Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Barış Nasıl Şekillenebilir?

Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Barış Nasıl Şekillenebilir?

Rusya’nın 24 Şubat 2022 günü, Ukrayna’ya doğrudan silahlı saldırısıyla başlayan savaş dördüncü yılına girmiş bulunuyor. Zamanla hibritleşen savaşın çok kanlı biçimde cereyan ettiğine tanık oluyoruz. Her iki taraf, muhasımı üzerinde yürüttüğü propaganda neticesi abartılı rakamlara yer verdiği için sağlıklı bir durum değerlendirmesi yapılması zor. Bununla beraber, bir fikir verilmesi açısından 18 Ağustos 2023 tarihli ABD Kongresi raporunu esas alacak olursak, savaşın başlamasından geçen 1.5 sene içerisinde her iki taraftan yarım milyonu aşan ölü ve yaralı verildiği anlaşılıyor. Raporda, Rusya tarafında ölümlerin 300 bine, yaralıların 180 bine; Ukrayna tarafında ise, ölümlerin 70 bine, yaralıların ise, 120 bine ulaştığı vurgulanıyor.

Savaş sadece bölgesel değil, küresel barış ve güvenlik ortamı bakımından da ciddi bir sınamayı teşkil etmektedir. Kuzeyimizde bulunan, “Büyük Karadeniz” olarak isimlendirilen havzada, Soğuk Savaş sonrası dönemin başlangıcından kalma, Transdinyester, Güney Osetya, Abazya ve hatta Çeçenistan gibi donmuş ihtilafların mevcudiyeti dikkate alındığında, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın, kontrolden çıkması halinde büyük bir bölgesel çatışmaya dönüşmesi ihtimalini dikkate almamız gerekmektedir.

Dikkate almamız gereken bir başka gerçek ise, Rusya ve Ukrayna arasındaki silahlı çatışmanın, Ukrayna’nın bağımsızlığını koruma mücadelesinin ötesinde, ABD’nin başını çektiği Batı ile Rusya arasında bir jeopolitik köşe kapmaca; ideolojik-ekonomik sistemler arasında keskin bir rekabet haline gelmiş olmasıdır. Bir diğer değişle, ABD, Avrupa’yı da yanına çekmek suretiyle “uzakta mevzilenme” stratejisini, Ukrayna üzerinden, Rusya’daki Avrasyacıları iktidardan uzaklaştırmak için uygulamaktadır. NATO üyesi Türkiye ise, ABD’nin söz konusu politikasının ortağı olup olmama noktasında bir ikilemle karşılaşmış bulunmaktadır.

RUS AVRASYACILIĞI, SIYASI ALANDA RUS EMPERYALIZMININ IDEOLOJIK ZEMININI SAĞLAMAKTADIR. BATI’YI ÖTEKILEŞTIREREK INŞA EDILMIŞTIR. AVRASYA HALKLARININ AYRILMAZ BIR ULUS OLDUĞU TEZI ÖNE SÜRÜLMEKLE BERABER, TANRISAL MISYON VE BIZANS’IN VARISLIĞI IDDIALARI SLAVLIĞI VE ORTODOKS HRISTIYANLIĞI, ANILAN ULUS IÇERISINDE ÖN PLANA ÇIKARMAKTADIR. ZIRA, SLAVLIK VE ORTODOKS HRISTIYANLIK, MEDENIYET YAPICI IKI UNSURU OLUŞTURMAKTADIR. “SENFONIK KIŞILIK” TEZI ISE, DIKTATORYAL YÖNETIMI FIKREN DESTEKLEMEKTEDIR.

HEGEMONYASINI DEVAM ETTIRMEK İSTEYEN ABD, RUS AVRASYACILIĞINI ORTADAN KALDIRMAK İSTIYOR

ABD’nin 2011 yılında Irak’tan; 2020’de ise Afganistan’dan yenilgiyle ayrılması sözkonsu devletin uluslararası sistemi hegemonyası altına aldığı dönemin artık sonuna gelindiğini simgelemiştir. Her iki savaşı yorgun ve yıpranmış bitiren ABD, harcadığı yaklaşık 700 trilyon Dolar’a rağmen, barış masalarında arzu ettiği siyasi sonuçları alamamıştır. Askeri alanda 2.5 savaşı birlikte sürdürme yeteneğini yitirdiğini gören ABD, 2010 yılında G.W.Bush döneminin “Önleyici Saldırı” doktrininin yerine, “Uzakta Mevzilenme” (Forward Partnerships) stratejisini benimsemiştir.

