ANALİZ | ERMENİSTAN SEÇİMLERİ: ANKARA İÇİN RASYONEL MUHATAP, KAFKASYA İÇİN YENİ DENGELER

ANALİZ | ERMENİSTAN SEÇİMLERİ: ANKARA İÇİN RASYONEL MUHATAP, KAFKASYA İÇİN YENİ DENGELER

Umut Berhan ŞEN 

Ermenistan’da sandıklardan çıkan sonuçlar, yalnızca Erivan’daki bir hükümet değişimi ya da koltuk aritmetiği olarak okunursa eksik ve sığ kalmaya mahkumdur. Zira karşımızda, Güney Kafkasya’nın jeopolitik fay hatlarını yerinden oynatan, küresel güçlerin bölge üzerindeki nüfuz mücadelesinin mikro düzeyde sandığa yansımış bir tablosu durmaktadır. Nikol Paşinyan’ın Sivil Sözleşme Partisi’nin yüzde 50’ye yakın bir oranla tek başına iktidar çoğunluğunu elde etmesi, Karabağ’daki askeri yenilgilerin ve toprak kayıplarının ardından Ermenistan sosyolojisinde yaşanan kırılmanın derinliğini açıkça ortaya koymaktadır. Geleneksel askeri elitlerin, diasporanın katı milliyetçi kanadının ve kilisenin mobilize ettiği katı rövanşist söylem, Ermeni seçmenin reel politik kaygıları ve güvenlik arayışı karşısında fena halde duvara toslamıştır. Halk, geçmişin militarist illüzyonlarına geri dönmek yerine, mevcut gerçeklikle yüzleşmeyi ve Paşinyan’ın temsil ettiği "itidalli ve realist" zemininde kalmayı tercih etmiştir.

Kuşkusuz bu zafer Paşinyan için dikensiz bir gül bahçesi anlamına gelmiyor. Parlamentoda üçte ikilik anayasal çoğunluğu yakalayamamış olması, önümüzdeki dönemde Azerbaycan ile imzalanacak nihai bir barış anlaşması ya da sınırlarda yapılacak kalıcı yasal düzenlemeler gibi yapısal adımlarda elini zayıflatabilir ve onu referandum gibi riskli iç siyasi virajlara zorlayabilir.

Stratejik Öngörüler

Madalyonun jeopolitik yüzüne baktığımızda ise Moskova’nın bölgedeki mutlak hegemonyasının nasıl bir erozyona uğradığını çok daha net görebiliyoruz. Kremlin’e göbekten bağlı, oligarşik ilişkiler ağıyla örülü eski Cumhurbaşkanı Koçaryan ve milyarder Samvel Karapetyan gibi figürlerin oluşturduğu Rusya eksenli blok, seçimlerde beklediği halk desteğini bulamamıştır. Bu sonuç, Ermenistan’ın kolektif hafızasında Rusya’nın stratejik bir müttefik olarak güvenilirliğini yitirdiğinin tescilidir. Paşinyan’ın bölge dışı aktörlerle çok yönlü diplomasi arayışı, bu seçimle birlikte meşruiyetini tahkim etmiştir. Bu durum, Güney Kafkasya’da Kremlin’in askeri varlığının ve üslerinin geleceğini tartışmaya açacak radikal bir dönemin de işaret fişeği olabilir. Erivan’da tahkim edilen bu yeni statüko, Rusya’nın bölgedeki askeri ve kurumsal varlığını, özellikle Gümrü Üssü ve KGAÖ üyeliğini tasfiye sürecini hızlandıracak, Ermenistan-İran sınır hattında yeni bir küresel jeopolitik rekabet alanı doğuracaktır. Bölgede Rusya’yı çevreleme stratejilerinin hız kazanması, küresel dengeleri de kaçınılmaz olarak sarsacaktır.

Ankara ve Bakü cephesinden bakıldığında ise bu tablo, Türkiye’nin bölgesel çıkarları açısından oldukça olumlu ve stratejik bir kazancı beraberinde getirmektedir. Müreffeh Ermenistan Partisi gibi uzlaşmaz, radikal milliyetçi unsurların parlamento dışında kalması, Paşinyan’ın iç siyasi baskılarla kuşatılma riskini önemli ölçüde azaltmıştır. Türkiye açısından bu sonuç, sınır ötesindeki siyasi muhatabın rasyonel ve öngörülebilir kalması anlamına gelmektedir. İçerideki radikal ve militarist bariyerleri aşan Paşinyan, Azerbaycan ile barış anlaşmasını imzalama ve Türkiye ile ilişkileri normalleştirerek sınırları açma konusunda çok daha cesur ve bağımsız adımlar atabilecektir. Dolayısıyla, Orta Koridor’un lojistik güvenliğini tahkim edeceğinden, Türkiye’nin Hazar üzerinden Orta Asya’ya uzanan jeoekonomik hatlarını kesintisiz ve güvenli bir işlerliğe kavuşturacaktır. Lakin anayasal çoğunluğun eksikliği, kritik toprak ve sınır düzenlemelerinde Paşinyan’ı kırılgan referandumlara zorlayabilir. Bu durum Kremlin ve diaspora destekli muhtemel istikrarsızlaştırma hamlelerine açık, riskli bir iç siyasi zemin yaratacaktır.

Nihayetinde Türkiye, bu olumlu havaya rağmen Ermenistan iç siyasetinin kaygan zeminini göz önünde bulundurarak, ihtiyatı elden bırakmayan dengeli bir angajman stratejisi yürütmek durumundadır. Kafkasya’da kalıcı barışın anahtarı, dış güçlerin bölgeyi yeni bir vekalet savaşı alanına çevirmesine izin vermeden, bölgesel sahiplenme modeliyle Ankara-Bakü-Erivan üçgeninde rasyonel ve ekonomik bağımlılıklar yaratmaktan geçmektedir. Paşinyan’ın bu yeni dönemde Kremlin baskısı ile diğer aktörlerin vaatleri arasında ne kadar bağımsız hareket edebileceği, Güney Kafkasya’nın önümüzdeki on yılını şekillendirecektir.