AFAD TARAFINDAN TITIZLIKLE HAZIRLANARAK 1 OCAK 2019 TARIHINDE YAYINLANAN “DEPREM TEHLIKE HARITASI INCELENDIĞINDE; ÜLKEMIZ TOPRAKLARININ %92’SININ DEPREM RISKI TAŞIDIĞI, NÜFUSUMUZUN % 95’NIN BU BÖLGELERDE YAŞADIĞI, BÜYÜK SANAYI MERKEZLERININ %98’NIN VE BARAJLARIMIZIN %93’ÜNÜN DEPREM BÖLGELERINDE BULUNDUĞU GÖRÜLMEKTEDIR.
Dünya üzerinde coğrafi olarak sismik hareketliliğin en yoğun olduğu Alp - Himalaya kuşağı üzerinde bulunan ülkemiz, çeşitlilik gösteren jeolojik ve Jeodinamik yapısından dolayı, tarih boyunca yıkıcı depremler yaşamıştır.
AFAD tarafından titizlikle hazırlanarak 1 Ocak 2019 tarihinde yayınlanan “Deprem Tehlike haritası incelendiğinde; ülkemiz topraklarının %92’sinin deprem riski taşıdığı, nüfusumuzun %95’nin bu bölgelerde yaşadığı, büyük sanayi merkezlerinin %98’nin ve barajlarımızın %93’nün deprem bölgelerinde bulunduğu görülmektedir.
Meydana gelen depremler sonucunda insan kaybı sıralamasında ülkemiz dünyada üçüncü sırada, depremlerden etkilenen insanlar açısından ise sekizinci sırada yer almaktadır. Ülkemizde her yıl büyüklüğü 5-6 arasında bir deprem yaşanmakta, doğal afetler ve afet kaynaklı ikincil afetlerin sonucu oluşan maddi ve manevi kayıplar, Afet ve Acil Durum Yönetiminin hassasiyetini göz önüne sermektedir.
Çeyrek asır ömrünü arama-kurtarmaya adamış, ülkemizde ve dünyanın birçok yerinde meydana gelen büyük afet ve acil durum operasyonlarında görev yapmış biri olarak, afet yönetiminin bazı önemli dönemlerini alınan dersler açısından paylaşmayı bir sorumluluk olarak görüyorum.
Padişahların fermanlarından, ülkemiz topraklarında afet yönetiminin Osmanlı döneminden itibaren başlamış olduğunu görmekteyiz. Küçük kıyamet olarak bilinen 1509 yılındaki İstanbul depreminde 13.000 insanın öldüğü, 109 camii ve 1047 yapının yıkıldığı kayıtlara alınmıştır. Bu deprem nedeniyle, II Beyazıt çıkardığı fermanla “Yeniden ev yapmak isteyen aile başına 20 altın bağışta (karşılıksız) bulunulması, deniz kenarı ve surlar dışında kalan dolgu zemin üzerine yapı yasağı getirmiş, ahşap- karkas(bağdadi) evlerin yapımını emretmiştir.” II Beyazıt’ın bu fermanı ülkemizdeki yapı tipinde kullanılacak malzemeye standart getiren ilk yasal belge olması açısından oldukça önemlidir.
ÜLKEMIZIN ILK GÖNÜLLÜ ARAMA KURTARMA EKIBI “AKUT” 14 MART 1996 YILINDA BIR GRUP DAĞCI TARAFINDAN KURULARAK 1999 DEPREMINDE YAPTIKLARI KURTARMA ÇALIŞMALARI ILE ILERLEYEN DÖNEMDE SIVIL TOPLUM KURULUŞLARININ NE DENLI ÖNEMLI OLDUĞUNU TÜM KAMUOYUNA GÖSTERMIŞLERDIR. AKUT DERNEĞI ÜLKEMIZDEKI ARAMA KURTARMA YAPAN SIVIL TOPLUM KURULUŞLARININ KURULMASININ YOLUNU AÇARAK YÖN GÖSTERICI OLMUŞTUR.
