İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASINDA ABD AÇISINDAN AVRUPA KITASININ KENDI IŞGALI ALTINDAKI BÖLÜMÜNDE EKONOMIK VE ASKERI BOYUTLU IKI ÖNCELIK ORTAYA ÇIKTI. GÜVENLIK BOYUTU, ALMANYA'NIN YENIDEN MILITARIZASYONUNUN KONTROL ALTINDA TUTULMASI VE GELECEKTEKI POTANSIYEL ÇATIŞMALARIN, ÖZELLIKLE FRANSA-ALMANYA ÇATIŞMASININ ÖNÜNE GEÇILMESI, SOVYETLER BIRLIĞI TEHDIDINE KARŞI BATI AVRUPA'NIN SAVUNMASININ SAĞLANMASINI KAPSARKEN, EKONOMIK BOYUTU SAVAŞIN TAHRIP ETTIĞI ÜLKELERIN YENIDEN AYAĞA KALDIRILMASINI KAPSIYORDU. BÖYLECE ABD ÖNCÜLÜĞÜNDE BATI AVRUPA’DA KITADA DAHA ÖNCE GÖRÜLMEMIŞ BIR ENTEGRASYON HAREKETI BAŞLATILDI.
İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Avrupa kıtasının ABD ve SSCB tarafından işgal edilmesinin bugüne kadar gelen çok önemli sonuçları oldu. Bunlardan ilki, savaş sonrası kurulan güvenlik mimarisinin, Avrupa’nın iç dengelerine ve ihtiyaçlarına değil, kıtayı kontrol altına alan ABD ve SSCB’nin kendi güvenlik önceliklerine dayalı olmasına bağlı olarak kurulmasıdır. İkincisi ise, Avrupa’nın parçalanması özellikle Rusya’nın Avrupa entegrasyonunun ve güvenlik mimarisinin dışında kalmasıdır.
Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra dağılan SSCB’nin yerini alan Rusya’nın Avrupa’ya entegre edilmesi şansı ABD’nin açgözlü politikaları sonucunda kaçırıldı. Sovyetler Birliği dağılırken, Batı dünyası yalnız bıraktığı Gorbaçov’un çaresizlik içinde kıvranışını ve SSCB’nin dağılmasını zafer duygusu ile coşarak seyretti. Ocak 1992'de, Sovyetler Birliği'nin resmen dağılmasından yaklaşık bir ay sonra, ABD Başkanı George H. W. Bush Birliğin Durumu konuşmasında bu çoşkunun etkisi ile şöyle söyledi: "Tanrı'nın lütfuyla, Amerika Soğuk Savaşı kazandı." Bu sözler sadece ABD’nin de ğil genel olarak Batı dünyasını n Soğuk Savaş ve SSCB hakkındaki yaklaşımını yansıtmaktadır.
SSCB’nin dağılmasından kısa bir süre sonra NATO bu zafer duygusu ile Sovyetler döneminde Rusya çevresinde bir tampon bölge oluşturan ülkelere doğru genişlemeye başladı. Ama Batı 1990'larda Avrupa için uygulanabilir bir güvenlik mimarisi oluşturmuş olsaydı, bugün Ukrayna'da savaş olmayabilirdi. Rusya ve Ukrayna arasındaki mevcut kriz bu anlamda Rusya ve Batılı güçler arasında 30 yıldır devam eden bir hesaplaşmanın yansımasıdır. Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra üretilen Avrupa düzeninin geleceğiyle ilgilidir.
Bu makale, günümüzde Avrupa’da ortaya çıkan güvenlik krizlerinin sebebinin, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan ancak ömrünü çoktan doldurmuş olmasına karşılık yerine kıtanın ihtiyaçlarına uygun bir modelin hayata geçirilmemesi olduğunu savunmakta ve Avrupa güvenlik mimarisinin geleceği için öneriler sunmaktadır.
