Uzay Veri Merkezleri

Uzay Veri Merkezleri

Günümüzde yapay zekâ, kullanım, başvuru, çözüm arayışı ve üretim gibi pek çok süreçte artık vazgeçilmez bir noktaya doğru evriliyor. Bununla birlikte, yapay zekânın kendisi, bir çıkmaza doğru da sürükleniyor. Özellikle yapay zekâ dil modellerinin (LLM) gerek enerji tüketiminin sürdürülemez boyutlara ulaşması gerekse bu modellerin konumlandırıldığı devasa veri merkezlerine ilişkin yaşanan soğutma problemleri, durumun ciddiyetini gözler önüne sermektedir. Bu nedenle, çok yakın bir gelecekte insanlık olarak şu soruya cevap vermek zorunda kalacağız: Yapay zekâya devam mı, yoksa tamam mı?... Dolayısıyla konu oldukça girift ve insanlık giderek bu soruya cevap verme konusunda acil karar vermesi gereken bir çıkmaza doğru sürükleniyor. Çünkü bu soru, en az 600 milyar dolarlık oldukça “pahalı” bir soru ve bu soruya verilecek cevabın ise çok daha maliyetli olacağı öngörülmektedir.

2025 YILININ SON AYINI TAMAMLARKEN, TEKNOLOJI DÜNYASI IKI DEVASA ANLATI ARASINDA SIKIŞIP KALMIŞ DURUMDA. GOLDMAN SACHS VE SEQUOIA CAPITAL GIBI FINANS DEVLERININ RAPORLARINDA YANKILANAN KIMILERINE GÖRE HAKLI BULUNAN ŞU RAHATSIZ EDICI SORU KAFALARI KARIŞTIRMAKTADIR: “YAPAY ZEKÂ YATIRIMLARI, 2000 YILINDAKI DOT-COM BALONU GIBI PATLAYACAK MI?” SADECE 2024 YILINDA YAPAY ZEKÂ ALTYAPISINA 600 MILYAR ABD DOLARINDAN FAZLA YATIRIM YAPILDI, ANCAK BU YATIRIMIN GERI DÖNÜŞÜ (REVENUE) HENÜZ BU MALIYETIN ÇOK KÜÇÜK BIR KISMINI KARŞILAMAKTADIR.

Diğer yanda ise Elon Musk, Jeff Bezos, Sam Altman ve Eric Schmidt gibi teknoloji titanlarının, Dünya’nın sınırlarını zorlayan, bilim kurgu filmlerini aratmayan hazırlıkları var. Onlar, yapay zekâ veri merkezlerini uzaya taşıma planları yapmaktalar. Peki, bu iki zıt durum nasıl bir arada olabilir? Cevap, “Enerji Duvarı” kavramında gizli. Yapay zekâ bir balon riski taşıyor; çünkü Dünya üzerindeki enerji maliyetleri ve çip kıtlığı, bu teknolojinin kârlı hâle gelmesini (scale) engelliyor. Eğer yapay zekâ Dünya’da kalırsa, artan maliyetler altında ezilip bir “balon” olarak patlayabilir. Ancak eğer uzaya, “sınırsız” enerjinin ve “maliyetsiz” soğutmanın olduğu yere taşınabilirse, bu balon patlamayacak; aksine betonlaşarak yeni bir uygarlık altyapısına dönüşecektir. Bu makalemizde, konuyu bilimkurgudan çıkarıp “teknik bir zorunluluğa” dönüştüren günümüzde yaşanan baş döndürücü gelişmeler eşliğinde ve yapay zekâ balon tartışmalarının gölgesinde, teknoloji devlerinin tabiri caizse bu “varoluşsal kaçış planını” ve bunun jeopolitik sonuçlarını mercek altına alacağız.

YÖRÜNGEDEKI KUMAR: YAPAY ZEKÂ BIR “BALON” MU, YOKSA YILDIZLARA UZANAN “YENI SANAYI DEVRIMI” MI?