Osmanlı dönemindeki afetlerde tüm yardımlar 11 Haziran 1868 yılında kurulan “Osmanlı Yaralı Askerlere Yardım Cemiyeti” Hilal-i Ahmer (Türkiye Kızılay Derneği) tarafından yapılmaktaydı. Cumhuriyet dönemi ile birlikte başta belediyeler kanunu olmak üzere birkaç kanun yayımlanmış ancak 1939 Erzincan depremi sonucunda oluşan yasal boşluğun tespit edilmesi üzerine Yapı ve İmar İşleri Reisliği kurulmuştur.
Ülkemizde gerçek anlamda doğal afet zararlarının azaltılmasına yönelik ilk kanun, 1944 yılında 4623 sayılı “Yer sarsıntılarından evvel ve sonra alınacak tedbirler hakkında” kanundur. Bu kanunun çıkarıldığı yıllarda dünyadaki bazı ülkelerde, Japonya 1924 yılında çıkardığı kanunla, Amerika Birleşik Devletleri 1933 yılında çıkardığı kanunla ve İtalya 1940 yılında çıkardığı kanunla afet zararlarını azaltmaya yönelik yasalar çıkarmışlardır ve bu ülkeler dışında benzer kanunu olan başka ülke bulunmamaktadır.
Ülkemizde afetlerle müdahale politikalarının değişimi açısından büyük adım atılan 1958 yılına değinmek istiyorum. 1958 yılında 7126 sayılı “Sivil Müdafaa Kanunu” yayımlanmış bunun sonucunda arama kurtarmada etkin görev yapabilecek, Ankara, İstanbul, Erzurum illerinde Sivil Savunma Arama Kurtarma Birlikleri kurulmuştur. 1959 yılında çıkarılan 7269 sayılı “umumi hayata müessir afetler dolayısı ile alınacak tedbirler ve yapılacak yardımlara” dair kanun ve o dönemde yapılmış ve günümüzdeki güncellemeleri ile hala kullanılan en iyi kanunlardan biridir.
1996 yılına gelinceye kadar afetlerdeki arama kurtarma operasyonları sivil savunma arama ve kurtarma birlikleri, askeri birlikler ve sınırlı belediye ekiplerinin özverili çalışmaları ile yürütülmekteydi. Ülkemizin ilk gönüllü Arama Kurtarma ekibi “AKUT” 14 MART 1996 yılında bir grup dağcı tarafından kurularak 1999 depreminde yaptıkları kurtarma çalışmaları ile ilerleyen dönemde sivil toplum kuruluşlarının ne denli önemli olduğunu tüm kamuoyuna göstermişlerdir. AKUT Derneği ülkemizdeki arama kurtarma yapan sivil toplum kuruluşlarının kurulmasının yolunu açarak yön gösterici olmuştur.
1998 yılında meydana gelen ADANA-CEYHAN ve 1999 yılı GÖLCÜK depremleri sonrası afetlerin olumsuz etkilerinin ortadan kaldırılması için birçok kanun ve kararname yayımlanmıştır. 1999 GÖLCÜK depremi ülkemizde afet yönetimi ve koordinasyon açısından çok önemli bir dönüm noktası olmuştur. Mevcut arama-kurtarma gücünün yetersizliği ve eksikliğinin görülmesi üzerine 27 Aralık 1999 tarihinde çıkarılan 586 sayılı kararname ile daha önce 3 olan Sivil Savunma Arama Kurtarma Birlik Müdürlüklerinin sayısı, bölgesel nitelikler de göz önünde tutularak 11’e, müteakibinde 2021 yılında ihtiyaç üzerine 5 birlik müdürlüğü daha kurularak 16’ya çıkarılmıştır.
2009 yılında çıkarılan 5902 sayılı Kanun ile; Sivil Savunma Genel Müdürlüğü, Afet İşleri Genel Müdürlüğü, Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü kapatılarak, “Afet Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD)” kurulmuş ve Afet Yönetimi bütünsel bir nitelik kazanarak tek bir çatı altında toplanmış, 1 TEMMUZ 2018 tarihinde çıkarılan 4 sayılı Kararname ile İçişleri Bakanlığına bağlanmıştır. AFAD, Bütünleşik Afet Yönetim Modelini esas alarak “Risk ve Zarar Azaltma – Hazırlık – Müdahale - İyileştirme” süreçlerinde, yerel ve ulusal düzeyde, etkin çalışmalar yürütmektedir.
