Romanya–Moldova Birleşmesinin Askerî Risk Matrisi: NATO'nun Doğu Kanadı ve Karadeniz Güvenliği Üzerine Bir Analiz

Romanya–Moldova  Birleşmesinin  Askerî Risk  Matrisi: NATO'nun  Doğu Kanadı  ve Karadeniz  Güvenliği Üzerine  Bir Analiz

Romanya ile Moldova’nın birleşmesi fikri, Doğu Avrupa’nın en uzun süredir tartışılan jeopolitik meselelerinden biri olmaya devam etmektedir. Tarihsel, kültürel ve dilsel ortaklıklara dayanan bu fikir, uzun yıllar boyunca daha çok siyasi söylem ve akademik tartışmalar düzeyinde kalmış olsa da son dönemde yaşanan gelişmeler konuyu yeniden Avrupa güvenlik gündeminin önemli başlıklarından biri hâline getirmiştir. Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında Avrupa’nın güvenlik mimarisinde meydana gelen değişim, Moldova’nın Avrupa Birliği (AB) üyelik sürecinin hızlanması ve Karadeniz’de artan stratejik rekabet, Romanya-Moldova ilişkilerine yeni bir jeopolitik boyut kazandırmıştır.

Romanya ile bugünkü Moldova Cumhuriyeti’nin büyük bölümü tarihsel olarak Boğdan (Moldavya) Prensliğinin mirasını paylaşmaktadır. 1918 yılında Besarabya’nın Romanya Krallığı ile birleşmesi sonucunda iki ülke yaklaşık yirmi iki yıl boyunca aynı devlet çatısı altında yaşamış, ancak 1939 tarihli Molotov-Ribbentrop Paktı’nın ardından Sovyetler Birliği’nin 1940 yılında Besarabya’yı ilhak etmesiyle bu birlik sona ermiştir. Moldova’nın 1991 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından iki ülke arasındaki siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkiler yeniden gelişmeye başlamış, özellikle Avrupa bütünleşmesi süreci bu yakınlaşmayı daha da hızlandırmıştır.

İki ülke arasındaki yakınlığın temelinde ortak tarih kadar ortak dil ve kültürel kimlik de bulunmaktadır. Moldova’da konuşulan resmî dil, dilbilimsel açıdan Romence’nin bölgesel bir varyantı olarak kabul edilmekte olup, Moldova Anayasa Mahkemesi de devlet dilinin adının “Romence” olduğunu hükme bağlamıştır. Yaklaşık 2,4 milyon nüfusa sahip Moldova’da bir milyondan fazla kişinin aynı zamanda Romanya vatandaşlığına sahip olması, iki ülke arasındaki toplumsal bütünleşmenin ulaştığı düzeyi göstermektedir. Çifte vatandaşlık uygulaması sayesinde bu kişiler Avrupa Birliği vatandaşlığı haklarından yararlanabilmekte ve her iki ülkedeki seçimlerde oy kullanabilmektedir. Bu durum, Romanya ile Moldova arasındaki ilişkinin yalnızca devletlerarası değil, aynı zamanda toplumsal, hukuki ve siyasal boyutları bulunan çok katmanlı bir entegrasyon süreci olduğunu göstermektedir.

Bununla birlikte birleşme konusunda iki ülke kamuoyunun yaklaşımı aynı değildir. Kamuoyu araştırmaları, Romanya’da birleşmeye verilen desteğin yaklaşık yüzde 70’in üzerinde olduğunu, buna karşılık Moldova’da bu oranın yaklaşık yüzde 40 seviyesinde kaldığını göstermektedir. Moldova Cumhurbaşkanı Maia Sandu, The Rest Is Politics: Leading programına verdiği röportajda, olası bir referandum düzenlenmesi hâlinde kişisel olarak Romanya ile birleşme yönünde oy kullanacağını açıklamış; bu yaklaşımını Moldova gibi küçük bir devletin demokratik yapısını ve egemenliğini Rusya’nın baskılarına karşı daha güçlü koruyabilme düşüncesiyle gerekçelendirmiştir. Bununla birlikte Sandu, Moldova toplumunda birleşme yönünde henüz çoğunluk desteğinin bulunmadığını kabul etmiş ve mevcut koşullarda ülkesi açısından en gerçekçi hedefin bağımsız bir devlet olarak Avrupa Birliği’ne tam üyelik olduğunu vurgulamıştır. Moldovya, 2022 yılında Avrupa Birliği’ne aday ülke statüsü kazanmış, üyelik müzakerelerine başlamış ve 2024 yılında gerçekleştirilen referandumda Avrupa Birliği üyeliğinin anayasal hedef olarak benimsenmesi seçmenlerin yüzde 50,31’inin desteğini almıştır. Bu sonuç, Moldova toplumunun Avrupa yönelimini desteklemekle birlikte ülkenin stratejik geleceği konusunda belirgin bir toplumsal bölünmenin de varlığını ortaya koymaktadır.

