BM 80. Dönem Açılışına “Filistin” Damgası: Ya Çöz Ya da Çözül

BM 80. Dönem Açılışına “Filistin” Damgası: Ya Çöz Ya da Çözül

YÜKSELEN KÜRESEL TEPKILERE RAĞMEN, İSRAIL’IN GERI ADIM ATMAK BIR YANA 21 AĞUSTOS 2025 ITIBARIYLE GAZZE’YI TOPYEKÛN IŞGAL ETME PLANINI DEVREYE SOKMASIYLA, HEM KÜRESEL SUMUD FILOSU GIBI SIVIL INISIYATIFLER BAŞLATILMIŞ HEM DE ŞIMDIYE KADAR İSRAIL’I DESTEKLEYEN PEK ÇOK BATILI DEVLET İSRAIL’I ELEŞTIRMEYE, İSRAIL’I SALDIRILARINA SON VERMEYE ÇAĞIRMAYA VE BM’NIN IKI DEVLETLI ÇÖZÜM PLANI KAPSAMINDA FILISTIN DEVLETINI TANIYACAKLARINI AÇIKLAMAYA BAŞLAMIŞTIR.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 80. dönem açılış töreni, liderler zirvesi ve ilişkili etkinlikler 22-26 Eylül 2025 tarihleri arasında BM’nin New York’ta bulunan merkezinde gerçekleşti. Ancak bu seneki zirveye önceki yıllardan farklı olarak; Fransa ve Suudi Arabistan’ın sponsorluğunda toplanan “Filistin Meselesine Çözüm Bulunması ve İki Devletli Çözümün Hayata Geçirilmesi” başlıklı yüksek düzeyli uluslararası konferans ile Gazze’de devam eden soykırıma yönelik tepkiler ve pek çok devletin Filistin’in tanınmasına yönelik açıklamaları damgasını vurmuştur.

Dolayısıyla bu unutulmaz zirvede neler yaşandığını; gündemin neden Gazze ve Filistin odaklı olduğu, Filistin ile ilgili gelişmeler hasebiyle genel kurulda kimlerin alkışlanırken kimlerin protesto edildiği ve İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını durduramayan BM’nin reforme edilmesine yönelik taleplerin nasıl karşılık bulduğu değerlendirilmeye çalışılacaktır.

ZIRVEYE NEDEN GAZZE VE FILISTIN GÜNDEMI DAMGA VURDU?

Bilindiği üzere İsrail 7 Ekim 2023 tarihinden beri Gazze’ye yönelik yoğun bir saldırı yürütüyor ve bu saldırılar kapsamında şimdiye kadar; Gazze’ye 100 bin ton civarında bomba atarak Gazze’nin %90’nından fazlasını yıkmış, yarısından fazlası kadın ve çocuk olmak üzere 66 binden fazla Filistinliyi katledip, 200 bine yakınını yaralayarak büyük bir soykırıma imza atmıştır. İsrail’in Gazze’de devam eden soykırım politikası, ABD’den aldığı koşulsuz destek sayesinde ne BM tarafından ne de konunun taşındığı Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından durdurulamadığı gibi, İsrail’in işlediği suçların müsebbibi olan başbakan Netanyahu da hakkında verilen tutuklama kararına rağmen, Batılı ülkelerin ikiyüzlü tavırları nedeniyle bir türlü tutuklanamamış ve cezalandırılamamıştır.

Mevcut uluslararası sitemin İsrail karşısındaki etkisizliğine ve kifayetsizliğine rağmen uluslararası toplum bu gidişata tepki göstermiş ve dünyanın her yerinde İsrail’in şiddetle eleştirildiği ve kendi hükümetlerini İsrail’e karşı tavır almaya çağıran kitlesel eylemler yapılmaya başlamıştır.

