MOSSAD, AMAN ILE BIRLIKTE ISTIHBARAT HAVUZU OLUŞTURARAK, AMAN’A BAĞLI 8200 BIRIMI ILE INSAN VE SINYAL ISTIHBARATININ BIR TÜR BIRLEŞIMI OLAN HUGINT SISTEMINI KURDU. BU SISTEM, BIRIM 8200“ÜN İRANLI HEDEFLERE TEKNIK AÇIDAN NÜFUZ EDEBILMESI IÇIN MOSSAD ELEMANLARININ KULLANILMASI ESASINA DAYANIYORDU. BU FAALIYETLERIN YÜRÜTÜLMESINDE, TZOMET’IN ÖZEL OPERASYONLAR BIRIMI BAŞKANI OLAN YOSSI COHEN’IN ÖNEMLI GÖREVLER ÜSTLENDIĞI BILINMEKTEDIR. COHEN LIDERLIĞINDEKI MOSSAD’IN İRAN BÖLÜMÜ, 2004 YILINDA HUGINT SISTEMI SAYESINDE İRAN DEVLETININ ILETIŞIM SISTEMINE SIZMAYI BAŞARMIŞTIR.
Mossad ve Aman’ın, Yükselen Aslan operasyonunda İran hedeflerine yönelik gerçekleştirdiği operasyonlar istihbarat başarısı olarak değerlendirilmiştir. İran Genelkurmay Başkanı, Devrim Muhafızları liderleri ve nükleer çalışmalarda yer alan bilim insanlarına yönelik bu hedefli öldürme operasyonlarının gerçekten bir “istihbarat başarısı” olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği sorusu önem taşımaktadır. Doğru tanımlamanın yapılabilmesi için istihbarat örgütlerinin analitik işlevleri ile operasyonel işlevlerinin net bir biçimde ayrıştırılarak tanımlayıcı kavramların üretilmesi gerekmektedir.
ANALITIK VE OPERASYONEL İŞLEVLERIN AYRIMI
İstihbarat örgütlerinin analitik işlevi, bir hedefe yönelik bilgilerin derlenerek işlenmesi şeklinde tanımlanabilir. Operasyonel yön ise, ortaya konulan tehdide karşı neyin, nasıl ve ne zaman yapılacağının planlanarak uygulanmasıdır. Bu bağlamda İsrail’in hedefli öldürme faaliyetlerinde kısmi analitik yön bulunmakla birlikte baskın olan operasyonel boyuttur. Bu tarz faaliyetlerde analitik yönün göreceli olarak zayıf olarak değerlendirilmesinin temel sebebi, öldürülecek hedefler seçildikten sonra yalnızca bu eylemin nasıl gerçekleştirileceğine dair bilgilerin derlenmesidir.
Örneğin İsrail istihbarat topluluğu, Hizbullah’ın bir dönem lideri olan Abbas Musavi’nin öldürülmesinden sonra yerine Hasan Nasrallah’ın geçeceğini öngörememiş ve Musavi’nin, Nasrallah ile kıyaslandığında daha ılımlı bir isim olduğunu belirtmiştir. Hedef olarak seçilen kişilerin öldürülmesinin ardından yerlerine kimin geçeceği, bu tasfiyenin hedef örgüt veya devlet sistemi içerisindeki etkileri hakkında istihbarat üretmek yerine, varsayımlar temelinde harekete geçilmektedir.
Hedefli öldürmelerin temel amacı, hedef devletin karar alma ve komuta düzenini kısa süreli bozarak mekanizmanın sağlıklı işlemesini engellemektir. Bu minvalde operasyonel birimlerin temel ihtiyacı, öldürülecek hedeflerin günlük rutinleri ile ilgili bilgilerdir. Bu bilgiler, hedefin nasıl öldürüleceğine göre değişmektedir.
Hiç iz bırakmadan yapılacak bir suikast için gerekli bilgiler ile füze veya patlayıcı ile öldürülecek kişi hakkında toplanacak bilgiler farklılık göstermektedir. Örneğin, bir kişi evinde silahla öldürülecekse, ev ile ilgili keyzing bilgilerinin (kaçıncı katta olduğu, kaç odası olduğu, odaların konumu gibi) derlenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda hedefli öldürme operasyonlarında istihbarat toplama ihtiyacını belirleyen temel unsurun operasyonel ihtiyaçlar olduğu söylenebilir.
Operasyonel ihtiyaçların belirlenmesinde istihbarat örgütlerinin elindeki bilgilerin de önemi büyüktür. Bu bilgiler ışığında hedefli öldürme operasyonlarında toplama faaliyetleri ile operasyonlar arasında tamamlayıcılık olduğu görülmektedir. Bu tamamlayıcılık, “operasyonel istihbarat füzyonu” olarak adlandırılabilir.
