İsrail Medyası Türkiye'de Neden Yok?

İsrail Medyası Türkiye'de Neden Yok?

‘DÜNYADA EN FAZLA GAZETECI KATLEDEN’ ÜLKE OLARAK KÖTÜ BIR ŞÖHRETE VE SICILE SAHIP OLAN İSRAIL’IN TÜRKIYE’DE SAHADA AKREDITE TEK BIR MEDYA TEMSILCILIĞININ BULUNMADIĞI DA ILGINÇ BIR AYRINTIDIR. EĞER VARSA HIÇ ORTAYA ÇIKMAYAN BIR KIŞI YA DA KURULUŞ OLABILIR. TÜRKIYE’DEKI YABANCI ÜLKELERIN AKREDITE BASIN MENSUPLARININ LISTESINE BAKTIĞIMIZDA İSRAIL MEDYASINI GÖREMEDIM. BAŞKA ÜLKELERDE DURUM NEDIR BILMIYORUM AMA DIŞ ÜLKELERDE ÇALIŞAN TÜRK MESLEKTAŞLARIMA SORDUM; ONLARIN DA DIŞARIDA HIÇ TANIDIĞI, KARŞILAŞTIĞI İSRAILLI GAZETECI YOKMUŞ. DEMEK KI İSRAIL’IN YÖNETIMINDE AĞIRLIĞI OLAN SIYONISTLER, RESMI OLARAK HIÇBIR ŞEKILDE DIŞ ÜLKELERDE MEDYAYA IHTIYAÇ DUYMUYOR, YANI PERDE ARKASINDAN MEDYAYI YÖNETMEYI DAHA ÇOK SEVIYORLARDI.

2006 yılında Gaziosmanpaşa’da Mahatma Gandi Caddesi üzerinde bulunan İsrail Büyükelçiliği, caddenin bir bölümünü güvenlik gerekçesiyle beton bariyerlerle trafiğe kapattırmıştı. Dönemin Ankara Valiliği’nin onayıyla alınan bu önlemleri, ABD ve Kanada Büyükelçilikleri de izledi; bu ülkeler de elçilik binalarının cadde cephelerindeki yaya kaldırımlarına dev demir kazıklar çaktırdılar. Elçiliklerde olası terör eylemlerine karşı alınan bu “abartılı” güvenlik önlemlerinde ise en fazla İsrail Büyükelçiliği’ndeki durum Ankaralılar’ı rahatsız etmişti. Kamunun kullanımına açık Mahatma Gandi Caddesi’nin ortasında yer alan İsrail Büyükelçiliği’nin bulunduğu 100 metrelik bölüm resmen trafiğe kapatılmış, araçların caddeden geçişi imkansız hale getirilmişti. Hatta semt sakinleri yaya olarak bile caddeyi zorunlu olmadıkça kullanmaktan vazgeçmişlerdi.

22 Temmuz 2006’da SABAH Gazetesi Muhabiri olarak görevli gittiğim Mahatma Gandi Caddesi’nde İsrail Büyükelçiliği’ni kadrajımın dışında tutarak caddenin genel görünümünü vizörüme yerleştirdim. Büyükelçiliklerin, askeri/ güvenlik bölgelerinin ya da binalarının fotoğraflarının çekilemeyeceği “çömez” muhabirlik dönemimde ilk öğrendiğim meslek ilkelerinden biriydi ve bu nedenle arası ancak bir yayanın geçişine kadar açık beton bariyerlerin arkasından trafiğe kapalı caddeyi fotoğraflamaya başladım. Bu sırada bana yaklaşan kişileri ise hiç farketmemiştim; biri arkamdan diğeri de karşımdan, kısa boylu, cüsseli, esmer, yapılı, anlamadığım bir dilde konuşan iki kişi bir taraftan fotoğraf makineme müdahale ederken bir taraftan da beni elçiliğe doğru sürüklemeye çalıştı. Adeta hayalet gibi ortaya çıkmışlardı.

Tam bu sırada Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün İsrail Büyükelçiliği çevresinde 24 saat koruma görevi yapan TEM (Terörle Mücadele) Şubesi’nden bir polis memuru bir şeyler olacağını sezmiş olmalı ki hemen olaya müdahale etti ve beni bu kişilerin elinden kurtardı. Olayın ardından teşekkür etmek için sohbet ettiğim TEM ekibindeki emniyet görevlisi, kolumdan çekerek beni elçiliğe çekmeye çalışan kişilerin MOSSAD’çı olduklarını söylemişti. Türkiye’nin toprağında bile Türk vatandaşı bir gazeteciyi “paketlemeye” çalışan, koca bir caddeyi bariyerlerle kapattırarak semt sakinlerine ve esnafına da hayatı işkenceye çeviren bir ülkenin bugün artık Gazze’de geldiği ürpertici seviyeye ve katliamlara şaşırmamak gerekir.

