İran’ın askeri gücü, Orta Doğu’nun en karmaşık ve tartışmalı yapılarından biri. Bir yanda devasa bir konvansiyonel ordu, diğer yanda asimetrik savaşta uzmanlaşmış vekil güçler ve Devrim Muhafızları’nın o ateşli ideolojik duruşu. Son olarak, Haziran 2025’te İsrail’in “Yükselen Aslan Harekatı” ile İran’ın askeri kapasitesi ciddi bir sınavdan geçti. Bu çatışma, İran’ın hem ne kadar dişli olduğunu hem de ciddi taktiksel sorunlarla ve teknik zaaflarla boğuştuğunu gözler önüne serdi. Peki, İran ordusu gerçekten ne kadar güçlü? Nerede parlıyor, nerede tökezliyor? Son çatışmada neler yaşandı ve bu, İran’ın bölgesel ve küresel pozisyonunu nasıl etkiledi? Hem bunlara cevap vermek hem de konuyu derinlemesine etüt ederek, somut bir analize ulaşmak istiyorum.
İran Silahlı Kuvvetleri, temelde iki ana kol üzerinden şekilleniyor: düzenli ordu, yani Artesh, öte yandan İslam Devrimi’nin bekçisi Devrim Muhafızları Ordusu, yani IRGC. Bunlara ek olarak, iç güvenliği sağlayan Kolluk Kuvvetleri (Faraja) var. Ama çatışma bağlamında asıl oyuncular Artesh ve IRGC. Artesh, yaklaşık 350 bin aktif personeliyle, İran’ın konvansiyonel savaş kapasitesini temsil ediyor. Kara, hava ve deniz kuvvetlerinden oluşan bu yapı, klasik bir ordu gibi sınırları korumak, topyekûn savaşlara karşı durmak için tasarlanmış. IRGC ise oldukça etkili bir askeri fenomen olarak öne çıkıyor. 190 bin civarı personeli, kendi kara, hava ve deniz birimleri, hatta balistik füze programıyla adeta devlet içinde devlet. Kudüs Gücü adlı özel operasyon birimi ise devrim muhafızlarının en seçkin askeri gücünü teşkil ediyor. Doğrusu Kudüs Gücü için, Orta Doğu’da İran’ın vekil savaşlarının beyni dersek mübalağa etmiş olmayız. Lübnan’daki Hizbullah’tan Yemen’deki Husiler’e, Filistin’deki Hamas ve İslami Cihad’a kadar birçok grubu koordine ediyorlar. Toplamda, İran’ın 610 bin aktif askeri, 350 bin yedeği var. Bu rakamlar, kağıt üzerinde dünyanın 14. büyük ordusunu işaret ediyor. Ama kağıt üzerindeki bu rakamlar, sahada ne kadar etkili? İşte burası kritik noktayı teşkil ediyor.
Tetkike öncelikle kara kuvvetlerinden başlayalım: İran’ın envanterinde 10 binin üzerinde muharebe tankı mevcut. Tabii, buradaki mesele, bu tankların çoğu 1979 İslam Devrimi öncesinin mirası. Bunların çoğunu, artık oldukça hantal ve sürekli bakım gerektiren, M60 Patton’lar, T-62’ler, T-72’ler oluşturuyor. Bunlar Soğuk Savaş döneminin ağır toplarıydı, ama 2025’te modern savaşta ne kadar etkili olacağı tartışmalıdır. Mesela, ABD’nin M1 Abrams’ı veya İsrail’in Merkava’sı gibi modern tanklara karşı bu araçların zırhı ve ateş gücü yetersiz kalacaktır. Diğer taraftan İran, kendi Zülfikar serisi tanklarıyla bu açığı kapatmaya çalışacaktır. Doğrusu bu tanklar, İran’ın yerli üretim gururu olarak lanse ediliyor, ama çoğu uzman bunların T-72’nin modifiye edilmiş versiyonları olduğunu, modern sensörler ve atış kontrol sistemlerinden yoksun olduğunu belirtmektedir.