Birleşme tartışmalarını önceki dönemlerden ayıran en önemli gelişme ise Romanya Parlamentosu’nda yaşanan son yasama sürecidir. S.O.S. România Partisi milletvekilleri tarafından 14 Nisan 2026 tarihinde sunulan Romanya ile Moldova Cumhuriyeti’nin birleşmesini öngören yasa teklifi, hükümet ile Temsilciler Meclisi Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonlarının olumsuz görüş bildirmesine rağmen, Romanya Anayasası’nın 75. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen zımni kabul (tacit approval/silent adoption) usulü kapsamında Temsilciler Meclisi aşamasını geçmiştir. Bu usule göre bir yasa teklifi, kırk beş günlük anayasal süre içerisinde genel kurulda görüşülmez veya reddedilmezse, alt meclis tarafından otomatik olarak kabul edilmiş sayılmaktadır. Dolayısıyla herhangi bir oylama yapılmaksızın kabul edilen teklif, yasama sürecinin nihai karar organı olan Senato’nun gündemine sevk edilmiştir.

Tasarıda Romanya Parlamentosu’nun Romanya ile Moldova Cumhuriyeti’nin birleşmesine karar vermesi, Helsinki Nihai Senedi hükümlerine atıf yapılarak devlet sınırlarının barışçıl ve diplomatik yollarla değiştirilebileceğinin vurgulanması ve Romanya hükümetine Kişinev yönetimiyle birleşme konusunda resmî müzakereleri başlatma yetkisinin verilmesi öngörülmektedir. Ayrıca yasanın kabul edilmesi hâlinde Moldova Cumhuriyeti’nin yanı sıra Avrupa Birliği, NATO, Birleşmiş Milletler, Amerika Birleşik Devletleri ve diğer ilgili uluslararası kuruluşların süreç hakkında resmî olarak bilgilendirilmesi teklif edilmektedir. Her ne kadar söz konusu girişimin yasalaşıp yasalaşmayacağı ve siyasi uygulanabilirliği belirsizliğini korusa da birleşme fikrinin ilk kez bu ölçüde somut bir parlamenter süreç içerisinde değerlendirilmesi, konunun artık yalnızca tarihsel veya kültürel bir ideal olmaktan çıkarak bölgesel güvenlik planlamasında dikkate alınması gereken stratejik bir senaryoya dönüştüğünü göstermektedir.

Romanya-Moldova birleşmesi, yalnızca iki devlet arasındaki anayasal veya siyasi bir tercih olarak değerlendirilemez. Böyle bir gelişme, Avrupa Birliği’nin genişleme politikalarını, NATO’nun doğu kanadındaki güvenlik mimarisini, Karadeniz’deki askerî dengeyi, Rusya’nın yakın çevre stratejisini, Transdinyester ve Gagavuzya gibi kırılgan bölgelerin geleceğini doğrudan etkileyebilecek çok boyutlu jeopolitik sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir. Bunun yanında siber güvenlikten enerji arzına, hibrit tehditlerden toplumsal istikrara kadar uzanan geniş bir risk yelpazesini de beraberinde getirebilir. Bu nedenle olası birleşmenin yalnızca hukuki ve siyasi boyutlarıyla değil, ortaya çıkarabileceği askerî ve güvenlik riskleri açısından da değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu çalışma, Romanya-Moldova birleşmesi senaryosunu askerî risk matrisi yaklaşımı çerçevesinde analiz ederek, farklı aktörler açısından ortaya çıkabilecek stratejik, askerî ve hibrit güvenlik risklerini sistematik bir biçimde incelemeyi amaçlamaktadır.

