Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkiler, tarihsel olarak stratejik bir ortaklık çerçevesinde şekillenmiş, NATO ittifakının temel taşlarından biri olmuştur. Soğuk Savaş’tan günümüze uzanan bu ilişki, her iki ülkenin jeopolitik hedefleri doğrultusunda önemli bir işbirliği platformu sunmuştur. Son yıllarda, Türkiye’nin dış politikasında belirginleşen yeni bir diplomasi retoriği, bu ilişkinin dinamiklerini yeniden tanımlamaktadır. Bu retorik, ulusal çıkarları önceliklendiren, bağımsız, proaktif ve çok yönlü bir vizyonu yansıtmaktadır.
2025 YILININ SON ÇEYREĞI ITIBARIYLA IKI ÜLKE ARASINDAKI TICARET
HACMI 30 MILYAR DOLARI AŞMIŞ OLUP, BU RAKAM, EKONOMIK
ILIŞKILERIN DERINLIĞINI GÖSTERMEKTEDIR. TÜRKIYE, BU EKONOMIK
IŞBIRLIĞINI, KARŞILIKLI FAYDA ILKESINE DAYANDIRARAK, BAĞIMLILIK
YERINE ORTAKLIK ANLAYIŞINI BENIMSEMIŞTIR. TÜRKIYE’NIN KÜRESEL
SAHNEDEKI ARABULUCULUK ROLÜ, YENI DIPLOMASI RETORIĞININ EN
DIKKAT ÇEKICI UNSURLARINDAN BIRIDIR. UKRAYNA-RUSYA SAVAŞI’NDA
TAHIL KORIDORU ANLAŞMASININ SAĞLANMASINDA TÜRKIYE’NIN
OYNADIĞI KILIT ROL, BU YAKLAŞIMIN SOMUT BIR ÖRNEĞIDIR.
Esasen, Türkiye-ABD ilişkilerinin temeli, Soğuk Savaş döneminde ortak güvenlik çıkarlarına dayanıyordu. Türkiye, NATO’nun güney kanadında stratejik bir konuma sahip bir müttefik olarak, ABD ile yakın bir işbirliği geliştirdi. Bu dönemde, iki ülke arasındaki ilişki, bölgesel ve küresel tehditlere karşı ortak bir duruş etrafında şekillendi. Türkiye, Karadeniz’den Orta Doğu’ya uzanan coğrafyada bir köprü görevi üstlenirken, ABD, ekonomik ve askeri destek sağlayarak bu ittifakı güçlendirdi. Lakin, bu ilişki her zaman eşit bir ortaklık olarak değil, stratejik bir işbirliği olarak değerlendirildi. Türkiye, bu dönemde, kendi ulusal çıkarlarını koruma ve bağımsız bir dış politika izlesme arayışını sürdürmüştür. 2000’li yıllar ise, Türkiye’nin dış politikasında önemli bir dönüşüm dönemine işaret etmiştir. Nitekim 2002’de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara gelmesiyle, Türkiye’nin dış politika vizyonu daha geniş bir perspektife kavuştu. Bu dönemde, Türkiye yalnızca Batı’ya değil, aynı zamanda Asya, Afrika ve Orta Doğu’ya yönelik çok yönlü bir dış politika benimsedi. Bu yaklaşım, Türkiye-ABD ilişkilerine yeni bir boyut kazandırdı. 2003 yılında, Irak Savaşı öncesinde Türkiye’nin, ABD askerlerinin Türkiye topraklarını kullanmasına izin veren tezkereyi reddetmesi, Ankara’nın kendi ulusal çıkarlarını önceliklendirme iradesini ortaya koydu. Bu karar, Türkiye’nin bağımsız bir aktör olarak hareket etme kapasitesini vurgulayan önemli bir adımdı. Sonrasında 2010’lu yıllar, Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni fırsatlar ve işbirliği alanları getirdi. Suriye’deki gelişmeler, iki ülkenin bölgesel güvenlik konusundaki ortak çıkarlarını öne çıkardı. Türkiye, Suriye’de istikrarın sağlanması ve insani krizlerin hafifletilmesi için aktif bir rol üstlendi. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekâtları, Türkiye’nin bölgesel güvenliğe katkısını ve kendi güvenlik önceliklerini koruma kararlılığını gösterdi. Bu operasyonlar, aynı zamanda Türkiye’nin diplomasi retoriğinde proaktif bir yaklaşımı benimsediğini ortaya koydu. Ankara, yalnızca bölgesel değil, küresel meselelerde de inisiyatif alan bir aktör haline geldi. Öte yandan, Türkiye’nin yeni diplomasi retoriği savunma sanayii alanında kaydettiği ilerlemelerle güçlendi. İnsansız hava araçları (İHA), silahlı insansız hava araçları (SİHA) ve milli muharip uçak projesi gibi yerli üretim hamleleri, Türkiye’nin teknolojik özerkliğini artırdı. Tabii, bu gelişmeler, Türkiye-ABD ilişkilerinde ekonomik ve askeri işbirliğini yeni bir boyuta taşıdı.