Topçu sistemlerinde de durum farklı görünmüyor. 6 bin 700’den fazla topçu sistemi mevcut ve bunların çoğu eski Sovyet veya Çin menşelidir. Örneğin, Fajr serisi roket sistemleri, kısa menzilde caydırıcı bir güç, ama uzun menzilli hassas vuruşlarda ABD’nin HIMARS veya İsrail’in LORA sistemleriyle boy ölçüşmeleri mümkün değildir. Zırhlı personel taşıyıcılar, piyade savaş araçları derken, İran’ın kara gücü hacimli, ama teknolojik yenilikten yoksun görünmektedir. Lakin yine de, İran’ın coğrafi avantajı burada devreye giriyor. Dağlık arazisi, geniş toprakları ve stratejik derinliği, kara savaşlarında düşmana zor anlar yaşatabilir. Dolayısıyla muhtemel bir işgal girişiminde bulunan bir ordu, İran’ın Zagros Dağları’nda veya Huzistan’ın bataklıklarında kolayca batağa saplanabilir.
Hava kuvvetleri ise, İran’ın en zayıf halkasıdır. 37 bin personeli mevcut. Ama uçak filosu adeta bir müzeyi andırıyor. 1979’dan önce ABD’den alınan F-4 Phantom’lar, F-5 Tiger’lar ve F-14 Tomcat’ler hâlâ envanterde. Bunlar o dönemin efsane uçaklarıydı, ama 2025’te İsrail’in F-35’leri veya ABD’nin F-22’leri karşısında ne yapabilirler? İran, bu uçakları modernize etmeye çalışsa da yedek parça bulmak tam bir baş ağrısı. Yıllardır süren ambargolar, yeni uçak almayı imkânsız hale getirdi. Rusya’dan Su-30 veya Çin’den J-10 almak için girişimler olsa da bu anlaşmalar ya suya düştü ya da çok sınırlı kaldı. İran, yerli üretim Saeqeh ve Kevser jetleriyle övünüyor. Ama bunlar daha çok F-5’in kopyası. Modern avcı jetleriyle rekabet etmeleri hayal bile değil. Mesela, Saeqeh’in radar sistemi, 1970’lerin teknolojisine dayanıyor ve F-35’in AESA radarı1 karşısında hiç kuşkusuz kör kalır. Tabii, hava savunma sistemleri, bu zayıflığı telafi etmeye çalışıyor. Rus yapımı S-300’ler ve yerli Bavar-373 sistemleri, İran’ın hava sahasını koruma kapasitesini artırıyor. Bavar-373, İran’ın “yerli S-400”ü olarak lanse ediliyor. Fakat testleri sınırlı ve gerçek savaş koşullarında performansı şüpheli. Haziran 2025’teki İsrail saldırılarında, bu sistemlerin F-35’lerin stealth kabiliyetine2 karşı etkisiz kaldığı görüldü. Elektronik harp teknolojilerinde de İran, İsrail ve ABD’nin gerisinde. İsrail’in sinyal karıştırıcıları ve siber saldırıları, İran’ın radar ağını felç edebiliyor.
1 Active Electronically Scanned Array: AESA (Aktif elektronik taramalı dizi), radyo dalgaları demetinin anteni hareket ettirmeden farklı yönlere elektronik olarak yönlendirilebildiği bilgisayar kontrollü bir anten dizisi olan bir tür faz dizi antenidir. AESA’da, her anten elemanı bir bilgisayarın kontrolü altında küçük bir katı hal iletim/alım modülüne bağlanır ve bu modül anten için bir verici ve alıcı işlevi görür. AESA radarları sinyal emisyonlarını daha geniş bir frekans aralığına yayabilir, bu da arka plan gürültüsü üzerinde tespit edilmelerini zorlaştırır. Bu sayede gemilerin ve uçakların gizli kalırken güçlü radar sinyalleri yaymalarına ve parazite karşı daha dirençli olmalarına olanak tanır.
