Büyük güçlerin uzay stratejileri, 2025 Kasım itibarıyla insanlık tarihinin en net ayrım çizgisini oluşturmuştur. Çin, “yörünge sel” stratejisiyle alçak yörüngeyi, orta yörüngeyi ve jeosenkron hattı aynı anda doldurarak mutlak gözetleme ve müdahale hâkimiyeti kurmayı hedeflemektedir; her ay 10-15 yeni istihbarat ve ASAT (Anti Satellite Weapons: Uydu karşıtı silah) uyduları fırlatarak rakibin manevra alanını sıfırlamayı ilke edinmiştir. Amerika Birleşik Devletleri, “miras varlıkları koruma ve gecikmeli yenileme” stratejisiyle hâlâ 2010’ların devasa, milyarlarca dolarlık tekil uydularını korumaya çalışmakta; hızlı yayılma (proliferation) yerine “dayanıklılık” söylemiyle zaman kazanmaya çalışmakta, fakat endüstriyel tempo ve siyasi karar alma süreçlerinin yavaşlığı yüzünden her geçen ay arayı kapatmak yerine açmaktadır. Rusya, “kırık cam caydırıcılığı” stratejisine geçmiş durumdadır. Yeni uydu üretemediği için elindeki doğrudan yükseliş anti-uydu füzelerini ve yüksek irtifa nükleer elektromanyetik darbe kapasitesini “ben kaybedeceksem herkes kaybeder” tehdidi olarak tutmaktadır. Avrupa Birliği ise “parçalı egemenlik ve ittifaka bağımlılık” stratejisiyle ulusal filolarını bir türlü ortak komuta ve veri havuzuna dönüştürememekte; Fransız, İtalyan, Alman sistemleri kaliteli olsa da Çin’in günlük veri hacminin %10’unu bile karşılayamamaktadır. Hindistan “New Space” hamlesiyle agresif bir yükseliş sergilerken, Japonya ve Güney Kore Amerikan şemsiyesi altında sınırlı ama yüksek kaliteli kapasiteyle yetinmektedir. Türkiye ise bu tablonun tam ortasında, metre altı çözünürlüğe ulaşmış yerli sistemleriyle bağımsız bir ses çıkarmaya çalışmaktadır.
BIR ASIRDIR DEVLETLER GÜÇLERINI ÜÇ KLASIK TEORIYE GÖRE ÖLÇÜYORDU: KARA, DENIZ VE HAVA HÂKIMIYETI. HALFORD MACKINDER 1904’TE “HEARTLAND’I (SIBIRYA’DAN ORTA AVRUPA’YA UZANAN DEV IÇ ALAN) KONTROL EDEN DÜNYAYI KONTROL EDER” DEDIĞINDE, ALFRED MAHAN 1890’DA “DENIZ GÜCÜNE SAHIP OLAN DÜNYA GÜCÜNE SAHIPTIR” DEDIĞINDE, GIULIO DOUHET 1921’DE “HAVA ÜSTÜNLÜĞÜNÜ ELE GEÇIREN SAVAŞI KAZANIR” DEDIĞINDE, HEPSI KENDI ÇAĞLARININ HAKIKATINI IFADE EDIYORDU. 2025’TE BU ÜÇ TEORI AYNI ANDA GEÇERLILIĞINI YITIRDI. ÇÜNKÜ ASTROPOLITIKA, KARA, DENIZ VE HAVA HÂKIMIYETINI AYNI ANDA SIFIRLAYABILEN TEK ÜST HÂKIMIYET TEORISI OLARAK ORTAYA ÇIKTI
Bu beş farklı strateji, 2025’te tek bir gerçeği kristal berraklığında ortaya koymaktadır: Uzayda tempo ve ölçek üstünlüğünü ele geçiren Çin, astropolitikanın kurallarını, normlarını ve nihayetinde sonucunu tek başına belirlemektedir. Jeopolitik, karalar ve denizler üzerinden güç ve egemenlik mücadelesidir; astropolitika ise aynı mücadelenin artık yeryüzünün dışına, yörüngeye, Ay’a ve Lagrange noktalarına taşındığı yeni biçimidir. Dünya üzerindeki hâkimiyet, Dünya’dan değil, Dünya’nın etrafındaki yörüngelerden yönetiliyor. Ve bu yörüngelerin tartışmasız hâkimi, Çin Halk Cumhuriyeti’dir. Bu, duygusal bir değerlendirme değil, 2025’in soğuk, somut verilerinin zorunlu kıldığı bir tespittir.
