İdeolojik Yaklaşımlar Işığında Avrupa Güvenlik Mimarisi ve Türkiye Etkisi

İdeolojik Yaklaşımlar Işığında Avrupa Güvenlik Mimarisi ve Türkiye Etkisi

KURULDUĞU TARIHTEN BERI NATO VE AVRUPA ILIŞKILERINDE ÇEŞITLI KRIZLERIN YAŞANDIĞI BIR GERÇEKTIR. BU KRIZLER ZAMANSAL ŞARTLARA GÖRE AŞILMIŞ OLSA DA TARAFLAR ÜZERINDE KARŞILIKLI DERIN IZLER BIRAKMIŞTIR. BU KAPSAMDA ORTAYA ÇIKAN ILK ÇATLAK İSRAIL’IN DAVETI ILE SÜVEYŞ KANALI VE ÇEVRESINE İNGILTERE VE FRANSA’NIN ASKERI MÜDAHALESI KARŞISINDA SSCB’NIN NÜKLEER TEHDIT ILE KARŞILIK VERMESI ÜZERINE ABD BAŞKANI EISENHOWER’IN HER IKI ÜLKEYE ASKERLERINI ÇEKMELERI YÖNÜNDE UYGULADIĞI BASKI MÜTTEFIKLER ARASINDAKI GÜVENSIZLIĞI DIŞA VURMUŞTUR.

BIR TAKRIZ;

Bir çoğumuz Avrupa güvenlik mimarisinde Türkiye’nin etkisine bakışın ideolojik yaklaşımlarla ne alakası olduğunu düşünebiliriz. Esasında bu hususta son derece haklısınız. Ancak Global Savunma Dergisinin bu ayki kapak konusunda bir bakış açısı ortaya koymaya karar verdiğimde okuduğum makale ve köşe yazılarında konuya bakışın ideolojik yaklaşımlara göre şekillendiğini fark ettim. Hatta bu ideolojik yaklaşım öyle bir hal almıştı ki yazarların bazılarının kendi bakış açısını ortaya koyarken hiç tereddütsüz; “Kendi bakış açısından başka türlü düşünmeyi safdilliğin de ötesinde kendi kendini hatta kamuoyunu kandırmaya çalışmak” olarak tanımladığını fark ettim. Biz de bu yazımızda ideolojik bir bakıştan uzak karşıt tarafların yaklaşımlarına yer vererek bir sonuca ulaşmak yerine nihai kararı siz değerli okuyucularımızın değerlendirmesine bırakmayı tercih ettik.

GIRIŞ;

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkisinden sonra dünya iki büyük kutba ayrılmış ve devletler güvenliklerini tek başlarına sağlamak yerine güvenlik paktları üzerinden tesis etmeyi tercih etmek zorunda kalmışlardır (Balkaya, 2013, s. 152). İkinci Dünya Savaşı’na kadar dünyanın süper gücü İngiltere gücünü kaybederek Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) bölgesinde alan açtı. Öte yandan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) doğu blokunun öncülüğünü üstlenen bir diğer süper güç olarak sahnedeki yerini aldı. Bu iki süper gücün dışında kalan devletler yoksulluk içerisinde bulunuyorlardı. Savaşın yıkıcı etkisi ile taş üstünde taş kalmamış, alt yapılar çökmüş, şehirler ve fabrikalar yıkılmış ve ülkeler borç altında ezilmeye başlamışlardı.

Eşitlik, kardeşlik ve bağımsızlık söylemi ile yola çıkan SSCB bu anlayışını işgalci anlayışa dönüştürerek savaşta işgal ettikleri topraklardan çıkmayarak sosyalist işgal planını devreye aldı. Bu durum ABD için ekonomik yoksunluk içerisindeki devletlerin SSCB etkisi ile komünizm akımına teslim olacakları anlamına gelmekteydi. Bu maksatla dünyayı komünizm etkisinden kurtaracak bir planı devreye almak zorunda olan ABD özellikle Avrupa ülkelerine her türlü ekonomik ve teknolojik yardımı yapmaya karar verdi. Kurulacak yeni dünya düzeninin mottosu; “emperyalizm ve sömürgecilik söylemleri yerine demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları evrensel beyannamesi” olmalıydı. ABD bu çerçevede müttefiklerine ekonomik, teknolojik ve güvenlik şemsiyesini sunarak onları yanında tutmayı başardı (Akın, 2017, s. 122).

