İSRAIL’IN “HASBARA” STRATEJISI YALNIZCA BIR KAMU DIPLOMASISI ARACI DEĞIL, AYNI ZAMANDA ULUSLARARASI KAMUOYUNU MANIPÜLE EDEN BIR SÖYLEM MÜHENDISLIĞI MEKANIZMASIDIR. BU KAVRAM, 20. YÜZYILIN ORTALARINDAN ITIBAREN İSRAIL’IN KURUMSAL POLITIKASINA DÖNÜŞMÜŞ VE ÖZELLIKLE 1967 ARAP-İSRAIL SAVAŞI’NDAN SONRA HIZLA YAYGINLAŞMIŞTIR. HASBARA, ESASEN “İSRAIL’IN KENDINI ANLATMASI” OLARAK SUNULSA DA GERÇEKTE FILISTIN’IN HAKLI MÜCADELESINI GÖRÜNMEZ KILMAYA, İSRAIL’IN IŞGAL VE SALDIRILARINI ISE “MEŞRU MÜDAFAA” ADI ALTINDA PAZARLAMAYA HIZMET ETMEKTEDIR.
İsrail Başbakanı Netanyahu’nun son dönemde TikTok ve X platformları için yaptığı açıklamalar İsrail’in yaptığı dijital propaganda ve psikolojik harekâtı gözler önüne serdi. İsrail, bu platformlarda İsrail’in Gazze’de yürüttüğü saldırıları meşrulaştırmaya, uluslararası kamuoyunun tepkilerini manipüle etmeye ve “haklı savaş” algısını pekiştirmeye çalışmaktadır. Bu durum İsrail’in yalnızca sahada değil, aynı zamanda dijital arenada da yoğun bir mücadele yürüttüğünü ortaya koymaktadır.
Bu bağlamda İsrail’in uzun yıllardır sistematik bir biçimde geliştirdiği hasbara stratejisi dikkat çekmektedir. “Hasbara” kelimesi İbranice’de “açıklama, izah” anlamına gelse de siyasal pratikte tam karşılığı propaganda ve söylem mühendisliğidir. İsrail devletine yakın düşünce kuruluşlarının hazırladığı strateji belgeleri uluslararası kamuoyunu etkilemek, İsrail’in politikalarını meşrulaştırmak ve Filistinlilerin haklı mücadelesini kriminalize etmek amacıyla hazırlanmıştır. İsrail’in küresel söylem stratejilerini ortaya koyan belgeler bu propagandanın özellikle Batı dünyasına ve uluslararası medya organlarına yöneldiğini açıkça göstermektedir.
Bugün gelinen noktada hasbara yalnızca klasik medya üzerinden değil, sosyal medya algoritmaları, içerik yönlendirmeleri ve dijital kampanyalar aracılığıyla yürütülmektedir. Netanyahu’nun X ve TikTok paylaşımları, bu stratejinin güncel bir uzantısıdır: gençleri hedef alan kısa videolar, duygusal manipülasyon içeren sloganlar ve “İsrail’in varoluş mücadelesi” söylemi aynı propaganda zincirinin parçalarıdır.
LITERATÜR ÇERÇEVESI
İsrail’in “hasbara” stratejisi yalnızca bir kamu diplomasisi aracı değil, aynı zamanda uluslararası kamuoyunu manipüle eden bir söylem mühendisliği mekanizmasıdır. Bu kavram, 20. yüzyılın ortalarından itibaren İsrail’in kurumsal politikasına dönüşmüş ve özellikle 1967 Arap-İsrail Savaşı’ndan sonra hızla yaygınlaşmıştır. Hasbara, esasen “İsrail’in kendini anlatması” olarak sunulsa da gerçekte Filistin’in haklı mücadelesini görünmez kılmaya, İsrail’in işgal ve saldırılarını ise “meşru müdafaa” adı altında pazarlamaya hizmet etmektedir.
