2025 SONUNA KADAR 15 BININ ÜZERINDE DÜŞÜK YÖRÜNGE UYDUSU HEDEFLEYEN “QIANFAN” (BIN YELKEN) PROJESI, DOĞRUDAN ELON MUSK’IN STARLINK’INE RAKIP OLARAK TASARLANMIŞTIR. BU AĞ, SADECE KIRSAL BÖLGELERE YÜKSEK HIZLI INTERNET GÖTÜRMEKLE KALMAYACAK, AYNI ZAMANDA ÇIN’IN KENDI NAVIGASYON SISTEMI ÜZERINDEN DÜNYA ÇAPINDA MILIMETRIK HASSASIYETTE KONUM BILGISI SAĞLAYACAK, DENIZ AŞIRI OPERASYONLARDA ILETIŞIM KESINTIYE UĞRAMAYACAK VE EN ÖNEMLISI, ÇIN’IN KENDI VERI EGEMENLIĞINI TAMAMEN ELINDE TUTACAĞI BIR KÜRESEL ILETIŞIM OMURGASI OLUŞTURACAKTIR.
ÇİN'İN UZAY STRATEJİSİNİN TEMELLERİ
Çin Halk Cumhuriyeti’nin uzay stratejisi, 21. yüzyılın en kapsamlı ve uzun vadeli güç projelerinden biridir. Bu strateji, Çin Komünist Partisi’nin merkezi siyasi iradesi ile Halk Kurtuluş Ordusu’nun askeri hedeflerinin neredeyse tamamen iç içe geçtiği, sivil ile askeri ayrımının pratikte yok denecek kadar azaldığı bir yapı üzerine kurulmuştur. Çin’in uzay programı, artık yalnızca bilimsel keşif ya da ulusal prestij aracı olmanın çok ötesine geçmiş ve ekonomik egemenlik, stratejik caydırıcılık, küresel iletişim hakimiyeti ve olası bir büyük güç çatışmasında rakiplerini kör etme kapasitesi yaratma hedeflerinin tamamını birden taşıyan bir ulusal güvenlik projesine dönüşmüştür.
Çin’in uzay politikası, 1956’da Qian Xuesen’in ülkeye dönüşüyle başlayan füze çalışmalarından bugüne kadar kesintisiz bir devlet iradesiyle yürütülmektedir. Mao döneminde Sovyet yardımıyla başlayan süreç, 1960’larda yardımın kesilmesiyle tamamen kendi kaynaklarına dayalı bir yola girmiş, 1970’te ilk uyduyu yörüngeye yerleştirerek “iki bomba, bir uydu” projesini tamamlamıştır. Bu, Çin için sadece teknik bir başarı değil, aynı zamanda Batı ve Sovyet bloku karşısında “ayağa kalktık” mesajıydı. Deng Xiaoping’in 1980’lerdeki reformları sırasında uzay programı bir süre yavaşlasa da, 1990’lardan itibaren insanlı uzay uçuşları ve ay keşif projeleriyle yeniden ivme kazandı. 2003’te ilk insanlı uçuş, 2011’de ilk uzay laboratuvarı, 2021’de ise kalıcı uzay istasyonunun ilk modülünün yörüngeye oturtulmasıyla Çin, ABD ve Rusya’dan sonra bağımsız olarak insan taşıyabilen ve sürekli insanlı istasyon işletebilen üçüncü ülke konumuna yükseldi. Şu an için dördüncü bir ülke yok.
2025 STRATEJİSİNİN DÖRT TEMEL EKSENİ
2025 itibarıyla Çin’in uzay stratejisi dört temel eksen etrafında dönmektedir: teknolojik bağımsızlık, küresel iletişim ve gözlem ağlarında hakimiyet, ay ve ötesinde kalıcı varlık kurma, ve uzayı bir savaş alanı olarak kontrol edebilme yeteneği.
Teknolojik bağımsızlık hedefi, Çin’in artık yabancı motor, yabancı elektronik ya da yabancı yazılım kullanmadan kendi roketlerini, uydularını ve uzay araçlarını tasarlayıp üretebilmesidir. Günümüzde Çin Halk Kurtuluş ordusu hava kuvvetleri, roket kuvvetleri ve stratejik destek kuvvetlerinin füze ve roketleri artık tamamen yerli motorlarla uçuş yapmaktadır. 2025’te deniz üstü platformlardan yapılan fırlatışlar ve yeniden kullanılabilir füze ve roket denemeleri, maliyetleri dramatik olarak düşürme ve fırlatma sıklığını artırma yolunda büyük mesafe kaydedildiğini gösteriyor. Çin, 2024’te 100’ün üzerinde başarılı fırlatış yaparak dünyada birinci sıraya yerleşmiş, 2025’te bu sayı 120’yi aşmıştır. Bu tempo, ABD’nin bile ulaşamadığı bir fırlatma ritmidir.