ABD zaman kaybetmeksizin özellikle Avrupa devletlerini SSCB ve doğu bloku ülkelerine karşı askeri güvenlik şemsiyesi altında toplayarak komünizmin temsilcisi SSCB’yi dengelemiş oldu. Bu başarının temelinde; Hitlerin yerini aldığı düşünülen Stalin’in Batı Avrupa’yı birkaç hafta içinde işgal edeceği kanaatinin oluşması olduğu söylenebilir. Oluşan bu menfi durum karşısında ABD ve Sovyetler arasında başlayan üstünlük yarışından güvenle sıyrılmak isteyen İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda ve Lüxembourg 17 Mart 1948’de Bruxelles Anlaşmasını imzalayarak Sovyetlere karşı “Batı Birliği Savunma Örgütü” adı altında bir savunma paktı kurdular. Ancak bu yapının ABD desteği olmadan yürüyemeyeceği aşikardı. Bu gelişmelerden sonra ABD; Kanada, İtalya, Danimarka, Norveç, Portekiz ve İzlanda Washington’da bir araya gelerek Bruxelles Anlaşmasını imzalayan devletlerle birlikte 4 Nisan 1949’da “Kuzey Atlantik Antlaşması” adı altında kısa adıyla NATO askeri teşkilatını hayata geçirdi. ABD bir yandan da güvenlik şemsiyesine muhtaç ülkelere yaptığı askeri yardımlarıyla Batı Avrupa, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’yu SSCB tehdidine karşı güçlendirmeye başlamıştı. NATO’nun kurulması ortak bir askeri güç oluştururken aynı zamanda komünizm yayılmacılığına karşı da set çekmek anlamına gelmiş oluyordu (Balkaya, 2013, s. 154).

Avrupa yakın geçmişimize kadar bu yaklaşımın hâkim olduğu bir güvenlik konsepti ile geldi. Bunda etkili olan unsurun SSCB’nin dağılmasından sonra NATO ile Rusya Federasyonu’nun ikili ilişkilerinde demokratik ve insan hakları temelli barış sürecini ve NATO’ya yeni üyelerin alınabileceği noktasındaki karşılıklı mutabakat anlayışlarının etkili olduğu söylenebilir. 20-21 Mart 1997 Helsinki’de NATO ile Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Boris Yeltsin arasında varılan mutabakat bunu destekliyordu. Hatta sonradan açıklanan belgelere göre Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin 1994 yılında Amerikalı mevkidaşı Bill Clinton ile yaptığı bir görüşmede, NATO’nun genişlemesi durumunda ittifaka ilk katılacak ülkenin kendi liderliğindeki Rusya olması gerektiğini söylediği iddia edilmekteydi (Sputnik, 2024).

Ancak bir müddet sonra Avrupa ülkelerinin doğuya doğru NATO üyesi olması Rusya Federasyonu’nda huzursuzluğa sebep oldu. Bunun temel gerekçesi Rusya Federasyonu’nun SSCB sonrası batılı ülkelerle yumuşak dış politika anlayışının kaybolmaya başlamasıdır. Bir başka açıdan Rusya’nın yeniden NATO ile karşı karşıya gelmesinin sebebi ittifakın Rusya Federasyonu sınırlarına yaklaşmış olmasıdır. Doğal olarak bu durum Rusya açısından bir güvenlik endişesi oluşturmaya başlamıştır(Oğuzlu, 2022). Tüm bu endişelerin gölgesinde tarafların temkinli hareket etmesine rağmen 2002 yılında NATO ve Rusya Federasyonu arasında istişare, karşılıklı fikir alışverişi, ekonomik ve siyasi iş birliği oluşturmak için ortak karar alma ve ortak eylem planlamasında bulunabilmek üzere NATO-Rusya Konseyi (NRC) adlı bir konsey kuruldu. Ancak yukarıda değinmeye çalıştığımız üzere NATO’nun doğuya doğru genişleme ısrarı ve Rusya’nın 2014 yılında hukuksuz bir şekilde Kırım’ı işgali ve nihayetinde Şubat 2022 yılında Rusya’nın Ukrayna’yı işgali NATO-Avrupa ve Rusya Federasyonu’nu karşı karşıya getirdi (NATO Web, 2024).