Bir asırdır devletler güçlerini üç klasik teoriye göre ölçüyordu: kara, deniz ve hava hâkimiyeti. Halford Mackinder 1904’te “Heartland’i (Sibirya’dan Orta Avrupa’ya uzanan dev iç alan) kontrol eden dünyayı kontrol eder” dediğinde, Alfred Mahan 1890’da “Deniz gücüne sahip olan dünya gücüne sahiptir” dediğinde, Giulio Douhet 1921’de “Hava üstünlüğünü ele geçiren savaşı kazanır” dediğinde, hepsi kendi çağlarının hakikatini ifade ediyordu. 2025’te bu üç teori aynı anda geçerliliğini yitirdi. Çünkü astropolitika, kara, deniz ve hava hâkimiyetini aynı anda sıfırlayabilen tek üst hâkimiyet teorisi olarak ortaya çıktı.
KARA HÂKİMİYETİNİN SONU
Kara hâkimiyeti, fiziki işgal, savunma derinliği ve lojistik üstünlüğüne dayanıyordu. 2025’te bir zırhlı tümenin hareketi, Çin’in Gaofen-14 serisi uyduları tarafından 18 santimetrelik çözünürlükle gerçek zamanlı izleniyor; yakıt ikmali yaptığı benzin istasyonu, mühimmat deposu, komutanının aracı anında işaretleniyor. Mach 5+ hızda atmosferde süzülüp manevra yapabilen hipernosik silah (Hipersonik glide vehicle) 12 dakika içinde o tümeni haritadan silebiliyor. “Savunma derinliği” kavramı yok oldu; 2.000 km gerideki bir üs, artık 12 dakikalık mesafededir.
DENİZ HÂKİMİYETİNİN SONU
Deniz hâkimiyeti, ticaret yollarını ve boğazları tutmaya dayanıyordu. 2025’te bir Amerikan uçak gemisi grubu Güney Çin Denizi’nde seyrederken, Beidou-4 ağı santimetre düzeyinde konumunu belirliyor, Ocean-3 uyduları sintine suyunun sıcaklığına kadar veri topluyor, Yaogan-41 elektronik istihbarat uyduları radar ve haberleşme frekanslarını 3 saniyede haritalıyor. DF-27 hipersonik füzesi 9 dakikada gemiye ulaşıyor ve hiçbir savunma sistemi durduramıyor. Mahan’ın “denizde karar muharebesi” kavramı artık denizde değil, 36.000 km yukarıda veriliyor.
HAVA HÂKİMİYETİNİN SONU
Hava hâkimiyeti, ilk vuruş ve komuta-kontrol imhasına dayanıyordu. 2025’te bir F-35 filosu pistteyken Çin’in quantum radar destekli Yaogan-53 uydusu tarafından tespit ediliyor; kalkıştan 42 saniye sonra koordinatları güncelleniyor, 11 dakika içinde üsse saldırı geliyor. Havada bile olsa Beidou sinyali karıştırıldığında pilot kendi konumunu kaybediyor. “Hava üstünlüğü” artık 100 km’ye kadar geçerli; onun ötesinde Çin’in ASAT uyduları devrede. Astropolitika ise, bu üç teoriyi aynı anda geçersiz kılan üst hâkimiyettir. Erişim küresel ve eşzamanlıdır; yeniden ziyaret süresi 9-15 dakikaya inmiştir; müdahale hızı saniyelere düşmüştür. Çin bir Gaofen-14 uydusunu 42 milyon dolara üretirken, Amerikan muadili 1,8 milyar dolar tutuyor. Çin bir uyduyu 11 ayda yörüngeye yerleştirirken, Amerika aynı süreci 7-9 yılda tamamlıyor. Uzayda bir uydu kaybedildiğinde geri getirmek pratikte imkânsızdır; enkaz zincirleme felaket yaratır. Klasik teorilerde zafer gürültüyle ilan edilirdi; astropolitikada zafer, sessizce, bir uydu kör edildiğinde, bir sinyal kesildiğinde gerçekleşir.