İkinci eksen, küresel ölçekte dev bir uydu takımyıldızı kurmaktır. 2025 sonuna kadar 15 binin üzerinde düşük yörünge uydusu hedefleyen “Qianfan” (bin yelken) projesi, doğrudan Elon Musk’ın Starlink’ine rakip olarak tasarlanmıştır. Bu ağ, sadece kırsal bölgelere yüksek hızlı internet götürmekle kalmayacak, aynı zamanda Çin’in kendi navigasyon sistemi üzerinden dünya çapında milimetrik hassasiyette konum bilgisi sağlayacak, deniz aşırı operasyonlarda iletişim kesintiye uğramayacak ve en önemlisi, Çin’in kendi veri egemenliğini tamamen elinde tutacağı bir küresel iletişim omurgası oluşturacaktır. Bu ağ aynı zamanda askeri iletişim için yedekli bir yapı sunar; karasal fiber optik hatlar kesilse ya da batı ülkeleri Çin’in denizaltı kablolarını kesse bile, Qianfan üzerinden kesintisiz komuta-kontrol mümkün olacaktır.
AY VE ÖTESİ: KAYNAK YARIŞI VE KOALİSYONLAR
Üçüncü eksen, ayda kalıcı üs kurma projesidir.
ÇIN, 2030 ÖNCESINDE AYIN GÜNEY KUTBUNA INSAN INDIRMEYI, 2035’E KADAR ISE AYDA SÜREKLI INSAN VARLIĞI VE BILIMSEL ARAŞTIRMA ISTASYONU KURMAYI HEDEFLEMEKTEDIR. BU ISTASYON, SADECE BILIMSEL DEĞIL, AYNI ZAMANDA HELYUM-3 GIBI GELECEKTE ENERJI KAYNAĞI OLABILECEK NADIR IZOTOPLARIN ÇIKARILMASI IÇIN DE ALTYAPI HAZIRLIĞI ANLAMINA GELMEKTEDIR. AYIN GÜNEY KUTBUNDA BULUNAN SU BUZU REZERVLERI, HEM ROKET YAKITI (HIDROJEN VE OKSIJEN) ÜRETIMI HEM DE UZUN SÜRELI INSAN VARLIĞI IÇIN HAYATI ÖNEMDEDIR.
Çin, bu bölgeyi uluslararası ortaklarla (Rusya, Pakistan, Belarus, Güney Afrika, Venezuela gibi ülkelerle) paylaşmayı teklif ederek, ABD’nin Artemis Anlaşmaları’na karşı kendi ay koalisyonunu kurmaktadır. Elbette ki 2026’da başlayacak Chang’e-7 ve Chang’e-8 misyonları, bu bölgede kaynak kullanımı ve üs inşası teknolojilerini test edecektir.
UZAYIN ASKERİ BOYUTU VE KARŞI-UZAY KAPASİTESİ
Dördüncü ve en kritik eksen ise uzayın askeri boyutudur. Çin, uzayı “yeni komuta yüksekliği” ve “stratejik sınır bölgesi” olarak tanımlamaktadır. Halk Kurtuluş Ordusu, 2024’teki büyük yeniden yapılanma ile uzay operasyonlarını doğrudan Genelkurmay’a bağlı ayrı bir kuvvet haline getirmiştir. Bu kuvvet, uydu tabanlı istihbarat, erken ihbar, hassas vuruş, elektronik harp ve karşı-uzay operasyonlarını tek çatı altında yönetmektedir. Çin’in askeri doktrini, olası bir çatışmanın ilk dakikalarında rakibin uzay varlıklarını kör etme, sağır etme ve felç etme üzerine kuruludur. Bunun için çok katmanlı bir karşı-uzay cephaneliği geliştirilmiştir. Özellik ve niteliklerine gelirsek:
. Yer tabanlı kinetik füzelerle alçak yörüngedeki uyduları vurma (2007’de yapılan test bunun kanıtıdır), . Yüksek yörüngede manevra yapabilen, başka uydulara yaklaşarak mekanik kollarla ya da patlayıcılarla devre dışı bırakabilen “uydu avcıları”, . Yer tabanlı yüksek güçlü lazer ve mikrodalga silahlarıyla uyduların optik sensörlerini kör etme ya da elektronik devrelerini yakma, . Siber saldırılarla uydu kontrol merkezlerini ele geçirme ya da komut zincirini bozma, . Elektromanyetik darbe üreten nükleer silahları yüksek irtifada patlatarak geniş alanlarda uydu filolarını devre dışı bırakma.