“Yapay zekâ bir balon mu?” sorusu, şu an Wall Street’ten Silikon Vadisi’ne kadar global ölçekte pek çok platformda dile getirilen trilyon dolarlık bir “fil odada” (elephant in the room) meselesidir. Bunun nedeni ise çok basit: Çünkü büyük şirketler yapay zekâ projeleri için devasa yatırımlar yaptılar ve bunun kısa vadede sonuçlarını beklemekteler. Yüksek bütçeli bu yatırımlar ise yapay zekâ şirketlerini “teknoloji titanları” hâline dönüştürdü. Dolayısıyla, yatırımcıların ve araştırmacıların duyduğu bu kuşkuyu, uzaya taşınma vizyonuyla harmanlamak, bu konuyu sadece teknik bir analiz olmaktan çıkarıp, küresel ekonominin geleceğine dair derinlikli bir manifesto hâline getirmektedir. İnsanlığın karşılaştığı bu zorlu denklemi, şu şekilde özetleyebiliriz: Eğer yapay zekâ bir balonsa, yatırım yapmaya da uzaya gitmeye de aslında gerek yoktur. Ama mutlaka uzaya gidilecekse eğer, bunun, balonun patlamaması için oynanan en pahalı kumar olacağı aşikârdır.

“BALON” TARTIŞMASI: NEDEN ŞIMDI?

Yapay zekânın geleceğini anlamak için önce şüphecilerin argümanlarına kulak vermek gerekir. Bunlar kısaca şöyle özetlenebilir:

. Azalan Verim Yasası: Yapay zekâ uzmanlarına göre Büyük Dil Modelleri (LLM) her geçen gün daha da büyüyor; ancak yeteneklerindeki artış hızı ise, sanılanın aksine, beklenen şekilde büyümüyor. Örneğin, GPT-3’ten GPT-4’e geçiş devrimseldi, ancak sonraki adımlar daha marjinal kalıyor. . Enerji ve Maliyet Darboğazı: Bir yapay zekâ modelini eğitmek 100 milyon dolar, onu çalıştırmak ise günde milyonlarca dolar elektrik faturası anlamına geliyor. Sequoia Capital’in ünlü “600 Milyar Dolarlık Soru” makalesinde belirttiği gibi; yapay zekâ endüstrisisinin kâra geçmesi için trilyonlarca dolar gelir yaratması gerekiyor. Ancak şu an ortada sadece “akıllı sohbet botları” var. Hizmetkâr robotik girişimler ise günlük hayatımıza henüz dâhil olamadı. . Çevresel Sürdürülebilirlik: Google, Apple ve Microsoft gibi teknoloji titanları, yapay zekâ yüzünden karbon nötr hedeflerini tutturamadıklarını itiraf ettiler. Dünya’nın elektrik şebekesi yapay zekâya ilişkin bu yükü artık kaldıramıyor ve alarm vermekte.

İşte tam bu noktada, Elon Musk ve Jeff Bezos gibi “Uzay Baronları” devreye giriyor. Onların tezi ise şu: “Sorun yapay zekâda değil, Dünya’nın fiziksel limitlerinde. Oyun alanını değiştirirsek, balon patlamaz, evrilir.” Konuya dâhil olmak isteyen uzay baronlarının, yapay zekâ endüstrisindeki önemli aktörlerden olması, burada dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli noktadır. Dolayısıyla hiç kimse ne balonunun patlatılmasını ne de kendi balonunu patlatmayı istemekte. Bu tartışmalar çerçevesinde, üzerinde tam bir uzlaşı sağlanamasa da doğal olarak benzer fikirler ortaya atılmaktadır. “Titanların Kaçış Planı” olarak adlandırabileceğimiz bu temel paradigma ise, balonu sürdürülebilir kılmak. Teknoloji devleri, yapay zekânın “balon” olmaması için tek yolun, maliyetleri radikal bir şekilde (100 kat) düşürmek olduğunu biliyor. Bunun yolu da Dünya’daki elektrik faturasını ödememekten, yani Güneş’in kendisine gitmekten geçiyor.

