Geleceğin Güvenlik Mimarisi ve Uzay Güvenliği Bağlamında Artemis Programı’nın Analizi

Geleceğin Güvenlik Mimarisi ve Uzay Güvenliği Bağlamında Artemis Programı’nın Analizi

ARTEMIS PROGRAMI’NIN GÜVENLIK MIMARISINDEKI ROLÜNÜ ANLAMAK IÇIN ÖNCELIKLE BU PROGRAMIN DAYANDIĞI DEVASA LOJISTIK ALTYAPIYI INCELEMEK GEREKMEKTEDIR. MIMARI, UZAY FIRLATMA SISTEMI (SPACE LAUNCH SYSTEM: SLS), ORION MÜRETTEBAT ARACI VE İNSANLI İNIŞ SISTEMI (HUMAN LANDING SYSTEM: HLS) OLMAK ÜZERE ÜÇ TEMEL SACAYAĞI ÜZERINE INŞA EDILMIŞTIR. SLS, UZAY MEKIĞI DÖNEMINDEN MIRAS KALAN RS-25 MOTORLARI VE KATI ROKET YAKITLI ITICILER GIBI KANITLANMIŞ DONANIMLARI KULLANARAK DERIN UZAYA YÜKSEK MIKTARDA YÜK TAŞIMA KAPASITESI SUNMAKTADIR. ANCAK BU SISTEMIN SADECE BIR “TAŞIYICI” OLMANIN ÖTESINDE, ABD'NIN DERIN UZAYA KESINTISIZ ERIŞIMINI SAĞLAYAN STRATEJIK BIR VARLIK OLDUĞU UNUTULMAMALIDIR.

“Güvenlik bir yanılsama mı?” Nashquaeff

İnsanlığın uzaydaki varlığı, Apollo döneminin romantik ve ideolojik yarışından çıkarak günümüzde artık çok daha karmaşık, çok kutuplu ve ticarî tabanlı bir stratejik rekabet zeminine oturmuştur. ABD liderliğinde yürütülen Artemis Programı, sadece Ay’a geri dönüşü temsil eden teknik bir mühendislik başarı olarak değil, aynı zamanda Dünya yörüngesinin ötesindeki yeni güvenlik mimarisinin kurucu unsuru olarak değerlendirilmektedir. Bu durum, uzay sahası açısından yadsınamaz nitelikte bir değişim paradigmasına dönüşen savlar üretmektedir. Bu analizde, Artemis Programı’nın teknik bileşenlerini, beraberinde getirdiği hukukî normları, güncel küresel bloklaşma dinamiklerini ve özellikle Dünya ile Ay arasındaki bölgede (cislunar uzayda) şekillenen yeni güvenlik doktrinlerini kapsamlı bir şekilde inceleyerek konuyu hem uzay–politik hem de hukukî perspektiften mercek altına alacağız.

Artemis Programı’nın Teknik Lojistik Temelleri ve Operasyonel Evrimi

Artemis Programı’nın güvenlik mimarisindeki rolünü anlamak için öncelikle bu programın dayandığı devasa lojistik altyapıyı incelemek gerekmektedir. Mimari, Uzay Fırlatma Sistemi1 (Space Launch System: SLS), Orion mürettebat aracı ve İnsanlı İniş Sistemi2 (Human Landing System: HLS) olmak üzere üç temel sacayağı üzerine inşa edilmiştir. SLS, Uzay Mekiği döneminden miras kalan RS-25 motorları ve katı roket yakıtlı iticiler gibi kanıtlanmış donanımları kullanarak derin uzaya yüksek miktarda yük taşıma kapasitesi sunmaktadır. Ancak bu sistemin sadece bir “taşıyıcı” olmanın ötesinde, ABD'nin derin uzaya kesintisiz erişimini sağlayan stratejik bir varlık olduğu unutulmamalıdır.

Orion uzay aracı ise, derin uzaydan Dünya atmosferine yüksek hızla girişte astronotları koruyacak şekilde tasarlanmış olan yüksek teknolojili bir mürettebat kapsülüdür. Artemis-I görevi sırasında Orion’un ısı kalkanında gözlemlenen beklenmedik erozyon, derin uzay operasyonlarının teknik risklerini ve güvenlik marjlarının ne kadar hassas olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Bu teknik aksaklıkların, görev takvimlerinde öngörülemeyen revizyonlara yol açsa da, SLS ve Orion ikilisi gelecekteki Mars görevleri için yoğun bir sınav vererek bir teknoloji doğrulama platformu işlevi gördüğü ifade edilebilir.