2025 yılının son çeyreği itibarıyla iki ülke arasındaki ticaret hacmi 30 milyar doları aşmış olup, bu rakam, ekonomik ilişkilerin derinliğini göstermektedir. Türkiye, bu ekonomik işbirliğini, karşılıklı fayda ilkesine dayandırarak, bağımlılık yerine ortaklık anlayışını benimsemiştir. Türkiye’nin küresel sahnedeki arabuluculuk rolü, yeni diplomasi retoriğinin en dikkat çekici unsurlarından biridir. Ukrayna-Rusya Savaşı’nda tahıl koridoru anlaşmasının sağlanmasında Türkiye’nin oynadığı kilit rol, bu yaklaşımın somut bir örneğidir. Türkiye, ne Batı’nın ne de diğer aktörlerin tarafını tutarak, bağımsız bir arabulucu olarak hareket etti.
Bu girişim, ABD tarafından takdirle karşılandı ve Türkiye’nin küresel diplomasideki etkisini ortaya koydu. Türkiye’nin bu pozisyonu, yeni retoriğin çok kutuplu dünya düzenine uyum sağlama çabasını yansıtmaktadır. Ankara, yalnızca NATO çerçevesinde değil, Asya-Pasifik, Afrika ve Körfez ülkeleriyle de dengeli ilişkiler geliştirerek, küresel bir aktör olarak konumunu güçlendirmektedir.
Hiç kuşkusuz, NATO, Türkiye-ABD ilişkilerinin temelini oluşturan bir çimento olmaya devam etmektedir. Türkiye’nin, ittifakın en büyük ikinci ordusuna sahip olması ve jeostratejik konumu, iki ülkeyi ortak çıkarlar etrafında birleştirmektedir. Karadeniz’deki güvenlik dinamikleri, Orta Doğu’daki enerji koridorları ve küresel ticaret yolları, Türkiye’nin vazgeçilmezliğini artırmaktadır. ABD, Türkiye’nin bu stratejik önemini tanımakta ve işbirliğini sürdürmek için çaba göstermektedir. Örneğin, enerji güvenliği ve bölgesel istikrar gibi alanlarda iki ülke, ortak projeler geliştirmekte ve karşılıklı çıkarları desteklemektedir. Zaten Türkiye’nin yeni diplomasi retoriği, kamuoyu tarafından da desteklenmektedir. Ayrıca yurttaşlarımızın büyük çoğunluğu, ülkenin bağımsız ve proaktif bir dış politika izlemesini olumlu karşılamaktadır. Elbette bu durum, hükümetin dış politika kararlarında halkın beklentilerini dikkate almasını sağlamaktadır. Yeni retorik, yalnızca diplomatik bir duruş değil, aynı zamanda iç politik dinamiklerle uyumlu bir stratejidir. Türkiye, bu yaklaşımıyla, küresel sahnede yalnızca bir müttefik değil, aynı zamanda kendi gündemini belirleyen bir aktör olarak hareket etmektedir.