ENERJI KRIZINE KARŞI DÜNYA DIŞI ÇÖZÜM ARAŞTIRMASI

Yapay zekâ devrimi, insanlık tarihindeki en büyük teknolojik sıçramalardan biri olsa da beraberinde devasa bir enerji açlığını da getirdi. Uluslararası Enerji Ajansı’nın verilerine göre, veri merkezlerinin küresel elektrik tüketimindeki payı hızla %4’e yaklaşmaktadır. Özellikle ChatGPT, Gemini, Claude ve Grok gibi Büyük Dil Modellerinin (LLM) eğitimi ve işletilmesi, binlerce evin yıllık tüketimine eşdeğer enerji harcadığı ifade edilmektedir. Yaşanan bu darboğaz, yapay zekâ aktörleri olan teknoloji devlerini, radikal bir vizyonla birlikte radikal kararlar almaya yöneltti ki bu da veri merkezlerinin uzaya taşınması. Peki bu nasıl mümkün olacak? Veri merkezlerinin uzaya taşınması konusu, yapay zekânın geleceği açısından gerçekten stratejik öneme sahip. Günümüzde teknolojinin kalbinin attığı bölgeyi düşünürsek, bu sıcak konuyu, yörüngede inşa edilecek yeni bir veri merkezi olarak tanımlayabiliriz. Yörüngede kurulacak bu yeni “Uzay Veri Merkezleri” mimarlarına kulak vermek konunun anlaşılmasında yarar sağlayacaktır.

Elon Musk, yapay zekâ balon tartışmalarına pragmatik yaklaşan isimlerden biri. O, eğer maliyet düşmezse balonun patlayacağını biliyor. Önerisi ise, kendi şirketlerindeki koordinasyon kapsamında (xAI & SpaceX) hem lojistik hem de işlem gücünün birleşimi. Musk’ın dev roketi Starship, yörüngeye yük taşıma maliyetini kilogram başına 1.000 ABD dolarından 50 ABD dolarına indirmeyi hedefliyor. Musk’ın stratejisi dikey entegrasyondur. Bunun anlamı ise şu: Kendi roketine (SpaceX), kendi uydusuna (Starlink) ve kendi yapay zekâ şirketine (xAI) sahip bir teknoloji titanı olmak. Musk, yörüngede kuracağı devasa veri merkezleriyle, xAI’ın “Grok” modelini neredeyse sıfır enerji maliyetiyle eğitmeyi ve bu sayede rakipleri elektrik faturası öderken, kendisinin “sistemi hacklemesini” planlıyor.

OpenAI CEO’su Sam Altman ise, “Yapay Genel Zekâ”ya (AGI) ulaşmak için şu ankinin 1.000 katı daha fazla işlem gücüne ihtiyaç olduğunu söylüyor. Dolayısıyla yapay genel zekâ için bu durum, “varoluşsal bir zorunluluk”. Fakat Dünya’da bu kadar enerji yok. Microsoft ile planlanan 100 milyar dolarlık “Stargate” adlı veri merkezi projesi, nükleer enerji gerektiriyor. Ancak nükleer santral kurmak 10 yıllık meşakkatli bir süreç demek. Altman için uzay, bürokrasisi olmayan ve anında devreye alınabilen bir nükleer reaktör (Güneş) anlamına geliyor. Dolayısıyla Altman’ın vizyonunda “uzay”, tabiri caizse “balonun sönmemesi için gereken oksijen tüpü”dür.

