burçlarda ateş yakılarak peşpeşe yanan ateşler ile merkeze kadara durum haber verilirdi (Okçabol, 2016:11).
Tonyukuk kitabesinde; ‘’Alkuy Karguulgartdım, Basınığma yağığ kelürir Ertim=Arkuy ve karguları çoğalttım, basılacak düşmanı getiriridim’’ Burada bahsedilen ‘’Kargu’’ kelimesi Divan -ı Lugatutürk’te; ‘’Dağ üzerinde veya yüksek yerde, Minare şeklinde yapılan ve düşmanın gelişini haber vermek için ve her kişiyi silah başına çağırmak üzere ateş yakılan yerdir.’’ şeklinde tanımlanmıştır. Buradan da anlaşılacağı üzere ilk Türkler istihbaratın toplanılması ve iletilmesinde bahsi geçen ateş mazgalları yöntemini kullanmakta idiler. Bizans kaynaklarında Türklerin istihbarat toplamak için yaptıkları istihkamlar konusuna rastlanılmaktadır. Peçenekler bu yerlere (Karakua-Katay) adını vermişlerdir. Budapeşte Üniversitesi Profesörlerinden (Nemeth) Karakua kelimesini Türkçe (Karark) kelimesinden türediğini söyleyerek, gözcü olma, kollama anlamlarına geldiğinden bahseder. (Katay) kelimesi ise; Kale anlamına gelmektedir. Sonuç olarak; (Karakua- Katay), gözetleme kulesi anlamına gelmektedir. Günümüz Türkçesinde kullanılan karakol sözü köken olarak Türkçede ‘’bakmak, gözetlemek’’ manasına gelen “karamak’’ kelimesinden türetilmiştir (Okçabol, 2016:11). Bu kelime Türk lehçelerinde kullanılan bir kelimedir. Sonuç olarak; karak-ol kelimesi gözetleyen, gözcü alanı anlamlarına gelmektedir (Okçabol, 2016:11).
OSMANLILARDA TARIHI KAYITLAR INCELENDIĞINDE ISTIHBARAT ALGISININ VE BUNA PARALEL YÜKSEK FARKINDALIĞIN OLDUĞU GÖRÜLMEKTEDIR. OSMANLI TARIHÇISI GELIBOLULU MUSTAFA ALI (1541-1600) YAZDIKLARINDA ÖZELLIKLE ISTIHBARATA DIKKAT ÇEKMIŞTIR. GELIBOLULU MUSTAFA ALI’YE GÖRE; EĞER SULTAN SADECE VEZIRLERIN VE ETRAFINDAKI KIŞILERIN SÖYLEDIKLERINE GÖRE IŞLEM YAPARSA YANILGIYA DÜŞER, SULTAN MUTLAKA GIZLI CASUSLAR KULLANARAK OLAYLARIN ASLINI ARAŞTIRMALIDIR. PADIŞAH ÖZELLIKLE IÇ GÜVENLIĞI TEMIN ETMEK IÇIN MUTLAKA CASUS KULLANMALI VE CASUSLARI DA MUTLAKA KONTROL ALTINDA TUTMALIDIR.
Osmanlılarda tarihi kayıtlar incelendiğinde istihbarat algısının ve buna paralel yüksek farkındalığın olduğu görülmektedir. Osmanlı tarihçisi Gelibolulu Mustafa Ali (1541-1600) yazdıklarında özellikle istihbarata dikkat çekmiştir. Gelibolulu Mustafa Ali’ye göre; eğer sultan sadece vezirlerin ve etrafındaki kişilerin söylediklerine göre işlem yaparsa yanılgıya düşer, sultan mutlaka gizli casuslar kullanarak olayların aslını araştırmalıdır. Padişah özellikle iç güvenliği temin etmek için mutlaka casus kullanmalı ve casusları da mutlaka kontrol altında tutmalıdır. Ülkenin adaletle yönetilmesi, halk ve asker üzerinde otoritenin tesisi için mutlaka halkın nabzı tutulmalı bunun için ise casuslar kullanılmalıdır (Gelibolulu Mustafa Ali, Haz. Mehmet Şeker 1997:147).