Programın operasyonel evriminde yaşanan en dikkat çekici stratejik değişiklik, Lunar Gateway (Ay Geçidi) projesinin duraklatılmasıdır. Başlangıçta Ay yörüngesinde bir lojistik hub (dağıtım istasyonu ya da merkezi) olarak planlanan Gateway, maliyet artışları ve kaynakların doğrudan Ay yüzeyindeki üs kurulumuna aktarılması kararıyla geçici olarak devre dışı bırakılmıştır. Bu durum, Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve Japonya Uzay Araştırma Ajansı (JAXA) gibi uluslararası ortaklar için bir belirsizlik oluştursa da ortakların katkılarının yörüngeden yüzeye kaydırılması süreci başlamıştır. Lunar Gateway’in ertelenmesi, Ay yüzeyinde “erken varlık gösterme” stratejisinin, yörüngesel lojistikten daha öncelikli hâle geldiğini kanıtlamaktadır. Pek tabi ki bu durumun, hukuksal yapıyı da derinden etkileyeceği ifade edilebilir.

Uzaydaki Yeni Güvenlik Paradigması: Artemis Programı ve Normatif Güç Yarışı

“Önümüzdeki yıllarda yapacağımız tercih, geleceği korkunun mu yoksa özgürlüğün mü, yoksulluğun mu yoksa refahın mı, çatışmanın mı yoksa adaletin, güvenliğin ve kalıcı barışın mı şekillendireceğini belirleyecek.” Barack Obama (TBMM Konuşması, 06/04/2009)

Artemis Programı, fiziksel bir altyapının ötesinde, 1967 Uzay Antlaşması’nı modern ihtiyaçaçlara göre yorumlayan yeni bir uluslararası uzay hukuku çerçevesi sunmaktadır. Ay’ın sadece bilimsel bir keşif alanı değil, aynı zamanda stratejik bir “yüksek zemin” olarak konumlandırıldığı “Artemis Mutabakatları” (Artemis Accords) adı verilen bu siyasî taahhütler dizisi, işbu makalenin kaleme alındığı tarihlerde 60’tan fazla ülke tarafından imzalanmıştır.3 Artemis Mutabakatları’nda yer alan ilkeler ve imzacı ülkelerin bu ilkelerin uygulanmasına dair çabalarının, uzayın güvenli ve sürdürülebilir bir şekilde keşfedilmesini desteklediği, Artemis Programı kapsamında özellikle vurgulanmaktadır.

Hukukî açıdan Artemis Programı “uzay faaliyetlerinde şeffaflık”, “birlikte çalışabilirlik” ve “barışçıl amaçlar” gibi ilkeleri merkezine almaktadır. Ancak, bu anlaşmaların en çok tartışılan ve güvenlik mimarisini doğrudan etkileyen unsurları, “uzay kaynaklarının kullanımı” (exploitation veya utilization) ve “güvenlik bölgeleri” (safety zones) kavramlarıdır.

Artemis Mutabakatları’nın 10. Bölümü, Ay ve diğer gökcisimlerinden kaynak çıkartılmasının, 1967 Tarihli Ay ve Diğer Gökcisimleri Dâhil, Uzayın Keşif ve Kullanılmasında Devletlerin Faaliyetlerini Yöneten İlkeler Hakkında Antlaşma’da (kısa adıyla “1967 Uzay Antlaşması”) benimsenen temel ilkelerden olan mülkiyete konu olma yasağına aykırı olmadığını savunmaktadır. Diğer bir deyişle, mülkiyet serbestisini dile getirmektedir. Bu yorum, ABD’nin ticarî anlamda uzay madenciliğini teşvik eden ulusal hukuku ile uyumlu olsa da, bu durumun bir de facto mülkiyet rejimine yol açabileceği endişesi, uzay faaliyetlerinin önce gelen aktörlerinden Rusya ve Çin gibi rakip güçler tarafından özellikle vurgulanmakta ve her fırsatta dile getirilmektedir. Bu paradigma değişimi, hukuksal anlamda yeni meydan okumaları beraberinde getirmektedir. Öte yandan, 11. Bölüm’de tanımlanan “Güvenlik Bölgeleri”, belirli bir alandaki operasyonların diğer aktörler tarafından engellenmemesi için bir koordinasyon mekanizmasını önermektedir. Bu bölgelerin büyüklüğü ve süresi bilimsel ilkelere dayanacak olsa da stratejik bir kraterin veya su buzu rezervinin etrafında ilan edilecek bir güvenlik bölgesinin, rakip aktörlerin erişimini kısıtlama potansiyeli, gelecekteki Dünya ile Ay arasındaki yörünge (cislunar) çatışmalarına dair uzay uzlaşmazlıklarının tohumlarını ekebileceği ifade edilmektedir.