2. Romanya–Moldova Birleşmesini Şekillendiren Jeopolitik ve Güvenlik Dinamikleri

Romanya ile Moldova arasında olası bir siyasi birleşme, yalnızca iki ülkenin tarihsel ve kültürel bağları çerçevesinde değerlendirilebilecek bir gelişme değildir. Böyle bir senaryo, Avrupa Birliği’nin genişleme politikaları, NATO’nun doğu kanadındaki güvenlik mimarisi, Rusya’nın yakın çevre (near abroad) stratejisi ve Karadeniz jeopolitiği gibi birbirini etkileyen çok sayıda dinamiği aynı anda harekete geçirebilecek niteliktedir. Bu nedenle birleşme olasılığı, ulusal sınırların yeniden şekillenmesinden çok daha geniş kapsamlı bir güvenlik meselesi olarak değerlendirilmelidir. Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında Avrupa güvenlik mimarisinde yaşanan dönüşüm, Moldova’nın stratejik önemini belirgin biçimde artırmış ve ülkeyi Batı ile Rusya arasındaki jeopolitik rekabetin önemli odak noktalarından biri hâline getirmiştir.

Avrupa Birliği açısından Moldova, Doğu Ortaklığı politikası kapsamında demokratikleşme, hukukun üstünlüğü ve ekonomik reform süreçlerini desteklenen öncelikli ülkelerden biridir. Moldova’nın 2022 yılında aday ülke statüsü kazanması ve üyelik müzakerelerine başlaması, ülkenin Avrupa kurumlarıyla bütünleşme iradesini güçlendirmiştir. Bununla birlikte Romanya ile olası bir birleşme, bazı çevrelerde Moldova’nın Avrupa Birliği’ne daha hızlı entegre olabileceği alternatif bir yol olarak değerlendirilirken, diğer çevrelerde Avrupa Birliği’nin genişleme politikası açısından hukuki ve siyasi tartışmalar doğurabilecek bir senaryo olarak görülmektedir. Bu nedenle Avrupa Birliği’nin temel önceliği, Moldova’nın bağımsız ve egemen bir devlet olarak üyelik kriterlerini yerine getirerek Birliğe katılmasıdır. Bununla birlikte birleşme tartışmalarının devam etmesi, Avrupa entegrasyonu ile ulusal bütünleşme süreçlerinin birbirinden tamamen bağımsız değerlendirilemeyeceğini de göstermektedir.

Şekil 1 Romanya Moldavya Birleşmesini Gösteren Harita

image-19.png

Güvenlik açısından değerlendirildiğinde ise en kritik unsur NATO faktörüdür. Romanya, 2004 yılından bu yana NATO üyesi olup Karadeniz’in doğu kanadındaki en önemli müttefiklerden biri olarak kabul edilmektedir. Buna karşılık Moldova Anayasası’nda sürekli tarafsızlık ilkesi yer almakta ve ülke NATO üyesi değildir. Olası bir birleşme gerçekleşmesi durumunda, NATO’nun güvenlik şemsiyesinin Moldova topraklarını hangi ölçüde kapsayacağı uluslararası hukuk ve ittifak hukuku açısından önemli tartışmalar doğurabilecektir. Böyle bir gelişme, Rusya tarafından NATO’nun doğuya doğru fiili genişlemesi şeklinde algılanabilir ve özellikle Karadeniz ile Dinyester hattındaki askerî dengeleri doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle birleşme ihtimali, yalnızca iki ülke arasındaki anayasal bir düzenleme değil, aynı zamanda Avrupa’nın caydırıcılık mimarisini ilgilendiren stratejik bir gelişme niteliği taşımaktadır.

Rusya açısından Moldova, Sovyet sonrası coğrafyada nüfuzunu sürdürmeye çalıştığı kritik ülkelerden biridir. Moskova yönetimi, Moldova’nın Avrupa-Atlantik kurumlarıyla bütünleşmesini uzun süredir kendi güvenlik çıkarları açısından yakından takip etmektedir. Bu bağlamda Transdinyester bölgesi, Rusya’nın Moldova üzerindeki askerî ve siyasi etkisinin en önemli araçlarından biri olmaya devam etmektedir. Bölgede konuşlu Rus askerî varlığı, mühimmat depoları ve Rus vatandaşlarının korunmasına yönelik söylemler, Moskova’nın kriz dönemlerinde kullanabileceği önemli baskı unsurları arasında yer almaktadır. Bunun yanında Gagavuzya’nın özel statüsü, enerji bağımlılığı, bilgi ve dezenformasyon faaliyetleri ile Rusya yanlısı siyasi aktörler de Moldova’nın iç istikrarını etkileyebilecek diğer araçlar olarak öne çıkmaktadır. Dolayısıyla Rusya’nın yaklaşımı yalnızca konvansiyonel askerî güç üzerinden değil; hibrit savaş, siyasi nüfuz ve toplumsal etki mekanizmalarının birlikte kullanıldığı çok katmanlı bir strateji olarak değerlendirilebilir.