Obama Doktrini olarak isimlendirilen bu yeni stratejiye göre, denizaşırı alanlarda ABD’ye yönelik tehditler ve meydan okumalar, doğrudan askeri müdahaleler yerine, Vaşington tarafından desteklenen müttefikler ve ortaklar aracılığıyla ortadan kaldırılacaktır. Vekalet savaşlarının çıkış noktası olan bu stratejiye göre bölgesel aktörler birbirleriyle mücadele edecek ve birbirlerini zayıflatacaklardır. Böylece ABD; her hal ve karda göreceli olarak güçlenecektir.

Rusya’da, kökeni 19. yüzyıla uzanan Avrasyacılık düşüncesi ise, Rusya’nın küresel rolünü tanımlamaya odaklanmış ve özü itibarıyla jeopolitik yayılmaya meşruiyet sağlamaya yönelik bir ideolojidir. Avrasyayı kendine özgü bir coğrafi-kültürel yapı, bir medeniyet havzası olarak tanımlayan Avrasyacılık hareketi, Rusya’nın coğrafi-kültürel bakımdan ne Avrupa’ya ne de Asya’ya bağlı olduğunu, bunun çok ötesinde, Avrasya olarak isimlendirilen çok geniş coğrafyada, tanrı tarafından verilmiş bir medeniyet geliştirme misyonu bulunduğunu ileri sürmektedir. Rus medeniyetinin temeli ise, Roma İmparatorluğu’nun varisliğidir. Marshall Poe’nun vurguladığı üzere, “transitii imperii” ve “3.Roma” terimleri imparatorluğun Bizans’tan Rusya’ya geçtiği düşüncesini ifade etmektedir.

Avrasyacılığın bir başka özelliği ise, Rusya toplumunun Slav ve diğer halkların eşsiz bir karışımından oluştuğu, asırlarca barış içerisinde bir arada yaşamış bu halkların, Rus medeniyetinin oluşturduğu temel üzerinde yükselen bir ulusu teşkil ettiği tezidir. Batı medeniyeti bireycidir, Rus medeniyeti ise, bireyin devlet ile organik birlikteliğini esas alır. Vişne Korkmaz bu durumu “Senfonik Kişilik” olarak isimlendirmiştir. Rusya için ideal olan, federalizm, karma ekonomi ve sınıfsız toplumdur.

Kısacası Rus Avrasyacılığı, siyasi alanda Rus emperyalizminin ideolojik zeminini sağlamaktadır. Batı’yı ötekileştirerek inşa edilmiştir. Avrasya halklarının ayrılmaz bir ulus olduğu tezi öne sürülmekle beraber, tanrısal misyon ve Bizans’ın varisliği iddiaları Slavlığı ve Ortodoks Hristiyanlığı, anılan ulus içerisinde ön plana çıkarmaktadır. Zira, Slavlık ve Ortodoks Hristiyanlık, medeniyet yapıcı iki unsuru oluşturmaktadır. “Senfonik Kişilik” tezi ise, diktatoryal yönetimi fikren desteklemektedir. Bugün, Alexander Dugin tarafından şekillendirilmiş bulunan Yeni Avrasyacı ideoloji, 2000’li yılların başından bu yana Vladimir Putin iktidarına ideolojik destek vermektedir.

NEDEN RUSYA, UKRAYNA’YA DOĞRUDAN SILAHLI SALDIRIDA BULUNDU?

Rusya, 24 Şubat 2022 günü Ukrayna’ya doğrudan silahlı saldırıda bulundu. Oysa, söz konusu devlet, 8 Aralık 1991’de, Belarus ve Ukrayna ile birlikte SSCB’ni resmen ortadan kaldırmaya karar vermiş, Ukrayna dahil olmak üzere eski SSCB Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını tanımış ve bunları Bağımsız Devletler Topluluğu’nun bünyesinde bir araya getirmeyi hedeflemişti.