Kampf ve Katriel, hasbarayı İsrail’in kamu diplomasisinde özel bir pratik olarak tanımlar. (Kampf, Z. & Katriel, T. (2016). Hasbara and Public Diplomacy. Israel Studies Review, 31(1), 50-70.) Ona göre hasbara, yalnızca bir “iletişim” faaliyeti değil ideolojik bir yeniden çerçeveleme aracıdır. Bu yönüyle hasbara, İsrail’in uluslararası hukuka aykırı eylemlerini aklamak için kullanılan bir diskur üretimidir.
İsrail’in propaganda belgeleri incelendiğinde –özellikle 2009 yılında The Israel Project (TIP) tarafından hazırlanan Global Language Dictionary– kullanılan dilin bilinçli olarak duygusal, dramatik ve manipülatif olduğu görülmektedir. (The Israel Project. (2009). Global Language Dictionary. Washington D.C.) Bu belgede İsrail yanlısı sözcülere, kamuoyunda “soykırım”, “işgal”, “savaş suçu” gibi kavramlardan kaçınmaları; bunun yerine “barış”, “güvenlik”, “tehdit”, “İsrail’in varoluş mücadelesi” gibi söylemleri öne çıkarmaları tavsiye edilmiştir. Bu, aslında hakikatin üstünü örten sistematik bir psikolojik savaş tekniğidir.
Ne var ki hasbara yalnızca İsrail’in savunma refleksi olarak değil aynı zamanda saldırgan bir araç olarak da işlev görmektedir. Filistinlilerin sivil kayıpları, bombalanan okullar ve hastaneler uluslararası medyada gündeme geldiğinde İsrail bu görüntüleri “Hamas’ın kalkan olarak kullandığı” iddiasıyla manipüle etmekte; böylece kendi işlediği suçları Filistinlilere fatura etmektedir. Bu tavır yalnızca siyasal bir ikiyüzlülük değil, aynı zamanda uluslararası hukukun ve insanlığın aşağılanmasıdır.
Buna karşılık Filistin tarafı güçlü bir kurumsal kamu diplomasisi inşa edememiştir. Filistin’in dağınık siyasi yapısı, farklı fraksiyonların rekabeti ve kurumsal zafiyetleri, İsrail’in hasbara üstünlüğüne karşı güçlü bir alternatif üretilememesine yol açmıştır. (Sayigh, Y. (2010). Hamas Rule in Gaza: Three Years On. Middle East Brief, Brandeis University.) Bu sessizlik İsrail’in söylem sahasında neredeyse tek taraflı hâkimiyet kurmasına imkân tanımaktadır. Sonuçta literatür, hasbaranın bir propaganda olmanın ötesinde hakikati kolonize eden bir söylem düzeni olduğunu ortaya koymaktadır. İsrail’in son yıllarda özellikle sosyal medyayı –X, TikTok, Instagram– bu stratejiye eklemesi, propagandayı daha kitlesel ve doğrudan hale getirmiştir. Bu da yalnızca bölgesel bir sorun değil, küresel bir bilgi savaşı meselesine işaret etmektedir.
NETANYAHU’NUN DIJITAL HASBARASI VE SÖYLEM MÜHENDISLIĞI
Netanyahu, yalnızca İsrail’in başbakanı olarak değil aynı zamanda bir propaganda aktörü olarak da uluslararası arenada öne çıkmaktadır. Özellikle TikTok ve X platformları hakkında yaptığı son açıklamalar İsrail’in klasik devlet propagandasını dijital çağa uyarladığını ortaya koymaktadır. Netanyahu’nun videolarında seçtiği dil, jestler, kullandığı kavramlar ve hedef aldığı kitle, hasbara belgelerinde yıllar önce tarif edilen stratejilerin birebir sahaya sürülmüş hâlidir.
2009’da hazırlanan Global Language Dictionary belgesinde İsrail yanlısı sözcülere şu tavsiyeler verilmişti:
• “Barış” ve “güvenlik” kelimelerini sık kullanın, • İsrail’in varlığını “tehdit” altında gösterin, • Filistinlileri “terör” ve “radikalizm” kavramlarıyla eşleştirin, • İsrail’in saldırılarını “savunma refleksi” olarak tanımlayın. (The Israel Project. (2009). Global Language Dictionary. Washington D.C.)
