TÜRKIYE, SOĞUK SAVAŞ SONRASINDA, KLASIK DIŞ POLITIKA ANLAYIŞINDAN VAZGEÇEREK, FARKLI VE KESKIN BIR POLITIKA ANLAYIŞI IZLEMIŞTIR. BUNDA ŞÜPHESIZ, 1990 SONRASINDA, SOVYET RUSYA’SINDAN AYRILAN ORTA ASYA TÜRK CUMHURIYETLERIYLE YAKIN ILIŞKI IÇINE GIRME ÇABASI VARDIR. TÜRKIYE, ÖZELLIKLE “KAN BAĞLARI VE KARDEŞLIK” DÜSTURUNDAN YOLA ÇIKARAK, KARADENIZ VE ONUN UZANTISI OLAN ORTA ASYA’YA AÇILMAK ÜZERE GIRIŞIMLERDE BULUNMUŞTUR. BU DEĞIŞIMI “ÇEVREYE DÖNÜŞ” OLARAK TANIMLAYABILIRIZ.
Büyük, küçük herkes “Yüzüklerin Efendisi” filmini bilir. Çoğumuz da izlemiştir bu üçlemeyi. Aslında üçleme bir kitap uyarlaması ama sanırım pek çoğumuz film olarak biliyoruz ve film olarak izledik. Hatırlarsanız film yayınlandığı zamanlarda fenomen olmuştu. Kitabın yazarı ise İngiliz edebiyatı profesörü John Ronald Reuel Tolkien (J.R.R.Tolkien)'indir. İngiliz yazar, Yüzüklerin Efendisi serisini on yıla yakın süren çalışmanın ardından 1948'de tamamlamıştır.
Romanların (filmlerin) genel olarak konusu ise gücü ve egemenliği simgeleyen yüzüğün yok edilmesi için kurulan “kardeşlik”tir. Olayların tamamı orta dünyada geçmektedir. Orta Dünyanın kaderini belirleyecek olan savaşlar, savaş hazırlıkları, birliktelikler konu edilir. Karanlığın bütün güçleri savaşı kazanmak için bir araya gelir. Buna karşılık orta dünyadaki gruplar da birlikte savaşma kararı alarak güç birliği yaparlar.
Savaşın iyi tarafında olanların amacı savaşmak değildir. Esas hedef yüzüğün yok edilmesidir. Bunun için hedef şaşırtmak üzere savaşa karar verilir. Sonunda taraflar (Gandalf, Gondor) savaşırken, hedef şaşırtma sayesinde yüzük yok edilir. Romanda böylece biter.
Aslında roman son derece fantastiktir ve bilinmezliklerle doludur. Ancak yine de bu romanın özünde açık olarak “savaş” zımni olarak “tarih” vardır. Şunu da söylemek gerekir ki İngiliz yazar J.R.R. Tolkien’nin tarihten ve tarihin içinden fışkıran savaşlardan çok etkilendiği muhakkaktır. Romanlara (filmlere) ilişkin son bir not daha… Bazı araştırmacılar ile fikir yürütücüleri tarafından ortaya atılan iddiaya da bakarsak, Yüzüklerin Efendisi Üçlemesi’nin ilhamını Dünya Savaşlarından aldığı söylenmektedir. “Olmayanlar üzerine tarih yazılamaz” düşüncesinden yola çıkarsak da bunun doğru olduğunu söyleyebiliriz.1
Yüzüklerin Efendisi’ndeki Orta Dünyanın Ortasındaki savaşların bir benzeri “enerji” alanında Orta Asya’da oynandığı gerçeğini irrite etmek gerekir. Dünyanın ortasındaki Orta Asya’da yeni bir oyun oynanıyor. Adı; “Enerji Oyunu”. Bu oyunun içinde petrol, doğal gaz ve diğer yeraltı zenginlikleri var. Lakin enerjide alternatifin çok olmasına bakmayın, işin esasını petrol ve doğal gaz oluşturmaktadır. Enerji kaynaklarının dörtte üçü Orta Asya’da bulunuyor.2 Bu nedenle de 21. yy’da bu oyun kaçınılmaz olarak oynanmak zorundadır. Çünkü bilim ve teknoloji hala doğaya dayalı olmayan alternatif enerjiyi üretemedi. Ya da üretilenler kısıtlı ve orta vadede dünyaya yetecek gibi görünmüyor.
