AMERIKAN RÜYASI'NIN KÖKLERI, "TÜM INSANLARIN YAŞAM, ÖZGÜRLÜK VE MUTLULUĞU ARAMA" HAKKIYLA EŞIT YARATILDIĞINI ILAN EDEN BAĞIMSIZLIK BILDIRGESI’NE DAYANIR. ABD ANAYASASI DA BAĞIMSIZLIK BILDIRGESI’NIN BU ILKESINI KORUMA ALTINA ALMIŞTIR.
Amerika Birleşik Devletleri’nin ordusundan çok daha güçlü üç silahı vardır; ekonomisi, Hollywood’u, “Amerikan Rüyası” algısı. İlk ikisi, üçüncü silahı güçlendirmek için kullanılır. Üçü yetmez ise ordusunu devreye sokar. Önce Amerikan Rüyası kavramını özetle ele almakta fayda var. Amerikan Rüyası; çok çalışma ile başarı, refah ve şöhretin yakalanabileceği inancını yerleştiren bir düşünce ve yaşam biçimidir. Bu kavram 1931’de James Trusyow Adams tarafından, sosyal sınıf veya doğum koşulları ne olursa olsun, “hayat herkes için daha iyi, daha zengin ve daha dolu olmalı, herkese yetenek veya başarıya göre fırsatlar sunulmalıdır” savıyla ortaya atıldı ve kabul gördü. Sonuçta dil, din, ırk ayrımı gözetmeden her vatandaşa eşit yaşam koşulları ve özgürlük vadediyordu. Amerikan Rüyası’nın kökleri, “tüm insanların yaşam, özgürlük ve mutluluğu arama” hakkıyla eşit yaratıldığını ilan eden Bağımsızlık Bildirgesi’ne dayanır. ABD anayasası da Bağımsızlık Bildirgesi’nin bu ilkesini koruma altına almıştır. Önsözünde bu ilkeyi, «Özgürlüğün nimetlerini kendimiz ve gelecek nesillerimiz için güvence altına almak» olarak tanımlar.
ABD, rüyasını diğer ülkelere satmakta çok başarılı oldu. “ABD’nin girdiği ülkenin bir daha iflah olmadığı” gerçeği ortada dururken, “demokrasi getirme” gerekçesi kabul gören faktör olmaya devam etti. Bu kabul, James Trusyow Adams’ın, “hayat herkes için daha iyi, daha zengin ve daha dolu olmalı, herkese yetenek veya başarıya göre fırsatlar sunulmalıdır” tezinin cazibesidir.
Sosyolog Emily S. Rosenberg, Amerikan Rüyası’nın misyonerler ve iş adamları tarafından yayıldığını söylemişti. Rosenberg, Amerika’nın dünyaya yayılmasında söz konusu rüyanın beş parametresini kullandığını belirtir.
1- Diğer ulusların Amerika`nın gelişimini kopyalaması gerektiği inancı,
2- Serbest piyasa ekonomisine inanç,
3- Serbest ticaret anlaşmaları ve doğrudan yabancı yatırım desteği,
4- Ülkeye bilgi ve kültür akışını sağlayacak iklimi yaratmak,
5- Özel teşebbüs için devlet korumasının kabulü.
Huntington’a göre ise, farklı grupların Amerikan toplumuna asimile edilmesi çeşitli yollarla olmuştur ve hiçbir zaman tamamlanmış değildir. Huntington şöyle der; “Genelde tarihsel olarak asimilasyon özellikle kültürel asimilasyon büyük ve hatta en büyük Amerikan başarı öyküsüdür. Bu ona nüfusunu genişletme, bir kıtayı işgal etme ve ekonomisini, büyük ölçüde Amerika’nın Anglo-protestan kültürüne ve Amerikan inancının değerlerine bağlı ve Amerika’yı küresel meselelerde büyük bir güç yapmaya destek olan milyonlarca adanmış, enerjik, yetenekli, hırslı insanla beraber geliştirme imkanını sağlamıştır. Bu politikanın uygulanmasında Amerikan ulus devletinin klasik tepkilerinin ve toplumsal türdeşliğin esas alınmasının etkisi vardır.