Deniz kuvvetlerine gelecek olursak: İran’ın donanması, 18 bin personeliyle, Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’na odaklanmış durumda. Büyük savaş gemilerinden ziyade, asimetrik savaş için tasarlanmış bir yapı söz konusu. Ghadir sınıfı mini denizaltılar, kıyı sularında sinsi operasyonlar için ideal. Rus yapımı Kilo sınıfı denizaltılar, daha derin sularda tehdit oluşturuyor. Ama İran’ın asıl kozu, anti-gemi Noor ve Ghader füzeleridir. Çünkü bunlar 200- 300 km menzille düşman gemilerini hedef alabiliyor. Kuşkusuz Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidi, İran’ın elindeki en büyük stratejik kart. Zira bu boğaz, dünya petrol ticaretinin %20’sinin geçtiği bir damar. İran, burayı mayınlarla veya füze saldırılarıyla tıkarsa, küresel ekonomi sarsılır. Ama açık denizde, mesela ABD’nin uçak gemisi gruplarına karşı koyacak bir donanma kapasitesi yok. İran, burada da asimetrik taktiklere güveniyor; yani kamikaze botlar, dron saldırıları, mayın döşeme girişimleri söz konusu olacaktır. Hatırlayalım: 2019’da Umman Körfezi’nde petrol tankerlerine yapılan saldırılar, İran’ın bu taktikleri ne kadar etkili kullanabildiğini göstermişti. Ancak İsrail veya ABD gibi denizde üstünlüğü olan güçler, bu taktiklere karşı hazırlıklı.
Balistik füze programı, İran’ın en büyük kozlarından biri. 3 bin km menzile ulaşan Fettah, Secil ve Hürremşehr füzeleri, İsrail’den Suudi Arabistan’a, hatta Avrupa’daki bazı NATO üslerine kadar tehdit oluşturuyor. Bu füzeler, son yıllarda hassas vuruş kabiliyetiyle dikkat çekiyordu. Mesela, 2020’de ABD’nin Irak’taki Ayn el-Esed üssüne yapılan füze saldırısıydı. Ama burada da bir sorun var: İsrail’in Arrow-3 ve David’s Sling (Davud Sapanı) gibi füze savunma sistemleri, İran’ın balistik füzelerini büyük ölçüde etkisiz hale getirebiliyor. Zaten, Haziran 2025’teki çatışmada, İran’ın İsrail’e fırlattığı 200’den fazla füze ve dronun çoğu bu sistemler tarafından durduruldu. Öte yandan İran’ın dron teknolojisi de gelişiyor. Hatta, Shahed-136 gibi kamikaze dronlar, düşük maliyetle yüksek etki yaratıyor. Ukrayna-Rusya Savaşı’nda bu dronların Ruslar tarafından kullanılması, İran’ın bu alandaki potansiyelini gözler önüne serdi. Fakat yine de ABD ve İsrail’in lazer tabanlı savunma sistemleri gibi yenilikler, bu dronların etkinliğini azaltabilir.
İran’ın asıl süper gücü, asimetrik savaş doktrini. IRGC’nin Kudüs Gücü, Ortadoğu’da bir vekil ordular ağı kurmuş durumda. Lübnan’daki Hizbullah, 100 binden fazla roket ve füzeye sahip. Yemen’deki Husiler, Suudi Arabistan’a dron ve füze saldırıları düzenleyebiliyor. Hatta Irak’taki Haşdi Şabi milisleri, ABD üslerini bile hedef alıyor. Suriye’de İran destekli milisler, İsrail’in Golan Tepeleri’ni askeri keşif amaçlı sürekli izliyor. Filistin’de Hamas ve İslami Cihad, İran’dan aldıkları roketlerle İsrail’i rahatsız ediyor. Tabii bu vekil güçler, İran’ın “ileri savunma” stratejisinin omurgası. Doğrusu İran, kendi topraklarında savaşmak yerine, düşmanlarını onların sahasında yıpratıyor. Bu, düşük maliyetle yüksek etki yaratıyor.