TÜRKIYE-ABD ILIŞKILERININ, BU YENI RETORIĞIN ŞEKILLENDIRDIĞI BIR ÇERÇEVEDE
GELIŞMESI BEKLENMEKTEDIR. İKI ÜLKE ARASINDAKI IŞBIRLIĞI, NATO’NUN ORTAK GÜVENLIK
HEDEFLERI VE BÖLGESEL ISTIKRAR GIBI ALANLARDA DEVAM EDECEKTIR. TÜRKIYE, EKONOMIK
VE ASKERI ÖZERKLIĞINI GÜÇLENDIREREK, BU ILIŞKIDE DAHA EŞIT BIR ORTAKLIK TALEP
ETMEKTEDIR. AYNI ZAMANDA, ASYA, AFRIKA VE KÖRFEZ ÜLKELERIYLE GELIŞTIRILEN
ILIŞKILER, TÜRKIYE’NIN ÇOK KUTUPLU BIR DÜNYA DÜZENINE UYUM SAĞLAMA ÇABASINI
DESTEKLEMEKTEDIR. BU, TÜRKIYE’NIN YALNIZCA BATI’YA DEĞIL, KÜRESEL ÖLÇEKTE TÜM
AKTÖRLERLE DENGELI BIR ILIŞKI KURMA HEDEFINI YANSITMAKTADIR.
Geleceğe bakıldığında ise, Türkiye-ABD ilişkilerinin, bu yeni retoriğin şekillendirdiği bir çerçevede gelişmesi beklenmektedir. İki ülke arasındaki işbirliği, NATO’nun ortak güvenlik hedefleri ve bölgesel istikrar gibi alanlarda devam edecektir. Türkiye, ekonomik ve askeri özerkliğini güçlendirerek, bu ilişkide daha eşit bir ortaklık talep etmektedir. Aynı zamanda, Asya, Afrika ve Körfez ülkeleriyle geliştirilen ilişkiler, Türkiye’nin çok kutuplu bir dünya düzenine uyum sağlama çabasını desteklemektedir. Bu, Türkiye’nin yalnızca Batı’ya değil, küresel ölçekte tüm aktörlerle dengeli bir ilişki kurma hedefini yansıtmaktadır. Nihayetinde, Türkiye-ABD ilişkilerindeki yeni diplomasi retoriği, Türkiye’nin dış politikasında bir paradigma değişimini temsil etmektedir. Ulusal çıkarları önceliklendiren, bağımsız, proaktif ve çok yönlü bir yaklaşımla, Türkiye, küresel sahnede kendi sesini duyurmaktadır. Bu retorik, yalnızca bir söylem değil, aynı zamanda Türkiye’nin jeopolitik gerçekliklere yanıt veren stratejik bir vizyonudur. Türkiye, NATO’nun vazgeçilmez bir üyesi olarak, ABD ile ortak çıkarlar etrafında işbirliğini sürdürecek, ancak bu işbirliğini eşitlik ve karşılıklı fayda temelinde şekillendirecektir. Dolayısıyla, bu yeni yaklaşım, Türkiye’nin yalnızca bölgesel değil, küresel bir aktör olarak yükselişini simgelemektedir ve bu yükseliş, uluslararası arenada giderek daha fazla yankı bulmaktadır.
EK: DIŞ POLITIKADA KARAR ALICILARA ÖNERILER
Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni diplomasi retoriğinin etkin bir şekilde sürdürülmesi ve bu ilişkinin daha sağlam bir temele oturtulması için Türk hariciyesine aşağıdaki önerileri sunmak istiyorum:
Stratejik İletişim Kanallarının Güçlendirilmesi: Türkiye, ABD ile mevcut iletişim kanallarını daha sistematik ve düzenli hale getirmelidir. Dışişleri Bakanlığı, Pentagon ve ABD Dışişleri Bakanlığı arasında düzenli üst düzey görüşmeler organize edilerek, yanlış anlamaların önüne geçilmeli ve ortak çıkarlar doğrultusunda daha etkili bir diyalog kurulmalıdır. Bu, özellikle bölgesel güvenlik ve enerji gibi kritik alanlarda güven artırıcı adımlar atılmasını sağlayacaktır.