Çünkü etnik azınlıklar başta olmak üzere, göçmenler ulusal güvenlik ve siyasi istikrar ekseninde değerlendirilir. Bu unsurların ulusal güvenliği ve siyasi istikrarı tehdit eden bir potansiyel taşıdığı varsayılmaktadır. Kendilerini etnik-kültürel veya ulusal bir topluluk olarak gören bu tür sosyal grupların sadakatinden şüphe etmek üzerine kurulu olan bu yaklaşıma göre, etnik gruplar veya göçmenler güçten düşürülerek ya da dönüşüme uğratılarak topluluk bilinçlerinin kaybettirilmesi gereken kitleler olarak değerlendirilmiştir.”
ROMANTİZM-GERÇEKLİK ÇATIŞMASI BAŞLIYOR
Ancak, bir yüzyıldan uzun zaman başarıyla uygulanan “Amerikan Rüyası” stratejisi ve romantik vaadler ile, yaşamın gerçekliği 1970’lerden itibaren çatışmaya başladı. Çatışmanın temelini ise artan gelir eşitsizliği oluşturdu. Amerikan rüyası, yoksul kesimler için hayal olmaktan çıkmaya başladı. Değişim çağına giren dünya aynı zamanda “tanımsızlıklar çağı”na da girdi. Komünizmle mücadele çağı, Rusya tehdidi derken üçüncü aşama “terörle mücadele çağı”na evrildi.
Ancak, küresel çapta “terörle mücadele” söylemi bol miktarda dile getirilirken terörün tanımı yapılamıyor. Bu tanımsızlık, küresel güçler tarafından yeni bir savaş taktiği olarak kullanılıyor. Pek çok ülke terörle mücadele gerekçesiyle düşman olarak kabul ettiği ülkelerin uluslararası çıkarlarına saldırıyor. Terör, ülkelerin en büyük asimetrik savaş silahlarından biri haline geldi.
Son birkaç 10 yıldır dünyada bir hareketlenme gözleniyor. Yoksul kesimler neden yoksul kaldıklarını, yeraltı-yer üstü kaynaklarından neden yeteri kadar faydalanmadıklarını, gelir adaletsizliğinin neden düzeltilmediğini daha çok sorgular oldu.
DEĞIŞIM ÇAĞINA GIREN DÜNYA AYNI ZAMANDA “TANIMSIZLIKLAR ÇAĞI”NA DA GIRDI. KOMÜNIZMLE MÜCADELE ÇAĞI, RUSYA TEHDIDI DERKEN ÜÇÜNCÜ AŞAMA “TERÖRLE MÜCADELE ÇAĞI”NA EVRILDI. BU TANIMSIZLIK, KÜRESEL GÜÇLER TARAFINDAN YENI BIR SAVAŞ TAKTIĞI OLARAK KULLANILIYOR VE ÜLKELERIN EN BÜYÜK ASIMETRIK SAVAŞ SILAHLARINDAN BIRI HALINE GELDI.
Bu sorgulama sadece fakir ülkelerde yapılmıyor. ABD halkı da sorgulama sürecine katılmaya başladı. ABD’de ezilen, dışlanan Zencilerin, hispeniklerin ve diğer farklı etnik kökenden vatandaşların sayısal oranına bakıldığında bu sorgulamanın hangi boyutlara ulaşabileceği görülebiliyor. Bununla birlikte eyaletler arası rekabetin arttığı, “zengin eyaletlerin fakir eyaletleri niye finanse ettikleri?” sorusu sorulur oldu.
Daha önemlisi, ABD’nin savaş makinesinin gerekli olup olmadığı, ABD vergi mükelleflerine getirdiği yük ve “savaş makinesini doyururken kimleri zengin ediyoruz?” gibi sorular yoksul ve azınlıklarca sorulmaya başlandı. Yani “dünya jandarmalığının ve demokrasi getirme operasyonlarının” ABD’ye maliyeti arttıkça vergi mükelleflerinin rahatsızlığı da arttı…
“Erişilemez, yenilmez Amerika” gölgesinde kalan ve “insan faktörünü göz ardı ederek devlet sistemini korumaya odaklanmış” müesses nizamın baskısına maruz kalmış Amerikan toplumundaki huzursuzluk, ayrışma ve toplumsal tepkisel hareketler pek fark edilmedi. Ama içten içe güçleniyordu. “Amerikan rüyası” rüya olmaktan çıkmaya başlamış gibiydi.