AVRUPA GÜVENLIK MIMARISININ TARIHSEL EVRIMI
İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD açısından Avrupa kıtasının kendi işgali altındaki bölümünde ekonomik ve askeri boyutlu iki öncelik ortaya çıktı. Güvenlik boyutu, Almanya'nın yeniden militarizasyonunun kontrol altında tutulması ve gelecekteki potansiyel çatışmaların, özellikle Fransa-Almanya çatışmasının önüne geçilmesi, Sovyetler Birliği tehdidine karşı Batı Avrupa'nın savunmasının sağlanmasını kapsarken, ekonomik boyutu savaşın tahrip ettiği ülkelerin yeniden ayağa kaldırılmasını kapsıyordu. Böylece ABD öncülüğünde Batı Avrupa’da kıtada daha önce görülmemiş bir entegrasyon hareketi başlatıldı. Bu entegrasyon hareketinin başlangıcında ekonomik ve askeri hedefler daha belirgin iken, zaman içerisinde siyasi hedefler de öne çıkmaya başladı.
Ekonomik entegrasyon, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) ve Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) gibi girişimlerle ilerlerken, askeri entegrasyon ABD-SSCB bloklaşmasına bağlı olarak ABD’nin güvenlik önceliklerine ve hedeflerine göre şekillendi. Siyasi entegrasyon süreci ise, Avrupa kimliğinin ne olduğu konusunda ayrışan ve Genişlemeci ve Derinleşmeci olarak tanımlanan siyasi eğilimler tarafından şekillendirildi.
Askeri entegrasyon süreci ilk olarak, 1948 yılında Birleşik Krallık, Fransa ve Benelüks ülkeleri arasında imzalanan Brüksel Antlaşması ile Batı Birliği (Western Union) ile başlatıldı. Bu, kolektif savunma taahhüdü içeren bir anlaşma olsa da bölgesel kapasitesinin sınırlı olduğu kısa sürede anlaşıldı ve asıl dönüştürücü adım, 1949 yılında Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü'nün (NATO) kurulmasıyla atılmıştır.
NATO’nun kurulmasından sonra Soğuk Savaş boyunca, Avrupa ülkelerinin güvenlik politikaları büyük ölçüde ABD ve NATO'nun kolektif savunma şemsiyesi tarafından belirlendi. Bu süreçte, Avrupa'nın kendi içinde bir savunma kimliği oluşturma çabaları olsa da, NATO’nun oluşumu sonrasında bu çabalar başarısız oldu. En bilinen örnek, 1950'lerin başında önerilen Avrupa Savunma Topluluğu (AST) projesidir. Almanya'nın Avrupa ordusuna entegrasyonunu sağlayarak yeniden silahlanmasını kontrol altına almayı amaçlayan bu proje, ulusal egemenlik kaygıları ve Fransa Ulusal Meclisi'nin onayı almaması nedeniyle 1954 yılında rafa kaldırıldı. Fransa'nın NATO'nun entegre askeri kanadından 1966'da çekilmesi gibi istisnai durumlar, ulusal egemenlik ve otonomi arayışlarının bir göstergesi olsa da, bu tür adımlar genel güvenlik mimarisinin temelini değiştirmemiştir.
1989 Berlin Duvarı'nın yıkılması ve 1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılması, Avrupa güvenlik mimarisinde köklü bir dönüşümün başlangıcı olmuştur. Soğuk Savaş'ın sona ermesi ile AB Avrupa'daki komünizm sonrası ülkelerin katılım başvurularının hedefi haline geldi ve AB kendisini bir anda Avrupa’nın siyasi bütünleşmesi hedefi için öncü bir siyasi bir kurum rolünde buldu. Bu gelişme, AB içinde başlangıcından itibaren siyasi bir fay hattı olan derinleşmeciler ve genişlemeciler arasındaki tartışmaları yeniden alevlendirdi. Genişlemecilerin etkisi ile AB, 1 Mayıs 2004'te bir çırpıda üye sayısını 15'ten 25'e çıkardı.