Uluslararası uzay hukukuna ilişkin mevcut düzenlemeler, uluslararası teamül kuralları ve genel ilkeler açısından ele alındığında, “Artemis Programı bir evrim mi, yoksa devrim mi?” sorusu akıllara gelmektedir. Geleneksel çok taraflı Birleşmiş Milletler’deki (UNCOPUOS) kodifikasyon süreçlerinin yavaşlığına karşı, ABD liderliğindeki bu “istekliler koalisyonu” modelinin, uzay faaliyetlerinde de facto da olsa hızla norm koyma yeteneği kazandığı söylenebilir. Bu durum, uluslararası uzay hukukunun parçalanarak (fragmentation) kutuplaşmasına (polarization) ve farklı blokların (devletlerin veya çok uluslu şirketlerin) farklı kurallarla hareket ettiği bir Ay yüzeyine zemin hazırlamaktadır.

Jeopolitik Rekabet ve Bloklaşma: ABD, Çin–Rusya’ya Karşı

Küresel çaptaki uzay yarışı, esasında geçmişte olduğu gibi bugün de iki ana blok arasında kristalize olmaktadır: ABD öncülüğündeki Artemis Blok’u ve Çin–Rusya liderliğindeki “Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu” (International Lunar Research Station: ILRS) bloğu. Bu rekabetin, sadece teknolojik bir kapasite yarışı olmadığı; aynı zamanda 21. yüzyılın stratejik gök coğrafyasını belirleme mücadelesi olduğu ifade edilebilir. Diğer bir deyişle, bu durum, jeopolitik (ya da uzay–politik) rekabet açısından Artemis Programı ile Çin–Rusya ortaklığındaki ILRS arasındaki rekabetin uzay güvenliğini doğrudan etkileyeceği anlamına gelmektedir. Çin, Chang’e serisi görevlerle Ay’ın uzak yüzüne iniş yapma ve örnek getirme gibi başarılara imza atarak, teknik rüştünü ispatlamış ve ILRS projesine özellikle Küresel Güney olarak adlandırabileceğimiz ülkelerden (Venezuela, Pakistan, Güney Afrika vb.) katılım sağlamayı başarmıştır. Çin’in stratejisi, Birleşmiş Milletler kurumları içinde çok taraflılığı savunurken, proje bazlı ortaklıklarla kendi normlarını sahada (de facto) uygulama üzerine kuruludur. ILRS’nin 2030’a kadar Ay’a insan indirme hedefi, Artemis Programı’nın takvimindeki gecikmeler ile birleştiğinde, Ay’ın stratejik noktalarına ilk kimin yerleşeceği sorusunu kritik hâle getirmektedir. Ay’ın güney kutbundaki sınırlı güneş ışığı alan zirveler ve su buzu içeren kraterler, bu rekabetin “sıfır toplamlı” (zero–sum) bir oyuna dönüşmesine neden olmaktadır.

Bu bloklaşmanın güvenlik üzerindeki en büyük etkisi, Ay ile Dünya arasındaki bölgede (cislunar) bir “güvenlik ikilemi” (security dilemma) yaratmasıdır. Bir tarafın sivil amaçlı kurduğu bir haberleşme veya navigasyon istasyonu, diğer tarafça askerî gözetleme veya sinyal bozma kapasitesi olarak algılanabilir. Bu karşılıklı şüphe, cislunar uzayda silahlanma yarışını tetikleme riski taşırken, bilimsel işbirliği fırsatlarını da gölgelemektedir.