 

 

Yaşanan bu olaylar NATO’nun doğal lideri konumundaki ABD’nin Avrupa ile karşı karşıya gelmesine neden oldu. ABD, Avrupalı müttefiklerinin NATO’ya savunma katkısını sorgulamaya başladı. Hatta ABD bu anlamda Avrupa ülkelerini yalnız bırakacağı imasında bulunarak konuyu ABD’siz Avrupa güvenliğinin aşikâr tartışılmasına fırsat sunmuş oldu (Fay, 2024).

AVRUPA ILE NATO ARASINDA GERÇEKLEŞEN VE BENZERSIZ EN KRITIK KRIZ ISE ABD BAŞKANI TRUMP’IN IKINCI KEZ IKTIDARA GELMESI ILE YAŞANMIŞTIR. İLK IKTIDARI DÖNEMINDE AVRUPA ÜLKELERININ NATO’NUN GELIŞIMINE VE EKONOMIK IHTIYAÇLARINA YETERINCE KATKISI OLMADIĞINA VURGU YAPARAK DILLENDIRDIĞI ELEŞTIRILER YENI DÖNEMDE DAHA YIKICI BIR ETKI OLUŞTURMUŞTUR.

Gelişme;

ABD liderliğindeki NATO ile NATO üyesi Avrupa ülkeleri arasında yaşanan gerilimler esasında sadece Kırım ve Ukrayna işgali ile ortaya çıkan anlaşmazlıklar değildi. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD’siz bir Avrupa Müttefik Ordusu kurmak isteyen ülkelerin ABD’siz Avrupa güvenliğinin sağlanmasının mümkün olmadığını değerlendirmeleri Avrupa ülkelerini istemeyerek ABD ile NATO bünyesinde bir ittifaka zorlamıştır (Gürkaynak, 2005, s. 8-9). Bu nedenle kurulduğu tarihten beri NATO ve Avrupa ilişkilerinde çeşitli krizlerin yaşandığı bir gerçektir. Bu krizler zamansal şartlara göre aşılmış olsa da taraflar üzerinde karşılıklı derin izler bırakmıştır. Bu kapsamda ortaya çıkan ilk çatlak İsrail’in daveti ile Süveyş Kanalı ve çevresine İngiltere ve Fransa’nın askeri müdahalesi karşısında SSCB’nin nükleer tehdit ile karşılık vermesi üzerine ABD başkanı Eisenhower’ın her iki ülkeye askerlerini çekmeleri yönünde uyguladığı baskı müttefikler arasındaki güvensizliği dışa vurmuştur. Doğrudan Avrupa ülkeleri ile NATO arasında bir krize neden olmasa dahi Türkiye’nin Kıbrıs meselesinde ABD’nin takındığı tavır ve uyguladığı askeri ambargo müttefik bir ülkeye uygulanan ilk yaptırım olması hasebiyle ABD’nin Avrupa güvenlik stratejisine yaklaşımını net olarak ortaya koyuyordu.

Bir diğer büyük kriz, Fransa Cumhurbaşkanı De Gaulle’in Fransa’yı NATO’nun bütünleşik askerî yapısından 1966’da çekmesiyle patlak vermiştir. O dönemde başkan Eisenhower’ın; “Amerika Birleşik Devletleri’nin savunmasında kesinlikle nükleer silahlar kullanacağız, ancak başka bir durumda bunları kullanmak çok zor olabilir” söylemi ve daha katı bir ifade ile Henry Kissinger’in; “ABD başkanının Hamburg’daki ev hanımını korumak için Kansas’taki ev hanımının güvenliğini riske atmayacağını” ifade etmesi bardağı taşıran son damla olmuş ve Fransa’nın Fransa topraklarını korumak için NATO’ya güvenemeyecekse NATO ittifakında kalmasının bir anlamı olmadığını ifade eden De Gaulle Fransa’yı NATO’dan ayırmıştır (NATO, 2009).