FILISTIN’I TANIMA KARARLARI

Yükselen küresel tepkilere rağmen, İsrail’in geri adım atmak bir yana 21 Ağustos 2025 itibariyle Gazze’yi topyekûn işgal etme planını devreye sokmasıyla, hem Küresel Sumud Filosu gibi sivil inisiyatifler başlatılmış hem de şimdiye kadar İsrail’i destekleyen pek çok Batılı devlet İsrail’i eleştirmeye, İsrail’i saldırılarına son vermeye çağırmaya ve BM’nin iki devletli çözüm planı kapsamında Filistin devletini tanıyacaklarını açıklamaya başlamıştır.

Bu kapsamda, başta Fransa ve İngiltere olmak üzere aralarında Portekiz, Kanada, Avustralya, Belçika, Lüksemburg, Malta, Monako ve Andora’dan oluşan 10 ülke zirve kapsamında Filistin’i resmen tanıdıklarını açıklamıştır. Son açıklamalarla birlikte 193 üyeli BM’de Filistin’i tanıyan ülke sayısı 157’ye ulaşmıştır.

Son tanıma kararlarını öncekilerden farklı kılan ise, Fransa ve İngiltere gibi iki BM Güvenlik Konseyi daimi üyesinin de Filistin’i tanımasıyla, Güvenlik Konseyi’nde ABD dışındaki tüm daimi üyelerin Filistin’i tanımış olmalarıdır. Ayrıca bu ülkelerin şimdiye kadar İsrail’i desteklemiş olmaları ve ABD’nin tehditkâr açıklamalarına rağmen bu kararları almaları da ziyadesiyle önemlidir. Zira artık her şeye rağmen İsrail’in arkasında duran Batı ekseni parçalanmış ve bu ülkelerin İsrail’e tahammülleri kalmamıştır. 10 ülkenin daha Filistin’i tanıması Filistin’in BM’ye daimi üye olarak kabul edilmesine yetmemekle birlikte, şimdiye kadar bu konudaki veto hakkını kullanarak Filistin’in daimi üyeliğini engelleyen ABD üzerindeki baskıyı arttırmıştır.

İKI DEVLETLI ÇÖZÜM KONFERANSI

Hatırlanacağı üzere BM Genel Kurulu Aralık 2024 tarihinde, Uluslararası Adalet Divanı’nın daha önce vermiş olduğu tavsiye kararına istinaden, “İsrail’in Filistin topraklarındaki işgalinin sonlandırılması ve iki devletli çözümün hayata geçirilmesi” konulu bir karar almıştı. Genel Kurul’da alınan bu kararı somutlaştırmak için 28-30 Temmuz 2025 tarihleri arasında New York’ta “Filistin Sorununun Barışçıl Çözümü ve İki Devletli Çözümün Uygulanması” başlıklı yüksek düzeyli uluslararası bir konferans düzenlenmişti.

Fransa ve Suudi Arabistan’ın sponsorluğunda toplanan konferansa aralarında Türkiye’nin de bulunduğu yaklaşık 16 ülke ile Avrupa Birliği ve Arap Ligi temsilcileri de katılmış ve 29 Temmuz 2025 tarihinde New York Deklarasyonu kabul edilmişti. New York Deklarasyonu kapsamında, iki devletli çözümün uygulanması için küresel bir ittifak kurulmasına karar verilmiş ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 80. dönem açılış etkinlikleri sırasında, liderler düzeyinde bir konferans düzenlenerek uluslararası toplumu harekete geçirme kararı alınmıştır. Bu karara istinaden Genel Kurul açılışından bir gün önce, 22 Eylül 2025 tarihinde bahse konu yüksek düzeyli uluslararası konferans tertip edilmiş olup, açılış konuşmasını yapan Fransa Cumhurbaşkanı Macron; önce neden Filistin’i tanıdıklarını açıklamış ve ardından da İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının biran önce sonlandırılmasını talep etmiştir.