Benzer şekilde; Osmanlı Devleti’nin ilk vakanüvisi Mustafa Naima Efendi (1655-1716) Naima Tarihi adlı eserinde; düşman devletler hakkında sağlıklı ve doğru bilgilerin alınması, devletimizin varsa zafiyet alanlarının düşman devletlere karşı perdelenmesi ve gizlenmesi hususunun önemini vurgulamıştır. Devlet adamları etraflarında bulunan görevlileri iyi analiz etmeli ve sır saklama sorunu olanlara sırların söylenmemesi, eğer devletin mali konularda sıkıntısı var ise bu çok gizli tutularak halka ulaşması engellenmeli ve halkın endişeye sevk edilmesi önlenmelidir (Naima Tarihi, 1734:56).
Osmanlı Devleti’nde istihbarat temin edilmesi için çeşitli kanallar kullanılmıştır. Klasik dönemde kullanılan önemli kanalların bazıları aşağıdadır;
Casuslar: Osmanlı evraklarında “casus” kelimesinin yerine daha önceki dönemlerden kalma “caşıt” veya Memluklerden kalma ‘’kasıd’’ kelimesi kullanılmıştır. Yani bu konuda oluşmuş ciddi bir literatür vardır. Genellikle bir konuyu detaylıca araştırmak manasına gelen ve Arapça ‘’ces’’ kökünden türetilen “tecessüs” yoğun olarak kullanılmıştır. Osmanlı kroniklerinde ilk maaşlı casus kayıtlarına 16.yüzyılda rastlanılmaktadır. Bu konuda yeterli kurumsallaşma bulunduğuna dair kafi gelecek veriler olmamakla beraber ulufeli (maaşlı) casus kullanımı ile ilgili kayıtlar vardır. Bu konuda ilk kayıtlar Selaniki Mustafa Efendi (1565) ve Silahdar Fındıklılı Mehmed Ağa’ya aittir. Bir diğer belge ise 1599-1600 yılları arasında çeşitli bölüklere ait askerler ile istihbarat toplamak için etrafa gönderilen casusların durumu ve ücretlerinin yer aldığı yoklama defteridir. Bir diğer kaynak 1711- 1712 tarihli Azak Kalesi esami ve mevaciplerini içeren defterdir. Bu defterde azap, cebeci, topçu cemaatlerinin yanı sıra “sağ ve sol casusan ağalığı’’ emrinde bulunan neferlerin ad ve yevmiyeleri yer almaktadır (Yüksel; 2017:136).
Casuslara Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminde getirdikleri istihbaratın önem durumuna göre çeşitli imtiyazlar sağlanmıştır. Bunlara tımar verildiği ve tımarın casusluk karşılığı teslim edildiği kaynaklarda yer almaktadır. Klasik dönem sonrasında casusluğun ve casusların önemi artmıştır. Bu dönemde sadece padişahlar değil, sadrazam ve kabiliyetli devlet ricali de casusluk kanalını kullanmışlardır. Osmanlı kroniklerinde bu konuda oldukça fazla olay bulunmaktadır. Kanije Fatihi Tiryaki Hasan Paşa (1521-1611) Macarlar ile yapılan savaşlarda casusları kullanmıştır. Paşa’nın Kanijede olduğu sırada o bölgedeki ulemadan Bekir Hoca isimli Kadı’nın Fatma ismindeki kızı Avusturyalılar tarafından kaçırılmıştır. Konu paşaya arz edilmiş Hasan Paşa casusları marifetiyle kızın Mekomorya vilayetinde tutulduğunu ve yerini öğrenmiştir. Hasan Paşa 2 bin kadar Türk süvarisini o bölgede bulunan kaleye gizlice yollayarak kızın kurtarılmasını sağlamıştır (Mehmed Niyazi, 2014:10).