OPERASYONEL İSTIHBARAT FÜZYONU
Füzyon kavramı, birleşme ve kaynaşma anlamına gelmekte ve iki maddenin birleşerek yeni bir form oluşturması şeklinde tanımlanmaktadır. Örneğin su, hidrojen ve oksijenin birleşmesinden oluşmakta ancak oluşan yeni form iki bileşeninden farklılaşmaktadır. Bu bakımdan operasyonel istihbarat füzyonu, toplama ve operasyon fonksiyonlarının birleşmesinden oluşan “yeni bir form” olduğu ileri sürülebilir. Operasyonel istihbarat füzyonu, insan istihbaratı, teknik istihbarat, siber istihbarat ve açık kaynak istihbaratı aracılığıyla elde edilen “gündelik ve teknik ham” bilgilerin işlenerek bütüncül ve eyleme dönüştürülebilir hale getirilmesi süreci şeklinde tanımlanabilir. Bu süreç, doğrudan operasyonel birimlerin zamanında ve etkili kararlar almasını sağlamayı amaçlar.
Füzyon, yalnızca bilgi toplamak değil, toplanan bilgilerin işlenerek operasyon sürecine entegre ederek sahada kullanılabilir hale getirmektir. Bu bağlamda operasyonel istihbarat füzyonunda, tüm toplama imkanları seferber edilerek operasyonel sürece entegre edilmekte ve doğru, zamanında, net ve operasyonel birimlere somut karar seçenekleri sunacak şekilde yapılandırılmaktadır. Bu doğrultuda, İsrail’in İran’ın nükleer silah geliştirme faaliyetlerine yönelik düzenlediği Yükselen Aslan Operasyonu’nu istihbarat başarısı olarak adlandırmak yerine “operasyonel istihbarat füzyon” başarısı olarak nitelendirmek doğru olacaktır. Mossad ve Aman, doğru, zamanında ve net bilgiler toplayarak etkili operasyonlar gerçekleştirmiştir. Peki, İran’ın nükleer faaliyetleri konusunda Mossad’ı bu düzeyde operasyonel hale kim getirdi sorusu önem taşımaktadır.
OPERASYONEL ISTIHBARAT FÜZYONU; INSAN ISTIHBARATI, TEKNIK ISTIHBARAT, SIBER ISTIHBARAT VE AÇIK KAYNAK ISTIHBARATI ARACILIĞIYLA ELDE EDILEN “GÜNDELIK VE TEKNIK HAM” BILGILERIN İŞLENEREK BÜTÜNCÜL VE EYLEME DÖNÜŞTÜRÜLEBILIR HALE GETIRILMESI SÜRECI ŞEKLINDE TANIMLANABILIR. BU SÜREÇ, DOĞRUDAN OPERASYONEL BIRIMLERIN ZAMANINDA VE ETKILI KARARLAR ALMASINI SAĞLAMAYI AMAÇLAR.
MOSSAD’IN PARADIGMA DEĞIŞIMI: ANALITIK İŞLEVDEN SALDIRI ODAKLI OPERASYONEL YÖNE EVRIM
1998 ve 2002 yıllarında Efrahim Halevy’nin başkanlığını yaptığı Mossad’ın analitik yönünün güçlü, operasyonel yönünün ise oldukça zayıf olduğu ileri sürülmektedir. Bu dönemde Mossad’ın yaşadığı operasyonel başarısızlıklar nedeniyle birçok birimi çürümeye terk ettiği ve yüksek riskli operasyonları onaylamayı reddettiği ifade edilmektedir. Operasyonel faaliyetler için gerekli olan dökümantasyonların (operasyonel amaçlarla kullanılan kredi kartları, pasaportlar, maske hayat hikâyeleri) sağlam olmadığına inandığında operasyonlara izin vermediği de iddialar arasındadır.
Ariel Şaron’un yardımcısı Dov Weissglass, Halevy yönetimindeki Mossad’ı şu şekilde tarif etmiştir: “İkinci İntifada döneminde İsrail’in içinde bulunduğu bu zor durumda Mossad’ın yok oluşunu anlamakta zorlanıyorduk. Halevy döneminde servisin diplomatik yönü çok güçlü idi ama operasyonel yön kör bir bağırsak gibi gözden çıkarılabilir gereksiz bir organ olarak görülüyordu.”
Bu politik ortamda Ariel Şaron, Mossad’ın operasyonel yönünü güçlendirmek için Meir Dagan’ı servis başkanı olarak atadı. Ariel Şaron, 2002 yılının Eylül ayında Mossad başkanı olduktan sonra Meir Dagan’a İran’ın nükleer programının engellenmesi görevini verdi. 1990’lı yılların sonundan itibaren nükleer silah kapasitesine erişmek için uğraşan İran, dev kaynaklar ayırarak bu hedefe ulaşmak istiyordu. Dagan ve Şaron, nükleer bir İran’ın İsrail açısından varoluşsal bir tehdit olduğu konusunda hemfikirdi.