TEKNOLOJI TITANLARINDAN JEFF BEZOS, AMAZON’DAKI CEO’LUK GÖREVINI BIRAKIP TAMAMEN BLUE ORIGIN’E ODAKLANDIĞINDA, PEK ÇOK KIŞI BUNU BIR “EMEKLILIK HOBISI” SANDI. OYSA BEZOS, AMAZON WEB SERVICES (AWS) TECRÜBESIYLE BILIYOR KI, GELECEĞIN EN BÜYÜK TICARÎ METAI “VERI”DIR. BAHSI GEÇEN GEREKSINIMI “ENDÜSTRIYEL BULUT” OLARAK NITELENDIREN JEFF BEZOS, YÖRÜNGEDE KURMAYI PLANLADIĞI “YÖRÜNGESEL RESIF” (ORBITAL REEF) ISTASYONUNU, SADECE TURISTLER IÇIN DEĞIL, YÜKSEK PERFORMANSLI SUNUCULAR IÇIN TASARLAMAYI PLANLIYOR. BEZOS’UN VIZYONU, AMAZON’UN LOJISTIK AĞINI UZAYA TAŞIYARAK, DÜNYANIN EN BÜYÜK “UZAY BULUT SAĞLAYICISI” OLMAK.

Teknoloji titanlarından Jeff Bezos ise konuya bir başka pencereden bakıyor. Jeff Bezos, Amazon’daki CEO’luk görevini bırakıp tamamen Blue Origin’e odaklandığında, pek çok kişi bunu bir “emeklilik hobisi” sandı. Oysa Bezos, Amazon Web Services (AWS) tecrübesiyle biliyor ki, geleceğin en büyük ticarî metaı “veri”dir. Bahsi geçen gereksinimi “Endüstriyel Bulut” olarak nitelendiren Jeff Bezos, yörüngede kurmayı planladığı “Yörüngesel Resif” (Orbital Reef) istasyonunu, sadece turistler için değil, yüksek performanslı sunucular için tasarlamayı planlıyor. Bezos’un vizyonu, Amazon’un lojistik ağını uzaya taşıyarak, dünyanın en büyük “uzay bulut sağlayıcısı” olmak.

Meta CEO’su Mark Zuckerberg ise, yapay zekâyı (Llama modelleri) açık kaynak yaparak “demokratikleştirmeye” çalışıyor. Ancak işlem gücü demokratik olmaktan ziyade, pahalıdır. Dolayısıyla Zuckerberg’in bu romantikliğinin ardında başka bir neden olduğunu tahmin etmek zor değil. Meta’nın devasa verilerini işlemek için global ölçekte sıkı rakiplerinden Google veya Amazon’un bulut bileşenlerine gereksinim duymak istememesi, Zuckerberg’in stratejisinin temelinde yatan asıl sebep. Bu nedenle, Meta’nın, Relativity Space veya Lumen Orbit gibi bağımsız “NewSpace” şirketleriyle ortaklık kurarak, kendi “Egemen Uzay Sunucularını” (Sovereign Space Servers) kurma olasılığı çok yüksek. Yani Zuckerberg için uzay, rakiplerinin tekelinden kaçış rotası olarak ifade edilebilir.

Teknoloji devlerinden Google’ın öne sürdüğü “Project Suncatcher” adlı projeye göre ise devasa istasyonlar yerine, binlerce küçük uydunun birbirine lazerle bağlanarak “dağıtık bir süper bilgisayar” oluşturulması öngörülüyor. Yani bu proje ile binlerce küçük uydudan oluşan dağıtık bir “bulut” (Swarm Intelligence) kurmak hedefleniyor. Google’ın kendi ürettiği TPU çipleriyle donatılmış bu uydular, lazerlerle birbirine bağlanarak, gökyüzünde devasa, görünmez bir süper bilgisayar oluşturacak. Google’ın önerdiği bu akıllı senaryo, “balon” riskine karşı bir sigorta poliçesidir; çünkü sistem modülerdir, parça parça büyütülebilir ve ilk etapta devasa bir yatırım gerektirmeyecektir.