Dil Almak: Osmanlı Devletinde haber toplama kanallarından bir diğeri “dil almak” yöntemi idi. Kavram savaş veya akınlar sırasında yakalanan düşman esirlerinden istihbarat alınmasını ifade etmektedir. Dil alma tabirindeki “dil” kelimesinin savaş esiri veya köle manasına geldiği ile ilgili iddialar kaynaklarda yer almaktadır (Engin, 1998;53). Dil alma konusunda marifetli olanların maaşlarına zam yapıldığı, dil’lerden elde edilen bilgilerin sağladığı faydaya bakılarak kendilerine tımar verilmesi sağlanmakta idi. Naima Tarihi’nde “yarar dil’’ tabiri yer almaktadır. Düşman bölgelerinden ele geçirilen esirlerden yarar bilgiler alınmasını ifade etmektedir. Katip Çelebi eserlerinde “dil’’ yani esir alınanlardan casus olarak bahsetmektedir. Savaş sırasında düşman canibinden esir alınması ve bu esirlerin verdiği bilgilerden faydalanılmasına kısaca “dil almak’’ denilmektedir.
II. Murad (1421-1444) devrinde, 1431 senesinde Arnavutluk’a sefer ile görevlendirilen Rumeli Beyler Beyi Sinan Paşa ile Vidin Paşası Sinan Paşa arasında geçen tartışma savaş öncesinde gerekli istihbaratın elde edilmesi maksadıyla ‘dil alma’nın ne kadar önemli olduğunu ifade etmektedir. Beylerbeyi Sinan Paşa Güvercinlik Kalesi yakınlarında düşmanın tertibat alarak hazır beklediğini görünce durmuş ve beklemeye başlamıştır. Vidin Paşası Sinan Paşa bu duruma kızarak neden saldırılmadığını beyan etmiştir. Beylerbeyi Sinan Paşa’nın verdiği cevap savaşta istihbaratın önemini, casuslar veya dil’ler vasıtasıyla muteber haber alınmadan savaşa girmenin zayiat ve mağlubiyete sebep olacağını açıklamaktadır. Beylerbeyi Sinan Paşa, saldırmakta ısrar eden Vidin Paşasına dönerek; ‘’bu uçlar senin beyliğinin alanıdır. Kafirden dil almak senin görevin ve işindir. Kötü tutumlu düşmanın durumu hakkında bir bilgi yokken, göz karartıp üstüne yürümek işin sonunu tasarlamayan hırçın kişlerin tutumudur. Gayretli isen var dil getir!’’ demiştir.
Bu cevaptan anlaşılacağı üzere Osmanlı Ordusu öyle körü körüne taarruz etmemektedir. Casuslar ve dil’ler vasıtasıyla yeterli bilgiler alınarak, analiz edilerek savaşa karar verilmektedir (Tacü’t- Tevarih, 184). Kanije Savunması (09 Eylül 1601) sırasında Macarlardan alınan ‘dil’lerden alınan haçlı ordusunun mevkisi, istikameti ve silahları hakkında bilgiler ile neredeyse haçlı ordusu hakkında her şeyi öğrenen Tiryaki Hasan Paşa az bir kuvvetler haçlı ordusunu yenilgiye uğratmıştır. Bu neticede casusluğa ve istihbarata önem vermek yatmaktadır (Peçevi Tarihi, s.200).
TÜCCARLAR VE GEZGİN DERVİŞLER:
Ticaret, Osmanlı Devleti için özellikle vergi gelirleri açısından çok önemli idi. Osmanlı kronikleri incelendiğinde özellikle son dönemlerde konusu vergi olan “vergi isyanları’’ ayrı bir inceleme konusudur. O devirlerde ticaret erbabı sınır tanımamaktadır. Günümüzde de öyledir ticaret ve sermaye sınır tanımamaktadır. Tüccarlar güvenli buldukları ülkelerde ticari faaliyetlerini müsamaha ile sürdürmektedirler. Osmanlı Devleti’nde de benzer şekilde seyahat kolaylıkları olan bir taifedir. Tüccarların ülkeler arası seyahatlari neticesinde ülkeler arası kültürel ve sosyal etkileşimler artmıştır. Askeri veya casusluk yöntemleri ile elde edilemeyen bazı askeri, sosyal ve ticari sırlar tüccarlar kanalı ile elde edilebilmiştir. Osmanlı Devletinden ilk ticaret ayrıcalığını Venedik vatandaşları elde etmiştir. Bu ticari faaliyetler ve sürekli seyahat halinde olmaları sebebiyle Venedikli tüccarlar artık birer istihbarat kaynağı haline gelmişlerdir. Bu konuda ilk örnek I. Murad devrinde yaşanmıştır. Padişah Balkanlara yaptığı seferler için Avrupa ülkelerinin ne tepki vereceğini anlamak için Venedikli tüccarlardan bilgi ve kanaat elde etmiştir (İlter,202:224).