Rusya, 5 Aralık 1994 tarihli Budapeşte Memorandumu ile ABD ve Birleşik Krallık’ı da yanına alarak, Ukrayna, Belarus ve Kazakistan’a, topraklarındaki nükleer silahların transferine karşılık, bu devletlerin toprak bütünlüklerine ve siyasi bağımsızlıklarına karşı güvenlik garantileri de vermişti. Öte yandan, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 2/4. maddesi üye devletlerin birbirlerine karşı kuvvet kullanmalarını yasaklamaktadır.

Rusya, 2003 yılında, anılan maddeye dayanarak ABD’nin Irak’ı işgalini ağır biçimde eleştirmişti. 2014 yılında Ukrayna’da gerçekleşen, Batı yanlısı “Onur Devrimi”ni müteakip müdahalesini de doğrudan değil, Ukrayna’daki yandaş paramiliter güçleri kullanmak suretiyle, dolaylı bir şekilde uygulamaya koymuştu. Hatırlanacak olursa Rusya, Ukrayna’nın Kırım Özerk Bölgesi ile Donbas Bölgesi’ndeki Donetsk ve Luhansk şehirlerini vekalet savaşı neticesi düzenlenen düzmece referandumlarla koparmıştı. Rusya, Minsk Protokollerinin müzakerelerinde de kendisine kolaylaştırıcı rol biçmişti. Ne oldu da 2022’de, Rusya, BM Antlaşmasını ve Uluslararası Hukuku çiğneyerek bağımsızlığını tanıdığı, toprak bütünlüğünü garanti ettiği bir devlete karşı kuvvet kullandı?

Bu sorunun cevabını NATO’nun Rusya’ya karşı tutumunda aramalıyız. Soğuk Savaş sonrası dönemde Varşova Paktı’nın dağılmasına karşılık NATO ortadan kalkmamıştır. Aksine, Batı İttifakı, hegemon ABD’nin jeopolitik çıkarlarına uygun olarak iki alanda dönüşüme uğramıştır: Alan-dışı müdahale ve ortaklıklar yoluyla işbirliğini küresel alanda geliştirme. Özellikle, eski Varşova Paktı ve SSCB devletleriyle ortaklıklar, NATO’nun doğuya doğru genişlemesi için araçsallaştırılmıştır. Bu küresel ortaklıklar ağı içerisinde, 2008 yılında Ukrayna ve Gürcistan’a üyelik perspektifi verilmiş olmasına karşın, Rusya için üyelik kapısı hiçbir zaman aralanmamıştır. Rusya ile “özel ortaklık” statüsü altında yürütülen güvenlik diyaloğunun ötesine geçen bir işbirliği yapılmasından kaçınılmıştır. Bu özel ortaklık ilişkisi Rusya’yı tatmin etmemiştir.

Batı’dan beklediğini alamayan Rusya, 1993’te, 1991 yılından beri uyguladığı Batı ile entegrasyon vizyonunu içeren “Kozirev Doktrini”ni terk ederek “Yakın Çevre Doktrini”ni benimsemiştir. Böylece, McKinderci mantıkla eski SSCB Cumhuriyetleri ile siyasi, ekonomik, askeri ve kültürel alanlarda birlikler oluşturmak suretiyle, etrafında bir güvenlik tamponu inşa etmeye koyulmuştur. 1997 yılında kabul edilen “Primakov Doktrini” ile bir adım daha ileri gidilerek, Rusya’nın ulusal güvenliğinin ancak imparatorluğunu koruyarak gerçekleştirebileceği ve bunun için de mutlaka ABD’nin hegemonyasının kırılması gerektiği anlayışı kabul görmüştür. Bir başka deyişle, daha Vladimir Putin iktidara gelmeden önce Avrasyacılık, ılımlı tonda resmi politikaları besler olmuştur.