HAVA KUVVETLERI İRAN’IN EN ZAYIF HALKASIDIR. 37 BIN PERSONELI MEVCUT. AMA UÇAK FILOSU ADETA BIR MÜZEYI ANDIRIYOR. 1979’DAN ÖNCE ABD’DEN ALINAN F-4 PHANTOM’LAR, F-5 TIGER’LAR VE F-14 TOMCAT’LER HÂLÂ ENVANTERDE. BUNLAR O DÖNEMIN EFSANE UÇAKLARIYDI, AMA 2025’TE İSRAIL’IN F-35’LERI VEYA ABD’NIN F-22’LERI KARŞISINDA NE YAPABILIRLER? İRAN, BU UÇAKLARI MODERNIZE ETMEYE ÇALIŞSA DA YEDEK PARÇA BULMAK TAM BIR BAŞ AĞRISI. YILLARDIR SÜREN AMBARGOLAR, YENI UÇAK ALMAYI IMKÂNSIZ HALE GETIRDI. RUSYA’DAN SU-30 VEYA ÇIN’DEN J-10 ALMAK IÇIN GIRIŞIMLER OLSA DA BU ANLAŞMALAR YA SUYA DÜŞTÜ YA DA ÇOK SINIRLI KALDI. İRAN, YERLI ÜRETIM SAEQEH VE KEVSER JETLERIYLE ÖVÜNÜYOR. AMA BUNLAR DAHA ÇOK F-5’IN KOPYASI.
Mesela, Hizbullah’ın 2006’daki Lübnan Savaşı’nda İsrail’e karşı gösterdiği direnç, İran’ın bu stratejisinin ne kadar etkili olabileceğini kanıtlamıştı. Ama bu strateji, aynı zamanda bir kumar. Zira vekil güçler, bazen İran’ın kontrolünden çıkabiliyor. Keza, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e düzenlediği saldırı, İran’ın onayıyla mı yapıldı, yoksa Hamas kendi mi hareket etti? Bu belirsizlik, İran’ın stratejik hesaplarını karıştırıyor. Dahası, bu gruplar yüzünden İran, sürekli “terörün sponsoru” olarak damgalanıyor. Nihayetinde durum uluslararası izolasyonu artırıyor.
Haziran 2025’teki İsrail-İran çatışmasına da bakalım: İsrail’in “Yükselen Aslan Harekatı”, İran’ın nükleer tesislerine ve IRGC üslerine yönelik bir dizi hassas hava saldırısıydı. Hedef, İran’ın nükleer programını sekteye uğratmak ve balistik füze kapasitesini zayıflatmaktı. İsrail, F-35 jetleri, elektronik harp sistemleri ve hassas güdümlü mühimmatlarla İran’ın hava savunma ağını deldi. Natanz ve Fordo’daki nükleer tesisler ağır hasar aldı. IRGC’nin Şam’daki bir komuta merkezi yerle bir oldu. İran, misilleme olarak 200’den fazla balistik füze ve dronla İsrail’e saldırdı, ama bunların çoğu Arrow-3 ve David’s Sling tarafından engellendi. Hizbullah da devreye girdi, Golan Tepeleri’ne roket yağdırdı, ama İsrail’in hava üstünlüğü ve istihbarat kabiliyeti, İran’ın beklediği etki yaratmasını engelledi. Sonuçta bu çatışma, İran’ın hem güçlü hem zayıf yönlerini net bir şekilde ortaya koydu.
Peki İran’ın güçlü yönleri neler? Hiç kuşkusuz, balistik füze stoku ve vekil güçleri, hâlâ ciddi bir caydırıcılık sağlıyor. İsrail, İran’ın füzelerinden çekiniyor. Çünkü her ne kadar savunma sistemleri etkili olsa da, toplu bir saldırıda sızıntılar olabilir. Hizbullah’ın roket kapasitesi, İsrail’in kuzey bölgelerini hâlâ tehdit edebiliyor. Husilerin Kızıldeniz’deki ticari gemilere saldırıları, küresel ekonomiye zarar verebiliyor. İran’ın coğrafi avantajı da büyük bir koz. Dağlık arazisi, geniş toprakları ve stratejik derinliği, topyekün bir işgali neredeyse imkânsız kılıyor. İran’ın ideolojik motivasyonu da unutulmamalı. IRGC, rejimin sadık bekçisi ve mensupları, dini bir dava için savaştıklarına inanıyor. Bu, morali yüksek tutuyor ama aynı zamanda fanatizme yol açabiliyor.