Google’ın eski, şimdilerde ise Relativity Space’in yeni CEO’su olan Eric Schmidt ise, bahsi geçen bu dönüşümün “fikir babası” olarak, yapay zekânın enerji tüketimi konusunda en sesli uyarıları yapan isimler arasında. Schmidt, potansiyel sorunu mikro ölçekte çözmeyi ve bu kapsamda üç boyutlu (3D) baskı teknolojisiyle hızlı ve düşük maliyetle üretilen roketler aracılığıyla uzay taşımacılığını seri üretime (mass-production) geçirmeyi planlıyor.

UZAYDA VERI İŞLEMENIN MÜHENDISLIĞI: BALONU SÖNDÜRMEDEN MALIYETLERI DÜŞÜRMEK

Sektördeki şüphecilerin “bu teknoloji kâr edemez” tezini çürütmek için, uzay tabanlı sistemlerin mühendislik avantajları, öne sürülen projelerin gerçekleştirilmesinde kritik rol oynamaktadır. Gelin bunları biraz açalım.

. Termodinamik Arbitraj: Dünya’daki veri merkezleri, fanlar ve suyla soğutulur. Uzayda hava yoktur. Isı, maddesel ortam olmadan sadece “ışıma” (radyasyon) yoluyla atılabilir. Dünya’daki veri merkezleri, enerjinin %40’ını sadece soğutma (fanlar, klimalar) amaçlı harcamaktalar. Uzayda sıcaklık (-)270°C’dir. Enerji tüketimi gerektirmeyen pasif bir soğutma teknolojisi olan “radyatif soğutma” panelleri sayesinde bu %40’lık maliyet sıfıra inecektir. Bu yöntem, Dünya’daki gibi su harcanmasına ve herhangi bir ek ekipman ya da mekanik parçaya gereksinim de duymamaktadır. . Kesintisiz Enerji Hasadı “Güneş”: Dünya’da güneş panelleri gece çalışmaz, bulutlardan etkilenir ve atmosfer ışığın %30’unu emer. Uzayda gece yoktur, bulut yoktur. Güneş panelleri Dünya’dakinden yaklaşık 2 kat daha verimli çalışmaktadır. Bu, uzayda Dünya’daki bir panelden yaklaşık 5-6 kat daha fazla ve kesintisiz enerji demektir. Dolayısıyla elektriğin de neredeyse “bedava” olması demektir. Bu vizyona göre, oluşacak “sonsuz ve ücretsiz” enerji, yapay zekâ eğitim maliyetlerini %90 oranında düşürebilir.

Sonuç olarak, enerji ve soğutma maliyetlerinin “sıfıra” yaklaştığı bir senaryoda, yapay zekâ bir “balon” olmaktan çıkararak “su” veya “elektrik” gibi ucuz ve bol miktardaki “kamu hizmetine” dönüşür.

GELECEK SENARYOLARI: YAPAY ZEKÂ BALONU PATLAR MI, YOKSA YÜKSELIR MI?

Yaptığımız bu analiz ışığında, önümüzdeki 10 yıl için iki ana senaryo belirmektedir:

1-) UZAY PROJESININ BAŞARISIZ OLDUĞU SENARYO: “BÜYÜK ÇÖKÜŞ”: Eğer Starship beklenen maliyetlere inemezse veya uzay radyasyonu çipleri çok hızlı bozarsa; yapay zekâ yatırımları “Enerji Duvarı”na toslayacaktır. Eğitim maliyetleri sürdürülemez hale gelecek, şirketler batacak ve yapay zekâ, yalnızca zenginlerin kullanabildiği “niş bir araç” yahut “pahalı bir oyuncak” olarak kalacaktır. Bu da en nihayetinde, “Dot-com” krizinden daha büyük bir finansal yıkım yaratabilir.

