İKINCI DÜNYA SAVAŞI'NDAN SONRA TRUMP'A GELENE KADAR 13 ABD BAŞKANI, “ABD’NIN GÜVENLIĞI, AVRUPA’YI KOMÜNIST SOVYETLER VE KOMÜNIST ÇIN’DEN KORUMA” GIBI TEMEL JEOPOLITIK ILKELERE BAĞLI KALDI. TRUMP ISE KENDI ÜLKESINDE VE DÜNYADA TÜM NORMLARI ALT ÜST EDEN EYLEM VE SÖYLEMLERIYLE “TURMPIZM’E KARŞI PAKTIN” KAPILARINI AÇTI.
Trump'ın bugüne kadar uluslararası konularda söylediklerini alt alta koyup bir bütün olarak okuyunca şöyle bir tablo çıkıyor. Bir söylediği diğerini tutmuyor. Kafaları karıştırmayı iyi biliyor. Bu sayede öngörülemez oluyor ve kendisine karşı strateji geliştirilmesini önlüyor. Ve Trump küresel normları, kabullenilmiş dengeleri paramparça ediyor.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Trump'a gelene kadar 13 ABD başkanı, “ABD’nin güvenliği, Avrupa’yı Komünist Sovyetler ve Komünist Çin’den koruma” gibi temel jeopolitik ilkelere bağlı kaldı.
Trump 2016’daki birinci başkanlık döneminde bu ilkelerle çatışmaya girdi. 2024’teki ikinci döneminde ise tersine çevirdi. “Amerikan çıkarlarını her şeyin önüne koyduğunu” söylemesine karşın Trump’ın kendi ülkesinde ve dünyada tüm normları alt üst eden eylem ve söylemleri, “Turmpizm’e karşı paktın” kapılarını açtı.
Trumpizm akımı önce “ABD’de üçüncü politik yol” olarak algılandı. Ancak dünya bu akımın Trump'ın kişilik özelliklerini yansıttığını anlamakta gecikmedi. Trump kendisine karşı Çin, Rusya, Türkiye, Suudi Arabistan, İran, bazı Avrupa ülkelerinden oluşacak güçlü bir ittifakın temellerini atıyor.
ABD’YE DEĞİL, TRUMP’A KARŞI İTTİFAK
Her ne kadar ABD’nin iç-dış politikasına Trump’ın kişisel özellikleri damgasını vursa da, ABD’nin siyasi ve toplumsal dinamikleri tarafından “Trumpzm” kabullenildi. Bu kabulleniş, ABD’nin temel normları ile Trumpizm arasındaki çatışmanın kalıcı olduğu anlamına geliyor.
Ki, ABD artık eski ABD olmayacak. En azından 4 yıllık bir süre için, işine yarayacağını düşündüğü her şeye el koymaya çalışan Trump'ın bir sonraki hedefinin kim olacağını kendisinden başka kimse bilmiyor.
Hiçbir ülke ekonomik ve askeri açıdan tek başına Trump'a direnemez. Hiçbir ülke de oturup sıranın kendisine gelmesini beklemez. Onu durdurmanın tek yolu, ittifak.
Bu ittifak ABD’ye karşı değil, Trump’ın öngörülemezliğine karşı olacak. Dünya bir sorunun cevabını veremediği sürece politika da geliştiremeyecek.
Trump, "etki-tepki prensibini" bilmeyecek kadar tecrübesiz ve hırslarının kurbanı mı? Yoksa, kasıtlı mı öngörülemezlik oyunu oynuyor?
Tecrübesiz ve hırslarının kurbanı ise (ki bu mümkün değil), dünyanın 4 yıl çekeceği var. Kasıtlı yapıyorsa, dünyanın selameti bakımından kafasındaki planları bir an önce öğrenmek gerekiyor.
2016'da ilk kez başkanlığa aday olduğunda Trump'ı siyaseten tanıyan yoktu. İnşaat işleri yapan birisiydi.
Kendisini destekleyen gizli-açık bağlantıları yoktu. En azından varsa bile bugüne kadar açığa çıkmadı. Ne oldu, nasıl oldu bilinmiyor, 2016 seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti'den aday oldu ve seçildi.
O günden itibaren Amerikan müesses nizamı ile kavgaya girdi. Kime güvendiği belli değil. Tek başına böyle bir savaşa giremeyeceğine göre onu kim destekliyor ve koruyor?