ERIŞILEMEZ, YENILMEZ AMERIKA” GÖLGESINDE KALAN VE “INSAN FAKTÖRÜNÜ GÖZARDI EDEREK DEVLET SISTEMINI KORUMAYA ODAKLANMIŞ” MÜESSES NIZAMIN BASKISINA MARUZ KALMIŞ AMERIKAN TOPLUMUNDAKI HUZURSUZLUK, AYRIŞMA VE TOPLUMSAL TEPKISEL HAREKETLER IÇTEN IÇE GÜÇLENDI.
TRUMPİZM’İN DOĞUŞU
Derken 8 Kasım 2016’da Amerikan başkanlık seçimleri yapıldı. İki aday vardı, eski Başkan Bill Clinton’ın eşi Hillary Clinton ve Donald J. Trump. Bütün dünya ve Amerikan halkı Clinton’un kesin seçileceği beklentisi içinde iken Donald Trump başkanlık koltuğuna oturdu. O güne kadar bilinmeyen, tanınmayan Trump dünyanın en güçlü ülkesinin başkanı olarak tarih sahnesine çıktı ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Hem Amerika için, hem dünya için.
TRUMP KIMDI?
Trump, ezilmiş, dışlanmış çoğunluğun, farklı bir sistemin, yaşam tarzının ve “Amerikan milliyetçiliğinin” temsilcisiydi. Bu kesim, küreselleşmenin dünyayı getirdiği noktadan memnun olmayanlardan oluşuyordu. Trump bir anlamda bu kesimlerin sesi oldu ve yeni bir sistem oluşturmak üzere harekete geçti. Terör tehlikesinin yarattığı korku, ekonomik krizin ortaya çıkardığı gelecek kaygısı ve devletin bu kaygı ve korkuları ortadan kaldırmak için hiçbir şey yapmadığına yönelik sistemsel eleştiri bir araya gelince ortaya farklı bir sosyolojik tepki çıktı, Trump bu tepkileri bir araya getiren ses olarak kabul edildi.
Trump, iki büyük cephede ölümüne bir savaşa girmiş gibi görünüyordu. 1- ABD statükosu, 2- Dünya statükosu ABD’nin statükosu, aynı zamanda dünyanın da statükosu anlamına geliyor. Dünyanın statükosu varlığını ABD’nin statükosuna bağlamış durumda; ABD’nin statükosu dünyanın statükosu sayesinde ayakta duruyor. Yani iki statüko arasında simbiyotik bir ilişki var. Bu savaş, “müesses nizam” olarak tanımlanan Amerika’nın “yıkılmaz” temel taşlarını tek tek sökmeye başladı.
Amerika’nın dinamiklerini 2016 öncesi (Trump öncesi), 2016 sonrası (Trump sonrası) olarak ikiye ayırmak gerekiyor. 2016 öncesi etkin kökenleri ne olursa olsun tüm Amerikalılar “Amerikan Devleti’nin gücünü” kabul etmişti. Cumhuriyetçiler ve Demokratlar dönüşümlü olarak yönetimi devralsa bile “Amerikan müesses nizamın” yaklaşık 250 yıllık temel yapısına uyumlu olurdu.
İlk kez, 2016'da başkan olmasıyla Trump bu düzenin dışına çıktı. Amerikan toplumundaki ezilmişlik, dışlanmışlık duygularını kullandı. İki rakip partinin her ne kadar ekonomik politikaları farklı da olsa «seçkinci» bir yapıya sahipti. Trump 2016'da bu kesimlerin sesi olarak sahneye çıktı ve seçimi kazandı.
Trump’ın kişiliği, politikaları tartışmaya açık. Ancak tartışılmayacak bir başka gerçeklik var; Trump, kendi adını taşıyan “üçüncü yolun” kapısını açtı. ABD’de “rejim değişikliğini” tetikledi. Daha önemlisi, Amerikan kamuoyu Cumhuriyetçiler’in ve Demokratlar’ın dışında bir üçüncü siyasal akımın gerekliliğinin farkına vardı. Trumpizm’in kabul görmesinin en güçlü işareti, “Kongre baskınıdır.”