Bugün Netanyahu’nun TikTok videolarına bakıldığında, bu dil stratejisinin güncellenmiş versiyonunun sahada olduğu görülmektedir. Kısa ve hızlı tüketilen videolarda İsrail’in “hayatta kalma mücadelesi” vurgulanmakta, Filistinlilerin yaşadığı toplu ölümler ise ya yok sayılmakta ya da “Hamas’ın kalkan olarak kullanması” söylemiyle normalleştirilmektedir. Böylece İsrail’in soykırım suçları, algoritmaların da yardımıyla milyonlarca insana süslü yalanlar olarak servis edilmektedir.
Netanyahu’nun bu yaklaşımı aslında bir çaresizlik göstergesidir. Sahada askeri üstünlüğünü kanla sürdürmeye çalışan İsrail, zihinlerde bu gerçeği gizlemek için kelimeleri silah gibi kullanmaktadır. Ancak bu söylem mühendisliği hakikati yok etmeye yetmemektedir.
NETANYAHU, YALNIZCA İSRAIL’IN BAŞBAKANI OLARAK DEĞIL AYNI ZAMANDA BIR PROPAGANDA AKTÖRÜ OLARAK DA ULUSLARARASI ARENADA ÖNE ÇIKMAKTADIR. ÖZELLIKLE TIKTOK VE X PLATFORMLARI HAKKINDA YAPTIĞI SON AÇIKLAMALAR İSRAIL’IN KLASIK DEVLET PROPAGANDASINI DIJITAL ÇAĞA UYARLADIĞINI ORTAYA KOYMAKTADIR. NETANYAHU’NUN VIDEOLARINDA SEÇTIĞI DIL, JESTLER, KULLANDIĞI KAVRAMLAR VE HEDEF ALDIĞI KITLE, HASBARA BELGELERINDE YILLAR ÖNCE TARIF EDILEN STRATEJILERIN BIREBIR SAHAYA SÜRÜLMÜŞ HÂLIDIR.
Avrupa’nın pek çok kentinde liman işçileri, üniversite öğrencileri, sanatçılar ve sivil toplum örgütleri İsrail’in propagandasına değil Gazze’deki çocukların acılarına kulak vermektedir. Filistin cephesinde ise bu noktada ciddi bir eksiklik göze çarpmaktadır. Filistin direnişi sahada bir varlık gösterse de küresel kamu diplomasisi alanında kurumsal bir bütünlük sağlayamamaktadır. Bu nedenle İsrail’in ürettiği söylemler Batılı medya tarafından daha kolay yeniden dolaşıma sokulmakta, Filistin’in haklı davaları ise çoğu zaman “radikal hareketler” etiketi altında görünmezleştirilmektedir. (Sayigh, Y. (2010). Hamas Rule in Gaza: Three Years On. Middle East Brief, Brandeis University.)
HASBARA, ÖZÜ ITIBARIYLA YALNIZCA BIR ILETIŞIM FAALIYETI DEĞIL, HAKIKATIN IŞGALIDIR. NETANYAHU’NUN TIKTOK VE X’TEKI SÖYLEMLERI BU IŞGALIN DIJITAL YÜZÜDÜR. İSRAIL, SILAHLARLA GAZZE’NIN TOPRAKLARINI, YALANLARLA ISE DÜNYANIN ZIHINLERINI KUŞATMA ALTINA ALMAK ISTEMEKTEDIR.
DIJITAL ALGORITMALAR VE HASBARANIN YENI YÜZÜ
Geleneksel hasbara stratejileri 20. yüzyıl boyunca daha çok basılı medya, televizyon ve diplomatik söylemler üzerinden yürütülmekteydi. Ancak dijital çağ bu stratejiyi daha hızlı, daha yaygın ve daha tehlikeli bir boyuta taşımıştır. Bugün Netanyahu’nun ifşa ettiği durum yalnızca “kamuoyunu bilgilendirme” çabası değil, aynı zamanda algoritmalar aracılığıyla milyonlara pompalanan dezenformasyon paketleridir.