2-) UZAY PROJESININ BAŞARILI OLDUĞU SENARYO: “YÖRÜNGE RÖNESANSI” YA DA “YENI SANAYI DEVRIMI”: Eğer veri merkezleri başarıyla yörüngeye taşınırsa, işlem gücü bolluğu yaşanacağından, yapay zekâ maliyetleri dramatik şekilde düşecek ve herkesin cebinde bir “süper zekâ” olacaktır. Diğer taraftan, bir “Ajanlar Çağı” da oluşabilir. Yani, sadece sohbet eden değil, iş yapan “Otonom Ajanlar” (AI Agents) ortaya çıkabilir. Bu ajanlar, uzaydaki sunucularda yaşayarak dünyadaki ekonomiyi yönetebilir. Ayrıca, veri, uzayda işlenip Dünya’ya satılan bir ihraç ürünü hâline geleceğinden, yeni bir ekonomi düzeni ortaya çıkacaktır.

BIZE DÜŞEN GÖREV: KRIZDEN NASIL FIRSAT ÇIKARABILIRIZ?

Kanaatimizce, Türkiye için “yapay zekâ balon tartışması”, bir riskten ziyade tarihi bir fırsattır. Türkiye, çip üretiminde Tayvan veya ABD ile yarışamayabilir; ancak “Veri Lojistiği” ve “Uzay Vatan (Gök Vatan)” doktrininde öncü olabilir.

TÜRKIYE NASIL KI GLOBAL ARENADA BORU HATLARIYLA BIR “ENERJI KÖPRÜSÜ” OLDUYSA, KURULACAK YER ISTASYONLARI VE UYDU AĞLARIYLA DA ORTA DOĞU VE AFRIKA GIBI YAKIN COĞRAFYANIN VERISINI UZAYA TAŞIYAN BIR “DIJITAL KÖPRÜ” OLABILIR. BU KAPSAMDA TÜRKIYE, “ENERJI KORIDORU”NDA GÖSTERDIĞI BU KILIT ÖNEMINI VE TARTIŞILMAZ DERECEDEKI ROLÜNÜ, BENZER ŞEKILDE “VERI KORIDORU”NA DOĞRU DA GENIŞLETMELIDIR.

. Türkiye, kendi uydularını yapabilen nadir devletlerdendir. “Mavi Vatan” doktrini, “Uzay Vatana” doğru genişletilmelidir. Türkiye’nin nüfus, tapu, sağlık, hukuk ve savunma alanlarına ilişkin kritik bilgilerini içeren verileri, yabancı teknoloji devlerinin bulutlarında değil, Türkiye’nin yörüngedeki kendine ait “egemen veri istasyonları”nda saklanmalıdır. Bu, ulusal olduğu kadar uluslararası anlamda stratejik açıdan hayatî öneme sahip bir meseledir. . Türkiye nasıl ki global arenada boru hatlarıyla bir “enerji köprüsü” olduysa, kurulacak yer istasyonları ve uydu ağlarıyla da Orta Doğu ve Afrika gibi yakın coğrafyanın verisini uzaya taşıyan bir “dijital köprü” olabilir. Bu kapsamda Türkiye, “enerji koridoru”nda gösterdiği bu kilit önemini ve tartışılmaz derecedeki rolünü, benzer şekilde “veri koridoru”na doğru da genişletmelidir. . Yapay zekâ balonu patlasa bile, uzay teknolojilerinin geçici bir heves yahut hedef olmadığı unutulmamalıdır. Bu bakımdan Türk start-up’ları, LLM geliştirmek yerine, uzaydaki radyasyona dayanıklı çiplere, gelişmiş yazılımlara sahip uydu iletişimine (lazer link) ve siber güvenlik alanlarına odaklanmalıdır. Global ölçekte kritik derecede önem taşıyan bu niş alanlar, özellikle genç girişimciler için yepyeni fırsatları da beraberinde getirecektir.

SONUÇ: BALON DEĞIL, DOĞUM SANCISI…

Jeff Bezos’un endüstriyel parkları, Mark Zuckerberg’in demokratikleştirme çabaları, Elon Musk’ın taşıyıcı filoları, Sam Altman’ın enerji açlığı ve Google’ın dağıtık zekâsı... Tüm bu vizyonlar tek bir noktada birleşiyor: Gezegenimizin biyolojik sınırları, dijital hırslarımızı beslemeye artık yetmiyor. Yapay zekâ veri merkezlerinin uzaya taşınması, ilk bakışta ekstrem ve pahalı bir fantezi gibi görünebilir. Ancak 1990’larda internetin her eve gireceği veya cep telefonlarının birer süper bilgisayar olacağı da bir zamanlar fanteziydi. Dolayısıyla, Starship’in motorları her ateşlendiğinde, bu fantezi gerçeğe bir adım daha yaklaşıyor.