TRUMP’IN NATO ÜYESI AVRUPA ÜLKELERINE KARŞI TUTUMUNUN ARKA PLANINDA ABD’NIN ADIL OLMAYAN BIR ÖLÇÜDE YÜK YÜKLENDIĞINI VE AVRUPALI MÜTTEFIKLERININ SAVUNMA HARCAMALARI IÇIN YETERINCE KAYNAK AYIRMADIKLARINI DÜŞÜNMESI VARDIR. TRUMP’IN IKINCI BAŞKANLIK DÖNEMI SONRASI YARDIMCISI J.D. VANCE ILE UKRAYNA DEVLET BAŞKANI ZELENSKY’YE ABD’DE TAKINDIĞI TUTUM, AVRUPALI MÜTTEFIKLERINE RAĞMEN RUSYA ILE YAKINLAŞMA GIRIŞIMI, YINE ŞUBAT 2025 TARIHINDE VANCE’NIN MÜNIH GÜVENLIK KONFERANSI’NDA AVRUPALI MÜTTEFIKLERINI AŞAĞILAYAN ÇIKIŞI, TÜM BUNLARA RAĞMEN AVRUPALI MÜTTEFIKLERININ EKONOMIK ANLAMDA ABD’NIN ÇIN’E KARŞI TUTUMUNDA YANLARINDA OLMALARINI BEKLEMELERI AVRUPA ÜLKELERINI GÜVENLIK ENDIŞESINE SEVK ETMIŞTIR.

NATO ile Avrupa arasında gerçekleşen ve Almanya ile Fransa’nın başını çektiği bazı Avrupalı devletlerin onaylamamasına rağmen ABD’nin tek taraflı gerçekleştirdiği Irak işgali ciddi bir görüş ayrılığını ortaya koymuştur. Bu durum yeniden Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasının güçlü bir şekilde dillendirilmesine neden olmuştur. Avrupa güvenliğini tehdit eden yalnızca olası Rusya Federasyonu işgal girişimi değildir. 1991 yılında Yugoslavya’da yaşanan sıcak savaş, 1992 yılında Bosna-Hersek savaşı, Avrupa güvenlik mimarisini her daim tehdit altına alabileceğini ortaya koymaktadır. Öte yandan Doğu Akdeniz ve Afrika kıtasından bölgeye uzanacak güvenlik riskleri tetikte beklemektedir (Ceyhan ve Güney, 1996, s. 26-28). Avrupa ile NATO arasında gerçekleşen ve benzersiz en kritik kriz ise ABD başkanı Trump’ın ikinci kez iktidara gelmesi ile yaşanmıştır. İlk iktidarı döneminde Avrupa ülkelerinin NATO’nun gelişimine ve ekonomik ihtiyaçlarına yeterince katkısı olmadığına vurgu yaparak dillendirdiği eleştiriler yeni dönemde daha yıkıcı bir etki oluşturmuştur (Ceylan, 2025).

Bu nedenle tüm bu güvenlik risklerinin batılı ABD liderliğinde NATO üzerinden karşılanmasının beklenmesi riskli bir durum oluşturmaktadır. Trump’ın ilk başkanlığı döneminde NATO benzeri çok üyeli ittifaklara bakışının mesafeli olduğu bir gerçektir. Bu bakışın gereği Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşmiştir.” söyleminin temelinde Trump’ın NATO için “modası geçmiş bir ittifak”, AB için “ekonomik ve ticari olarak ABD düşmanı bir oluşum” olarak tanımlamasının etkili olduğu bir gerçektir. Hatta daha ileri giderek AB’ne karşı % 25 gümrük tarifesi kararı alan Trump üstelik; “AB’nin ABD’yi mahvetmek üzere kurulduğunu” ifade ederek gerilimi tırmandırmıştır. Ayrıca kabinesine aldığı şımarık milyarder Elon Musk’ın ABD’nin NATO ve BM’den çıkmasını istediğini ifade etmesi Avrupa Güvenlik Mimarisinin eskisinden daha istekli bir şekilde dillendirilmesine neden olmuştur (Ceylan, 2025). Elbette tüm bu söylemlerin bir arka planının olduğunu anlamak gerekir. Kurulduğu günden bu yana özellikle ittifaka üye Avrupalı devletlerin askeri harcamalara katkısı, ABD tarafından eleştirilmektedir. 2014 Galler Zirvesi ile resmi bir hedef olarak ortaya konan % 2’lik askeri harcama hedefi ile bu tartışmalar yeni bir noktaya ulaşmıştır. Çünkü ekonomisi güçlü birçok Avrupa ülkesinin bu hedefi yakalamadıkları söylenebilir (Önder, 2022, s.700).