Karadeniz jeopolitiği de birleşme tartışmalarının önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Romanya’nın Karadeniz kıyısındaki stratejik konumu, NATO’nun bölgedeki lojistik ve askerî faaliyetleri açısından kritik önem taşırken, Moldova’nın Ukrayna ile olan coğrafi bağlantısı ve Transdinyester’in Odessa bölgesine yakınlığı güvenlik hesaplamalarını daha da karmaşık hâle getirmektedir. Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında Karadeniz’de artan askerî hareketlilik, enerji hatlarının güvenliği, tahıl koridorları, liman altyapıları ve kritik ulaştırma ağları, Moldova’nın jeostratejik önemini artırmıştır. Bu nedenle Romanya-Moldova birleşmesi yalnızca iki ülkenin geleceğini değil, Karadeniz güvenlik mimarisini, NATO-Rusya rekabetini ve Avrupa’nın doğu sınırındaki güç dengesini yeniden şekillendirebilecek potansiyel bir gelişme olarak değerlendirilmektedir.

Bu çok katmanlı jeopolitik ortam, birleşme senaryosunun yalnızca siyasi bir tercih değil, farklı düzeylerde askerî, diplomatik, ekonomik ve hibrit güvenlik riskleri üretebilecek stratejik bir süreç olduğunu göstermektedir. Bu nedenle çalışmanın bir sonraki bölümünde, söz konusu risklerin sistematik biçimde değerlendirilebilmesi amacıyla askerî risk matrisi yaklaşımının metodolojik çerçevesi ortaya konulacaktır.

3. Askerî Risk Matrisi: Analitik Çerçeve ve Metodoloji

Uluslararası güvenlik ortamının giderek daha karmaşık ve öngörülmesi güç bir yapıya dönüşmesi, güvenlik analizlerinde yalnızca mevcut tehditlerin değil, gelecekte ortaya çıkabilecek olası senaryoların da sistematik biçimde değerlendirilmesini zorunlu hâle getirmiştir. Özellikle devletlerarası rekabetin konvansiyonel askerî güç kullanımının ötesine geçerek siber saldırılar, hibrit savaş, dezenformasyon, enerji güvenliği ve kritik altyapılara yönelik baskılar gibi çok boyutlu alanlara yayılması, risk temelli analiz yöntemlerinin önemini artırmıştır. Bu nedenle son yıllarda NATO, Avrupa Birliği ve birçok ulusal savunma kurumu, güvenlik planlamasında senaryo analizleri ile askerî risk matrisi yöntemlerini birlikte kullanmaktadır.

Askerî risk matrisi, belirli bir olayın veya senaryonun gerçekleşme olasılığı ile meydana gelmesi hâlinde oluşturacağı etkinin birlikte değerlendirilmesine dayanan analitik bir karar destek yöntemidir. Bu yaklaşımın temel amacı, yalnızca hangi risklerin mevcut olduğunu ortaya koymak değil; aynı zamanda hangi risklerin stratejik öncelik taşıdığını belirlemek, kaynakların etkin kullanımını sağlamak ve kriz yönetimi süreçlerine bilimsel bir temel oluşturmaktır. Böylece karar vericiler, farklı tehditleri önem derecelerine göre sıralayabilmekte ve önleyici politika seçeneklerini daha rasyonel biçimde geliştirebilmektedir.

Bu çalışmada askerî riskler, iki temel değişken esas alınarak değerlendirilmiştir. Birincisi olasılık (likelihood) olup, belirli bir gelişmenin mevcut siyasi, askerî ve jeopolitik koşullar altında gerçekleşme ihtimalini ifade etmektedir. İkincisi ise etki (impact) değişkenidir. Etki, ilgili riskin gerçekleşmesi durumunda bölgesel güvenlik, askerî denge, siyasi istikrar ve uluslararası ilişkiler üzerinde oluşturabileceği sonuçların büyüklüğünü göstermektedir. Bu iki değişkenin birlikte değerlendirilmesiyle her bir risk için göreli bir risk düzeyi belirlenmektedir.