1. ENERJI OYUNUNDA 20. YÜZYILIN SON ÇEYREĞINE GENEL BIR BAKIŞ
Enerji Oyunu, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte başladı. Aslında oyun 2. Dünya Savaşı’ndan sonra, ABD’nin Sovyetleri “Çevirme Politikası”3 ile başladı desek yalan olmaz. Ancak 1990’lı yıllara kadar dönem “Soğuk Savaş” dönemiydi ve Doğu ve Batı Blokları kendi bağdaşıklıkları içinde birbirleriyle dalaşmakla yetiniyordu.
Sovyetler Birliği, 1991 yılında Gorbaçov’un ortaya attığı Glasnost ve Perestroyka fikirleriyle birlikte hızla dağılma sürecine girdi. Dağılmanın hemen ardından muhtariyetlikler bağımsızlıklarını teker teker ilan etmeye başladılar.4 Aslında Sovyetler Birliği uydusunda bulunan ülkeleri bağımsızlık yönünde emansipe etmek niyetinde değildi. Fakat çözülme o kadar ani ve hızlı olmuştu ki dağılmayı önlemek mümkün değildi. Sonuçta Orta Asya’da bağımsız ülkeler boy göstermeye başladı. Bağımsızlık hareketiyle birlikte de Orta Asya’nın merkezinde jeopolitik bir boşluk doğdu. Ortaya çıkan bu boşluk başlangıçta Rusya tarafından Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ile doldurulmaya çalışıldı fakat BDT etkin olamadı.5
Bağımsızlığını ilan eden ülkelerin başında Türk Cumhuriyetleri geliyordu. Orta Asya’nın neredeyse bütünü anlamına gelen Türk Cumhuriyetleri, enerji kaynaklarının da başını çekiyordu. Umutları ise “Ağabey Türkiye”ydi. Fakat Türkiye, ekonomik gücü, zihni yapısı, perspektifi ve diplomatik becerisi bakımından rol üstlenmeye henüz hazır değildi. Hele hele “Pragmatik Emperyal İmparatorluk Dürtüsü” ile hareket eden ABD dururken, Türkiye bölgede güç olamazdı. Nitekim 1990’lı yılların başından itibaren başlayan ve günümüze kadar gelinen süreçte başta ABD olmak üzere ekonomik ve siyasi alanda baskın güçlü devletler bölgede esas oyuncular oldu. Bu oyunun içinde Rusya, ABD başı çekti.
2. YENI ENERJI OYUNU VE BORU HATLARI
Orta Asya’nın Batıya doğru uzantısı Türkiye’nin ve bölge ülkelerinin yanı sıra, başka aktörlerin de senarist olarak bulunduğu bu coğrafyada, yaklaşık 20 yıldan bu yana yaşanan açık ve gizli savaşlar, işgaller, suikastlar, darbe girişimleri, istihbarat örgütlerinin oyunları, turuncu darbeler, BOP, Arap Baharı gibi süreçler, bu bölgenin enerji açısından ne kadar “vazgeçilmez” olduğunu göstermektedir. Aslında çok karmaşık bir denklem gibi görünen bu oyun matrisinin tek bir göstergesi var! O da 2050 yılına kadar petrol ve doğal gazın kimin tarafından ne şekilde kullanılacağı ve bölge dominantlığının kimde kalacağıdır. Gerisi ise sadece bir “oyun”dur.