Trump’ın NATO üyesi Avrupa ülkelerine karşı tutumunun arka planında ABD’nin adil olmayan bir ölçüde yük yüklendiğini ve Avrupalı müttefiklerinin savunma harcamaları için yeterince kaynak ayırmadıklarını düşünmesi vardır. Trump’ın ikinci başkanlık dönemi sonrası yardımcısı J.D. Vance ile Ukrayna Devlet Başkanı Zelensky’ye ABD’de takındığı tutum, Avrupalı müttefiklerine rağmen Rusya ile yakınlaşma girişimi, yine Şubat 2025 tarihinde Vance’nin Münih Güvenlik Konferansı’nda Avrupalı müttefiklerini aşağılayan çıkışı, tüm bunlara rağmen Avrupalı müttefiklerinin ekonomik anlamda ABD’nin Çin’e karşı tutumunda yanlarında olmalarını beklemeleri Avrupa ülkelerini güvenlik endişesine sevk etmiştir (Ceylan, 2025).

Rusya’nın Şubat 2022 tarihinde Ukrayna’ya saldırması ile başlayan savaş sonrası “Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını” ortaya koyuyordu. Rusya’nın Ukrayna işgali sonrası Kırım ve Donbas bölgesinin ilhakıyla yetinmeyeceği ve en kuzeydeki Avrupa ülkelerini işgal ederek Avrupa güvenlik mimarisini tehdit edebileceği gerçeğini canlı tutuyor. Bu gelişmeler son yıllarda savunma sanayinde büyük atılımlar gerçekleştiren Türkiye’yi Avrupa güvenlik mimarisinde farklı bir noktaya taşımıştır. Türkiye’nin AB üyeliğine olan ekonomik işbirliği Avrupa’nın güvenliğine yönelik bir beklentiye evrilmiş oldu. Bunda Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi olmamasına rağmen Avrupalı bir ülke olarak Avrupa’nın güvenlik mimarisinin Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor olması, halihazırda özellikle Ukrayna savaşı üzerinden Rusya ile olumlu ilişkiler içinde olmasının etkili olduğu söylenebilir. Elbette bir diğer etken husus da Türkiye’nin jeopolitik konumu, güçlü ve deneyimli silahlı kuvvetleri ve her geçen gün büyüyen savunma sanayi ile Avrupa’nın güvenlik mimarisine yapabileceği katma değerin olduğu söylenebilir. Bu husus sadece Türk yetkililer tarafından değil aynı zamanda Avrupalı liderler tarafından da dile getirilmektedir. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg Türkiye’nin rolünü “Güney’de Türkiye olmadan Avrupa kıtasının güvenliğini öngörmek imkansızdır” sözleri ile ilk yetkili ağızdan vurguluyordu (Ünlühisarcıklı, 2025).

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Antalya’daki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen NATO Gayriresmi Dışişleri Bakanları Toplantısı sonrası düzenlenen basın toplantısında şu sözlerle bu konuya vurgu yapıyordu; “NATO ittifakının en büyük ikinci ordusuna sahip olan Türkiye, askeri yetenekleri ve savunma sanayi altyapısıyla Avrupa güvenlik mimarisinde son derece önemli bir rol oynamaya devam edecektir.” Buna karşın Türk Dışişleri Bakanı Fidan, Türkiye’nin AB’den beklentilerine dair; “Savunma sanayi işbirliği planlarının tüm müttefikler arasında kısıtlama olmaksızın yürütülmesi gerektiğini ve AB’nin bu gayretleri ancak Türkiye gibi AB üyesi olmayan Avrupalı müttefiklerin süreçlere tam katılımıyla başarıya ulaşabileceğini” ifade etmesi bu anlamda Türkiye’nin beklentilerini ortaya koymaktadır( Efesoy vd., 2025). Türkiye’nin Avrupa’nın yeniden şekillenen güvenlik mimarisindeki olası rolü, Berlin merkezli Uygulamalı Türkiye Araştırmaları Merkezi (CATS) tarafından yayımlanan son raporda ele alındı. Rapora göre; “Avrupa ve Türkiye’nin güvenliğinin iç içe geçtiğine vurgu yapılarak Avrupa’nın yeniden şekillendirmekte olduğu güvenlik mimarisinde Türkiye'yi de dikkate almak zorunda olduğuna vurgu yapılıyordu. Bu yaklaşımın hem Türkiye’yi hem de Avrupa’yı daha güvenli hale getirecek bir fırsat olduğu da ifade ediliyordu (Akal, 2025).