Cislunar Güvenlik ve Uzay Alan Farkındalığı Doktrini

UZAY GÜVENLIĞI DOKTRINI, GELENEKSEL OLARAK DÜNYA YÖRÜNGESINDEKI UYDULARIN KORUNMASINA ODAKLANMIŞTIR. ANCAK ARTEMIS PROGRAMI ILE BIRLIKTE OPERASYON SAHASI, YER EŞZAMANLI YÖRÜNGE’NIN (GEO) ÖTESINE, “XGEO” VE AY ILE DÜNYA ARASINDAKI UZAYA (CISLUNAR) YAYILMAKTADIR. BU GENIŞ ALAN, KARMAŞIK KÜTLEÇEKIMSEL DINAMIKLERI VE LAGRANGE NOKTALARI GIBI STRATEJIK MEVKILERI IÇERMEKTEDIR. CISLUNAR GÜVENLIK, BU BÖLGELERDEKI NESNELERIN HAREKETINI TAKIP ETME, NIYETLERINI KARAKTERIZE ETME VE OLASI TEHDITLERE YANIT VERME YETENEĞI OLARAK TANIMLANAN UZAY ALAN FARKINDALIĞI (SPACE DOMAIN AWARENESS: SDA) ÜZERINE KURULUDUR.

Cislunar bölgede takip operasyonları, fiziksel kısıtlar nedeniyle son derece zordur. Radar sinyallerinin mesafeyle dramatik şekilde zayıflaması, optik sensörlerin ve uzay tabanlı gözetleme sistemlerinin önemini artırmaktadır. ABD Uzay Kuvvetleri’nin ATLAS sistemi, Artemis-II gibi görevlerde astronotların güvenliğini sağlamak için hassas yörünge verileri sunarak bu alandaki ilk operasyonel yeteneği temsil etmektedir.

Ay ile Dünya Arasındaki Bölgenin Stratejik Gök Coğrafyası

Lagrange noktaları, Dünya ve Ay arasındaki kütleçekim dengesinin sağlandığı, minimum yakıtla uzun süreli istasyon tutmanın mümkün olduğu bölgelerdir. Özellikle L2 noktası (Ay’ın arka tarafı), hem derin uzay gözlemleri hem de Ay’ın görünmeyen yüzüyle iletişim için vazgeçilmezdir. Askerî bir perspektiften, Lagrange noktaları “yüksek arazi” (high ground) niteliğindedir. Dolayısıyla, bu noktalara hâkim olan güçler, cislunar trafik üzerinde kontrol ve gözetleme avantajını elde edecektir. Gelecekte, bu noktalarda konuşlandırılacak çift kullanımlı (dual–use) uydular, hem bilimsel veri aktarımı yapıp hem de rakip sistemlerin hareketlerini izleyerek stratejik bir tampon bölge oluşturabilir.

Siber Güvenlik ve Operasyonel Teknoloji Kırılganlıkları

Artemis Programı’nın dijital omurgası, daha önce görülmemiş seviyede yazılım tanımlı sistemlere ve otonom süreçlere dayanmaktadır. Bu durum, siber güvenliği geleceğin güvenlik mimarisinin en kritik halkası hâline getirmektedir. Uzaydaki güvenlik tartışmaları genellikle fiziksel saldırılara (füzeler vb.) odaklansa da asıl tehdit, sessiz ve maliyeti düşük olan siber operasyonlardır. Ay yüzeyindeki bir yaşam destek sisteminin veya enerji şebekesinin kontrolünü sağlayan operasyonel teknoloji sistemleri, siber saldırganlar için birincil hedeftir.

Ay’daki bir operasyonel teknoloji sisteminin hacklenmesi, Dünya’daki bir fabrika ağının hacklenmesinden çok daha yıkıcıdır; çünkü müdahale edebilecek fiziksel bir operatör binlerce kilometre uzaktadır ve iletişim gecikmeleri müdahale hızını sınırlar. Siber güvenlik uzmanları, "yüksek gecikme güvenliği artırır" (brute-force saldırılarını zorlaştırır) argümanını savunsalar da, radyo frekansı spektrumu üzerinden gönderilen her komutun dinlenmeye ve manipülasyona açık olduğu gerçeği değişmemektedir.

Artemis Programı’ndaki en büyük zayıflık olarak, siber güvenlik standartlarının zorunlu ve merkezi bir yapıdan yoksun olması gösterilmektedir. Nitekim NASA, bilgi sistemlerini denetlerken, uzay araçlarının operasyonel teknoloji donanımları üzerinde tam bir yetkiye sahip değildir. Bu durum, farklı yüklenicilerin farklı güvenlik seviyelerinde donanım üretmesine ve sistemin en zayıf halkası kadar güçlü kalmasına neden olmaktadır. “Sıfır Güven” (Zero Trust) mimarisinin ve uç hesaplama (edge computing) tabanlı savunma çözümlerinin uzay sistemlerine entegrasyonu, bu risklerin azaltılması için tek çıkar yol olarak görülmektedir.