İşte bu genel perspektif içinde meydana gelen gelişmeler enerji oyununda ABD’nin güçlü bir şekilde baş senarist olduğu ve oyuncuları kendi isteğine göre oynattığı gerçeği ile karşı karşıyayız.6 Soğuk Savaş sonrası dünyanın sözde demokrasi ve jandarmacılığına soyunan ABD, kapitalizmin ve onun içinde beslenip büyüyen globalizmin geleceğini korumak ve her yıl artan enerji ihtiyacını karşılamak için Hazar Bölgesi’ni kendi alanı ilan etmekten kaçınmadı. Çünkü Orta Doğu petrollerinin ömrü azaldı. Oysa Orta Asya’da enerji politikalarının anahtar ülkeleri Özbekistan, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan ve kısmen de Tacikistan’da ortalama 100 yıl kadar yetecek petrol ve doğal gaz var. Üstelik bu ülkeler eski Sovyetler Birliği’nin en yoksul bırakılmış parçalarıydı. O nedenle de bu ülkeler dünün öfkesini, bugün Batılı şirketlerle işbirliğine giderek almaya çalışıyorlar. Tabii ABD’nin de boş durmadığını belirtmek ve belirleyici diplomasi çerçevesinde gerekli olan tüm parametreleri kullandığını söylemek gerekir. Her ne kadar diplomasi; “mutlak çıkar amaçlarının paylaşımı ilkesi” olsa bile ABD’nin bunu paylaşmaktaki isteksizliği, kendi ihtiyaçlarından kaynaklanmaktadır. 7
ABD’nin Irak ve Afganistan işgali, İran’a sürekli verdiği gözdağı, Pakistan’da şimdiki yönetime verdiği destek (Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinden duyulan endişe), Arap Baharı hareketi, Suriye’nin çok bilinmeyenli denklemi, petrol ve doğal gaz boru hatlarının Türkiye üzerinden Batı’ya akmasını sağlamak, hep kendi çıkarlarını korumak içindi.
YENILENEBILIR ENERJI KAYNAKLARININ YETERSIZLIĞI VE KÜRESELLEŞEN DÜNYADA ENERJI TALEBININ AŞIRI ARTIŞI, ENERJI ALANINDA, SON 50 YILDA, GÖRÜLMEDIK BIR OYUNA SAHNE OLMUŞTUR. ABD, ORTA DOĞU’DAKI GÜCÜNÜN BIR BENZERINI KARADENIZ BÖLGESI’NDE DENEMEKTEDIR. ABD, RUSYA, ÇIN, AB GIBI KÜRESEL AKTÖRLERIN, DÜNYA ENERJI REZERVLERININ BÜYÜK BIR ÇOĞUNLUĞUNU ELINDE BULUNDURAN KARADENIZ VE HAZAR BÖLGESI HALEN, BILEK GÜREŞINE SAHNE OLMAKTADIR. AYNI ŞEKILDE, TÜRKIYE, İRAN, AZERBAYCAN GIBI BÖLGE ÜLKELERI DE BU PASTADAN PAY TALEP ETMEKTEDIR. HIÇ ŞÜPHESIZ, BÖLGENIN KUZEY-GÜNEY VE DOĞU-BATI EKSENINDEKI “GEÇIŞ KORIDORU” OLMA ÖZELLIĞI, BÖLGENIN ENERJI DEĞERINI DAHA DA ARTIRMAKTADIR.