Bir başka ifadeye göre; Transatlantik ilişkilerde ABD’nin özellikle Avrupa güvenlik konusundaki politika değişikliği sinyalleri Avrupa’nın ancak Ankara gibi güçlü bir ortak ile muhtemel bir Rus tehdidine karşı kendisini savunmasının mümkün olabileceğini ifade edebiliriz. Bu bağlamda geçtiğimiz aylarda Fransa’nın ev sahipliğinde gayrı resmi bir güvenlik toplantısı yapıldı. Toplantıya, Almanya, İtalya ve İspanya gibi ülkelerin yanı sıra NATO genel sekreteri Mark Rutte’de katıldı. Rutte toplantıda yaptığı konuşmada Avrupa Birliği liderlerine hitaben, “Avrupa güvenliği savunma iş birliği sürecine Türkiye gibi askerî açıdan güçlü ülkeleri dahil edin” şeklinde bir öneride bulundu. Bu çağrı üzerine Türkiye 2025 mart ayının başında Londra’da düzenlenen Avrupa Birliği güvenlik toplantısına davet edildi. Bu süreç Avrupa güvenlik mimarisinin yeniden şekillendirilmesi noktasında Türkiye için son derece önemli bir gelişme olmuştur (Yılmaz, 2025).

Avrupa güvenlik mimarisine Türkiye etkisi konuşulurken bir kesimin Türkiye’nin NATO yerine Şangay İşbirliği Örgütüne girmesi gerektiğini savunan bir düşüncenin varlığının bu anlamda Türkiye’nin Avrupa güvenlik mimarisine katkısının mümkün olmayacağına dikkat çeken bir kesimin olduğu dikkatlerden kaçmamaktadır. Yani Türkiye Avrupa yerine Rusya Federasyonu ile ittifak halinde olmalıdır (BBC News, 2024). Elbette Türkiye’nin Avrupa Güvenlik Mimarisine katkısının mevcut siyasi iktidarın ideolojik anlamda ve tabanını konsolide etmek maksadı ile gerçekçi olmayan bir beklenti ile kamuoyuna pompalamaya çalıştığı bir mesaj olduğuna vurgu yapan bir anlayışın olduğu gerçeğini ifade etmek durumundayız. Kuneralp’a göre; “İktidarın kamuoyuna sık sık pompalamaya çalıştığı mesaj ülkemizin Avrupa güvenlik mimarisinde vazgeçilmez olduğunu iddia ettiği konumunun AB ile ilişkilerde yeni kapılar açacağı yolundadır. Ülkemize AB’nin bakış açışı artık bazı sınırlı alanlarda ortak menfaatlerin bulunduğu herhangi bir üçüncü ülke şeklindedir. Ukrayna savaşında veya sona erdirilmesinde oynayabileceği rol ne yazık ki bu durumu değiştirmeyecektir. Başka türlü düşünmek safdilliğinin de ötesinde kendi kendini veya hatta kamuoyunu kandırmaya çalışmaktır” (Kuneralp, 2025). Türkiye’nin Avrupa güvenlik mimarisine olan etkisi düşünüldüğünde AB üyelik sürecinin gerçekleşeceği şeklindeki yaklaşım gerçekçi bir yaklaşım değildir. Nasıl ki 2015 sonrasında Avrupa Birliği için en büyük tehdit olan göç ve mülteci konusunda yapılan antlaşma ile Türkiye AB’nin yükünü hafifleterek milyonlarca sığınmacıya kapıları açmakla Türkiye’nin üyelik sürecinde mesafe alınamadıysa aynı şekilde güvenlik konusu da tek başına Türkiye-AB müzakerelerine bir katkı sağlamayacaktır (Yılmaz, 2024).

Avrupa’nın savunma sanayisini güçlendirmek için yoğunlaştırılan çabalar bağlamında AB Komisyonunca 19 Mart’ta, 2030’a kadar askeri harcamalarını ve üretimini artırmak, üçüncü ülkeler ile ortak savunma projelerine kaynak ayırma gibi unsurları içeren Beyaz Bülten (White Paper) adı verilen yeni bir stratejiyi açıkladı. Açıklanan bu strateji gereği Türkiye’nin katılımını da gündeme getirdi. Bu hususta Baykar-Leonardo örneğinin örnek bir model olacağı ve farklı ortaklıkların devreye alınabileceğini ortaya koymuş oldu ( Rasquinho, 2025).