1999 ve 2004 yıllarında NATO, doğuya doğru iki büyük genişleme gerçekleştirmiştir. 2004 yılında eski Varşova Paktı devletlerinin ittifaka katılması tamamlanmış; eski SSCB cumhuriyetlerinden üç Baltık devleti de üye yapılmıştır. NATO’nun politikaları, bu noktadan itibaren Rusya’nın Yakın Çevre ve Primakov Doktrinleri ile çatışır hale gelmiştir. Yine McKinderci mantık ile yaklaşıldığı takdirde, Rusya, batısındaki jeostratejik tamponunu kaybetmiştir. Buna ilaveten, 2008 Bükreş Zirvesi’nde Ukrayna ve Gürcistan’a üyelik perspektifinin verilmesi ve ABD’nin, Yakın Çevrede bulunan yeni devletlerle, NATO ortaklığı kisvesi altında askeri işbirliği geliştirmesi, buralarda askeri üsler tesis etmesi ve Soroscu renkli halk hareketlerinin baş göstermesi Moskova’da alarm zillerini çaldırmıştır. Rusya, özellikle 2020 yılında Belarus, Kazakistan ve Kırgız Cumhuriyeti’ndeki halk hareketlerini Kollektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nü kullanmak suretiyle, çok zor bastırabilmiştir.

Rusya, NATO ve ABD’nin attığı bu adımlara karşılık, 1975 Helsinki süreci boyunca geliştirilmiş bulunan Avrupa Güvenlik Mimarisini yıkarak, askeri alanda şeffaflık ve güven ortamını ortadan kaldırmış, gizli bir askeri reform programını başlatmış, 2008 Bükreş Zirvesi’nin hemen akabinde Gürcistan’a saldırarak, Güney Osetler ve Abhazya’yı bu devletten koparmış, 2014 yılında vekalet savaşı neticesi Ukrayna’nın Kırım ve Donbas ile bağlantısını kesmiştir. Ukrayna Parlamentosu, Rus tehdidine rağmen, Haziran 2017’de NATO üyeliğinin stratejik bir hedef olduğunu ilan etmiştir. 2019 yılında Anayasa buna göre değiştirilmiş, 2020’de ise NATO üyeliğini öngören yeni ulusal güvenlik stratejisi kabul edilmiştir.

Ukrayna’nın bu tutumu Moskova’daki Avrasyacılar için bardağı taşıran son damlalar olmuştur. Zira, Belarus’ta 2020’de yaşanan iç karışıklıklardan sonra Ukrayna’nın Batı ittifakının safında yer alması ihtimali, Rusya’nın Batı’da kalan son iki tamponunu da kaybetmesi yolunu açabilecekti. Oysa, NATO, Bükreş Zirvesi kararına rağmen, Ukrayna’yı üyeliğe hazırlayacak “Üyelik Eylem Planı’nı başlatmaya isteksizdi.

Avrasyacıların kuvvet kullanma kararı bir stratejik hata mıydı? Bunu zaman gösterecektir. Bununla birlikte, savaşın gidişatının onlar için pek bekleneni verdiği söylenemez. Sadece savaşın başlatılmasıyla izlenen siyasi hedeflere ulaşılamamakla kalınmamış, NATO bu kez Finlandiya ve İsveç’i de arasına alan biçimde, doğuya doğru bir adım daha genişlemiştir. Böylece Rusya’nın savunmak durumunda olduğu hat daha da uzamıştır.

UKRAYNA’DAKI SAVAŞIN ANILAN DEVLETIN BAĞIMSIZLIK MÜCADELESININ ÖTESINE GEÇEREK, MOSKOVA’DAKI AVRASYACI EKIBI IKTIDARDAN UZAKLAŞTIRMA HEDEFINE YÖNELMIŞ OLMASI, MUHAKKAK KI, TÜRKIYE’NIN BU SAVAŞA BAKIŞINI ETKILEMIŞTIR. BUNUN YANISIRA HALIHAZIRDA TÜRKIYE ENERJIDE 40% RUSYA’YA BAĞIMLIDIR. AKKUYU NÜKLEER SANTRALI’NIN DEVREYE GIRMESINDEN SONRA BU ORAN 70%’I GEÇECEKTIR. RUSYA, TURIZM GELIRLERI AÇISINDAN DA ÖNEMLI BIR KAYNAK ÜLKE OLMAYA DEVAM ETMEKTEDIR.

SAVAŞ NASIL SEYREDIYOR?