Bu konuda bir başka örnek I. Süleyman (Kanuni 1520-1566) döneminde yaşanmıştır. Balkanlarda meydana gelen olaylar hakkında bilgi almak amacıyla bir tüccarın görevlendirildiğinden bahisle; ‘’Mektup gönderüp, Venedik’den bir ademimüz gelüp ba’zı bazergan esbabı alıvirilmek içün gönderilmişdi. Amma asılda casuslugu irsal olunmuşdi’’ şeklindeki Padişah ifadeleri kaynaklarda yer almıştır. Bu ifadeden anlaşılacağı gibi bir tüccar aslında casusluk için ve bilgi almak ve toplamak için Venedik’e yollanmıştır. Bu casusun görev dönüşünde yol güzergahında bulunan ülkelerin Kral ve elçiler hakkında önemli haberler getirmiş olması tüccarların nerelere kadar uzanabildiği ve ciddi bilgi akışı sağladıkları açısından önemli bir bilgidir.
MESLEKLERI SEBEBIYLE HALKLA ÇOK HAŞIR NEŞIR OLAN TÜCCAR MESLEK GRUBUNUN ÇOK FAZLA INSANLA TEMAS KURABILMESI ONLARIN NITELIKLI ISTIHBARAT ELDE EDEBILMELERINI KOLAYCA AÇIKLAMAKTADIR. DIĞER YANDAN BU MESLEK GRUBU KARŞI CASUSLUK AÇISINDAN SÜREKLI DENETIM ALTINDA TUTULMASI GEREKEN GÜVENILMEZ BIR SINIFTIR. TÜCCARLAR VEYA TICARET ERBABI CASUSLUK YAPARKEN ÇOK KOLAY ÇIFT TARAFLI AJANA/CASUSA DÖNÜŞEBILMEKTEDIR. ÖRNEK VERMEK GEREKIRSE; 1571’DE KIBRIS’IN FETHINDE İSTANBULDA TICARI FAALIYETLER IÇIN BULUNAN VENEDIKLI TÜCCARLARIN ÜLKELERI ILE HABERLEŞMELERINE ENGEL OLUNMUŞTUR. HÜLASA; OSMANLI DEVLETI DIŞ ISTIHBARATTTA TÜCCARLAR YÖNTEMINI ÇOK KULLANMIŞTIR.
Meslekleri sebebiyle halkla çok haşır neşir olan tüccar meslek grubunun çok fazla insanla temas kurabilmesi onların nitelikli istihbarat elde edebilmelerini kolayca açıklamaktadır. Diğer yandan bu meslek grubu karşı casusluk açısından sürekli denetim altında tutulması gereken güvenilmez bir sınıftır. Tüccarlar veya ticaret erbabı casusluk yaparken çok kolay çift taraflı ajana/casusa dönüşebilmektedir. Örnek vermek gerekirse; 1571’de Kıbrıs’ın fethinde İstanbulda ticari faaliyetler için bulunan Venedikli tüccarların ülkeleri ile haberleşmelerine engel olunmuştur. Hülasa; Osmanlı Devleti dış istihbarattta tüccarlar yöntemini çok kullanmıştır. Ticaretin sınır tanımaması, tüccarlar arasında farklı bir ticari iletişimin olması, tüccarların kar amaçlı çok seyahat etmeleri onları bir istihbarat aygıtı haline sokmuştur. Ancak kar ve getiriye odaklanmış kişiliklerden elde edilen istihbarat için yeterli derecede emin olunamayacağı, güven sorununun olduğu düşünüldüğünde bir yandan da oldukça riskli bir kanal olagelmiştir.