Bu bağlamda Mossad içinde yeni bir anlayış geliştirildi ve operasyonel istihbarat füzyonunun temeli atıldı. İlk olarak Mossad’ın toplama birimi olan Tzomet (Kesişme) biriminin içinde yerleşen aldatma sistemi ortadan kaldırıldı. İstihbaratın, arşivlerde saklanmak için değil, düşmana karşı kullanılmak üzere toplanması gerektiğine vurgu yapıldı. Üretilen istihbarat, önleyici ve koruyucu saldırıları, pusu, sabotaj ve hedefli öldürme stratejisini destekleyecek şekilde yeniden düzenlendi.
Meir Dagan’ın zihnindeki Mossad, operasyonel ve savaşçı bir teşkilattı. Operasyonel istihbarat füzyonunun sağlanabilmesi için Tzomet biriminin insan istihbaratına (HUMINT) önem vermesi gerektiğini biliyordu. Tzomet biriminin toplama kalitesinin düşük olduğuna ve toplanan bilgilerin yetersizliğine inanıyordu. Kurumsal reformu tamamladıktan sonra Meir Dagan, teşkilatın önceliklerini daraltarak İran’ın nükleer projesini engellemeyi birincil hedef haline getirdi. İran’ın nükleer silah elde etme projesini engellemek için başkan yardımcısı olarak atadığı Tamir Pardo’ya bir plan hazırlattı. Pardo, İsrail’in üç seçeneği olduğunu ifade etti: Birincisi İran’ı işgal etmek, ikincisi İran’da rejim değişikliği sağlamak, üçüncüsü ise İranlı elitleri, projeye devam etmeleri durumunda ödeyecekleri bedelin, durdurmaları halinde elde edecekleri kazançtan daha fazla olacağına ikna etmek. Birinci ve ikinci seçeneklerin kısa vadede uygulanabilir olmadığı için, üçüncü seçenek olan gizli sabotaj faaliyetlerine karar verildi.
Bu doğrultuda, İran’ın donanım ve hammadde tedariki engellenecek, tesislere sabotaj düzenlenecek ve nükleer faaliyetlere katılan bilim insanları hedefli öldürme stratejisi kapsamında tasfiye edilecekti. Meir Dagan, İsrail istihbarat topluluğunun görevini, gizli araçlar kullanarak düşmana saldırarak bir sonraki savaşı geciktirmek şeklinde tanımlamıştır.
ARIEL ŞARON, MOSSAD’IN OPERASYONEL YÖNÜNÜ GÜÇLENDIRMEK IÇIN MEIR DAGAN’I SERVIS BAŞKANI OLARAK ATADI. ARIEL ŞARON, 2002 YILININ EYLÜL AYINDA MOSSAD BAŞKANI OLDUKTAN SONRA MEIR DAGAN'A İRAN’IN NÜKLEER PROGRAMININ ENGELLENMESI GÖREVINI VERDI. 1990'LI YILLARIN SONUNDAN ITIBAREN NÜKLEER SILAH KAPASITESINE ERIŞMEK IÇIN UĞRAŞAN İRAN, DEV KAYNAKLAR AYIRARAK BU HEDEFE ULAŞMAK ISTIYORDU. DAGAN VE ŞARON, NÜKLEER BIR İRAN’IN İSRAIL AÇISINDAN VAROLUŞSAL BIR TEHDIT OLDUĞU KONUSUNDA HEMFIKIRDI.
MOSSAD’DA OPERASYONEL İSTIHBARAT FÜZYONUNUN İLK BILEŞENI OLAN TOPLAMA FAALIYETLERININ GÜÇLENDIRILMESI
“Mossad’a geldiğimde hedef ülkelerde operasyonel kabiliyetler söz konusu değildi,” diyordu Dagan. Bunu düzeltmek için ilk iş olarak Mossad için, şüphe çekildiği takdirde elemanların uzun süreli sorgulamalara dayanabilmelerini sağlayacak dökümantasyon sistemi (sahte pasaportlar, maske hikayeler vb.) kurdurdu.
Mossad ajanlarının İran’a doğrudan erişmesinin zor olması nedeniyle, Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan, Körfez Emirlikleri ve Fas gibi İran’ın nükleer silah elde etmesinden endişe duyan ülkelerin istihbarat servisleriyle iş birliği tesis edildi. Bu sayede İran’ın nükleer faaliyetlerine dair kritik bilgiler elde edildi. Bu ülkelerin İran’da diplomatik temsilciliklerinin bulunması ve hedeflere erişimlerinin olması, Mossad için önemli bir avantaj sağladı.