Başlangıçta silahlı saldırısını “Kiev’deki faşist rejime karşı özel harekat” kisvesine koyarak, “uluslararası savaş” konseptini uygulamaya koymaktan kaçınan Rusya, bugüne kadar üç farklı askeri strateji uygulamak zorunda kalmıştır. İlk başta bir yıldırım harekatıyla bütün Ukrayna’nın işgal edilmesi ve Kiev’de, Belarus modeli, Rusya’nın sözünden çıkmayan bir rejimin yerleştirilmesi hedeflenmiştir. Silahlı kuvvetlerin gerek planlama ve harekat gerekse lojistik açıdan yetersizliği ortaya çıkınca, Nisan 2022’de strateji değişikliğine gidilerek hedef küçültülmüştür. Bu kez sadece Dinyeper nehrinin doğusunda kalan, Ukrayna sanayisinin önemli kısmının bulunduğu alanın koparılması hedeflenmiştir.

2022 yaz aylarında Ukrayna’nın, Batı’nın desteğiyle yürüttüğü kapsamlı harekat neticesi Donetsk ve Luhansk’ın varoşlarına varacak kadar geniş bir alanı geri kazanması üzerine, Eylül 2022’de yeni bir strateji benimsenmiştir. Bu sefer kısmi seferberlik ilan edilerek, hibritleşmiş bir savaşı yürütebilecek uzman personel göreve çağrılmış, Wagner milisleri çatışma alanına sokulmuş, düzmece referandumlarla Donetsk, Luhansk, Herson ve Zaporoziya rayonları Rusya’ya bağlanmış ve genişlemiş Rusya anavatanının gerekirse nükleer silahlarla koruma kararlılığı vurgulanmıştır. Rusya’nın harekatı sadece Ukrayna’nın Azov Denizi’nden uzaklaşmasını ve Rusya’nın Donbas ile Kırım arasında koridor tesis etmesini sağlamıştır. Güneydeki Herson ve Zaporoziya rayonlarının ise sadece %70’lik bölümleri Rus kuvvetlerinin elinde bulunmaktadır. Ukrayna’nın işgalinde önemli rol oynayan Wagner Grubu, bilahare, başkanı Yevgeny Prigozhin’nin Putin ile ters düşmesi ve Wagner’i, Putin’i devirmek üzere Moskova’ya yürütmesi üzerine lağvedilmiştir. Prigozhin 23 Ağustos 2023’te bir uçak kazası neticesi hayatını kaybetmiştir.

Ülkesini savunma durumunda olan Ukrayna silahlı kuvvetlerine gelince, Kiev, Batı’nın yönlendirmesiyle Rus kuvvetlerinin alanda ilerlemesini mümkün olabildiği kadar yavaşlatarak, savaşı, Rus ordusunun prestijini kırmak ve Moskova’daki Avrasyacı rejimi kendi halkı nezdine zor duruma düşürmek üzere hibritleştirmeyi hedeflemiştir. Ukrayna bu stratejisinde başarılı olmuştur. Çatışma uzun vadeye yayılmış ve Rusya için bir yıpratma savaşına dönüşmüştür.

Ukrayna askeri stratejisinde tek bir değişiklik yaparak, 6 Ağustos 2024’te Rusya Federasyonu’nun Kursk Oblastı’nda askeri harekat başlatmıştır. Rus kuvvetlerinin Ukrayna’nın kuzeyindeki Vovchansk sınır kasabasına girerek Harkiv şehrine yönelik çevreleme harekatını önlemek üzere girişilen Kursk harekatında bin kilometrekarelik alan işgal edilmiş ve Rusya’nın Belgorod bölgesine girilmiştir. Ukrayna ordusu tarafından geçtiğimiz Ağustos’ta yapılan açıklamaya göre 74 yerleşim yeri ele geçirilmiştir. Ancak, Kuzey Kore ile Kasım 2024 tarihli Kapsamlı Stratejik Ortaklık Antlaşmasının 4. maddesi uyarınca Kuzey Kore özel harekat birliklerinden de destek alan Rusya, bu yerleşim yerlerinden bir kısmını geri almıştır. Bununla birlikte, “terörle mücadele alanı” ilan edilen Rusya’nın Kursk, Belgorod ve Bryansk bölgeleri, Himmars sisteminin yanı sıra son zamanlarda ABD ve Birleşik Krallık tarafından Ukrayna’ya verilen ATACMS ve STORM SHADOW füzeleriyle sürekli vurulmaktadır. Rusya da buna karşılık zaman zaman konvansiyonel başlık takılmış ORESHNİK füzeleriyle Ukrayna şehirlerini hedef almaktadır.