Bu araştırmada beşli değerlendirme ölçeği kullanılmıştır. Olasılık; çok düşük (1), düşük (2), orta (3), yüksek (4) ve çok yüksek (5) olmak üzere sınıflandırılmıştır. Benzer şekilde etki düzeyi de çok düşükten (1) kritik seviyeye (5) kadar derecelendirilmiştir. Böylece her risk, gerçekleşme olasılığı ile stratejik etkisinin birlikte değerlendirilmesi sonucunda analiz edilmiştir. Bu yaklaşım, kesin tahminlerde bulunmayı değil, farklı senaryolar arasında karşılaştırmalı değerlendirme yapmayı amaçlamaktadır.

Romanya-Moldova birleşmesi senaryosu değerlendirilirken yalnızca konvansiyonel askerî tehditler dikkate alınmamıştır. Günümüz güvenlik ortamında krizlerin önemli bir bölümü hibrit yöntemlerle geliştiğinden, analiz kapsamına siber saldırılar, dezenformasyon faaliyetleri, enerji güvenliği, kritik altyapılara yönelik baskılar, ayrılıkçı hareketler, toplumsal istikrarsızlık ve yanlış hesaplamaya dayalı askerî tırmanma riskleri de dâhil edilmiştir. Böylece güvenlik, yalnızca askerî kuvvetlerin karşı karşıya gelmesi şeklinde değil; siyasi, ekonomik, toplumsal ve bilgi alanlarını kapsayan çok katmanlı bir süreç olarak ele alınmıştır.

Çalışmanın analiz birimi, Romanya ile Moldova arasında gerçekleşebilecek olası bir siyasi birleşmenin bölgesel güvenlik üzerindeki etkileridir. Bu kapsamda değerlendirme; NATO, Avrupa Birliği, Rusya Federasyonu, Moldova ve Romanya’nın güvenlik çıkarlarının yanı sıra Transdinyester ve Gagavuzya gibi kırılgan bölgelerin oluşturabileceği riskler dikkate alınarak gerçekleştirilmiştir. Analizde kullanılan puanlamalar kesin öngörüler değil, mevcut açık kaynak verileri, güncel jeopolitik gelişmeler ve güvenlik çalışmaları literatürü ışığında oluşturulmuş analitik değerlendirmeleri yansıtmaktadır.

Bu metodolojik çerçeve doğrultusunda bir sonraki bölümde Romanya-Moldova birleşmesi senaryosunun ortaya çıkarabileceği askerî, siyasi ve hibrit güvenlik riskleri askerî risk matrisi yöntemi kullanılarak sistematik biçimde analiz edilecek; her bir riskin olasılık ve etki düzeyi ayrı ayrı değerlendirilerek bölgesel güvenlik üzerindeki muhtemel sonuçları ortaya konulacaktır.

4. Romanya–Moldova Birleşmesinin Askerî Risk Analizi

Romanya ile Moldova arasında olası bir siyasi birleşme, yalnızca iki devlet arasındaki anayasal statünün değişmesi anlamına gelmemektedir. Böyle bir gelişme, Karadeniz güvenlik mimarisini, NATO’nun doğu kanadındaki caydırıcılık dengesini ve Rusya’nın yakın çevre stratejisini doğrudan etkileyebilecek çok boyutlu sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle olası risklerin yalnızca gerçekleşme ihtimali açısından değil, aynı zamanda bölgesel güvenlik üzerindeki stratejik etkileri bakımından da değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu bölümde üçüncü bölümde açıklanan askerî risk matrisi metodolojisi kullanılarak Romanya-Moldova birleşmesinin ortaya çıkarabileceği başlıca riskler analiz edilmektedir. Değerlendirme, her riskin gerçekleşme olasılığı ile bölgesel güvenlik üzerindeki muhtemel etkisi esas alınarak yapılmıştır.