TÜRKIYE BU YENI GERÇEKLIKTE KRITIK BIR KAVŞAKTADIR. TÜRKIYE’NIN ILK YERLI VE MILLÎ YÜKSEK ÇÖZÜNÜRLÜKLÜ GÖZLEM UYDUSU İMECE, GÖKTÜRK UYDUSUNUN YENI VARYASYONLARI VE TÜRKSAT 6A ILE ÖNEMLI MESAFE KAT EDILDI VE YERLI OPTIK SISTEMLER METRE ALTINA INMIŞTIR. SENTETIK AÇIKLIKLI RADAR KAPASITESI GELIŞTIRILMEKTEDIR. ANCAK BU KAPASITE ÇIN’IN GÜNLÜK VERI AKIŞININ BINDE BIRI BILE DEĞILDIR. DAHA ÖNEMLISI, BAZI KRITIK ALT SISTEMLER HÂLÂ YABANCI MENŞEILIDIR. DOLAYISIYLA, ÇIN’IN LIDERLIK ETTIĞI ASTROPOLITIK DÜZENDE BU BAĞIMLILIK, STRATEJIK KÖRLÜK RISKI YARATMAKTADIR.
TEKNİK VERİLERLE ÇİN ÜSTÜNLÜĞÜ
2025’in teknik rakamları bu üstünlüğü çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Çin, 2023’te 67, 2024’te 103, 2025’in ilk on ayında 114 başarılı fırlatma gerçekleştirdi; toplam fırlatma sayısı Amerika’nın neredeyse üç katı. Yörüngedeki aktif uydu sayısı 680’i aştı ve bunların %78’i doğrudan istihbarat, gözetleme, keşif ve ASAT görevine ayrıldı. Gaofen-11 serisinin son üyeleriyle optik çözünürlük 18 cm’ye, radar çözünürlüğü 8 cm’ye indi. Her 9 dakikada bir Dünya’nın herhangi bir noktası yeniden görüntülenebiliyor. Beidou sistemi küresel kapsayıcılığını %100’e çıkardı ve santimetre düzeyinde kesinlik sunuyor. Shijian-25 serisi karşı-uzay uyduları robotik kol ve plazma tabanlı yönlendirilmiş enerji sistemleriyle donatıldı; 2025’te üç ayrı yakınlık operasyonu gerçekleştirdi ve hedef uydulara 3 metreden daha yakın mesafeye kadar yaklaşıp hiçbir enkaz yaratmadan geri çekildi.
Tabiki, Çin’in bu üstünlüğünün temelinde, 2015’te ilan ettiği Askerî-Sivil Füzyon Stratejisi’nin tam anlamıyla hayata geçmesi yatmaktadır. Changguang Satellite Technology, Zhuhai Orbita, GalaxySpace gibi görünüşte özel şirketler, gerçekte Stratejik Destek Kuvvetleri’nin uzay kanadı olarak çalışıyor. Bu yapı, maliyet etkinliği ve üretim temposu açısından rakipsiz bir avantaj sağlıyor. Çin, 2025’te tek bir günde 18 uyduyu aynı roketle yörüngeye yerleştirdiğinde, Amerikan Uzay Kuvvetleri Komutanlığı’nın brifing odasında derin bir sessizlik yaşandı. Hiç kuşkusuz, Amerika Birleşik Devletleri hâlâ en büyük uydu filosuna, en gelişmiş sensörlere ve en geniş ittifak ağına sahip. Lakin bu avantajlar artık yeterli değil. Amerikan sistemlerinin çoğu 2010’lu yılların teknolojisine dayanıyor; yenileme süreçleri Kongre’deki bütçe tartışmalarına takılıyor. Yeni nesil optik uydular 2022’de onaylanmasına rağmen hâlâ fırlatılamadı. Çin ise her ay yeni bir filo konuşlandırıyor. Rusya yaptırımların etkisiyle yeni nesil istihbarat uydusu fırlatamıyor; elinde kalan anti-uydu füzeleri ve yüksek irtifa EMP kapasitesi ancak intikam silahı olarak işlev görebilir. Avrupa ulusal ego ve bütçe kısıtları arasında sıkışmış durumda; ortak bir Avrupa uydusu hâlâ yok. Hindistan hızlı yükseliyor ancak Çin’in günlük veri hacminin onda biri düzeyinde kalıyor.