Akabinde bir konuşma yapan BM Genel Sekreteri Guterres de tıpkı Macron gibi İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının sona erdirilmesini talep etmiş ve bu meselenin çözümlenmesi için iki devletli çözüm planının hayata geçirilmesi gerektiğinin altını çizmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan da konferans marjında bir konuşma yaparak, hem Filistin’i tanıyan ülkeleri tebrik etmiş hem de artık İsrail’in durdurulmasının zamanının geldiğini söyleyerek, bu konuda küresel bir ittifak kurulmasının gerektiğini belirtmiştir.

MÜSLÜMAN ÜLKELER VE TRUMP ARASINDAKI GAZZE ZIRVESI

BM Genel Kurulunun 80. Dönem açılışının ilk günü olan 23 Eylül’de yapılan konuşmalardan sonra, İslam İşbirliği Teşkilatı adına aralarında Türkiye, Katar, Endonezya, Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan, Ürdün ve BAE’nin de bulunduğu 8 Müslüman ülkenin temsilcileriyle ABD Başkanı Trump’ın bir araya geldiği “Gazze” konulu bir zirve gerçekleştirildi.

Zirve kapsamında Trump’tan İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının durdurulmasını ve derhal bir ateşkes sağlanmasıyla, Gazze’ye bir an önce insani yardımların girişine izin verilmesini talep eden Müslüman ülkelerin temsilcileri, Trump’ın ekibi tarafından hazırlanacak ateşkes, rehine takası ve Gazze’nin yeniden imarı ve yönetilmesi hususunda verebilecekleri katkıları da paylaşmışlardır.

TRUMP ILE NETANYAHU ARASINDA 29 EYLÜL TARIHINDE GERÇEKLEŞEN GÖRÜŞMEDE BAHSE KONU ATEŞKES PLANI ELE ALINMIŞ VE TOPLANTI SONUNDA YAPILAN BASIN TOPLANTISINDA DA NETANYAHU’NUN TRUMP’IN ORTAYA ATTIĞI PLANI KABUL ETTIĞI AÇIKLANMIŞTIR. BU GÖRÜŞMEDEN SONRA KATAR ILE ILGILI MADDENIN METINDEN ÇIKARILMASIYLA MADDE SAYISI 20’YE DÜŞMÜŞ OLAN PLAN, ARABULUCU OLAN KATAR VE MISIR TARAFINDAN GÖRÜŞÜLMEK ÜZERE HAMAS’A ILETILMIŞTIR. HAMAS’IN DIĞER FILISTINLI GRUPLARLA PLANI MÜZAKERE EDIP KISA SÜREDE BIR YANIT VERMESI VE VERILECEK YANITIN OLUMLU OLMASI HALINDE DE PLANIN IVEDILIKLE UYGULANMAYA BAŞLANMASI BEKLENMEKTEDIR.

Müslüman ülkelerin, Trump’ın İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını durdurmasının yanı sıra, Mescid-i Aksa’nın statüsünü değiştirmeye yönelik eylemlerine son vermesini ve Batı Şeria’nın ilhakının önlenmesini de talep ettikleri duyuruldu. Zirveden sonra yapılan açıklamalarda, toplantının çok verimli geçtiği ve Trump’ın Gazze’deki savaşı sonlandırmak için “21 maddeli” bir ateşkes planı hazırlanmakta olduğu belirtilmiştir. Ayrıca Trump’ın Batı Şeria’nın İsrail tarafından ilhak edilmesinin de kendisinin kırmızı çizgisi olduğunu söylediği ve hazırlanan ateşkes planını Netanyahu ile görüştükten sonra açıklayacağı da ifade edilmiştir.

Trump’ın ateşkes planı kapsamında; Hamas’ın Gazze’den çıkarılması veya silah bırakması, rehinelerin hepsinin serbest bırakılması, İsrail ordusunun kademeli olarak Gazze’den çekilmesi ve ardından da insani yardımların girişine izin verilmesi, Gazze’nin güvenliğinin Müslüman ülkelerden teşkil edilecek bir barış gücü tarafından sağlanması, Gazze’nin yönetiminin de Arap ülkelerinden oluşturulacak bir komiteye tahvil edilmesi ve akabinde Filistin yönetimine devredilmesinin düşünüldüğü öğrenilmiştir.