Bir diğer istihbarat kaynağı ise tüccarlara benzer şekilde sürekli islamı ve ait oldukları tasavvufi akımları yaymaya çalışan, senkretik Türk dervişleridir. Bu dervişler ordu ilerlemeden önce fethedilecek bölgelere sızarak oralar hakkında müteakip gelecek ordu için gerekli istihbaratı toplamışlardır. Anadolu’nun Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında Horasan erenlerinin, gazi derviş ve alp erenlerin çok önemli kolonizatör rolleri olmuştur. Osmanlı Devleti’nin Bizans sınırında yaptığı savaşlar sırasında bu gazi dervişler günümüzdeki Kartal- Göztepe bölgesine yerleşerek Bizansı gözlemişler ve gözcülük vazifesi almışlardır (Maden, 2023:1).
Tekkeler ve tekkelerde mukim dervişler ahali ile ve gelip geçen yolcular ile yakın temasları sonucunda elde ettikleri ve devletin ihtiyacı olan istihbaratı ve analizleri devlet kademelerine iletmişlerdir. Osmanlıda ağırlıklı bu manada görev yapan, istihbarat toplayan araziyi gözetleyen tekkeler konuşlandırılmıştır (Gündüz,2019:13). Anadolu tasavvufun gücüyle ve irfan sahibi öncülerin katkısıyla kısa sürede islamlaşmıştır. Bu tasavvuf ehli öncüler halk ile devlet arasında bir bağ tesis etmiş, bu bağ sayesinde tekke merkezli toleranslı islami tavır yüzyıllar boyu toplumu kuşatmıştır. Bunun yanı sıra tekkeler toplumda ve fetihler sonucu genişleyen yeni coğrafyalarda ibadet yapılışından, ustaların çırak yetiştirmelerinden tutun, sınır hattında nöbet tutulmasına, düşman ordularının sayı ve niteliklerinin öğrenilmesine kadar geniş bir yelpazede görev üstlenmişlerdir (Gündüz,2019:13).
Kaynaklara göre; istihbarat toplamak amacıyla Bizansı gözleyen Gözcü Baba, Budapaştede türbesi bulunan Budin’in gözcüsü Gül Baba bu faaliyetler için en güzel iki örnek tasavvufi şahsiyettir. Kanuni Sultan Süleyman veziri olan Uzun Süleyman Paşa'yı huzuruna çağırıp "Paşam, dikkatli olup, reayayı koruyasın. Herkesle iyi geçinesin. Gaazilerime nimet ve ihsanın bol olsun. Budin kalesinde oturanlar uzun ömürlü olsun." diye tam bir saat hayır dua ve nasihatlar edip, fermanını ve tuğrasını Süleyman Paşa'nın eline verip: "Hıfz ve emanette ola, Gülbaba Budin gözcüsü olup, himmetleri hazır ve nazır ola." diye nasihat etmiştir. Kolonizatör Türk dervişleri Osmanlı Devletinde bir diğer önemli istihbarat kaynağıdır.
2. OSMANLI DEVLETİNDE ALINAN BAZI İSTİHBARATA KARŞI KOYMA TEDBİRLERİ
Karşı istihbarat ya da kontrespiyonaj, istihbarata karşı koyma, istihbarat teşkilatı tarafından yapılan hasım ve düşman haberalma teşkilatlarının kendilerine karşı bilgi toplama ve elde etmelerini önleme veya elde edilecek bilgiyi manipule etme faaliyetleridir. Osmanlı Devletinde istihbarata karşı koyma faaliyetlerinden bazı önemlilerinden bahsedeceğiz.