Dünyada üretim teknolojisinin hızlı gelişimi ile afetlere müdahalede kullanılan arama kurtarma ekipmanları yenilenmekte ve geliştirilmekte, birçok ekip modern cihazlar ile eğitim almakta ve bunları operasyonlarda kullanabilmektedir. Ülke genelinde meydana gelen afet çeşitliliğinin artması ve bu afetlere zamanında etkin müdahale etme zorunluluğu, standart operasyon prosedürlerinin, personel ve ekip oryantasyon eğitimlerinin sürekli yenilenmesini gerektirmektedir.
Uluslararası alanda, arama kurtarma ekipleri farklı standartlarla faaliyet göstermekte iken, bu süreç 1988 yılında Ermenistan’da meydana gelen büyük depremle önemli bir dönüm noktasına ulaşmıştır. Bu felakette yer alan yabancı arama kurtarma ekiplerinin girişimleri, dünya genelinde bir düzenleme ihtiyacı doğurmuş ve bu bağlamda, 1991 yılında Birleşmiş Milletler bünyesinde Uluslararası Arama Kurtarma Danışma Grubu (INSARAG) kurulmuştur. INSARAG, uluslararası alanda arama kurtarma hizmetlerinin koordinasyonunu sağlamak amacıyla standartlar belirlemeye başlamıştır.
INSARAG sekreterliği, arama kurtarma ekiplerini sınıflandırarak operasyonel etkinliği artırmayı hedeflemiştir. Ekipler, Hafif, Orta ve Ağır sınıflarına ayrılmış ve her sınıf için belirli standartlar geliştirilmiştir. Bu sınıflandırmaya katılmak isteyen ülkeler, INSARAG sekreterliğine başvuruda bulunarak belirli eğitim aşamalarından geçmekte ve ardından yapılan değerlendirme sınavını başarıyla tamamladıklarında akreditasyon alabilmektedirler.
Türkiye’de, arama kurtarma ekiplerinin INSARAG’a katılım süreci 2011 yılına dayanır. İlk olarak, AKUT Derneği, Orta Sınıf Arama Kurtarma Ekibi olarak INSARAG bünyesine dahil olmuştur. Takip eden yıllarda, 2012 yılında İstanbul ve Ankara AFAD ekipleri de INSARAG sekreterliğine katılarak Ağır Sınıf Arama Kurtarma Ekibi olarak akredite olmuştur. 2017 yılında ise İzmir AFAD ekibi, ulusal akreditasyon sınavını başarıyla geçerek INSARAG tarafından sertifikalandırılmıştır. Bu gelişmeler, Türkiye’nin arama kurtarma alanında uluslararası standartlarla uyumlu çalışmalara imza atmasını sağlamıştır.
Bu süreçte AFAD, Türkiye’deki tüm arama kurtarma ekiplerinin akreditasyonunu sağlamak amacıyla kapsamlı bir eğitim ve değerlendirme süreci başlatmış ve kentsel arama kurtarma alanında eğitim veren bir yapı oluşturmuştur. Başarılı olan ekipler, bu süreç sonunda INSARAG tarafından akredite edilerek, dünya genelindeki arama kurtarma operasyonlarına katkı sağlamak için hazır hale gelmişlerdir. INSARAG’ın kuruluşu ve arama kurtarma ekiplerinin akreditasyonu, uluslararası alanda hızlı ve etkili müdahalelerin önünü açmış, Türkiye’nin de bu alanda önemli bir rol üstlenmesini sağlamıştır. Bu gelişmeler, ülkelerin kendi ekiplerini uluslararası standartlarla uyumlu hale getirmelerini ve global afetlere karşı daha etkili çözümler üretmelerini mümkün kılmaktadır.