İran ordusunun zayıf yönleri ise gayet bariz. Hava kuvvetleri, modern savaşta çaresiz. F-35’ler, İran’ın radarlarını kör ediyor. Hava savunma sistemleri, kağıt üzerinde güçlü, ama stealth teknolojilerine karşı yetersiz. Nükleer tesislerin vurulması, İran’ın savunma altyapısındaki açıkları gözler önüne serdi. Ambargolar, teknolojik yenilikleri engelliyor. Yerli üretim silahlar, propaganda için güzel, ama çoğu tersine mühendislik ürünü ve güvenilirlikleri şüpheli. Ekonomik sorunları da unutmamak gerekiyor. Zaten İran, yıllardır yaptırımlarla boğuşuyor. Askeri bütçesi 24 milyar dolar civarında; fakat bu, İsrail’in 22 milyar dolarlık bütçesiyle kıyaslanamaz. İsrail, ABD’den yıllık 3,8 milyar dolar askeri yardım alıyor. İran ise tabiri caizse, kendi yağıyla kavruluyor. Askeri harcamaların çoğu, vekil güçlere ve füze programına gidiyor. Tabii bu da konvansiyonel ordu açısından bir diğer handikap.
Ekonomik durum, İran’ın askeri kapasitesini doğrudan etkiliyor. Yaptırımlar, petrol gelirlerini baltalıyor. Enflasyon %40’larda, işsizlik genç nüfusta % 25’e yakın. Bu, rejimin iç istikrarını tehdit ediyor. 2022’deki Mahsa Amini protestoları, halkın rejime karşı öfkesini gösterdi. Bir başka büyük çatışma, bu huzursuzluğu patlamaya dönüştürebilir. Tabii ki, Hizbullah, Husiler ve diğerleri, İran’ın bölgesel etkisini artırıyor, ama bu gruplar yüzünden İran sürekli hedef tahtasında. İsrail, her fırsatta İran’ı suçluyor, bu da uluslararası toplumda İran’a karşı izolasyonu körüklüyor. Vekil güçlerin bağımsız hareket etme riski de var. Mesela, Husiler’in Suudi Arabistan’a saldırıları, bazen İran’ın diplomatik manevra alanını daraltıyor.
Peki son çatışmanın İran’a etkisi ne oldu? Natanz ve Fordo’nun vurulması, nükleer programı en az birkaç yıl geriye attı. Bu, rejim için hem maddi hem manevi bir kayıp. İç kamuoyunda, “rejim düşmana karşı koyamadı” algısı güçlenebilir, ki bu, ekonomik krizle boğuşan İran’da toplumsal huzursuzluğu artırabilir. IRGC’nin misilleme saldırıları, propaganda açısından “güç gösterisi” olsa da, pratikte sınırlı etki yarattı. İsrail’in hava savunma sistemleri, İran’ın füzelerinin çoğunu durdurdu. Bu, İran’ın caydırıcılık kapasitesine gölge düşürdü. Ama İran hâlâ oyunda. Vekil güçleri, balistik füzeleri ve coğrafi avantajı, onu kolay lokma olmaktan kurtarıyor. İsrail, İran’ı vurabilir, ama topyekün bir savaşta kazanması zor. İran’ın stratejisi, düşmanlarını uzun vadede yıpratmak üzerine kurulu. Hizbullah’ın roketleri, Husiler’in dronları, IRGC’nin siber saldırıları da bunu başarmayı hedefliyor. Hepsi, düşmanı diken üstünde tutmak için. Ama bu strateji, modern savaşın yüksek teknoloji gereksinimlerine karşı ne kadar sürdürülebilir? İşte bu, büyük bir soru işareti.