TÜRKİYE VE STRATEJİK BAĞIMSIZLIK
Artık Türkiye bu yeni gerçeklikte kritik bir kavşaktadır. Türkiye’nin ilk yerli ve millî yüksek çözünürlüklü gözlem uydusu İMECE, Göktürk uydusunun yeni varyasyonları ve TÜRKSAT 6A ile önemli mesafe kat edildi ve yerli optik sistemler metre altına inmiştir. Sentetik açıklıklı radar kapasitesi geliştirilmektedir. Ancak bu kapasite Çin’in günlük veri akışının binde biri bile değildir. Daha önemlisi, bazı kritik alt sistemler hâlâ yabancı menşeilidir. Dolayısıyla, Çin’in liderlik ettiği astropolitik düzende bu bağımlılık, stratejik körlük riski yaratmaktadır.
Astropolitikanın en çarpıcı sonucu, uluslararası hukuk ve normlar alanında kendini gösteriyor. 1967 Dış Uzay Antlaşması “barışçıl kullanım” diyor ama tanımlamıyor. Çin bu gri alanı ustalıkla kullanıyor; tüm karşı-uzay operasyonlarını “teknik deney” ya da “enkaz temizleme” olarak sınıflandırıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde kınama önerisi geldiğinde veto hakkını masaya koyuyor. Böylece astropolitikada kuralları koyan taraf oluyor. Tabii, bu yeni gerçeklik yeryüzündeki güç dengelerini de yeniden şekillendiriyor. Afrika’dan Güney Amerika’ya, Orta Asya’ya kadar birçok ülke artık Çin’in uydu tekliflerini tercih ediyor: siyasi şart yok, kredi var, teslimat 18 ay. 2025’te Nijerya, Etiyopya, Pakistan ve Bolivya, Çin yapımı istihbarat uydularını yörüngeye yerleştirdi. Bu ülkeler kendi bölgelerindeki Amerikan veya Fransız askerî hareketlerini artık Çin’in gözleriyle izliyor.
INSANLIK TARIHINDE ILK KEZ BIR GÜÇ, KARA, DENIZ VE HAVA HÂKIMIYETINI AYNI ANDA GEREKSIZ KILABILECEK BIR ÜSTÜNLÜĞE SAHIP OLMUŞTUR. BU GÜÇ ŞIMDILIK ÇIN’DIR. ELBETTE KI, BU ÜSTÜNLÜK GEÇICI BIR TEKNOLOJIK SIÇRAMA DEĞIL; ÜRETIM MODELI, MALIYET AVANTAJI, STRATEJIK DOKTRIN VE SIYASI IRADE BÜTÜNLÜĞÜYLE DESTEKLENEN YAPISAL BIR HÂKIMIYETTIR. GÖKYÜZÜNÜ KAYBEDEN, YERYÜZÜNDE DE KAYBEDER. ANAHTAR ŞU ANDA PEKIN’IN ELINDEDIR VE SESSIZCE DÖNMEYE DEVAM EDIYOR. GELECEK ON YIL, BU HÂKIMIYETIN YA PEKIŞECEĞI YA DA ÇOK BÜYÜK BIR MALIYETLE MEYDAN OKUNACAĞI BIR DÖNEM OLACAKTIR.
KAYNAKÇA
. İçişleri Bakanlığı İç Güvenlik Stratejileri Başkanlığı, “Dünyadan Örneklerle Siber Güvenlik Stratejileri ve Siber Uzay”, 2020. . KEİN, John, “Space Warfare: Strategy Principles and Policy”, Routledge Publishing House, 2024, ABD, Birleşik Krallık.