ABD BAŞKANI NIXON, 27 TEMMUZ 1972 GÜNÜ WASHINGTON’DA DÜZENLEDIĞI BASIN TOPLANTISINDA, TRUMAN’IN BAŞKANLIK DÖNEMINE DE DEĞINMIŞ, TÜRKIYE ILE YUNANISTAN’A YARDIM KONUSUNU DAHA O ZAMANDAN DESTEKLEDIĞINI SÖYLEMIŞ VE ŞU ILGINÇ AÇIKLAMAYI YAPMIŞTI:“BU ARADA ŞUNU DA SÖYLEYEYIM KI, YUNANISTAN’A, TÜRKIYE’YE YARDIMI HALA DESTEKLIYORUM. BU YARDIM, ŞIMDI DE, O ZAMANLARDAKI KADAR GEREKLIDIR; O ZAMANKI NEDENLERIN ÇOĞU BUGÜN DE DEVAM ETTIĞI GIBI, ŞIMDI BU YARDIM DAHA DA ZORUNLU OLMUŞTUR. ÇÜNKÜ YUNANISTAN’LA TÜRKIYE’YE YARDIM ETMEKSIZIN, İSRAIL’I KURTARMAK ÜZERE GEÇERLI BIR POLITIKA IZLEYEMEYIZ"

Bu noktada ‘Dünyada en fazla gazeteci katleden’ ülke olarak kötü bir şöhrete ve sicile sahip olan İsrail’in Türkiye’de sahada akredite tek bir medya temsilciliğinin bulunmadığı da ilginç bir ayrıntıdır. Eğer varsa hiç ortaya çıkmayan bir kişi ya da kuruluş olabilir. Türkiye’deki yabancı ülkelerin akredite basın mensuplarının listesine baktığımızda İsrail medyasını göremedim. Okyanus ötesindeki Meksika’nın medya kuruluşunun bile Niğde Temsilciliği’nin olduğu, Lübnan Hizbullahı’nın El Manar Televizyonu’nun bile temsilci bulundurduğu Ankara’da İsrail medyasından şimdiye kadar tek bir gazetecinin bulunmaması çok ilginçtir.

İsrail geçmişte masonik kültüre dayanan “pasaparola” (kulaktan kulağa) ve “subliminal” mesajlarını bugün de sosyal medya üzerinden dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de profesyonelce vermeye devam ediyor da ondan. Haber ajansları şunu yazmış, bunu geçmiş, İsrail şu kadar kişiyi öldürmüş, İsrail için hiç önemli değil. Artık tezlerine haklılık kazandırmaya da çalışmıyorlar, ‘güçlü kimse haklı odur’ diyerek abandıkça abanıyorlar. Hatta bilerek ve göstere göstere insanlık dışı işkence görüntülerini de korku salmak için sosyal medya üzerinden çekinmeden yayınlıyorlar.

Anlaşılıyor ki “etki ajanlığı”nda İsrail’in Türkiye’de hatırı sayılır bir başarısı ve altyapısı vardı. Öyle değil midir ki yıllardır, “Araplar bize ihanet etti zaten, öyleyse İsrail dost ülkedir” dikotomisi toplum ve siyaset eksenimizden çıkmamıştır bir türlü? Türkiye’yi Filistin meselesinin dışına itmeye çalışan İsrail ile ilişkili olduğu iddia edilen bazı markaların boykot edilmesi çağrılarına da Türkiye’de beklenen desteğin verilmemesi bu söylemin maalesef etkili olduğuna bir kanıt olarak gösterilebilir.

Oysa ki İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkilere baktığımız zaman Türkiye’nin sicilinde “destek”, İsrail’in sicilinde ise “ihanet zinciri”ni görüyoruz. İki ülke arasında Türkiye’nin İsrail’i tanıdığı 28 Mart 1949 tarihini takiben, Türkiye’nin İsrail nezdindeki ilk diplomatik temsilciliği de 7 Ocak 1950’de resmen açılmıştı. 1955 yılında “Bağdat Paktı” olarak kurulan ve Irak, İran, Pakistan, Türkiye, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri halklarının kapsamlı işbirliği antlaşması olarak nitelenen ancak 1958 yazında yaşanan devrim sonucu Merkezi Antlaşma Örgütü’ne (Central Treaty Organization) dönüşen ve merkezini Ankara’ya taşıyan CENTO beş özgür ulusun daha iyi bir yaşamını ortak hedef olarak belirlemişti.

II. Dünya Savaşını izleyen dönemde CENTO’nun açık hedefi Orta Doğu’da komünizmin yayılmasını önlemek, SSCB’yi çevrelemekti. Bu CENTO’nun “açık” Anayasasıydı. Ancak CENTO’nun “gizli” Anayasa maddesi 1972’de ortaya çıktı. İlerleyen yıllarda ABD Başkanı Nixon, 27 Temmuz 1972 günü Washington’da düzenlediği basın toplantısında şu ilginç açıklamayı yapmıştı:

“Bu arada şunu da söyleyeyim ki, Yunanistan’a, Türkiye’ye yardımı hala destekliyorum... Çünkü Yunanistan’la Türkiye’ye yardım etmeksizin, İsrail’i kurtarmak üzere geçerli bir politika izleyemeyiz”

Başkan Nixon’un gözlerden kaçan bu açıklaması çok açık bir şekilde “İsrail’in kurtarılması”nı istemekteydi. ABD’nin “komünizmle mücadele” bağlamında etkinlik kurduğu Türkiye, İsrail’in kuruluşundan itibaren uzun yıllar Arap ülkelerini karşısına alma pahasına İsrail’e destek vermişti. Bugün gelinen noktada İsrail’den geriye kalan ihanet halkaları ile Türkiye’nin geleceğinden çaldığı yıllar kaldı.