Tablo 1. Romanya–Moldova Birleşmesine İlişkin Askerî Risk Matrisi

image-20.png

Tablo 2. Romanya–Moldova Birleşmesine İlişkin Stratejik Risk Isı Haritası

Tablo 2’de Romanya–Moldova birleşmesi senaryosunda ortaya çıkabilecek güvenlik risklerinin aynı düzeyde olmadığını göstermektedir. Analiz, en yüksek risk grubunun doğrudan konvansiyonel savaş ihtimalinden ziyade hibrit güvenlik alanında yoğunlaştığını ortaya koymaktadır. Özellikle Rusya’nın hibrit operasyonlarını artırması, kritik altyapılara yönelik siber saldırılar ve Transdinyester’de yaşanabilecek askerî tırmanma hem gerçekleşme olasılığı hem de bölgesel güvenlik üzerindeki etkisi bakımından en kritik riskler olarak öne çıkmaktadır. Buna karşılık NATO ile Rusya arasında doğrudan askerî çatışma ihtimali görece daha düşük değerlendirilmekle birlikte, gerçekleşmesi hâlinde Avrupa güvenlik mimarisi üzerindeki etkileri son derece yüksek olacaktır. Benzer şekilde Gagavuzya’da ortaya çıkabilecek siyasi istikrarsızlık ile Karadeniz’de askerî hareketliliğin artması, orta ve uzun vadede dikkatle izlenmesi gereken stratejik risk alanları arasında yer almaktadır.

4.1. Transdinyester’de Askerî Tırmanma Riski

Birleşme senaryosunda en kritik güvenlik riski Transdinyester bölgesinde ortaya çıkabilecek askerî gerilimdir. Moldova sınırları içinde yer almakla birlikte fiilen ayrılıkçı yönetimin kontrolünde bulunan bölge, Rusya’nın Sovyet sonrası coğrafyadaki en önemli askerî nüfuz alanlarından biridir. Bölgede bulunan Rus askerî varlığı ve Cobasna mühimmat depoları, Moskova’ya önemli bir baskı aracı sağlamaktadır. Olası bir birleşme girişimi, Rusya tarafından NATO’nun doğuya doğru fiilî genişlemesi şeklinde yorumlanabilir ve Transdinyester’de askerî hazırlıkların artırılması, tatbikatların yoğunlaşması veya güvenlik krizlerinin tırmandırılması gibi sonuçlar doğurabilir. Buna karşın Rusya’nın Ukrayna’daki savaş nedeniyle askerî kapasitesinin önemli ölçüde meşgul olması ve Transdinyester’e doğrudan kara bağlantısının bulunmaması, geniş çaplı bir askerî müdahale ihtimalini sınırlandırmaktadır.

4.2. Rusya’nın Hibrit Müdahale Riski

Mevcut güvenlik ortamında Rusya’nın en etkili araçlarından biri hibrit savaş yöntemleridir. Doğrudan askerî güç kullanmak yerine dezenformasyon kampanyaları, seçim süreçlerine müdahale, siber saldırılar, enerji arzı üzerinden baskı oluşturma ve Rusya yanlısı siyasi aktörlerin desteklenmesi gibi yöntemlerin tercih edilmesi daha olası görünmektedir. Özellikle Moldova’nın Avrupa Birliği ile bütünleşme sürecinde bilgi operasyonlarının ve kamuoyu manipülasyonunun yoğunlaşması beklenebilir. Bu nedenle hibrit tehditler hem gerçekleşme olasılığı hem de yaratacağı stratejik sonuçlar bakımından en yüksek risk kategorisinde değerlendirilmektedir.

4.3. Gagavuzya Kaynaklı İç Güvenlik Riski

Gagavuz Özerk Bölgesi, birleşme senaryosunda Moldova’nın iç siyasi istikrarını etkileyebilecek önemli risk alanlarından biridir. 1994 tarihli özel statü düzenlemesi, Moldova’nın egemenlik statüsünde köklü bir değişiklik yaşanması durumunda bölgenin kendi geleceğine ilişkin farklı siyasi talepler geliştirebilmesine hukuki zemin oluşturmaktadır. Gagavuzya’da birleşmeye yönelik desteğin sınırlı olması, protestoların, siyasi gerilimlerin ve dış aktörlerin etkisini artırabilecek hibrit faaliyetlerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle risk, doğrudan askerî çatışmadan ziyade iç güvenlik ve siyasi istikrar boyutunda değerlendirilmektedir.