3 Kasım 2020’de yapılan ABD başkanlık seçimlerinden Joe Baydın zaferle çıktı. Trump taraftarları “seçimlerde hile yapıldığı” gerekçesiyle protesto gösterilerine başladı ve 6 Ocak’ta Kongre binasına girdi. Bu, Amerikan kamuoyunun alışık olmadığı bir durumdu. Sıradan bir Amerikalı, seçim zamanı oyunun verir ve günlük hayatına devam ederdi. Kim seçilirse seçilsin düzenin devam edeceğini bilirdi. Kongre baskını, ABD’de Trump üzerinden başlayan “üçüncü yol” akımının ve Amerikan rüyasının Amerikan kabusuna evrilmesinin ilk adımı sayılabilir.
Ardından Trump, yargıdan Merkez Bankası’na, Pentagon’dan, CIA’ye, DTÖ’den DSÖ’ye üniversitelere kadar “müesses nizamın kaleleri ile tek tek kavgaya girdi. Bu kavga Amerikan iç dengelerini temelden sarsmaya başladı. Trump daha sonra dışarıya yöneldi. Panama Kanalı, Grönland ve Kanada’yı gözüne kestirdi. Yetmedi, Çin’den Avrupa’ya kadar tüm dünyayı “gümrük tarifeleri” silahı ile tehdit etti. Bu tehdit dış dengeleri temelden sarsmaya başladı. Trump’ın bu politikalarını “dengesizlik, keyfilik, şımarıklık” olarak değerlendirenler olsa da, bir plan ve akılcılık çerçevesinde hareket ettiğine dair göstergeler var.
Trump’ın içeride krize yol açan uygulaması yasadışı göçmenlere yönelik politikası oldu. Meksikalı göçmenler başta olmak üzere ülkeye kaçak giren göçmenleri geri göndermeye başladı. Trump’ın “yasadışı göçmenleri” sınırdışı etme kararı ile Los Angeles’ta başlayan protestolar şiddet olaylarına dönüştü. Ulusal muhafızların ve deniz piyadelerinin sokaklara çıkması ile şiddet olayları kaosa evrilme aşamasına geldi.
Los Angeles’ta başlayan olaylar göçmen olayının ötesinde bir anlam taşıyor. Bunun birkaç sebebi var. Trump bu kararı ile Amerikan dinamiklerinin sarsılacağının ve sert tepkilerle karşılaşacağının farkında. Ki, bu politikası yeni değil. İlk testi Ocak 2024’te yaptı. Biden’ın başkanlığı döneminde Teksas eyaleti ulusal muhafızları göçmenleri engellemek için sınıra dikenli tel çekmeye başladı. Yüksek Mahkeme kararı iptal etti, Biden ulusal muhafızları geri çekmeye kalktı.
DEĞIŞIM ÇAĞINA GIREN DÜNYA AYNI ZAMANDA “TANIMSIZLIKLAR ÇAĞI”NA DA GIRDI. KOMÜNIZMLE
MÜCADELE ÇAĞI, RUSYA TEHDIDI DERKEN ÜÇÜNCÜ AŞAMA “TERÖRLE MÜCADELE ÇAĞI”NA EVRILDI. BU
TANIMSIZLIK, KÜRESEL GÜÇLER TARAFINDAN YENI BIR SAVAŞ TAKTIĞI OLARAK KULLANILIYOR VE ÜLKELERIN
EN BÜYÜK ASIMETRIK SAVAŞ SILAHLARINDAN BIRI HALINE GELDI.
Teksas Valisi Greg Abbott hem Yüksek Mahkeme’ye, hem Biden’a meydan okuyarak merkezi hükümetin talimatlarını reddetti ve ülkedeki diğer Cumhuriyetçi eyaletlerin yardımını talep etti. Abbott’ın destek çağrısına 25 eyaletin Cumhuriyetçi valileri, ortak bir bildiriye imza atarak güney sınırının korunması konusunda Teksas’a her türlü desteği sağlamaya hazır olduklarını belirterek cevap verdi.