TÜRKIYE’NIN AVRUPA GÜVENLIK MIMARISINE OLAN ETKISI DÜŞÜNÜLDÜĞÜNDE AB ÜYELIK SÜRECININ GERÇEKLEŞECEĞI ŞEKLINDEKI YAKLAŞIM GERÇEKÇI BIR YAKLAŞIM DEĞILDIR. NASIL KI 2015 SONRASINDA AVRUPA BIRLIĞI IÇIN EN BÜYÜK TEHDIT OLAN GÖÇ VE MÜLTECI KONUSUNDA YAPILAN ANTLAŞMA ILE TÜRKIYE AB’NIN YÜKÜNÜ HAFIFLETEREK MILYONLARCA SIĞINMACIYA KAPILARI AÇMAKLA TÜRKIYE’NIN ÜYELIK SÜRECINDE MESAFE ALINAMADIYSA AYNI ŞEKILDE GÜVENLIK KONUSU DA TEK BAŞINA TÜRKIYE-AB MÜZAKERELERINE BIR KATKI SAĞLAMAYACAKTIR.

Türkiye kuruluşundan itibaren “Batıya Dönük” bir ülke stratejisi izlemiştir. Türkiye, Batı standartlarını kendi ulusal çıkarlarına uyarlamış ve kendine özgü siyasi, sosyal ve ekonomik bir model oluşturmayı başarmıştır. Bu açıdan bakıldığında, Türkiye’nin gerek NATO’nun ve gerekse Avrupa güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğu bir gerçektir. Stratejik açıdan önemli bir ülke olan Türkiye aynı zamanda, Doğu Akdeniz, Orta Doğu, Kafkaslar ve Orta Asya gibi istikrarsız ülkelerin dış politikasını etkileme kapasitesine sahiptir. Türkiye’nin bölgesiyle olan tarihsel bağları ve batıya dönük anlayışının bölgesel güvenlik sorunlarının çözümüne mutlak katkı sağlayacaktır. Türkiye’nin katılımıyla birlikte AB’nin yeni sınırlarının Suriye, Irak, İran ve Güney Kafkasya ülkelerine kadar uzanması mümkün olabilecektir. Savunma sanayi harcamaları ve ulaştığı askeri gücü Türkiye’nin AB güvenlik ve savunma politikasına katkı sağlayabilecek bir devlet olduğunu göstermektedir (Ünüvar, 2024, s. 127-128).

SONUÇ;

Yazımızın “Bir Takriz” kısmında gelişmeleri anlatmakla beraber bir sonuca dair kanaat belirtmemeye özen göstereceğimizi ifade etmiştik. Akademik literatürü aykırı olmakla beraber bu kararlılığımızı sürdürmek durumundayız. Bu vesile ile biz metni siz değerli okurlarımızla paylaşmakla yetinecek ve sonuca dair bir kanaat belirtmeyeceğiz. Elimizden geldiğince farklı görüşleri ve yaklaşımları tarihsel süzgeçten geçirerek aktarmaya çalıştık. Ancak şunu mutlaka belirtmek isterim ki; “Türkiye son yirmi yılda dış politikadan tutun, askeri ve stratejik yapılanma ve özellikle savunma sanayiindeki atılımları ile adından söz ettiren güçlü bir ülke olma yolunda ilerlemektedir. Ve inanıyorum ki yakın gelecekte Katil İsrail Terör Devletini Orta Doğu’muzun “medeniyet coğrafyamızın kalbinden” söküp atacak eylem planını hayata geçirecektir. Bir çoğumuza göre bu ütopik ve inandırıcı olmayabilir. Ancak ben inanıyorum ki gelecek nesiller bu satırları okuduklarında bizi takdirle yad edeceklerdir. Şimdiden bu gelecek nesle “selam olsun” diyorum.