Çin, 2025 itibarıyla jeosenkron yörüngede (35.786 km irtifada) yakıt ikmali ve onarım yapabilen uydulara sahip tek ülkedir. Bu, teorik olarak bir Amerikan erken uydu ihbar sistemini ya da iletişim uydusunu aylarca takip edip, uygun anda devre dışı bırakabileceği anlamına gelir. Aynı zamanda Çin’in kendi askeri uyduları, bu sayede yıllarca görev yapabilecek şekilde ömrü uzatılabilmektedir.
İDEOLOJİK MEŞRUİYET VE STRATEJİK HEDEFLER
Çin Komünist Partisi’nin bu stratejideki rolü sadece finansör ya da yönlendirici değildir; aynı zamanda ideolojik meşruiyet kaynağıdır. Her büyük uzay başarısı (aydan numune getirme, uzay istasyonunun tamamlanması, Mars’a iniş gibi) iç politikada partinin “Çin milletini yeniden büyük yapma” vaadinin somut kanıtı olarak sunulur. Xi Jinping, uzay istasyonuna canlı bağlantılarda gençlere “uzay rüyası”ndan bahsederken, aslında partiyle milletin kader birliğini pekiştirmektedir. Uzay programı, Çin’de milyonlarca gencin mühendislik ve fen bilimlerine yönelmesinin de temel motivasyonlarından biridir. Parti, bu başarıları aynı zamanda Batı’ya karşı “100 yıllık aşağılanma dönemini bitirdik” anlatısının en güçlü görsel kanıtı olarak kullanır.
Askeri boyutta ise Çin’in stratejisi açıkça “ilk vuruşu yememek, ama ilk vuruşu yapabilecek kapasitede olmak” üzerine kuruludur. Tayvan senaryosu en kritik test alanıdır. Çin, ABD’nin Pasifik’teki uydu bağımlılığını çok iyi analiz etmiştir: Amerikan uçak gemilerinin hareketi, füze savunma sistemlerinin çalışması, insansız hava araçlarının yönlendirilmesi, hatta askerlerin bireysel GPS cihazları tamamen uzay varlıklarına bağlıdır. Çin’in amacı, çatışmanın ilk saatlerinde bu bağımlılığı keserek ABD’nin “sisli savaş” (fog of war) içinde kalmasını sağlamaktır. 2025’te yapılan tatbikatlarda, Çin donanmasının okyanus ortasında kendi navigasyon uyduları olmadan 10 gün boyunca tam koordinasyonla hareket edebildiği gösterilmiştir. Aynı tatbikatlarda, simüle edilmiş karşı-uzay saldırılarıyla Amerikan kuvvetlerinin yüzde 70 oranında kör edildiği raporlanmıştır.
SONUÇ
Çin’in uzay stratejisinin en dikkat çekici yanı, tüm bu askeri hazırlığı “barışçıl kullanım” söylemiyle örtmesidir. Resmi belgelerde sürekli “uzayın insanlığın ortak mirası olduğu”, “askeri amaç gütmedikleri” tekrarlanır. Ancak aynı belgelerin askeri versiyonlarında “uzay hakimiyeti olmadan zafer mümkün değildir” açıkça yazılır. Bu çifte dil, hem uluslararası hukuku ihlal etmekle suçlanmayı zorlaştırır hem de iç kamuoyunda “savunmacı” bir imaj yaratır.
Nihayetinde, Çin’in 2025 itibarıyla uzay stratejisi, artık bir “yükselen güç” projesi olmaktan çıkıp, doğrudan “küresel hegemon adayı”nın en kritik silahı haline gelmiştir. Ayda kalıcı üs, düşük yörüngede on binlerce uydu, yeniden kullanılabilir roket filosu, karşı-uzay cephaneliği ve hepsinin üzerinde parti-ordu bütünleşmesiyle Çin, 2035’e kadar uzayda ABD ile denk, bazı alanlarda (fırlatma sıklığı, karşı-uzay kapasitesi, ayın güney kutbuna erişim gibi) önde olmayı hedeflemektedir. Bu, sadece teknik bir yarış değil, aynı zamanda 21. yüzyılın jeopolitik gücünün yeniden tanımlanması anlamına gelmektedir. Çin, uzayı ele geçirenin dünyayı yöneteceğini çok iyi anlamış ve bu doğrultuda geri dönüşü olmayan bir yola girmiştir.