2009 yılında ise "Doğu Ortaklığı", Ukrayna’da dahil olmak üzere Sovyet sonrası ülkelerin siyasi birliğini ve ekonomik bağlarını sağlamak için başlatıldı. Böylece AB dolaylı olarak yeni bir sorunun alevlenmesine karışmış oldu. Ukrayna Devlet Başkanı Yanukoviç, dört yıllık bir müzakere sürecinin sonunda, Ortaklık Anlaşması'nı imzalamayacağını açıkladığında, "Euromaidan", yani ikinci Ukrayna Devrimi, Şubat 2014'te patlak verdi.
Soğuk Savaş sonrasında ortaya çıkan krizler, özellikle Yugoslavya'nın dağılmasıyla patlak veren Balkanlar'daki kanlı çatışmalar, Avrupa'nın kendi arka bahçesindeki krizlere etkin bir şekilde müdahale edememesinin acı bir dersi olmuştur. Bu durum, AB'nin dış politika ve güvenlik alanında daha bütünlüklü bir yapıya ihtiyacı olduğunu açıkça göstermiştir. Nitekim, 1992 yılında imzalanan Maastricht Antlaşması ile Ortak Dış ve Güvenlik Politikası (ODGP) resmileştirilerek, AB'nin sadece ekonomik bir blok olmaktan çıkarak, dış politika ve güvenlik alanında da ortak bir aktör olma vizyonu ortaya konmuştur.
2009 yılında yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması, üye devletler arasında gönüllü olarak daha derin savunma işbirliğine olanak tanıyan yeni mekanizmalar sunmuştur. Ancak, bu kapsamlı mekanizmalara rağmen, OGSP’nın etkinliği siyasi irade eksikliği, çifte yapılanma (NATO ile örtüşen alanlar) ve üye devletler arasındaki çıkar farklılıkları gibi zorluklarla karşı karşıya gelmiş ve Avrupa Güvenliğinde Stratejik Özerklik arayışı istenilen seviyeye gelememiştir. Fakat, Ukrayna’nın işgali ile başlayan süreçte ortaya çıkan jeopolitik şoklar, Avrupa ülkelerini önceki krizlere göre çok daha ciddi bir aşamaya, Avrupa’nın kendisini yeniden tanımlama zorunluluğu ile karşı karşıya getirmiştir. Avrupa’nın ortaya çıkan jeopolitik şoklara ve çok hızlı değişen küresel düzene yönelik geliştireceği politikalar kıtanın geleceğini belirleyecektir.
AVRUPA GÜVENLIK ORTAMI, RUSYA'NIN UKRAYNA'NIN KIRIM YARIMADASI'NI ILHAK ETTIĞI VE DONBAS BÖLGESINDE ACIMASIZ BIR VEKALET SAVAŞI BAŞLATTIĞI 2014 YILINDA PARÇALANDI. ANCAK, RUSYA KENDI GÜCÜNÜN VE ZAAFIYETLERININ FARKINDA OLAN BIR ÜLKE. GELINEN AŞAMADA, RUSYA’NIN ÖNCELIĞI, ABD’NIN AVRUPA’DAN ÇEKILMESINI SAĞLAMAK VE AVRUPA GÜÇ DENGELERI IÇERISINDE YERINI YENIDEN ALMAK. RUSYA ŞIMDI, AVRUPA’DAN ÇEKILMEYE HAZIRLANAN YENI ABD YÖNETIMINI BIR FIRSAT PENCERESI OLARAK GÖRÜYOR VE MASAYA OTURMAYA HAZIR.