ABD, bölge ülkelerinin -Türkiye’de dahil- Washington üzerinden enerji politikalarını belirlemesini istiyordu. Petrol ve doğal gazı pek çoğu ABD’li şirketler olmak üzere Batılı şirketler çıkaracak, enerjiyi bünyesinde barındıran ülkelere kardan pay verilecek ve enerji kaynakları “boru hatları” ile başta Batı olmak üzere diğer ülkelere satılacaktı. Bu arada enerji arzında Rusya’nın tekelini kırmak için temel boru hatlarının geçmesinde, Türkiye ve Gürcistan’ın önemli bir koz olarak kullanılması da önemliydi. Dahası Rusya’nın egemenliği altında Güney Doğu Rotası olan Afganistan-Pakistan-İran üzerinden enerjinin Doğu’ya (Çin) kaptırılması riski de vardı.8
Hemen şunu da söylememde fayda var: Rusya’nın bu oyunda tamamen baypas edildiği gibi bir izlenim çıkmamalıdır. Zira Rusya bölgenin en önemli aktörüdür ve halen ABD’nin önündeki en büyük engeldir. Sovyet sonrası Rusya’nın toparlanması, tekrar eski gücüne kavuşması için geçen zamanda Batılı Şirketler ve Batı Politikası önemli mesafeler kaydetmiş olsa da şimdilerde Rusya enerji oyununda, Karadeniz jeopolitiğinde ve Orta Asya tüm ağırlığı ile ABD’nin karşısındadır.
3. KARADENIZ ENERJI JEOPOLITIĞINDE TÜRKIYE’NIN DURUMU ILE RUSYA VE ABD’NIN ETKINLIK ALANINI GENIŞLETME ÇABALARI
Türkiye, Soğuk Savaş sonrasında, klasik dış politika anlayışından vazgeçerek, farklı ve keskin bir politika anlayışı izlemiştir. Bunda şüphesiz, 1990 sonrasında, Sovyet Rusya’sından ayrılan Orta Asya Türk cumhuriyetleriyle yakın ilişki içine girme çabası vardır. Türkiye, özellikle “kan bağları ve kardeşlik” düsturundan yola çıkarak, Karadeniz ve onun uzantısı olan Orta Asya’ya açılmak üzere girişimlerde bulunmuştur. Bu değişimi “çevreye dönüş” olarak tanımlayabiliriz.9
Türkiye, bu değişim ve dönüşüm sürecine bağlı olarak, o dönemde Türkiye’nin Washington Büyükelçisi olan Şükrü Elekdağ’ın fikir babalığı yaptığı Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİB)’nin hayata geçmesine zemin hazırlamış ve 25 Haziran 1992 yılında, 12 ülkenin imzası ile KEİB kurulmuştur. Bu oluşumla birlikte Türkiye, Karadeniz Bölgesi’yle ilgilenmeye başlamıştır.10
Türkiye, 2000’den sonra Karadeniz Bölgesi’nde geliştirilen “Transatlantik Boru Hatları” projelerinde önemli oyuncu olmuş ve Soğuk Savaş sonrası, ilk petrol boru hattı olan Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının devreye girmesiyle, enerjide stratejik konumunu güçlendirmiştir. Ardından Mavi Akım, Türk Akımı (Güney Akım), TANAP gibi önemli boru hatları projeleriyle Karadeniz Havzası’nın, enerji güvenliğinde ve bu enerjinin Batı’ya aktarılmasında “geçiş ülkesi” konumunu çok daha fazla güçlendirmiştir. 11
Soğuk Savaş sonrası dünyanın jandarmalığına soyunan ABD, Karadeniz ve Hazar Bölgesi’ne ve onun hinterlandı olan Orta Asya’ya kısa sürede nüfuz etmiş ve bölgede etkinlik alanını güçlendirmek için, NATO ve AB üzerinden Gürcistan ve Ukrayna kartlarını, Rusya karşı oynamak istemiştir. Rusya ise bu resti görerek, Güney Osetya meselesi nedeniyle 2008’de Gürcistan’la savaşa girişmiş,12 Mart 2014’de Ukrayna’nın toprağı olarak kabul edilen Kırım’ı işgal ederek,13 bölgede çok güçler dengesinin vazgeçilemez unsuru olduğunu, bölge oyuncularına açıkça ilan etmiştir. 2022’de ise Rusya Ukrayna’ya savaş ilan etmiş ve üç yıldır devam eden savaşta on binlerce asker ölmüş ve Avrupa’da en büyük mülteci akını baş göstermiştir. Şimdilerde ise Trump’ın ABD başkanı seçilmesiyle, iyimser bir barış havası esmektedir.