Donbas cephesine gelince, burada çatışmalar Donetsk’in batısındaki alanda cereyan etmektedir. Bu bağlamda Ruslar, kuzeyden güneye Pokrovsk, Kurakhove ve Makarivka kasabalarını düşürmeye çalışmaktadırlar. Pokrovsk’un düşmesi Dnipro’nun; Kurakhove ve Makarivka’nın ele geçirilmesi ise Zaporoziya’nın yolunu açacaktır. Ukrayna, buna karşılık 300 kilometrenin ötesine giden alanda drone’larla Rusya’nın şehirlerine ve enerji alt yapısına saldırmaktadır. Ülkesi üzerinden Avrupa’ya giden Batı Akımı’nı yılbaşında devre dışı bırakan Ukrayna’nın, ülkemize uzanan Mavi Akım hattını da hedef almış olduğu hatırlanacaktır.

TÜRKIYE NE YAPMALI?

Ukrayna’daki savaşın anılan devletin bağımsızlık mücadelesinin ötesine geçerek, Moskova’daki Avrasyacı ekibi iktidardan uzaklaştırma hedefine yönelmiş olması, muhakkak ki, Türkiye’nin bu savaşa bakışını etkilemiştir. Bunun yanısıra halihazırda Türkiye enerjide 40% Rusya’ya bağımlıdır. Akkuyu Nükleer Santrali’nin devreye girmesinden sonra bu oran 70%’i geçecektir. Rusya, turizm gelirleri açısından da önemli bir kaynak ülke olmaya devam etmektedir.

Öte yandan, Türkiye bir NATO üyesidir ve İttifak’ın ortak tutumuna bağlı olmak zorundadır. Rusya, gayrimeşru kuvvet kullanmak suretiyle BM Antlaşması ve Uluslararası Hukuku ihlal etmiştir. Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olması sayesinde BM’nin barış ve güvenliği sağlama mekanizmasının işletilmesini de engellemektedir. Jeostratejik açıdan bakılacak olursa, Rusya’nın yeniden bir imparatorluğa dönüşmesi ve özellikle Karadeniz havzasında güçlenmesi ülkemizin çıkarına değildir. Bu bakımdan Moldova, Ukrayna, Gürcistan ve Azerbaycan’ın bağımsızlıkları ve toprak bütünlüklerini korumaları önemlidir.

Yukarıda özetlenen koşulların ışığında Türkiye bugüne kadar, terazide Ukrayna’nın daha ağır bastığı bir denge politikasını izlemeye özen göstermiştir. Bu muhavecede, Ukrayna’nın, uluslararası tanınmış sınırları içerisinde bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğüne destek verilmiş, silahlı saldırı kuvvetle kınanmış ve kuvvet kullanmak yoluyla oluşan yeni statükonun tanınmayacağı vurgulanmıştır. İlaveten, Montrö Sözleşmesi’nin 19. maddesi işletilerek, çatışmalar “Savaş” konsepti içerisinde değerlendirilmiş ve Karadeniz limanlarına bağlı olmayan Rus savaş gemilerinin Boğazlardan geçmesi durdurulmuştur.

Bununla beraber, ABD ve AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarına katılınmamış ve geleneksel alanlarda Rusya ile işbirliği sürdürülmüştür. Ankara, savaşın başından bu yana savaşan taraflarını Antalya ve İstanbul’da bir araya getirmiş ve bir uzlaşıya varılması için kolaylaştırıcı rol oynamıştır. Bu bağlamda, Türkiye’nin taraflar arasında savaş esirlerinin takası ve BM’nin himayesi altında bir “Tahıl Koridoru” tesis edilmesi girişimleri bölgedeki savaş ikliminin yumuşatılması için kaydadeğer girişimlerdir.

Karadeniz havzası ve ötesinde uzun erimli çıkarlarımız ile bağdaşmayan bir jeopolitik durumun ortaya çıkmasının önüne geçilebilmesi için, Türkiye’nin, denge politikasını, savaşın seyrine ve siyasi-ekonomik çıkarlarına göre gereken düzeltmeleri yapmak suretiyle sürdürmesi yerinde olacaktır.