Trump ile Netanyahu arasında 29 Eylül tarihinde gerçekleşen görüşmede bahse konu ateşkes planı ele alınmış ve toplantı sonunda yapılan basın toplantısında da Netanyahu’nun Trump’ın ortaya attığı planı kabul ettiği açıklanmıştır. Bu görüşmeden sonra Katar ile ilgili maddenin metinden çıkarılmasıyla madde sayısı 20’ye düşmüş olan plan, arabulucu olan Katar ve Mısır tarafından görüşülmek üzere Hamas’a iletilmiştir. Hamas’ın diğer Filistinli gruplarla planı müzakere edip kısa sürede bir yanıt vermesi ve verilecek yanıtın olumlu olması halinde de planın ivedilikle uygulanmaya başlanması beklenmektedir.

Ancak Netanyahu’nun daha önce kabul edilen planları da bir süre sonra bozarak yeniden saldırılara başladığı hatırlanırsa, Trump’ın sunduğu 20 maddelik bu yeni planının da uygulanıp uygulanamayacağı konusunda tereddütler bulunmaktadır. Zira Netanyahu artık sadece Hamas’ın ortadan kaldırılmasını ve rehinelerin serbest bırakılmasını istemekle yetinmemekte, Filistin’in tanınmasına yönelik açıklamalardan sonra asla Filistin devletine izin verilmeyeceğinden bahsetmektedir. Hatta BM’nin iki devletli çözüm planı kapsamında önerilen Filistin devletinin dayatılması halinde hiçbir ateşkes planını kabul etmeyeceği Netanyahu’ya yakın kişiler tarafından dillendirilmektedir.

Dolayısıyla nerdeyse tamamı İsrail’in istediği doğrultuda hazırlanan ve bir ateşkes planından ziyade Gazze’ye çökme planı şeklinde algılanan bu son planın da Netanyahu tarafından gerektiği gibi uygulanmayacağı değerlendirilmektedir. Buna rağmen en azından Gazze’ye yönelik saldırıların sona ermesi, insani yardımların girişine izin verilmesi ve Gazzelilerin topraklarını terk etmek zorunda kalmayacakları maddeler içermesi hasebiyle eldeki en makul planın da bu olduğu görülmektedir. Zaten Hamas’ın bu planı kabul etmemesi veya kapsamlı revizyonlar talep etmesi halinde, İsrail’in ABD’nin yoğun desteğiyle yeniden saldırılara başlayacağı ve Gazze’deki durumun daha da kötüye gideceği anlaşılmaktadır.

GENEL KURUL’DA YAŞANANLAR: KIMLER ALKIŞLANDI, KIMLER PROTESTO EDILDI?

Başta da ifade edildiği gibi BM Genel Kurulu’nun bu seneki gündemi Gazze ve Filistin olmuştur. Dolayısıyla kürsüye çıkan tüm liderler bu konudaki pozisyonlarını ortaya koymuşlardır. Bu kapsamında konuşmasının büyük bölümünü Gazze’ye ayıran Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşması da salonda büyük ilgi görmüş ve dakikalarca alkışlanmıştır. Benzer şekilde Gazze’deki soykırımın durdurulmasını isteyen ve Filistin’in BM’ye daimi üyeliğini destekleyen tüm konuşmalar salondan büyük destek almıştır.

Zirve öncesinde çok önemli bir konuşma yapacağı duyurulan ABD Başkanı Trump’ın, salona gelirken ve kürsüde yaşadığı teknik problemeler nedeniyle motivasyonunu kaybettiği ve beklenenin aksine gayet zayıf bir konuşma yaptığı görülmüştür. Ancak bu seneki zirveye gölge düşüren en önemli olay, ABD’nin BM Şartına aykırı olarak Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a vize vermemesi olmuştur. Bu nedenle New York’a gelemeyen Abbas, konuşmasını uzaktan bağlantı ile yapmak durumunda kalmıştır. Ancak ABD yönetiminin Abbas’a yönelik bu tutumu ABD’nin BM’ye ev sahipliği yapmasını tartışmaya açmış ve ABD’nin son dönemdeki keyfi tutumları nedeniyle BM merkezinin, aralarında İstanbul’un da bulunduğu, ABD dışındaki başka şehirlere taşınmasına yönelik bir tartışma başlamıştır.