Mossad, AMAN ile birlikte istihbarat havuzu oluşturarak, AMAN’a bağlı 8200 Birimi ile insan ve sinyal istihbaratının bir tür birleşimi olan HUGINT sistemini kurdu. Bu sistem, Birim 8200“ün İranlı hedeflere teknik açıdan nüfuz edebilmesi için Mossad elemanlarının kullanılması esasına dayanıyordu.
Bu faaliyetlerin yürütülmesinde, Tzomet’in Özel Operasyonlar Birimi Başkanı olan Yossi Cohen’in önemli görevler üstlendiği bilinmektedir. Cohen liderliğindeki Mossad’ın İran Bölümü, 2004 yılında HUGINT sistemi sayesinde İran devletinin iletişim sistemine sızmayı başarmıştır.
MEIR DAGAN’IN ZIHNINDEKI MOSSAD, OPERASYONEL VE SAVAŞÇI BIR TEŞKILATTI. OPERASYONEL ISTIHBARAT FÜZYONUNUN SAĞLANABILMESI IÇIN TZOMET BIRIMININ INSAN ISTIHBARATINA (HUMINT) ÖNEM VERMESI GEREKTIĞINI BILIYORDU. TZOMET BIRIMININ TOPLAMA KALITESININ DÜŞÜK OLDUĞUNA VE TOPLANAN BILGILERIN YETERSIZLIĞINE INANIYORDU. KURUMSAL REFORMU TAMAMLADIKTAN SONRA MEIR DAGAN, TEŞKILATIN ÖNCELIKLERINI DARALTARAK İRAN’IN NÜKLEER PROJESINI ENGELLEMEYI BIRINCIL HEDEF HALINE GETIRDI.
OPERASYONEL İSTIHBARAT FÜZYONUNUN İKINCI BILEŞENI: HEDEFLI ÖLDÜRME OPERASYONLARI
Meir Dagan, hedefli öldürme stratejisinin amacını şu şekilde açıklamıştır: “Bir otomobilde ortalama 25.000 parça vardır. Bunların yüz tanesinin eksik olduğunu düşünün. Arabayı hareket ettirmek çok zor. Öte yandan bazen en etkili yol, şoförü öldürmektir.»
Hedefli öldürme eylemlerinin stratejik etkisini İran elitleri ve nükleer faaliyetlerde yer alan bilim insanları üzerinde yarattığı etkiler belirlemektedir. Tekil suikastlar, çoğu zaman düşman tarafından istisnai olaylar ya da operasyonel dikkatsizlik sonucu meydana gelen talihsizlikler olarak algılanabilir ve bu nedenle stratejik caydırıcılık etkisi sınırlı olur.
Mossad’ın eski direktörü Meir Dagan’a göre, hedefli öldürmelerin stratejik anlam kazanabilmesi için bu eylemlerin süreklilik arz eden, yapısal bir güvenlik politikasi haline gelmesi gerekmektedir. Dagan, yalnızca liderleri değil, sahadaki operasyonel etkinliği yüksek unsurları da hedef alarak bu politikayı derinleştirmiştir. Ayrıca, İsrail personelinin riskini azaltmak amacıyla doğrudan katılım yerine vekil aktörler aracılığıyla suikastlar gerçekleştirilmiştir.
Aslında, İran topraklarındaki bütün bu saldırılar, o ülkenin yeraltı muhalefet hareketleri ve/veya rejime düşman olan Kürt, Beluci ve Azeri etnik azınlıkların mensupları tarafından yürütülmüştü. 2002 yılından başlayıp Yükselen Aslan Operasyonu’na kadar olan süreçte Mossad, onlarca İranlı askeri yetkiliyi ve bilim insanını hedefli öldürme operasyonlarıyla ortadan kaldırmıştır. Bu durum İsrail istihbaratının operasyonel hedeflere ulaşmak için operasyonel istihbarat füzyonunu başarılı bir şekilde yaptıklarını göstermektedir.
MOSSAD’IN ESKI DIREKTÖRÜ MEIR DAGAN'A GÖRE, HEDEFLI ÖLDÜRMELERIN STRATEJIK ANLAM KAZANABILMESI IÇIN BU EYLEMLERIN SÜREKLILIK ARZ EDEN, YAPISAL BIR GÜVENLIK POLITIKASI HALINE GELMESI GEREKMEKTEDIR. DAGAN, YALNIZCA LIDERLERI DEĞIL, SAHADAKI OPERASYONEL ETKINLIĞI YÜKSEK UNSURLARI DA HEDEF ALARAK BU POLITIKAYI DERINLEŞTIRMIŞTIR. AYRICA, İSRAIL PERSONELININ RISKINI AZALTMAK AMACIYLA DOĞRUDAN KATILIM YERINE VEKIL AKTÖRLER ARACILIĞIYLA SUIKASTLAR GERÇEKLEŞTIRILMIŞTIR.