TRUMP ABD’Yİ NİYE YALNIZLAŞTIRIYOR?
Trump iktidara gelir gelmez Avrupa’dan Asya’ya, Orta Doğu’dan Kafkaslara kadar geleneksel müttefiklerini ürküttü.
AVRUPA
Donald Trump işbaşına geçer geçmez, Meksika Körfezi, Panama Kanalı, Kanada, Grönland gibi, Kuzey Buz Denizi’nde, Atlantik’te ve Pasifik’te etki sağlayabilecek çok büyük bir stratejik argümanı ileriye sürdü.
Bu argümanlar zaten ekonomik ve askeri kıskaçta bulunan Avrupa’da soğuk duş etkisi yaptı. “Bugün buraları isteyen, yarın bizim ülkemizi de ister” algısı yerleşti. Avrupa üç cephede savaşa girmek zorunda kaldı; AB’nin liderliği cephesi, Avrupa Güvenlik Mimarisi cephesi, Rusya’ya karşı Ukrayna’yı destekleme cephesi. Ancak her üç cephe de Avrupa için birer çıkmaz olarak görünüyor.
Avrupa birlik ruhunu kaybederse hiçbir ülke liderliği üstlenemez. Kendisini liderliğe layık gören İngiltere, Fransa ve Almanya bir diğerinin liderliğini kabul etmez. Ki, bu durum Avrupa’nın dağılması anlamına gelir.
AVRUPA BIRLIK RUHUNU KAYBEDERSE HIÇBIR ÜLKE LIDERLIĞI ÜSTLENEMEZ. KENDISINI LIDERLIĞE LAYIK GÖREN İNGILTERE, FRANSA VE ALMANYA BIR DIĞERININ LIDERLIĞINI KABUL ETMEZ. KI, BU DURUM AVRUPA’NIN DAĞILMASI ANLAMINA GELIR. BIRLIK RUHUNUN DAĞILMASI DEMEK, ORTAK GÜVENLIK MIMARISI PROJESININ DE AKAMETE UĞRAMASI SONUCUNU DOĞURUR.
Öte yandan; birlik ruhunun dağılması demek, ortak güvenlik mimarisi projesinin de akamete uğraması sonucunu doğurur. Birlik ruhu yaşatılırken bile birbirlerini sırtında taşımaktan hoşlanmayan bir yapı, o ruh dağılınca “diğeri için” savunma yükünün altına girmez.
Avrupa, Biden yönetimi nedeniyle askeri ve ekonomik çıkmaza sürüklendiğinin farkında. Her ne kadar ABD’nin kısmi desteğini arkasında hissetse de bu destek kayıpları yanında önemsiz kalıyor.
Trump’a birlikte ABD’nin ve NATO’nun koruma kalkanının ortadan kalkabileceği endişesi yaşıyor. Bir anlamda Avrupa’da ABD’ye karşı güvensizlik yerleşiyor ve “tuzağa mı düşüyoruz?” sorusu sorulmaya başlandı.
Avrupa, kısa vadede Ukrayna'yı desteklemek ve uzun vadede kendini savunmak için stratejik özerkliğini sağlamak üzere plan hazırladı. Plana göre, önümüzdeki dört yıl içinde yaklaşık 800 milyar euro değerinde bir bütçe devreye alınacak.
Planın birinci adımı, üye devletlerin savunma harcamalarını GSYİH'nin ortalama yüzde 1.5'i oranında arttırması. Bu artış dört yıllık bir süre zarfında 650 milyar euroya yakın bir mali alan yaratabilir. Sorun, geriye kalan 150 milyar euroda. Bu paranın Komisyon'un tahvil ihraç etmek ve üye devletlere borç vermek için sermaye piyasalarından borçlanmasına izin veren yeni bir savunma aracından gelmesi öngörülüyor, bu da sonunda geri ödenmesi gereken ortak borçlanma anlamına geliyor.
2024’te kabul edilen İstikrar ve Büyüme Paktı, üye devletlerin borçlarını GSYH'nin yüzde 60'ının altında ve dış borç açıklarını da yüzde 3'ün altında tutmalarını gerektiren katı mali kurallar getiriyor. 150 milyar euro için katı kurallar esnetilebilecek.