Son yaşadığımız 11 ilin etkilendiği Kahramanmaraş Merkezli depremlerde, İçişleri Bakanlığı verilerine göre 53.537 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 107.213 vatandaşımız yaralanmış, 80.088 kişi ise enkaz altından sağ olarak kurtarılmıştır.
6 Şubat 2023 sabahı, Kahramanmaraş iline intikal ettiğimde, daha önce Van, Afyon, Denizli ve İzmir depremlerindeki tecrübelerimin çok ötesinde yaşanan acının boyutu, şehirlerin enkaz yığınları ve insanların yüzlerindeki çaresizlik ile birleşerek beni derinden etkilemiştir. Deprem bölgesinde görev yapan tüm arama kurtarma ekipleri, büyük bir özveriyle, tonlarca ağırlığındaki beton bloklar ve molozlar altında, her geçen saatin bir hayatı kurtarma umudu taşıdığı bilinciyle saatlerce, günlerce çalıştılar. Bu sürecin her anı, onların insanlık adına gösterdikleri kararlılığı ve fedakârlığı simgeliyordu.
AFAD, TÜRKIYE’DEKI TÜM ARAMA KURTARMA EKIPLERININ AKREDITASYONUNU SAĞLAMAK AMACIYLA KAPSAMLI BIR EĞITIM VE DEĞERLENDIRME SÜRECI BAŞLATMIŞ VE KENTSEL ARAMA KURTARMA ALANINDA EĞITIM VEREN BIR YAPI OLUŞTURMUŞTUR. BAŞARILI OLAN EKIPLER, BU SÜREÇ SONUNDA INSARAG TARAFINDAN AKREDITE EDILEREK, DÜNYA GENELINDEKI ARAMA KURTARMA OPERASYONLARINA KATKI SAĞLAMAK IÇIN HAZIR HALE GELMIŞLERDIR. INSARAG’IN KURULUŞU VE ARAMA KURTARMA EKIPLERININ AKREDITASYONU, ULUSLARARASI ALANDA HIZLI VE ETKILI MÜDAHALELERIN ÖNÜNÜ AÇMIŞ, TÜRKIYE’NIN DE BU ALANDA ÖNEMLI BIR ROL ÜSTLENMESINI SAĞLAMIŞTIR.
ÜLKEMIZDE MEYDANA GELEN DEPREMLERDE;
1998 Adana Ceyhan depremi Sercan GÜVERCİN (26 Saat)
2011 Van depremi AZRA bebek (47 Saat),
2020 Elazığ depremi Azize ÇELİK (17 Saat)
2020 İzmir depremi Ayda GEZGİN (91 Saat)
2023 Hatay Hülya YILMAZ ve kızı (29 Saat)
Mustafa AVCI (261 Saat)
Kahramanmaraş’ta Melike İMAMOĞLU 222 saat sonra, Cemile KEKEÇ 227 saat sonra, Aleyna ÖLMEZ 248 Saat sonra, Neslihan KILIÇ 258 saat sonra enkazdan çıkarılmıştır.
Bunlar arama kurtarma ekiplerinin gösterdikleri kararlılığın ve fedakârlığın umutları yeşerten yüzlerce örnekten bazılarıdır.
Arama Kurtarma personelleri yukarıda verdiğim örneklerde görüldüğü üzere, umudunu kaybetmeden, disiplinli ve özverili çalışmaları neticesinde binlerce insanı sağ olarak enkaz blokları altından çıkararak yakınlarına kavuşturmuş, enkaz altında son kalan kişiyi çıkarıncaya kadar çalışmalarını sürdürmüştür. Sahada gördüğüm yoğunluğu aylarca süren çalışmalara katılan ekipler, felaketzedelerin hayatlarını normalleştirmek adına, iyileştirme safhası için canla başla çalışmışlar, vatandaşımızın acısını bir nebze de olsa azaltacak faaliyetlere destek vermişlerdir. Afet sonrası iyileştirme çalışmaları bölgedeki hayatın normale dönebilmesi ve afetzedelerde oluşabilecek travma sonrası stres bozukluğunu en az hasarla atlatılabilmesi için çok önemlidir. Afet çalışanlarının ya da gönüllülerin afetin meydana geldiği ilk andan itibaren, yaptıkları çalışmalarda afetzedelere verdikleri destek takdire şayandır.