ABD tarafından ambargo uygulanan diğer bir ülke olan Suriye’den 53 yıldır cumhurbaşkanı seviyesinde hiç kimsenin BM kürsüsünden hitap edememesi durumu da bu seneki zirvede değişmiştir. ABD yönetiminin izin vermesiyle, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı olan Ahmed Şara BM kürsüsünden duygusal bir konuşma yaparak, bunu mümkün kılan aktörlere minnetlerini dile getirmiştir.

Genel Kurul’un hararetinin en çok yükseldiği an ise, kuşkusuz soykırımcı ve savaş suçlusu Netanyahu’nun BM kürsüsüne çıktığı an olmuştur. Uluslararası Ceza Mahkemesinin hakkındaki tutuklama nedeniyle, normal şartlarda elini kolunu sallayarak dolaşamaması, ABD’ye girememesi ve BM kürsüsüne çıkarılmaması gereken Netanyahu, ABD’nin UCM kararını uygulamaması nedeniyle, buraya kadar geldiği yetmiyormuş gibi bir de kürsüye çıkarak tüm dünyaya meydan okumuştur. Ancak genel kurulun büyük çoğunluğu, Netanyahu kürsüye çıktığında kendisini protesto edip salonu terk ederek, Netanyahu’ya unutamayacağı bir ders vermiştir.

BM REFORMUNA YÖNELIK TARTIŞMALAR

Aslında BM sisteminin reforme edilmesine yönelik tartışmalar yeni değildir. Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan da Güvenlik Konseyi’nin yapısından kaynaklı olarak BM’nin çatışmaları önleyememesi nedeniyle uzun süredir “dünya beşten büyüktür” ve “daha adil bir dünya mümkün” şeklindeki söylemleri dillendirmekte ve BM sisteminin reforme edilmesi için çaba sarf etmektedir.

Ancak özellikle son dönemde ortaya çıkan; Suriye’deki iç savaş nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan Suriyeli mültecilerin yaşadığı zorluklar, Kovid-19 pandemisinde yaşanan problemler, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları, Filistin’in 157 ülke tarafından tanınmasına rağmen hala BM’ye daimi üye olamaması ve UCM’nin Netanyahu’nun hakkındaki tutuklama kararına rağmen bazı ülkelerin bu kararı uygulamaktan imtina etmeleri ve son olarak da ABD’nin Abbas’a vize vermemesi nedeniyle BM sistemi iyice çatırdamaya başlamıştır.

Hatta BM’nin 80. Dönem açılış zirvesine katılan liderlerin çoğu bu konudaki rahatsızlıklarını dile getirmişler ve özellikle Güvenlik Konseyi’ndeki daimi üyelerin veto hakkının kaldırılması gerektiği hususunda ittifak etmişlerdir. BM’nin bu şekilde sorunları çözemeyeceğini ve çatışmaları önleyemeyeceğini ifade eden liderler, bu konuda ivedilikle adım atılmasını talep etmişlerdir. ABD’nin son dönemde uyguladığı; sadece kendi çıkarlarını önceleyen, uluslararası hukuk kurallarını önemsemeyen ve BM sistemini etkisiz hale getiren politikaları nedeniyle BM’nin işlevsiz kaldığını belirten liderler, BM merkezinin başka yere taşınması dâhil pek çok alternatifi gündeme getirmişlerdir. Ancak mevcut sistemin değişmesi de daimi üyelerin insafına ve onayına tabi olduğundan bu konuda fazla iyimser olunamamaktadır.