Dikey Perde Uygulaması: Osmanlı döneminde de saraylarda bile devlet sırrı niteliğindeki konuşmaların yapıldığı arz odasında çeşme ya da havuz bulunduğunu bilinir. Dikey bahçe Konsepti, bitkilerin yatay zeminde toprak üzerinde yetiştirilmesi yerine, düşey düzlemlerde toprağın yerini alan keçelerin içinde yetiştirilmesiyle yapılıyordu. Günümüzde birçok şirket, casusluğa karşı ilk etapta elektronik önlem alırken, son olarak “Dikey Bahçe” yöntemi keşfedildi. Su sesiyle elektronik dinlemenin imkansız hale geldiği tespit edilmiştir (Sabah Gazetesi 20.3.2014).
BİZEBÂNLAR (DILSIZLER): Sağır ve dilsizlerin, hükümdar saraylarında istihdamında hükümdara, hanedan üyelerine ve devlet adamlarına hizmet etmeleri dolayısıyla güvenlik ve konuşulan devlet işlerinin dışarıya yansıtılmama gerekçesi önemli bir rol oynamıştır. Osmanlı idaresinde dilsizler başta saray olmak üzere Babıali, Dar-ı Şura-yı Askeri Meclisi, Hassa Ordusu Meclisi, Hariciye Nezareti, Meclis-i Vala, Meclis-i Maarif-i Umumiye, Şura-yı Devlet, Tuna Vilayeti, askeri birlikler, Harem, Hırka-yı Saadet Dairesinde istihdam edilmişlerdir. Saray koğuşlarında bulunan dilsizlerin amirlerine ise başbizeban yani baş dilsiz denirdi. Parisli Seyyah Tavernier anılarında dilsizlerden; “En gizli toplantılarda sağır ve dilsizler kullanılmaktadır. Sarayda gizliliği sağlamak için 40 kadar sağır ve dilsiz diğer uşaklarla beraber hizmet ederdi. Padişahın öldürmek istediği kişileri sağır ve dilsizler değil, Kapucubaşı öldürürdü.’’ ifadeleri ile bahsetmiştir. Dilsizlerin cumhuriyet döneminde de TBMM’de gizli oturumda görev aldığı ile ilgili haber ve kaynaklar bulunmaktadır (https://www.trthaber.com/haber/turkiye/meclisin-sadik-sahitleri-kavaslar-845477.html).
AVUSTURYALI YAZAR STEFAN ZWEIG, “BIZANS’IN FETHI’’ ADLI ESERINDE FATIH SULTAN MEHMET’IN ISTIHBARATA KARŞI KOYMAYA NE KADAR ÖNEM VERDIĞINI; “BÜTÜN BÜYÜK ASKERÎ HAREKETLERDE DÜŞMANA INDIRILEN KESIN DARBE, HER ZAMAN SÜRPRIZ BASKINLAR YOLUYLA ELDE EDILMIŞTIR. SULTAN MEHMET’IN ÜSTÜN DEHASI VE ASKERÎ YETENEĞI BIR KERE DAHA TARIHTEKI YERINI ALIYOR. HIÇ KIMSE ONUN PLANININ FARKINDA OLMAMIŞTIR. BU DÂHI SULTAN, BIR KERESINDE KENDI KENDINE ŞÖYLE DEMIŞ: “EĞER SAKALIMIN BIR TELI BILE AKLIMDAN GEÇENLERI ÖĞRENMIŞ OLSAYDI, ONU HEMEN YOLARDIM.” İŞTE TOPLARI KENT SURLARINI GÜMBÜR GÜMBÜR DÖVÜP PARÇALARA AYIRIRKEN, BÖYLESINE TEDBIRLI BIR INSANIN BUYRUĞU, BÜYÜK BIR TITIZLIKLE YERINE GETIRILIYOR ŞIMDI.” SATIRLARIYLA VURGULAMIŞTIR.