İran’ın geleceği, birkaç kritik faktöre bağlı. Birincisi, yaptırımlar. Eğer Çin ve Rusya, İran’a daha fazla teknolojik destek sağlarsa, hava kuvvetleri ve savunma sistemleri modernize edilebilir. Mesela, Çin’den J-20 jetleri veya Rusya’dan S-500 sistemleri3 alınsa, denge değişebilir. İkincisi, vekil güçlerin etkinliği. Hizbullah’ın Lübnan’daki konumu, Husiler’in Yemen’deki başarıları, İran’ın elini güçlendiriyor, ama bu grupların bağımsız hareket etme riski de var. Üçüncüsü, iç istikrar. İran halkı, ekonomik sorunlar ve rejimin baskıcı politikaları yüzünden huzursuz. Bir başka büyük çatışma, bu huzursuzluğu patlamaya dönüştürebilir. Dördüncüsü, siber savaş. İran’ın siber kabiliyeti, son yıllarda gelişti. 2019’da Suudi Aramco’ya yapılan siber saldırı, İran’ın bu alanda neler yapabileceğini gösterdi. Ama İsrail’in Unite-8200 gibi siber birimleri, İran’ı bu alanda da zorlayabilir.
Esasen, stratejik olarak, İran’ın “direniş ekseni” diye adlandırdığı ağ, hâlâ etkili. Ama bu ağ, aynı zamanda bir yük. Her vekil grup, finansman ve lojistik destek istiyor. İran, bu grupları finanse etmek için milyarlarca dolar harcıyor, ama ekonomik kriz yüzünden bu yük ağırlaşıyor. Dahası, İran’ın nükleer programı, hem bir koz hem bir tuzak. Nükleer silah geliştirme çabası, İran’ı uluslararası toplumda izole ediyor. Eğer İran nükleer silah üretirse, bu, bölgedeki güç dengesini değiştirebilir, ama aynı zamanda İsrail veya ABD’nin daha sert müdahalelerine yol açabilir.
Nihayetinde İran ordusu, kağıt üzerinde devasa, ama pratikte zaaflarla dolu. Balistik füzeler ve vekil güçler, en büyük kozları. Ama hava kuvvetlerindeki zayıflık, teknolojik geri kalmışlık ve ekonomik sorunlar, İran ordusu açısından ciddi handikaplar. Zaten, Haziran 2025’teki İsrail çatışması, bu zaafları bir kez daha gösterdi. İran, asimetrik savaşta usta, ama modern bir ordunun yüksek teknolojiyle donanmış gücü karşısında kırılgan. Yine de, İran’ı küçümsemek büyük hata olur. Coğrafyası, ideolojik motivasyonu ve stratejik sabrı, onu Orta Doğu’nun en inatçı oyuncularından biri yapıyor. İsrail, ABD veya başka bir güç, İran’ı köşeye sıkıştırsa bile, Tahran’ın elinde hâlâ birkaç as var. Soru şu: Bu aslar, masayı kazanmaya yeter mi? Mevcut veriler ışığında yaptığım mukayese bunun mümkün olmadığını düşündürüyor.
İRAN ORDUSU, KAĞIT ÜZERINDE DEVASA, AMA PRATIKTE ZAAFLARLA DOLU. BALISTIK FÜZELER VE VEKIL GÜÇLER, EN BÜYÜK KOZLARI. AMA HAVA KUVVETLERINDEKI ZAYIFLIK, TEKNOLOJIK GERI KALMIŞLIK VE EKONOMIK SORUNLAR, İRAN ORDUSU AÇISINDAN CIDDI HANDIKAPLAR. ZATEN, HAZIRAN 2025’TEKI İSRAIL ÇATIŞMASI, BU ZAAFLARI BIR KEZ DAHA GÖSTERDI. İRAN, ASIMETRIK SAVAŞTA USTA, AMA MODERN BIR ORDUNUN YÜKSEK TEKNOLOJIYLE DONANMIŞ GÜCÜ KARŞISINDA KIRILGAN. YINE DE, İRAN’I KÜÇÜMSEMEK BÜYÜK HATA OLUR. COĞRAFYASI, IDEOLOJIK MOTIVASYONU VE STRATEJIK SABRI, ONU ORTA DOĞU’NUN EN INATÇI OYUNCULARINDAN BIRI YAPIYOR.