Sosyal medya algoritmaları kullanıcıların dikkatini en çok çeken, en çok duygusal tepki uyandıran içerikleri öne çıkarmaktadır. İsrail bu mekanizmayı ustalıkla kullanmakta; dramatik görüntüler, tek taraflı açıklamalar ve sansürlenmiş savaş sahneleri üzerinden küresel bir bilgi bombardımanı yapmaktadır. Hasbara belgelerinde önerilen “duygusal dil” ve “tehdit algısı yaratma” stratejileri bu algoritmik yapılar sayesinde bir çarpan etkisiyle çok daha geniş kitlelere ulaşmaktadır.
Örneğin Gazze’de bombalanan bir okulun görüntüsü uluslararası basında yer aldığında İsrail’in resmi hesapları anında devreye girerek “Hamas’ın sivil alanları üs olarak kullandığı” iddiasını yaymakta ve bu içerik algoritmaların önceliği sayesinde milyonlarca kişiye daha hızlı ulaşmaktadır. Bu, modern çağda hakikatin manipülatif teknolojiler eliyle boğulması anlamına gelmektedir. Dahası, İsrail’in bu stratejileri yalnızca uluslararası kamuoyunu değil, kendi iç kamuoyunu da hedef almaktadır. İsraillilere sürekli “varoluş mücadelesi” söylemi pompalanarak toplumun savaşa ve şiddete rıza göstermesi sağlanmaktadır. Bu noktada hasbara yalnızca dış dünyaya yönelik bir propaganda değil, aynı zamanda içerdeki toplumsal direncin mühendisliğidir.
Filistin tarafında ise böylesi bir dijital karşı hamle görülmemektedir. Filistinlilerin haklı davaları, çoğu zaman bireysel aktivistlerin paylaşımları veya diasporadaki küçük inisiyatiflerle duyurulmakta; kurumsal ve bütüncül bir kamu diplomasisi inşa edilememektedir. (Sayigh, Y. (2010). Hamas Rule in Gaza: Three Years On. Middle East Brief, Brandeis University.) Bu sessizlik, İsrail’in dijital sahadaki hâkimiyetini güçlendirmekte, Filistin’in gerçekleri ise algoritmaların arasında kaybolmaktadır.
SONUÇ VE TARTIŞMA
İsrail’in hasbara stratejisi yalnızca bir kamu diplomasisi aracı değil, aynı zamanda hakikatin sistematik biçimde çarpıtılması sürecidir. İsrail’in yürüttüğü dijital propaganda 2009 tarihli Global Language Dictionary belgesinde öngörülen dil stratejilerinin güncel bir versiyonundan ibarettir. “Barış”, “güvenlik” ve “tehdit” kavramları üzerinden kurulan söylem Gazze’deki çocukların ölümünü görünmez kılmakta; İsrail’in savaş suçları ise bir tür meşru müdafaa olarak sunulmaktadır.
Ancak gerçeklik bu söylem mühendisliğini çoktan aşmıştır. Avrupa’nın limanlarında gemiler durdurulmakta, üniversitelerde öğrenciler Filistin için meydan okumakta, Güney Afrika Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail’i soykırımla suçlamaktadır. İsrail’in propaganda aygıtı ne kadar güçlü olursa olsun, dünyanın vicdanı artık bu yalanları satın almamaktadır. Bu, hasbaranın en büyük krizidir. Hakikati sonsuza kadar bastırmak mümkün değildir.