Katı kuralların esnetilmesi durumunda Fransa ve İspanya gibi yüksek borçlu ülkelerin harcamalarını nasıl kontrol edileceği bilinmiyor.
Öte yandan Polonya ve Baltık devletleri gibi ülkeler uzun süredir daha gevşek kurallar getirilmesini ve savunma harcamalarının ceza olmaksızın arttırılmasını talep ediyor. Kendi savunmalarını birliğin üstüne yıkmak anlamına gelen bu talep, Avrupa'nın üzerindeki yükü ciddi oranda artıracak.
Kısa vadede AB, üye devletleri, AB bölgeleri arasındaki ekonomik eşitsizlikleri gidermeyi amaçlayan uyum politikası programlarındaki fonları, savunma ve güvenliğe yönlendirmeye teşvik ediyor. Sermaye Piyasaları Birliği'nin tüm potansiyelinin ortaya çıkarılması da Avrupa Güvenliği planı için "vazgeçilmez" görünüyor.
Ve Londra Bankerleri borç için kapılarının çalınmasını bekliyor. Londra bankerlerinin "serbest piyasa kuralları ile bağımsız hareket eden sermayedarlar" olduğunu düşünmeyin. Londra bankerlerinin bir yandan İngiliz devleti ile diğer yandan ABD Yahudi sermayedarları ile öbür yandan Çin sermayedarları ile organik ilişkisi vardır.
Sonuç; 150 milyar euro AB için büyük para değil. Ancak bu para yetmeyecek ve en az üç-beş katına çıkabilecek. Ekonomileri zaten sarsıntıda olan AB'nin bu boyutta borçlanması, orta-uzun vadede Avrupa ekonomisinin ve dolayısı ile savunma planlarının çöküşü ve ABD'nin eyaletlerine dönüşme sonucunu getirebilir.
Kanada, Grönland gibi hedeflerine ulaşamayacağı ortada iken Trump, İkinci Dünya Savaşı ile kendisine bağladığı en önemli müttefikini kaybetmek üzere.
TRUMP ÇIN'LE BÜYÜK BIR SAVAŞ PLANLIYORSA, ÖNCE ÇIN’IN RUSYA ILE BAĞLARINI KOPARMASI GEREKIYOR. PUTIN, UKRAYNA'DA ISTEDIKLERINI ELDE EDERSE, SURIYE'DEKI ÜSLERINI VE VARLIĞINI KORURSA ABD-ÇIN ÇATIŞMASINA MÜDAHIL OLUR MU? BU SORUNUN CEVABI, PUTIN'IN GELECEĞI OKUYABILME YETENEĞINDE GIZLI. KI, PUTIN’IN GELECEĞI OKUMA YETENEĞI INKAR EDILMIYOR.
RUSYA
Trump seçim öncesi Rusya-Ukrayna Savaşı’nı bir günde bitireceğini söylüyordu. Trump’ın Putin ile iyi ilişkiler kurması, Rusya ile “işbirliğini” geliştirmesi bekleniyordu.
Ancak; ateşkes karşılığı Ukrayna’dan kıymetli madenlerini istemesi, “ateşkesi kabul etmezse Rusya’nın ekonomisini çökertirim. Ama bunu istemiyorum” gibi tehditleri ve Ukrayna’nın maden anlaşmasını kabul etmesi üzerine silah sevkiyatına ve istihbarat desteğine devam edeceğini açıklaması Putin’e geri adım attırdı.
Muhtemel senaryoya göre Trump, eninde sonunda Çin'le bir ticaret savaşına hazırlanıyor. Bu savaşın sıcak çatışmaya evrilme ihtimali göz ardı edilmemeli. Çin Dışişleri Bakanlığı, "ABD'nin istediği savaşsa, ister gümrük savaşı olsun, ister ticaret savaşı, isterse başka bir savaş olsun, sonuna kadar savaşmaya hazırız" açıklaması yaptı.
Trump Çin'le büyük bir savaş planlıyorsa, önce Çin’in Rusya ile bağlarını koparması gerekiyor. Putin, Ukrayna'da istediklerini elde ederse, Suriye'deki üslerini ve varlığını korursa ABD-Çin çatışmasına müdahil olur mu? Bu sorunun cevabı, Putin'in geleceği okuyabilme yeteneğinde gizli. Ki, Putin’in geleceği okuma yeteneği inkar edilmiyor.
Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, telefon görüşmesi yaptı. Görüşmede Putin, Cinping'e geçen hafta Riyad'da gerçekleştirilen Rusya-ABD görüşmeleri hakkında bilgi verdi. Cinping de, ABD-ABD diyaloğunu desteklediklerini ve Ukrayna'da katkı vermeye hazır olduklarını söyledi.
Putin ve Cinping, ülkeleri arasındaki ilişkinin sağlam ve üçüncü ülkelerin müdahalelerine karşı dayanıklı olduğunu teyit etti. Çin Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Cinping'in, Çin ve Rusya'nın sarsılmaz komşular ve "iyiliği ve kötülüğü paylaşan, birbirlerini destekleyen ve birlikte gelişen gerçek dostlar" olduğu belirtildi.
Putin ve Cinping her ne kadar ilişkilerin sağlamlığını teyit etseler de Pekin'de ihtiyatlı bir bekleyiş hakim oldu. Bu bekleyişin temel sebebi, "Ters Nixon" senaryosu.
Richard Nixon döneminde ABD'nin Soğuk Savaş sırasında Sovyetler Birliği'ne karşı Çin'in yanında yer aldığını hatırlatan Pekin, bugün de Trump'lı ABD'nin Çin'e karşı Rusya'nın yanında yer alabileceği ihtimalini göz ardı etmiyor.
Ayrıca Pekin, ABD'nin barış görüşmelerinin bir parçası olarak Rusya'ya yönelik yaptırımları kaldırması durumunda Rusya'nın Çin'e bağımlılığının azalacağından endişe ediyor.
Putin Pekin'in bu endişelerinin farkında. Bu nedenle Rusya'nın Pekin ile ilişkilerini uzun vadeli bir perspektifle yapılmış stratejik bir tercih olarak tanımlayan Putin, "geçici olaylardan etkilenmeyecek ve dış etkenler tarafından bozulmayacak" dedi.
Derken Trump’ın Rusya’nın ekonomisini çökertme tehdidi geldi. İşte bu tehdit, Putin’in de Şi Cinping’in de endişelerini geçici de olsa giderdi.
Trump her ne kadar Putin ve Şi Cinping'e karşı hayranlık beslese de güçlü kişilik sahibi liderleri muhatabı olarak kabul etse de kendi kişilik yapısı gereği ABD'den zayıf gördüğü ülkelere karşı "acımasız" politika izliyor. Putin ve Cinping ikilisinin gücünün farkında ve "eşit güçler" muamelesi yapıyor.
Ancak, Çin-Rusya ittifakı bozulursa, Trump Çin ve Rusya'nın tek tek ABD'den daha güçsüz olduğu algısına kapılabilir. Putin ve Cinping de bunun farkında. Bu nedenle "güçlü ve stratejik müttefik" olarak devam edecekler.
ORTA DOĞU
Trump'ın Filistinlileri sürerek Gazze'yi turizme açmayı amaçlayan "Orta Doğu Rivierası" planı hem dünyada hem Arap coğrafyasında ikinci şok dalgası oluşturdu. Bu planın da uygulanabilir yanı yok.
Arap coğrafyası Trump’ın planına anında bir başka planla cevap verdi. Mısır'ın hazırladığı ve Arap liderlerinin de desteklediği Gazze'yi kalkındırmaya yönelik "Arap Planı" Avrupa'nın önde gelen ülkeleri tarafından destekleniyor.
Fransa, Almanya, İtalya ve İngiltere dışişleri bakanları, "Arap inisiyatifi ile çalışmaya kararlı olduklarını ve Arap ülkelerinin bu girişimi geliştirerek gönderdikleri önemli mesajdan memnuniyet duyduklarını açıkladı.
Açıklamada, teklifin Gazze halkının "felaket düzeyindeki yaşam koşullarının hızlı ve sürdürülebilir bir şekilde iyileştirilmesini" vaat ettiği, Hamas'ın "artık ne Gazze'yi yönetmesi ne de İsrail için bir tehdit oluşturması gerektiği" belirtilirken, dört ülkenin "Filistin Yönetimi'nin merkezi rolünü ve reform gündeminin uygulanmasını desteklediği" deklare edildi.
Dört Avrupa ülkesi, Mısır'ın planını Filistinlileri düşündükleri için desteklemiyor. Şifre son cümlede gizli. Hamas'ı devreden çıkararak, "Filistin Yönetimi'nin merkezi rolü ve reform gündeminin uygulanması" vurgusu.