JEOPOLITIK ŞOKLAR VE AVRUPA GÜVENLIĞINDE PARADIGMA DEĞIŞIMI
Dünyamız içinde bulunduğumuz dönemde insanlık tarihindeki en kapsamlı değişim ve dönüşüm dönemini yaşıyor. Bu dönüşümü tetikleyen teknolojik, ekonomik, sosyal, siyasal, jeopolitik, demografik, çevresel değişim döngüleri dünya tarihinde nadir rastlanan bir biçimde aynı dönemde bir araya gelmiş durumda. Şu anda dünya bir mükemmel fırtına ortamı içerisine girdi.
Avrupa güvenlik ortamı, Rusya'nın Ukrayna'nın Kırım Yarımadası'nı ilhak ettiği ve Donbas bölgesinde acımasız bir vekalet savaşı başlattığı 2014 yılında parçalandı. Ancak, Rusya kendi gücünün ve zaafiyetlerinin farkında olan bir ülke. Gelinen aşamada, Rusya’nın önceliği, ABD’nin Avrupa’dan çekilmesini sağlamak ve Avrupa güç dengeleri içerisinde yerini yeniden almak. Rusya şimdi, Avrupa’dan çekilmeye hazırlanan yeni ABD yönetimini bir fırsat penceresi olarak görüyor ve masaya oturmaya hazır.
Öte yandan Çin, ABD'nin son dönemde yaşadığı istikrarsızlıkların, Batı dünyasının kendi arasında yaşadığı sorunların ve küresel düzeydeki büyük dönüşümlerin yarattığı kırılganlıkların kendileri için uygun bir zaman yarattığına inanıyor ama Çin artık yükselen bir güç olmadığının da farkında. Yavaşlayan büyüme, azalan kaynaklar, değişen nüfus yapısı, enerjiye bağımlılığın artması ve stratejik kuşatma gibi birçok endişe verici gelişmeyle uğraşıyor. Fırsatları ve riskleri her zaman çok iyi değerlendiren Çin devlet aklı mevcut şartlar altında savaşmak yerine, küresel ölçekte hak ettiği yeri almak için ABD ile masaya oturmayı daha kazançlı bir seçenek olarak görüyor.
Amerika ise, sosyal ve psikolojik olarak hızlı biçimde ve neredeyse her konuda ayrışıyor ve kutuplaşıyor. Bölünme ve çatışmalar, siyasal hayatın her alanına yayılmış durumda. ABD siyasetinde popülist ve aşırı sağ eğilimler güçlenmesi ve giderek artan siyasi bölünmüşlük karşısında ABD’nin bütünlüğünü koruyup korumayacağı tartışmaları dahi tartışılıyor.
Öte yandan ABD’nin küresel hegemonyasının temelini oluşturan askeri güç alanında da sıkıntılar yaşanıyor. ABD ordusu dünya tarihinde hava, kara ve denizlerde küresel olarak konumlanabilen ilk askeri güç olmuştu. Ancak son on yıl içindeki askeri teknolojilerin değişimi ve Rusya ve Çin’in bu teknolojileri ordularına uyarlamaktaki başarıları karşısında ABD tehlikeli bir şekilde geride kalıyor. Gelişmeler ABD’nin teknolojik olarak gelişmiş rakiplere karşı son derece farklı şartlarda savaş yapacağını ve savaşta çok sayıda askeri sistemi kaybedeceğini gösteriyor.
Bütün bu sorunların yanı sıra Çin ile rekabet ve teknolojik yarışın getirdiği baskılar ABD’nin küresel yükünü azaltma ve kendi sorunlarına yoğunlaşmaya yönlendirmiş durumda. Yeni yönetim bu kapsamda, önümüzdeki dönemde ABD kıtasında varlığını artırırken, küresel ölçekte varlığını azaltmak ve ülke içindeki ekonomik, sosyal sorunları çözmeye odaklanmak istiyor. Bunu yapabilmek için de Rusya ve Çin ile küresel güç dengesini yeniden müzakere etmeye hazırlar.