4.4. NATO–Rusya Arasında Yanlış Hesaplama Riski

Romanya’nın NATO üyesi olması nedeniyle olası birleşme yalnızca iki ülkeyi ilgilendiren bir mesele olmaktan çıkmaktadır. Rusya’nın birleşmeyi NATO’nun doğuya doğru fiilî genişlemesi olarak algılaması, Karadeniz’de ve Romanya sınırında askerî faaliyetlerin artmasına neden olabilir. Tarafların caydırıcılık amacıyla gerçekleştireceği tatbikatlar, hava devriyeleri ve askerî konuşlandırmalar, yanlış değerlendirme veya iletişim eksikliğinden kaynaklanan kriz riskini artırabilir. Böyle bir senaryonun gerçekleşme olasılığı görece orta düzeyde değerlendirilse de etkisi son derece yüksek olacaktır.

4.5. Karadeniz, Siber Güvenlik ve Enerji Güvenliği

Romanya-Moldova birleşmesinin etkileri yalnızca kara güvenliği ile sınırlı değildir. Karadeniz’de askerî hareketliliğin artması, deniz ulaştırma hatlarının güvenliği ve NATO’nun bölgedeki caydırıcılık faaliyetleri üzerinde önemli etkiler oluşturabilir. Aynı zamanda elektrik şebekeleri, doğal gaz altyapısı, haberleşme sistemleri ve kamu kurumları gibi kritik altyapılar siber saldırıların hedefi hâline gelebilir. Özellikle enerji arzının kesintiye uğratılması veya kritik altyapılara yönelik koordineli siber saldırılar, konvansiyonel askerî çatışma yaşanmadan da ciddi güvenlik krizleri yaratabilecek hibrit araçlar arasında yer almaktadır. Bu nedenle güvenlik değerlendirmesinin askerî, siber ve enerji boyutlarının birlikte ele alınması gerekmektedir.

Sonuç ve Değerlendirme

Askerî risk matrisi çerçevesinde gerçekleştirilen analiz, olası birleşme senaryosunda en yüksek risklerin doğrudan konvansiyonel askerî çatışmadan ziyade hibrit güvenlik alanında yoğunlaştığını göstermektedir. Özellikle Transdinyester’de yaşanabilecek askerî tırmanma, Rusya’nın hibrit operasyonlarını artırması, kritik altyapılara yönelik siber saldırılar ve Gagavuzya kaynaklı iç siyasi istikrarsızlık, kısa ve orta vadede en dikkatle izlenmesi gereken risk alanları olarak öne çıkmaktadır. Buna karşılık NATO ile Rusya arasında doğrudan askerî çatışma olasılığı görece düşük görünmekle birlikte, böyle bir senaryonun Avrupa güvenlik düzeni üzerindeki etkileri son derece ağır olacağından stratejik önemini korumaktadır.

Çalışmanın bir diğer önemli bulgusu, Rusya’nın olası bir birleşmeye vereceği tepkinin büyük ölçüde hibrit araçlar üzerinden şekillenmesinin daha olası olduğudur. Mevcut askerî kapasite, Ukrayna’da devam eden savaş ve Transdinyester’in coğrafi koşulları dikkate alındığında, Moskova’nın geniş ölçekli bir askerî müdahaleden ziyade siyasi nüfuz faaliyetleri, dezenformasyon kampanyaları, siber saldırılar, enerji baskısı ve ayrılıkçı bölgeler üzerinden yürütülecek dolaylı stratejilere yönelmesi daha gerçekçi görünmektedir. Bu durum, gelecekte güvenlik planlamasının yalnızca askerî kuvvet dengesine değil, hibrit tehditlere karşı kurumsal dayanıklılığın artırılmasına da odaklanmasını gerekli kılmaktadır.

Analiz ayrıca, Romanya-Moldova birleşmesinin yalnızca iki ülke arasındaki ilişkileri değil, Avrupa güvenlik mimarisinin geleceğini de etkileyebilecek stratejik bir senaryo olduğunu göstermektedir. Avrupa Birliği açısından temel öncelik, Moldova’nın bağımsız ve egemen bir devlet olarak üyelik sürecini tamamlamasıdır. NATO açısından ise olası birleşmenin doğurabileceği güvenlik sonuçlarının, özellikle Karadeniz bölgesi, Romanya’nın doğu sınırı ve Moldova’nın kırılgan güvenlik ortamı dikkate alınarak önceden değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Benzer şekilde Moldova’nın iç siyasi bütünlüğünün korunması, Gagavuzya ve Transdinyester gibi hassas bölgelerde gerilimin tırmanmasını önleyebilecek siyasi ve diplomatik mekanizmaların güçlendirilmesi de kritik öneme sahiptir.