Osmanlıda bazı durumlarda karşı istihbarat stratejisi olarak propaganda yöntemi de kullanılmıştır. Bu şekilde hasım devletin korkutulması ve yanıltılması hedeflenmiştir. Bu şekilde hasım devlet ya hata yapacaktır veya harekete geçemeyecektir. Semendire Beyi Evrenosoğlu Ahmed Bey, Macar Kralına hizmet eden iki casusu yakalamış ve padişaha durumu arz etmiştir. Padişah II. Bayezid iki esir casusun öldürülmemesini, Modon, Koron ve Navarin (1500) savaşlarından elde edilen esirlerin öldürülmelerinin izletilmesini emretmiştir. Müneccimbaşı Tarihi’nde bahsedildiği üzere salıverilen bu iki esir gördükleri dehşet sahnelerini ulaştıklarında kral’a anlattıklarında kral dehşete kapılmış ve başına gelebilecekleri düşünerek isyan etmekten vazgeçmiştir. Bu olay propaganda amaçlı yapılan karşı istihbarata güzel bir örnektir.
Diğer yandan casusların faaliyetlerinin akamete uğratılması için ödüllendirme yöntemi de Osmanlı Devletinde çok etkin kullanılmıştır. Teşvik amacıyla casusluğu tespit edenlere ve yakalayanlara ödüller verimiştir. Lefkoşe Kalesi’ndeki askerlerin silah, teçhizat ve donanımları hakkında bilgi almaya çalışan bir casus Yeniçerilerce yakalanmıştır. Ödül olarak Yeniçerilerden 6’sı solak, sipahi ve silahdar yapılarak, 2’si ise günlük ulufeleri birer akçe artırılarak ödüllendirilmişlerdir (BOA,11 Temmuz 1570).
Osmanlı Devletinde istihbarata ve istihbarata karşı koyma faaliyetlerine kurumsal seviyede olmasa da oldukça fazla önem verilmiştir. Devlet ricali bu konuda oldukça hassas davranmaktadır. “Bilmesi Gereken’’ prensibi o devirlerde titizlikle uygulanmakta idi. Sadrazam Canikli Ali Paşa'nın Enderun'daki adamları vasıtasıyla ‘Padişah'ın kendine olan itimadını araştırttığı' örneğini vererek ve halkın Enderun'dan sızan bilgilere 'Padişah'ın ağzından duyulmuş bilgi' gözüyle baktığını belirterek sefer konularını mahrem olmayan kişiler yanında konuşmaması niyazına dair Sultan I. Abdülhamid'e sunduğu arz ve Padişah'ın da 'değil sefer, devlete ait en küçük bir meseleyi bile mabeynciler ile konuşmadığına' dair bu arz üzerine yazdığı 1785 tarihli hatt-ı hümayun. Osmanlı arşivlerinde yer alan belgede Sadrazam Canikli Ali Paşa, Sultan I. Abdülhamit’e hitaben; "Sefer edeceğim." ve; "Seferim vardır." deyu mübarek lisan-ı hümâyunlarından mahremle- rin gayrısı mevcud oldukları hâlde bir kelâm sudûr etmemesini niyaz ederim. Zira taşra- ya aksediyor. Lâkin aksetdiren kimdir, bilsem bilâ-izn-i hümâyun cezasını verirdim. Böyle hain her kim ise cezasını bulur. Hatta Canik-li Ali Paşa; "Acaba şevketli efendimizin benim hakkımda itimad-ı hümâyunları nicedir?" deyu dâima Enderun-ı Hümâyun'da tefahhus et- dirir olduğunu söylemişler idi. Ma‘lûm-ı âlî- leri buyurulmak için iş‘âr olundu. Enderun-ı Hümâyun'da 'sahîh söyler' diyecek bir âdemin yalan olarak bir rivayeti olsa ve ol rivayetin hilâfını doğru olarak bu kulunuzdan istimâ‘ eyleseler; "Enderûn'dan haber veren Padişah'dan işitmişdir; doğru söyler." deyu halk ona itimad eder. Mücerred ma‘lûm-ı âlîleri olup sefer ri- vayeti ve sefer telaşı izhâr buyurulmamak için ihtara cesaret olundu. Fermân efendimindir.’’ şeklinde konuyu arz etmiştir.