SONUÇ OLARAK

İsrail’in 7 Ekim 2023’den itibaren sürdürmüş olduğu Gazze’ye yönelik saldırılar ile bu saldırılar kapsamında işlemiş olduğu savaş ve soykırım suçları nedeniyle dünya genelinde artan İsrail karşıtlığı BM’nin 80. dönem açılış etkinliklerinde iyice kendini göstermiştir. Zirvenin başından sonuna kadar Gazze ve Filistin ana gündem olmuş; 10 Batılı ülkenin Filistin’i tanıma kararını açıklaması, Fransa ve Suudi Arabistan sponsorluğunda gerçekleştirilen iki devletli çözüm konferansı ve üye ülkelerin liderlerinin genel kurulda yapmış oldukları Filistin’i destekleyen konuşmalar ile özellikle soykırımcı İsrail’in savaş suçlusu başbakanı Netanyahu’ya gösterilen tepkiler nedeniyle Filistin, Birleşmiş Milletler’e damgasını vurmuştur.

ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESININ HAKKINDAKI TUTUKLAMA NEDENIYLE, NORMAL ŞARTLARDA ELINI KOLUNU SALLAYARAK DOLAŞAMAMASI, ABD’YE GIREMEMESI VE BM KÜRSÜSÜNE ÇIKARILMAMASI GEREKEN NETANYAHU, ABD’NIN UCM KARARINI UYGULAMAMASI NEDENIYLE, BURAYA KADAR GELDIĞI YETMIYORMUŞ GIBI BIR DE KÜRSÜYE ÇIKARAK TÜM DÜNYAYA MEYDAN OKUMUŞTUR. ANCAK GENEL KURULUN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU, NETANYAHU KÜRSÜYE ÇIKTIĞINDA KENDISINI PROTESTO EDIP SALONU TERK EDEREK, NETANYAHU’YA UNUTAMAYACAĞI BIR DERS VERMIŞTIR.

Dünyada barışı tesis etmek ve çatışmaları önlemek için kurulan BM’nin, 1948’den beri devam eden İsrail-Filistin sorununu çözemediği yetmiyormuş gibi özellikle 7 Ekim’den sonra İsrail’in işlediği soykırım suçlarına rağmen ABD’nin uluslararası sistemi domine ederek İsrail’i uluslararası hukuk karşısında hesap vermekten koruması, zaten tartışmaların odağında BM sistemini iyice sorgulanır hale getirmiştir. Başta küresel güney ülkeleri olmak üzere ABD’nin sistemdeki rolünden rahatsız olan devletler, işlemeyen BM’ye alternatif üretmek için arayış içerisine girmişler ve Gazze’den ilhamla “Lahey Grubu” gibi bir inisiyatif ortaya çıkmıştır.

Önümüzdeki günlerde de, Trump’ın ortaya koyduğu 20 maddelik Gazze ateşkes planının uygulanıp uygulanamamasından bağımsız olarak; Filistin’in daimi üye olmaması, BM’nin iki devletli çözüm planının hayata geçirilmemesi, İsrail’in işlediği soykırım suçları nedeniyle yargılanıp cezalandırılmaması ve Güvenlik Konseyi’ndeki daimi üyelik ve veto hakkının yeniden düzenlenmemesi halinde, mevcut düzene başkaldıran ve artık değişimin kaçınılmaz olduğunu ileri süren Lahey Grubuna katılımların artacağı ve bu yeni inisiyatifin yeni bir uluslararası sistemin nüvesini oluşturacağı tahmin edilmektedir. Dolayısıyla ABD’nin kurduğu uluslararası sistemin merkezinde olan BM’nin, yine ABD’nin katkıları ve suç ortaklığıyla kördüğüm haline getirilen İsrail- Filistin sorununu adil bir şekilde çözememesi halinde yıkılması ihtimal dâhilindedir. Yani Filistin sadece BM zirvesine damga vurmakla kalmayacak, 77 yıldır çözülemeyen sorun BM’nin çözülmesine de yol açacaktır.