ABD’nin 2024 yılında en zengin eyaleti 3.987.285 dolar ile olayların başladığı Los Angeles’in bağlı olduğu Kaliforniya’dır. Bunu 2.664.144 milyon dolarla Teksas, 2.226.903 milyon dolarla New York ve 1.647.446 milyon dolarla Florida izliyor. ABD’de zengin eyaletler Demokratların elinde olmakla birlikte Teksas Valisi’ne destek açıklayan 25 eyalet Trump’ın gücünü oluşturuyor.
Ayrıca; homojen bir Amerikan halkından söz etmek mümkün değil. Zenciler, hispenikler, Latin kökenliler, Meksika göçmenleri gibi etkin ve güçlü yapılar vardır ve bunlar Amerikan nüfusunun yüzde 40’ından fazlasını oluşturur. Meksika kökenliler ile diğerleri zencilerden fazladır. Trump, “yabancıları” ülkesi için tehdit olarak kabul ediyor ve Huntington’ı rehber alıyor. Amerikan halkının çoğunluğu da Trump gibi düşünüyor.
GÜMRÜK VERGILERI SILAHINI VE TEHDITLERINI “AMERIKA'NIN MALI YAPISINI GÜÇLENDIRMEK VE AMERIKALILAR’IN REFAHI IÇIN DEVREYE SOKTUĞU” IDDIASI SIRADAN AMERIKALI IÇIN KABUL EDILIR GEREKÇELERDI. KÖRFEZ SEYAHATINDEN 3 TRILYON DOLARLA DÖNMESI KENDISI AÇISINDAN BIR BAŞARIYDI. AMERIKAN HALKI BU PARANIN KENDI EKONOMILERI VE REFAHI IÇIN KULLANILACAĞINA INANIYOR
Trump geri adım atacak biri değil. Belki işadamı olması, belki Amerika’nın iç dengeleri ile küresel dengeleri tahminimizden iyi okuması nedeniyle pazarlığı yüksekten açıyor, karşı tarafı istediği oranlara çekince uzlaşıyor. Biz bunu “geri adım” olarak okuyoruz ama değil.
TRUMP NEYE GÜVENİYOR?
Trump’ın iç ve dış dengeleri temelden sarsan politikalarının “kendi karşıtlığını doğurduğu ve orta-uzun vadede aleyhine olacağı” savı dile getiriliyor. Ancak bu sav tartışmaya açık.
Trump’ın birkaç güç kaynağı var.
Avrupa’da güçlenen ulusalcılık, ulus devlet anlayışı ve göçmen karşıtlığı Trump için güç kaynağı.
Amerika’da gelişen göçmen karşıtlığı Trump için güç kaynağı.
Amerika’nın artık ideolojik ayrışma ve Trumpizm ile tanışması Trump için güç kaynağı.
”Önce Amerikan halkı gelir” söylemi Trump için güç kaynağı.
Muhafazakar Amerikan halkı tarafından kabul gören kürtaja, eşcinselliğe karşı olması, “beni Tanrı gönderdi” gibi söylemleri Trump için güç kaynağı.
Klasik devlet yönetiminin Amerikalıları “vergi veren ve sadece üreten birer makine gibi” görmesine karşın; 2016 sonrası sıradan Amerikalının duygularına hitap etmesi ve “damardan girmesi” Trump için güç kaynağı.
Bir sonraki ABD başkanlık seçimleri 2028’de. Başına bir şey gelmez ise, Trump anayasaya aykırı olmakla birlikte üçüncü kez seçilmenin hayallerini kuruyor. Başına bir iş gelir veya gelmez, seçilir veya seçilmez ancak bir gerçeğin kabul edilmesi gerekiyor.
2016 öncesi (Trump öncesi) ABD, 2016 sonrası (Trump sonrası) ABD ile aynı değil. Trump’ın ektiği Trumpizm tohumları yeni Trumplar yetiştirecek. Dünya ile ABD eşitlendi. Dışarıda “çok kutuplu” dünya, içeride “çok kutuplu” siyasi sistem. Sonuç itibariyle; Amerikan rüyası önce sarsıldı, ardından “eski Amerika’nın kabusuna” dönüştü.