Padişah bu müracaata “değil sefer, devlete ait en küçük bir meseleyi bile mabeynciler ile konuşmadığına” dair bu arz üzerine hatt-ı hümayun yazarak cevap vermiştir. Bu olayda en önemli husus Sadrazam’ın çekinmeden, can korkusu hissetmeden Padişahı istihbarat ve istihbarata karşı koyma konusunda uyarabilmesidir.
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Türk Devlet geleneğinde ve Türklerin tarihinde hatta göçebe devirlerinde dahi günümüzden farklı düzeyde de olsa istihbarat ve istihbarata karşı koyma faaliyetlerine özel önem verilmiştir. Bu hayatın ve varlığın devamı için gerekli bir unsur olarak kabul görmüştür. Yukarıdaki örneklerde ve izahlarda esasen bu önemi ve devamlılığı vurgulamaya çalıştım. Günümüzde ise istihbarat artık devletin dış politikası, savunma sanayii, teknolojik faaliyetleri, kritik personel atama uygulamaları, terörle mücadele, milli güvenlik, iç güvenlik ve kolluk uygulamaları gibi neredeyse tüm sektör ve alanlarda çok önemli bir faaliyettir. Yapılacak bir hata tüm milletin zararına sonuçlara yol açabilmektedir.
a.İstihbarat savunmanın bir parçasıdır. İyi seviyede bir istihbarat ile askeri harcamalar azaltılabilir. Savaş ortamında güçlü istihbarat; kaynakların ve kanın idareli ve yerinde kullanılmasını sağlayarak çatışmaları kısaltır. Barışta ise; devletler ve milletler arasındaki belirsiz alanları azaltır, milletlerarasında bir denge kurar, bu şekilde güçlü ve proaktif bir istihbarat faaliyeti barışa ve istikrara hizmet etmenin en önemli yoludur. İstihbarat modern devletlerin başarı kazanmasında veya başarısızlığa uğramasında çok önemli bir faktördür. Bunun aksi eksiklik ise karanlıkta yürümek, sürekli şok olaylara maruz kalmak gibidir.
b.Karar alıcıların “Kassandra Kompleksi’’ ne kapılmadan akılcılık, tarihselcilik, teknoloji ve bilim ve sayamadığımız daha başka yol ve yöntemleri kullanarak elde edilen istihbaratı; zamanında ve etkin olarak tüm milletin yararına kullanmaları gerekmektedir.
c.İstihbarat personeli genel kolluk personeli değildir. İstihbarat teşkilatı ve personeli devletin istihbarat ihtiyaçlarını karşılamak ve ilgililere iletmek üzere çalışmalar yürütür (2937 S.K.). Genel Kolluk personelinin ifade alma, arama, el koyma vb. adli kolluk faaliyetlerini (Türkiyede adli makamlara bağlı adli kolluk teşkilatı henüz oluşturulamamıştır.) istihbarat personelinin de yerine getirebilmesi ile ilgili düzenleme kimliklerinin ifşa olması ve benzeri mahzurlara sebep olabileceğinden dolayı zaman içinde uygulama sonuçlarına bakılarak yeniden değerlendirilmesi gereken bir husustur. (https:// www.mit.gov.tr/yetki-ve-sorumluluklar. html)
KAYNAKÇA
OKÇABOL, D. (2016) Türk Zabıta Tarihi ve Teşkilat Tarihçesi,Polis Akademisi yayınları, Ankara.
YÜKSEL,A. (2017) Yeniçeri Ocağı, Bozulma ve Casusluk, Journal of History Studies
NİYAZİ; M. (2014) Kanije, Ötüken Yay. İstanbul.
ENGİN, N. (1998) Osmanlı Devletinde Kölelik, M.Ü. İlahiyat Vakfı Yay. İstanbul.
İLTER, E. (2022) Osmanlılarda İstihbarat, Avrasya Dosyası Uluslaarası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Dergisi, C.8,S.2) Ankara.
MADEN , F. (2019) İstanbul Bektaşileri, Gazi Kitabevi, Ankara.
GÜNDÜZ, İ. (2019) Osmanlılarda Devlet Tekke Münasebetleri, İbni Haldun Üniversitesi Yayınları, İstanbul.