Ekonomik İşbirliğinin Derinleştirilmesi: İki ülke arasındaki ticaret hacminin artırılması için ortak ekonomik projelere odaklanılmalıdır. Türk hariciyesi, ABD’li şirketlerle savunma sanayii, enerji ve teknoloji alanlarında işbirliklerini teşvik eden girişimler başlatmalı, aynı zamanda Türk firmalarının ABD pazarına erişimini kolaylaştıracak diplomatik adımlar atmalıdır.
Arabuluculuk Rolünün Kurumsallaştırılması: Türkiye’nin Ukrayna-Rusya tahıl koridoru gibi başarılı arabuluculuk deneyimlerinden hareketle, Hariciyemiz bu rolü kurumsallaştırmalıdır. ABD ile ortak arabuluculuk projeleri geliştirilerek, Türkiye’nin küresel sahnedeki tarafsız ve yapıcı rolü pekiştirilmelidir. Bu, özellikle Orta Doğu ve Afrika’daki çatışma bölgelerinde etkili olabilir.
Kamu Diplomasisinin Güçlendirilmesi: Türk hariciyesi, ABD kamuoyuna yönelik daha etkin bir kamu diplomasisi stratejisi geliştirmelidir. Kültürel etkinlikler, think-tank işbirlikleri ve akademik değişim programları aracılığıyla, Türkiye’nin vizyonu ve dış politika öncelikleri ABD toplumuna daha iyi anlatılmalıdır. Bu, iki ülke arasındaki algı farklarını azaltabilir.
Bölgesel Güvenlikte Ortak Projelerin Artırılması: Türkiye, NATO çerçevesinde ABD ile bölgesel güvenlik projelerinde daha fazla inisiyatif almalıdır. Karadeniz ve Akdeniz’deki güvenlik dinamiklerine yönelik ortak tatbikatlar ve istihbarat paylaşımı gibi adımlar, iki ülkenin stratejik ortaklığını güçlendirecektir.
TÜRKIYE-ABD ILIŞKILERINDEKI YENI DIPLOMASI RETORIĞI,
TÜRKIYE’NIN DIŞ POLITIKASINDA BIR PARADIGMA DEĞIŞIMINI
TEMSIL ETMEKTEDIR. ULUSAL ÇIKARLARI ÖNCELIKLENDIREN,
BAĞIMSIZ, PROAKTIF VE ÇOK YÖNLÜ BIR YAKLAŞIMLA, TÜRKIYE,
KÜRESEL SAHNEDE KENDI SESINI DUYURMAKTADIR. BU RETORIK,
YALNIZCA BIR SÖYLEM DEĞIL, AYNI ZAMANDA TÜRKIYE’NIN
JEOPOLITIK GERÇEKLIKLERE YANIT VEREN STRATEJIK BIR
VIZYONUDUR. TÜRKIYE, NATO’NUN VAZGEÇILMEZ BIR ÜYESI
OLARAK, ABD ILE ORTAK ÇIKARLAR ETRAFINDA IŞBIRLIĞINI
SÜRDÜRECEK, ANCAK BU IŞBIRLIĞINI EŞITLIK VE KARŞILIKLI FAYDA
TEMELINDE ŞEKILLENDIRECEKTIR. DOLAYISIYLA, BU YENI YAKLAŞIM,
TÜRKIYE’NIN YALNIZCA BÖLGESEL DEĞIL, KÜRESEL BIR AKTÖR
OLARAK YÜKSELIŞINI SIMGELEMEKTEDIR.
Çok Yönlü Diplomasiye Devamlılık: Türkiye, ABD ile ilişkilerini güçlendirirken, Asya, Afrika ve Körfez ülkeleriyle geliştirdiği çok yönlü ilişkileri sürdürmelidir. Türkiye Cumhuriyeti hariciyesi, bu dengeyi koruyarak, Türkiye’nin küresel sahnede bağımsız bir aktör olarak konumunu pekiştirmeli ve ABD ile ilişkilerde daha güçlü bir müzakere pozisyonu elde etmelidir.