Hamas, İsrail için tehdit. Gerektiğinde Hizbullah'la işbirliği yapabilme ihtimali bu tehdidi ikiye katlıyor. Buna karşılık Filistin yönetimi daha "ılımlı" ve "uzlaşmaya açık."
Filistinlileri sürerek Gazze'yi Trump'ın hayallerine uygun hale getirmek mümkün değil ve Arap coğrafyasının İsrail'e karşı kinini güçlendirecek. Avrupa bunun farkında. Bir taşla iki kuş vurarak rol kapmanın peşinde. Bir yandan planlarını destekleyerek Arap coğrafyası ile dirsek temasını sürdürecek ve Trump'a karşı yanlarına çekecek; diğer yandan Hamas'ı tasfiye ederek İsrail'i memnun edecek.
FILISTINLILERI SÜREREK GAZZE'YI TRUMP'IN HAYALLERINE UYGUN HALE GETIRMEK MÜMKÜN DEĞIL VE ARAP COĞRAFYASININ İSRAIL'E KARŞI KININI GÜÇLENDIRECEK. AVRUPA BUNUN FARKINDA. BIR TAŞLA IKI KUŞ VURARAK ROL KAPMANIN PEŞINDE. BIR YANDAN PLANLARINI DESTEKLEYEREK ARAP COĞRAFYASI ILE DIRSEK TEMASINI SÜRDÜRECEK VE TRUMP'A KARŞI YANLARINA ÇEKECEK; DIĞER YANDAN HAMAS'I TASFIYE EDEREK İSRAIL'I MEMNUN EDECEK.
TRUMP’IN MÜTTEFİKİ PENTAGON MU OLUYOR?
Trump’ın kişisel özellik temeline dayanan politikaları hem ABD içinde hem dışında sorgulanmaya başladı.
Trump içeride vaadlerini yerine getiremedi. Göçmenleri sınır dışı etme planı askıda. Ekonomik göstergeler istenilen düzeyde değil. ABD, devlet yönetiminden bihaber kadroların eline geçti. Özellikle Elon Musk’ın devlet sistemini hallaç pamuğu gibi atması ciddi rahatsızlığa yol açtı. Bu durum, Trump’a yönelik direnci yeniden organize etmeye başladı.
Söz konusu direncin merkezi ise Pentagon. Trump’ın ilk döneminde dünyanın değişik bölgelerindeki askerleri çekme kararı Pentagon engeline takılmış ve başarılı olmamıştı. Sadece Afganistan’dan asker çekme kararını Biden uygulamıştı.
Dışarıda yalnızlaştıkça, içeride ise sorgulanarak direnç odakları güçlendikçe Trump iki seçenekle karşı karşıya kaldı; Ya Pentagon dahil tüm güç odakları ile savaşı göze alacak (ki, savaşı kazanma şansı yok gibi) Ya da Pentagon’la uzlaşmayı kabul edecek.
Muhtemelen Trump ikinci seçeneği tercih edecek. Ki, "savaşları durduracağım" iddiasına karşılık Yemen'de Husileri vurması ile bu uzlaşmanın ilk adımı atılmış gibi görünüyor. Bir sonraki adım İran'ın vurulması olursa kimse şaşırmasın.
Hatta, "IŞİD'le savaş gerekçesiyle PKK/PYD desteğinin teyit edilme ve "Terörsüz Türkiye" projesinin akamete uğrama ihtimalini de göz ardı etmemek gerek.
Pentagon’la uzlaşmayı kabul ederse, her iki taraf da kendi gündemini uygulayacak. Dünya için asıl tehdit bu uzlaşma olacak. Diğer ülkeler ABD’de iki muhatapla karşı karşıya kalacak. Trump’ın “gümrük vergileri” tehdidini bertaraf edebilse bile, bu kez Pentagon’un füzeleri ile karşılaşacak veya “askeri yardımları kesme” tehdidi ile. Veya tersi. Buna Elon Musk’ın “Starlink uydularımı çekerim” tehdidini ekleyin. Muhatap sayısı üçe çıkıyor.
Sonuç olarak; bugüne kadar dünya 1 Amerika ile mücadele ediyordu. Şimdi karşısında, her birinin silahları, gündemleri ve planları farklı 3 Amerika var.