KAYNAKÇA

Akal, D. (2025). Avrupa’nın yeni güvenlik mimarisi ve türkiye, https://dayanisma-datca.org/avrupa-nin-yeni-guvenlik-mimarisi-ve-turkiye/, Erişim Tarihi: 30.05.2025 Akın, F. (2017). İkinci dünya savaşı sonrası yenidünya düzeni ve türkiye. İş ve Hayat, 3(5), s. 119-135. Balkaya, İ.S. (2013), İkinci dünya savaşı sonrası kurulan dünya düzeni ve türkiye, The Journal of Academic Social Science Studies, 6(2), s. 149-164. BBC News, (2024). NATO üyesi türkiye, şanghay işbirliği örgütü’ne katılabilir mi?, https://www.bbc.com/turkce/articles/cerv2yx9ddxo, Erişim Tarihi: 30.05.2025 Ceylan, F. (2025). Washington’daki Pandomina: ABD ve Avrupa Ayrışması ve Türkiye’nin Konumu, https://www.toplum.org.tr/washingtondaki-pandomina-abd-ve-avrupa-ayrismasi-ve-turkiyenin-konumu/, Erişim Tarihi: 29.05.2025 Çayhan, E. ve Güney, N.A., (1996). Avrupa’da yeni güvenlik anlayışları NATO-AB- Türkiye, s.1-159. Efesoy, C., Tarhan, M., Altun, T. (2025). AA, Dışişleri Bakanı Fidan: Türkiye, Avrupa güvenlik mimarisinde son derece önemli rol oynamaya devam edecek, https://www.aa.com.tr/tr/politika/disisleri-bakani-fidan-turkiye-avrupa-guvenlik-mimarisinde-son-derece-onemli-rol-oynamaya-devam-edecek/3569032, Erişim Tarihi: 02.06.2025 Fay, J.S., (2024). Avrupa NATO Krizi, https://dunyasiyaseti.com/icerik/avrupa---nato-krizi.html, Erişim Tarihi: 30.05.2025 Gürkaynak, M. (2005). Soğuk savaş sonrasında nato ve avrupa güvenliği, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 1(1), s. 7-27. Kuneralp, S., (2025). Avrupa güvenlik mimarisi ve Türkiye, https://serbestiyet.com/featured/avrupa-guvenlik-mimarisi-ve-turkiye-210310/, Erişim Tarihi: 10.06.20225 NATO Web, (2009). 1967: De Gaulle, Fransa’yı NATO’nun entegre askeri yapısından çekiyor, Ortaya Çıkan Güvenlik Zorlukları Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Jamie Shea’nın video konferansı, https://www.nato.int/cps/en/natohq/opinions_139272.htm, Erişim Tarihi: 02.06.2025 NATO web, (2024). NATO-Rusya Konseyi, https://www.nato.int/cps/en/natohq/topics_50091.htm, Erişim Tarihi: 30.05.2025 Oğuzlu, T., “NATO – Rusya İlişkileri”, Mustafa Aydın (der.), Güvenlik Yazıları Serisi, No.27, Ekim 2019, https://www.secopedia.org/kaynaklar/makaleler/nato-rusya-iliskileri/, Erişim Tarihi: 01.06.2025 Önder, H. (2022). NATO Üyelerinin %2’lik Savunma harcama hedefine yakınsamasının sınanması. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Dergisi, 25 (2), 694-702. Rasquinho, S.V., (2025). Uzmanlara göre SAFE, AB ile Türkiye arasındaki savunma sanayisi işbirliğini derinleştirecek, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/uzmanlara-gore-safe-ab-ile-turkiye-arasindaki-savunma-sanayisi-isbirligini-derinlestirecek/3584132, Erişim Tarihi: 01.06.2025 Ünlühisarcıklı, Ö. (2025). Avrupa güvenlik mimarisi türkiye’yi ab’ye götürecek kestirme yol mu? https://yetkinreport.com/2025/06/02/avrupa-guvenlik-mimarisi-turkiyeyi-abye-goturecek-kestirme-yol-mu/, Erişim Tarihi: 30.05.2025 Ünüvar, A. (2024). Avrupa birliği güvenlik mimarisinin gelişimi ve Türkiye’nin yeri, [Yüksek Lisans Tezi]. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, https://hdl.handle.net/20.500.12395/53661 Yılmaz, E.A. (2025). Misra Şahin tarafından yapılan; “Avrupa güvenlik mimarisi ve Türkiye” adlı röportaj, https://udiad.org/avrupa-guvenlik-mimarisi-ve-turkiye/, Erişim Tarihi: 25.05.2025 Yuryi Abramochkin, Sputnik, (2024), Gizliliği kaldırılan belgeden tarihi kanıt: Yeltsin, Rusya’nın NATO’ya katılmasını istemiş, https://anlatilaninotesi.com.tr/20240126/gizliligi-kaldirilan-belgeden-tarihi-kanit-yeltsin-rusyanin-natoya-katilmasini-istemis-1080060095.html, Erişim Tarihi: 01.06.2025