Buna karşılık Filistin tarafı hâlâ ciddi bir kamu diplomasisi zaafı yaşamaktadır. Haklı davalarını küresel ölçekte temsil edecek kurumsal mekanizmalar, profesyonel iletişim stratejileri ve dijital organizasyonlar yeterince gelişmiş değildir. Filistin’in sahada gösterdiği direnişi söylem düzeyinde de gösterebilmesi, İsrail’in propaganda üstünlüğünü kırmanın en önemli şartıdır. Aksi takdirde İsrail’in yalanları, dijital çağın algoritmaları sayesinde milyonlarca insana hakikatmiş gibi ulaşmaya devam edecektir.
Bu bağlamda, İsrail’in hasbara stratejisi uluslararası hukuk açısından da bir sınavdır. BM kararlarının sistematik biçimde veto edilmesi, UCM ve UAD süreçlerinin geciktirilmesi, hakikatin uluslararası düzlemde de manipüle edildiğini göstermektedir. İsrail, işlediği suçları örtbas etmek için kelimeleri silah olarak kullanmakta; uluslararası sistem ise bu silahların gölgesinde etkisizleşmektedir. Bu, yalnızca Filistin için değil, tüm insanlık için tehlikeli bir durumdur. Çünkü hakikatin kolonize edilmesi, insanlığın ortak vicdanının da işgal edilmesi anlamına gelmektedir.
İsrail’in propaganda düzeni ve hasbara stratejisi artık daha açık, daha şeffaf bir şekilde teşhir edilmelidir. Akademi, medya, sivil toplum ve uluslararası hukuk aktörleri, yalnızca İsrail’in sahadaki suçlarına değil, aynı zamanda kelimeler üzerinden yürüttüğü bu bilgi savaşına da karşı durmalıdır. Filistin’in sessizliği ise stratejik bir kayıp olarak görülmemeli, aksine küresel dayanışma ağlarıyla telafi edilmelidir. Bugün Filistin davası yalnızca askeri bir direniş değil, aynı zamanda hakikati savunma mücadelesidir. Ve bu mücadele, insanlığın onur mücadelesidir.
İŞGALİN DUVARLARINI YARAN KÜRESEL İRADE
Sumud Filosu, yalnızca denize açılan bir insani yardım girişimi değil, aynı zamanda küresel siyasetin vicdan sınavı oldu. Filo, işgalin en karanlık yüzünü görünür kıldı ve Gazze’ye yönelik kuşatmanın meşruiyetsizliğini uluslararası kamuoyuna bir kez daha hatırlattı. Uluslararası hukukun ve insan haklarının ihlaller karşısında nasıl yeniden gündeme taşınabileceğinin güçlü bir örneği haline gelen filo için geniş bir uluslararası katılım sağlandı, Avrupa’dan Afrika’ya, Latin Amerika’dan Asya’ya uzanan bir aktivist ağı Gazze’ye doğru yelken açarak İsrail’in baskı ve müdahalelerine rağmen işgalcinin güvenlik söyleminin ardına sakladığı şiddet düzenini bir kez daha açığa çıkardı.
Sumud Filosu’nun başarısı üç temel düzlemde okunabilir. Bölgesel düzlemde, Filistin çevresindeki başkentlerin sessizliğe gömüldüğü bir ortamda bu sivil eylem kuşatılmış Gazze’nin nefes borusu oldu. Uluslararası düzlemde, farklı kıtalardan gelen katılımcılar, Filistin meselesini yalnızca Orta Doğu’ya sıkıştıran dar jeopolitik çerçeveyi kırdı, meseleyi küresel bir adalet sorunu haline getirdi. Normatif düzlemde ise Sumud Filosu devletlerin terk ettiği değerler alanını yeniden sahneye taşıdı, uluslararası hukukun, insani normların ve vicdanın hâlâ etkili bir karşı güç olabileceğini gösterdi. İsrail’in müdahalelerine rağmen geri adım atmayan filo, yalnızca Gazze’ye ulaştırdığı mesajla değil işgalin karşısında yükselen küresel iradeyi somutlaştırmasıyla da tarihe geçti. Bu eylem, İsrail’in politik yalnızlığını derinleştiren, işgalin sürdürülemezliğini bir kez daha ilan eden bir dönüm noktası oldu.