Yenilenebilir enerji kaynaklarının yetersizliği ve küreselleşen dünyada enerji talebinin aşırı artışı, enerji alanında, son 50 yılda, görülmedik bir oyuna sahne olmuştur. ABD, Orta Doğu’daki gücünün bir benzerini Karadeniz Bölgesi’nde denemektedir. ABD, Rusya, Çin, AB gibi küresel aktörlerin, dünya enerji rezervlerinin büyük bir çoğunluğunu elinde bulunduran Karadeniz ve Hazar Bölgesi halen, bilek güreşine sahne olmaktadır. Aynı şekilde, Türkiye, İran, Azerbaycan gibi bölge ülkeleri de bu pastadan pay talep etmektedir. Hiç şüphesiz, bölgenin Kuzey-Güney ve Doğu-Batı eksenindeki “geçiş koridoru” olma özelliği, bölgenin enerji değerini daha da artırmaktadır.14 ABD’nin, Karadeniz jeopolitiğinin önemine atıfla, Rusya’ya stratejik anlamda meydan okuması, bölgenin yeni gelişmelere gebe olduğunun açık göstergesidir.
Orta Asya, henüz Orta Doğu batağı gibi bir bataklık değildir. 25 yılı aşan süreçte bölgede zaman zaman istikrarsızlık yaşansa da Orta Doğu’ya kıyasla, -Afganistan, Azerbaycan Ermenistan arasındaki Dağlık Karabağ ile Rusya’nın Gürcistan ve Ukrayna ile yaşadığı savaşlar hariç- güvenli ve istikrarlı bir bölge olduğunu söyleyebiliriz. Bu ortamın en önemli emniyet sübabı, şüphesiz Rusya ve Çin olmuştur. Her ne kadar ABD, Karadeniz ve Hazar Bölgesi’nde etkinlik alanını genişletmeye çalışsa da Rusya’nın Sovyet sonrası, kendini hızla toparlaması, Çin ile yakın işbirliği ve Orta Asya’da geliştirdiği ekonomik birlikler -KEİB, BDT, ŞİÖ- Rusya’nın elini, ABD’ye karşı güçlendirmektedir.
KARADENIZ’IN ARTAN ULUSLARARASI ÖNEMINDE TÜRKIYE, BULUNDUĞU COĞRAFYA BAKIMINDAN ADETA “KILIT ÜLKE” KONUMUNDADIR.TÜRKIYE, BATI İTTIFAKI IÇINDE YER ALDIĞI 2. DÜNYA SAVAŞI’NDAN, 2010’LU YILLARA KADAR, MÜTTEFIKLIK VE STRATEJIK IŞBIRLIĞINI YÜRÜTÜRKEN, GENELLIKLE YÖNLENDIRILEN ÜLKE KONUMUNDA KALMIŞTIR VE MAALESEF KI BU KONUDA ZARAR GÖREN TARAF OLMUŞTUR. ANCAK SON ZAMANLARDA, RUSYA ILE YAKINLAŞMASI, AVRUPA BIRLIĞI ILE KOPMA NOKTASINDAN, ŞİÖ DIYALOG ORTAKLIĞINDAN, TAM ÜYELIĞE GEÇIŞ SINYALLERI VERMESI, KARADENIZ BÖLGESI’NDE VE ENERJI GÜVENLIĞINDE GÜCÜNÜN VE KONUMUNUN FARKINA VARMASI, BÖLGEDE HER GEÇEN GÜN DAĞITILAN KARTLARDA KÜRESEL OYUNCU OLMAYA DOĞRU ITMEKTEDIR.