Arama Kurtarma ekipleri nitelikli eğitimleri ve özverileri sayesinde, ülkemiz tarihinde birçok alanda kahramanlık hikâyeleri yazmıştır. Onların her biri gerçek bir kahramandır.
2023 yılında ülkemizde meydana gelen afet istatistiklerini geçmiş dönem afet istatistikleri ile kıyasladığımızda ekiplerimizin farklı afetlerde çalışma tecrübesini, yurtiçi ve yurtdışında katıldıkları arama kurtarma operasyonlarındaki başarılı müdahale yöntemlerini ve konuya hâkimiyetlerini net olarak gözlemlemekteyiz.
1994 yılında Yokohama’da yapılan Birleşmiş Milletler I. DÜNYA AFET AZALTMA KONFERANSI, afetleri önlemede sosyoekonomik yönlere odaklanmıştır. 2000 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantısında Binyıl Kalkınma Hedefleri ilan edilmiş, bu hedefler içinde dünyadaki afetlerin artan sayısı ve etkilerinin azaltılması için uluslararası iş birliği çağrısı yapılmıştır. 2005 yılında Japonya’nın Hyogo kendine II. HYOGO EYLEM ÇERÇEVESİ (2005-2015) imza altına alınarak afetlerin neden olduğu zararların en aza indirilmesi amaçlanmış, aynı yıl Japonya’nın Sendai şehrinde Birleşmiş Milletlere üye 187 devletin temsilcileri tarafından kabul edilen III. SENDAİ AFET RİSK AZALTMA ÇERÇEVESİ (2015-2030), afet risklerini azaltmaya yönelik uluslararası bir çerçeve olarak kabul görmüştür.
SENDAI ÇERÇEVESININ AMAÇLARI
2030 yılına kadar afet kaynaklı ölümleri azaltmak, 2020-2030 arasında 100.000 nüfus başına düşen küresel ortalama ölümü azaltmak.
2030 yılına kadar küresel çapta etkilenen insan sayısını azaltmak. 2020-2030 arasında 100.000 nüfus başına düşen küresel ortalama etkilenen insan sayısını azaltmak.
2030 yılına kadar küresel düzeyde gayri safi yurtiçi hasıla bakımından, afet kaynaklı ekonomik kaybı azaltmak.
Sağlık ve eğitim tesisleri dahil olmak üzere kritik tesislerin afet hasarlarını azalmak ve dirençli hale getirmek.
2020 yılına kadar ulusal afet risk azaltma stratejilerine sahip ülke sayısını arttırmak.
Ülkeler arası iş birliğini önemli ölçüde geliştirmek.
Çoklu tehlike erken uyarı sistemlerinin, afet risk bilgisi ve değerlendirmelerinin kullanılabilirliğini ve bunlara erişimi 2030 yılına kadar kolaylaştırmak.
Sendai çerçevesinde de görüldüğü üzere Global anlamda risk ve afet yönetimi ile planlamalar ve afete dirençli toplumlar üzerine çalışmalar yapılmaktadır. Ülkemizde kriz yönetimini başarıyla gerçekleştiren kurumlarımızca risk azaltma ve yönetimi konusundaki politikaların uygulamaya konulması, kentsel dönüşüm hamleleriyle, planlı şehirleşme ve afetlere dirençli yerleşim merkezleri inşa edilerek maddi ve manevi kayıpların en aza indirilmesi gerekmektedir. Olabilecek afetlere karşı dirençli olmak, ülke sınırlarımızın güvenliği ve vatandaşlarımızın can sağlığı açısından milli güvenlik sorumluluğudur. Ulu Önderimiz MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ ün sözü konuyu en güzel şekilde özetlemektedir.
“Felaket başa gelmeden evvel önleyici ve koruyucu tedbirleri düşünmek lazımdır, geldikten sonra dövünmenin yararı yoktur.” (Mustafa Kemal ATATÜRK)