BUGÜN ITIBARIYLA, HER IKI TARAFÇA HIBRITLEŞTIRILDIĞI IÇIN SAVAŞIN GALIBI BULUNMAMAKTADIR. ULUSLARARASI KOŞULLARDA ÇOK BÜYÜK DEĞIŞIKLIK OLMADIĞI TAKDIRDE SAVAŞ DURUMUNUN UZUN VADEDE DEVAM EDECEĞI TAHMINE MÜSAITTIR. ANCAK, GEREK UKRAYNA GEREK RUSYA KAMUOYLARINDA SAVAŞ YORGUNLUĞUNUN GIDEREK DAHA KUVVETLI HISSEDILDIĞI BIR GERÇEKTIR. HER IKI TARAFTA DA ORDUDAN FIRARLAR YAYGINDIR. ÖZELLIKLE NÜFUS BAKIMINDAN DEZAVANTAJLI OLAN UKRAYNA, ASKER SIKINTISI ÇEKMEKTEDIR. BUNUNLA BERABER, UKRAYNA KAMUOYU ASKERLIK YAŞININ 25’TEN 18’E INDIRILMESINE KARŞIDIR. EN SON YAPILAN GAYUK ANKETINDE HALKIN %59’U SAVAŞIN NE PAHASINA OLURSA OLSUN SONA ERDIRILMESINDEN YANA TERCIHTE BULUNMUŞTUR.

BARIŞ NASIL ŞEKILLENEBILIR ?

Bugün itibarıyla, her iki tarafça hibritleştirildiği için savaşın galibi bulunmamaktadır. Uluslararası koşullarda çok büyük değişiklik olmadığı takdirde savaş durumunun uzun vadede devam edeceği tahmine müsaittir. Ancak, gerek Ukrayna gerek Rusya kamuoylarında savaş yorgunluğunun giderek daha kuvvetli hissedildiği bir gerçektir. Her iki tarafta da ordudan firarlar yaygındır. Özellikle nüfus bakımından dezavantajlı olan Ukrayna, asker sıkıntısı çekmektedir. Bununla beraber, Ukrayna kamuoyu askerlik yaşının 25’ten 18’e indirilmesine karşıdır. En son yapılan GAYUK anketinde halkın %59’u savaşın ne pahasına olursa olsun sona erdirilmesinden yana tercihte bulunmuştur.

Söz konusu anket ile eşzamanlı olarak, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodomir Zelenski, Batı’nın Ukrayna’yı NATO’ya davet etmesi karşılığında, ateşkes sağlayabileceklerini ve mevcut çatışma hattını de facto sınır kabul edebileceklerini açıklamıştır. Rusya’nın, Ukrayna’nın NATO üyeliğini kabullenmesi mümkün değildir. Kaldı ki; Batı da Ukrayna’yı, İttifak’ın savunma işbirliği şemsiyesi altına almaya hazır değildir.

ABD ve AB’de dikkatler Gazze Savaşı ve neticesinde Orta Doğu’da şekillenen yeni yapıya çevrilmiştir. Batı’da, kamuoyları, Ukrayna’ya sürekli kaynak aktarmaktan ve Ukraynalı mültecileri ağırlamaktan yorulmuştur. Gösterilen özveriye rağmen, Ukrayna’nın Batı Akımı hattını kapatması ve tahılını damping yaparak AB piyasalarına göndermesi, Polonya ve Slovakya’nın tepkisine yol açmıştır.

Her hal ve karda kilidin anahtarı ABD’nin elindedir. Yeni işbaşına gelen Trump yönetimi durumu değerlendirmektedir. Bu devletin Rusya’ya yönelik “Uzakta Mevzilenme” stratejisini uygulamaktan vazgeçmesi bugünkünden farklı bir paradigmayı ortaya çıkarabilecektir. Ne var ki; uluslararası sistemde bir yanda ABD, diğer yanda Rusya ve Çin arasında rekabet koşullarının sertleştiği ortamda, ABD’nin böyle bir fedakarlıkla bulunması ihtimali zayıf görülmektedir. ABD geri adım atsa bile, Ukrayna’ya, Rusya’ya karşı nasıl bir güvenlik garantisi verileceği, bir başka sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. NATO garantisini Rusya kabul etmeyeceği gibi, BM ve AGİT garantilerini, Ukrayna, zayıf bularak kabul etmeyecektir.

Bugün tek bir doğru vardır. O da mutlak zaferin her iki taraf için de bir yanılsama olduğu gerçeğidir.