4. Karadeniz Havzası’nın Güvenliği ve Geleceğine İlişkin Genel Değerlendirme
Karadeniz sahip olduğu potansiyelleri ve enerji kaynakları ile küresel güçlerin iştahını kabartmaktadır. Avrasya diye tanımladığımız, Avrupa-Asya bağlamında enerji güvenliğinde, jeoekonomik, jepolitik ve jeostratejik bir güce ve öneme sahiptir.
Hiç şüphesiz, dünya ekonomi dengeleri süratle değişmektedir. Tahminen 2030 sonrasında dünyanın aksı, Atlantik’ten Pasifik’e kayacaktır. Bunun başlıca nedeni ise Çin’in sürekli büyümesi ve enerji kaynaklarının, Karadeniz-Hazar-Kafkasya Bölgesi diye tanımlayacağımız geniş coğrafyada yer almasıdır.
Bölgenin eşsizliği, doğal olarak, güçler dengesinde yeni perdelerin açılması için pek çok oyunun kurgulanması anlamına gelecektir. ABD ve AB, NATO konsepti üzerinden, bölgeye tıpkı Arap Baharı gibi, demokrasi, özgürlük, barış ve refah söylemleriyle girmeye çalışarak, Orta Doğu benzeri bir kaos yaratarak, egemen güç olmaya çalışacaktır.15 Şüphesiz bu bölgede rekabet kaçınılmazdır. ABD’nin Rusya faktörüne karşılık, arkadan dolanarak, Japonya ve Güney Kore ile yakın işbirliğine girmesi, bölgeye verdiği anlam ve değerin bir göstergesidir. Buna karşın, bölge ülkelerinin Karadeniz’in güvenliği için, yakın komşuluk içinde olmaları gerekmiştir. Her ne kadar bölge ülkelerinin farklı siyasi, sosyal, kültürel ve yönetimsel yapıları olsa da BDT, KEİB, ŞİÖ gibi ekonomik entegrasyonlarla “Genişletilmiş Karadeniz Havzası”nın alanını güvenlik altına almaları, Bölgenin istikrarı ve güvenliği için elzemdir.16
Küreselleşmenin dayattığı kargaşa ve kaos, enerji kaynaklarına ulaşmada kullanılacak en önemli argümandır. Politik süreçlerden, çatışmalardan, tehdit ve risklerinden en fazla fayda sağlayacak ülke elbette ABD olacaktır.17
Karadeniz’in artan uluslararası öneminde Türkiye, bulunduğu coğrafya bakımından adeta “kilit ülke” konumundadır. Türkiye, Batı İttifakı içinde yer aldığı 2. Dünya Savaşı’ndan, 2010’lu yıllara kadar, müttefiklik ve stratejik işbirliğini yürütürken, genellikle yönlendirilen ülke konumunda kalmıştır ve maalesef ki bu konuda zarar gören taraf olmuştur. Ancak son zamanlarda, Rusya ile yakınlaşması, Avrupa Birliği ile kopma noktasından, ŞİÖ diyalog ortaklığından, tam üyeliğe geçiş sinyalleri vermesi, Karadeniz Bölgesi’nde ve enerji güvenliğinde gücünün ve konumunun farkına varması, bölgede her geçen gün dağıtılan kartlarda küresel oyuncu olmaya doğru itmektedir.
Karadeniz ve ardışığı olan Orta Asya’nın zengin enerji kaynakları, ABD’nin bölgeye nüfuz etme çabasıyla birlikte, Rusya ve ABD arasında bir çatışma ortamı kaçınılmazdır. Bölgeye yaklaşmaya çalışan ABD ve AB, bu bölgeden asla vazgeçmeyecektir.
Karadeniz jeopolitiği bir bütündür. Karadeniz, Boğazlar, enerji boru hatları, İpek Yolu, rekabet ve hakimiyet kazanmayı önemli kılan etmenlerdir. O nedenle de güvenlik algılamalarını doğru okumalı ve küreselleşmenin yarattığı tek kutupluluktan, çok yönlü kutupluluğa doğru yeni bir Karadeniz güvenliği oluşturulmalıdır.