Bu şartlar altında önümüzdeki dönemde, ABD, Çin ve Rusya’nın kendi iç dengeleri dikkate alındığında, enerjilerini çatışma yerine kendi ihtiyaçları için harcamayı tercih edecekleri ve bu doğrultuda yakın bir gelecekte bir araya gelerek dünyayı küresel ölçekte nüfuz alanlarına ayıracakları öngörülebilir.
SONUÇ VE ÖNERİLER
Küresel dengelerin değişmesi ve ABD’nin Avrupa’dan çekilme ihtimali, bir refah adası yaratılmasına karşılık, küresel bir güç olamayan Avrupa’nın kendi kimliğini yeniden bulabilmesi ve Avrupa entegrasyonunun temelinde yatan değerlerin tüm kıtaya yayılabilmesi için bir fırsat penceresi açmış durumda. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’yı işgal eden ve bölen ABD ve Rusya şimdi Avrupa’yı birleştirebilirler ve birlikte yeni güvenlik paradigmalarına dayalı bir Avrupa Güvenlik mimarisi oluşturulabilirler. Avrupa’nın birleştirilmesini hedefleyen bu paradigmanın temelini oluşturacak öneriler şu şekilde sıralanabilir;
1-ABD somut bir plan dahilinde Avrupa’dan askeri gücünü çekmelidir. Trump yönetimini bunun için önümüzdeki dört yıl içinde Avrupa'daki ABD asker seviyelerini yarıya indiren gerçekçi, hedefli ve iki aşamalı bir plan hazırlayabilir. Amerika Birleşik Devletleri bu geçişi mümkün olduğunca kolaylaştırmak ve Avrupa savunmasının Avrupa liderliğine geçişini hızlandırmak için NATO'nun en üst komuta merkezi olan Avrupa Müttefik Yüksek Komutanlığı olarak bir Avrupalı generale bunu verebilir.
2- Rusya Ukrayna ile ateşkes ilan etmeli ve askerlerini Ukrayna’dan çekmelidir. Çekilmenin tamamlanması ve Rusya ve Ukrayna arasında barış anlaşmasının yapılmasından sonra, Rusya’nın Avrupa’nın askeri, siyasi ve ekonomik entegrasyonuna katılımı ile ilgili süreç başlatılmalı ve Avrupa’nın bölünmüşlüğü sona erdirilmelidir.
Sonuç olarak; İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan ekonomik, siyasi, askeri, teknolojik dengeler tamamen değişmiş durumda. Bu kapsamda Avrupa’nın bölünmüşlüğüne son vermenin, kendi kimliğini yeniden bulması ile küresel bir güç haline gelmesinin zamanı da geldi. Tarihsel önemdeki bu hedefin gerçekleşmesi için ABD’ye, Rusya’ya ve AB ülkelerine çok önemli roller düşüyor. Avrupa'daki ABD kuvvetlerinin küçültülmesi bu yeniden dengelemenin çok önemli bir parçası olabilir. Böylece Amerika Birleşik Devletleri hem kendisinin hem de Avrupa'nın iyiliği cesur bir adım atmış olur. Öte yandan, Rusya ve Batı Avrupa arasında 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ideolojik kamplaşmaya dayalı olarak ortaya çıkan ayrışmanın sonlandırılması ve Rusya’nın tekrar Avrupa ile entegrasyon sürecinin başlatılması gerekiyor. Bu adımlar atılabilirse, sadece Avrupa güvenliği ve barışı için değil dünya barışı ve güvenliği için tarihi bir gelişme ortaya çıkacaktır.