Bu çerçevede, “Yapay zekâ bir balon mu?” sorusunun cevabı, nereden baktığınıza göre değişecektir. Eğer mevcut silikon teknolojisi ve Dünya’nın enerji altyapısıyla sınırlı kalırsak, evet, bu sürdürülemez bir balondur. Fizik kuralları, bu büyüme hızına eninde sonunda “dur” diyecektir.

ELON MUSK, JEFF BEZOS VE ERIC SCHMIDT’IN ÖNGÖRDÜĞÜ ŞEY, ESASINDA BU BALONUN PATLAMASI DEĞIL, KABUK DEĞIŞTIRMESIDIR. ASLINDA ONLAR, YAPAY ZEKÂYI DÜNYA’NIN KISITLI KAYNAKLARINDAN KURTARIP, EVRENIN SINIRSIZ KAYNAKLARINA AÇMAYA ÇALIŞMAKTALAR. BU PROJEYI, BIR TEKNOLOJI YATIRIMINDAN ZIYADE, INSANLIĞIN TEK GEZEGENLI BIR TÜRDEN, ÇOK GEZEGENLI VE DIJITAL BIR UYGARLIĞA GEÇIŞININ DOĞUM SANCILARI ŞEKLINDE YORUMLAYABILIRIZ. FAKAT TAM DA BURADA ÖZELLIKLE VURGULAMAK GEREKIRSE; UZAYDA OYNANACAK BU KUMARDAKI RISK ÇOK BÜYÜKTÜR. BUNUNLA BIRLIKTE UMULAN ÖDÜL, SADECE KÂR DEĞIL; SINIRSIZ ZEKÂ VE ENERJIYE ERIŞIM OLACAKTIR.

Fakat tam da burada özellikle vurgulamak gerekirse; uzayda oynanacak bu kumardaki risk çok büyüktür. Bununla birlikte umulan ödül, sadece kâr değil; sınırsız zekâ ve enerjiye erişim olacaktır. 2030’lara doğru ilerken, bu balon belki patlayabilir, ama patlamanın toz dumanı dağıldığında, gökyüzünde sadece yıldızları değil, insanlığın bilgi birikimini işleyen ve semada sessizce süzülen yeni yıldızları, “Silikon Takımyıldızlarını” göreceğiz…


KAYNAKÇA

  1. International Energy Agency (IEA). (2024). Electricity 2024: Analysis and forecast to 2026. Paris: IEA Publishing

  2. Sequoia Capital. (2024). AI’s $600B Question. David Cahn.

  3. Goldman Sachs Global Investment Research. (2024). Gen AI: Too Much Spend, Too Little Benefit?.

  4. SpaceX & xAI. (2025). Starship Heavy Lift Capability for Orbital Infrastructure. Technical White Paper.

  5. Blue Origin. (2023). Orbital Reef: The Business Park in Space - Vision Document.

  6. International Energy Agency (IEA). (2024). Electricity 2024: Analysis and forecast to 2026 - Data Centers and AI Energy Consumption. Paris: IEA Publishing.

  7. Google Research. (2025). Project Suncatcher: Distributed Space-Based Computing. Google AI Blog.

  8. Relativity Space. (2025). Automating the Orbit: 3D Printed Rockets and AI Factories. Press Release.

  9. Türkiye Uzay Ajansı (TUA). (2022). Milli Uzay Programı Stratejik Belgesi (2022-2030). Ankara.

  10. OpenAI & Microsoft. (2025). Future of Compute: From Stargate to Orbit. Strategic Analysis Report.