AVRUPA'DAKI ABD KUVVETLERININ KÜÇÜLTÜLMESI BU YENIDEN DENGELEMENIN ÇOK ÖNEMLI BIR PARÇASI OLABILIR. BÖYLECE AMERIKA BIRLEŞIK DEVLETLERI HEM KENDISININ HEM DE AVRUPA'NIN IYILIĞI CESUR BIR ADIM ATMIŞ OLUR. ÖTE YANDAN, RUSYA VE BATI AVRUPA ARASINDA İKINCI DÜNYA SAVAŞI’NDAN SONRA IDEOLOJIK KAMPLAŞMAYA DAYALI OLARAK ORTAYA ÇIKAN AYRIŞMANIN SONLANDIRILMASI VE RUSYA’NIN TEKRAR AVRUPA ILE ENTEGRASYON SÜRECININ BAŞLATILMASI GEREKIYOR. BU ADIMLAR ATILABILIRSE, SADECE AVRUPA GÜVENLIĞI VE BARIŞI IÇIN DEĞIL DÜNYA BARIŞI VE GÜVENLIĞI IÇIN TARIHI BIR GELIŞME ORTAYA ÇIKACAKTIR.
REFERANSLAR
. Barysch, Katinka (2023). "The EU's Geopolitical Awakening and Enlargement Prospects." Centre for European Reform Policy Brief. (Bu kaynağa referans eklemek için somut bir makale veya rapor adı gerekebilir.) . Biscop, Sven & Eren, Çağrı (2020). "Turkey, Europe and the Eastern Mediterranean: Time for a Reset?" Egmont Royal Institute for International Relations Policy Brief. . Brands, Hal (2018). American Grand Strategy in the Age of Trump. Brookings Institution Press. . Duchêne, François (1994). Jean Monnet: The First Statesman of Interdependence. W. W. Norton & Company. . Dunn, William & Posen, Barry R. (2021). "The European Quest for Strategic Autonomy." Survival, 63(1), 7-30. . Follesdal, Andreas & Hix, Simon (2006). "Why There Is a Democratic Deficit in the EU: A Response to Majone and Moravcsik". Journal of Common Market Studies, 44(3), 527-532. . Franke, Benedikt (2020). "PESCO: What it is and how it works." European Parliamentary2 Research Service Briefing. . Gheciu, Alexandra (2005). NATO in the New Europe: The Politics of International Socialization After the Cold War. Stanford University Press. . Hobolt, Sara B. (2016). "The Brexit vote: a challenge to the study of European integration." Journal of European Public Policy, 23(9), 1259-1271. . International Energy Agency (IEA) (2023). "Energy Security." Erişim Adresi: https://www.iea.org/topics/energy- security (Erişim tarihi: güncel bir tarih girilmeli) . Kaplan, Lawrence S. (1999). NATO and the United States: The Enduring Alliance. Twayne Publishers. . Krauthammer, Charles (1990). "The Unipolar Moment". Foreign Affairs, 70(1), 23-33. . Kriesi, Hanspeter & Pappas, Takis S. (Eds.). (2015). European Populism in the Shadow of the Great Recession. ECPR Press. . Kundnani, Hans & Wittner, Michael (2022). "Europe's Strategic Autonomy in the Shadow of the Ukraine War." Chatham House Research Paper. . Lukaszawski, Jerzy (1986). Europe: The Origins and Endurance of a Dream. Brussels, S.41. . Missiroli, Antonio (2011). "The EU's Battlegroups: A Work in Progress." European Union Institute for Security Studies Brief. . Mudde, Cas (2007). Populist Radical Right Parties in Europe. Cambridge University Press. . Orbán, Viktor (2014). "Speech at the 25th Bálványos Summer Free University and Student Camp." (Bu kaynağın tam tarihi veya yayın yeri gerekebilir.) . Özer, Savaş (2022). "Turkey's Role in the Russia-Ukraine War: A Balancing Act." TRT World Research Centre Brief. . Peterson, John & Sjursen, Helene (Eds.). (1998). A Common Foreign and Security Policy for Europe? Competing Visions. Routledge. . Pisciotta, Laura (2018). "The EU's Military Structures: EUMC, EUMS, and Battlegroups." European Parliamentary Research Service Briefing.