Uzay Trafik Yönetimi ve Çevresel Güvenlik Dinamikleri

Dünya yörüngesindeki enkaz sorunu, Ay ve cislunar bölge için de bir tehdit hâline gelmektedir. Artemis Programı ile birlikte Ay çevresindeki uydu yoğunluğu arttıkça, çarpışma riskleri ve kontrolsüz enkaz bulutları oluşma ihtimali de artmaktadır. Mevcut uluslararası sistemler, Ay yörüngesindeki bu trafiği yönetecek ne teknik ne de hukukî kapasiteye sahiptir. Özellikle Gateway’de bulunması planlanan Near–Rectilinear Halo Orbit (NRHO) gibi hassas dengeli yörüngelerde, birden fazla aracın eş zamanlı operasyon yapması, koordineli bir Uzay Trafik Yönetimi (Space Traffic Management: STM) sistemini zorunlu kılmaktadır.

ESA tarafından yapılan çalışmalar, bu alandaki beklenmedik olaylar (wild card) ve zayıf sinyaller üzerinde durmaktadır. Örneğin, Ay yörüngesinde yapılacak “katil uydu” (ASAT: Anti Uydu Silah Sistemleri) temelli bir kinetik saldırı, kütleçekimsel özellikler nedeniyle enkazın yörüngede çok daha uzun süre kalmasına ve tüm Ay operasyonlarını felç etmesine neden olabilir. Ayrıca, özel sektörün uzay endüstrisindeki rolünün giderek yaygınlaşmasıyla birlikte Ay görevlerine ilişkin faaliyetlerdeki hızlı artışı, devlet dışı aktörlerin de bu trafik karmaşasının bir parçası olacağını göstermektedir.

Uzay trafik yönetimi sorunu sadece teknik bir mesele değil, aynı zamanda bir egemenlik meselesidir. Nitekim, kimin trafiği yöneteceği, kimin yörünge verilerini “doğru” kabul edeceği, uzaydaki liderlik mücadelesinin önemli bir unsurudur. Nitekim ABD, LunaNet gibi birlikte çalışabilir (interoperable) ağlarla kendi standartlarını küresel varsayılan hâline getirmeye çalışırken, bu konuda Çin, kendi Queqiao4 altyapısını kurarak konuya ilişkin bir alternatif sunmaktadır.

Türkiye’nin Uzay Güvenlik Politikası ve Artemis Stratejisi

Türkiye hâlihazırda Artemis Programı’na üye değildir; fakat Artemis Programı ve Ay araştırmaları bağlamında stratejik bir dönüşüm içerisindedir. Millî Uzay Programı kapsamında açıklanan hedefler arasında yer alan Ay Araştırma Programı (AYAP) ile Ay yüzeyine millî teknoloji ile üretilen bir gezen araç gönderilmesi hedeflenmektedir. Türkiye Uzay Ajansı tarafından yürütülen AYAP, Türkiye’nin derin uzaya kendi teknolojisiyle erişme ve bu yeni güvenlik mimarisinde bağımsız aktör olma iradesini temsil etmektedir. Artemis-II görevi sonrası yapılan değerlendirmeler, Türkiye’nin Ay’ı sadece bilimsel bir keşif alanı değil, küresel güç dengelerinin yeniden tanımlandığı bir jeopolitik merkez olarak gördüğünü teyit etmektedir.

Türkiye’nin uzay stratejisinin, genel olarak iki ana eksende ilerlediği ifade edilebilir. Bunlardan biri, teknolojik yetkinlik kazanımı; diğeri ise uluslararası diplomasidir. AYAP aracılığıyla Ay yörüngesine ve yüzeyine ulaşma hedefi, Türkiye’nin uzaydaki söz hakkını fiziksel bir varlıkla desteklemesini de sağlayacaktır. Aynı zamanda, Doğu Anadolu Gözlemevi gibi projeler ile uzay alan farkındalığına katkı sunulması, Türkiye’yi küresel güvenlik veri zincirinin bir parçası hâline getirmektedir.

Vurgulamak gerekirse, Türkiye için Artemis Anlaşmaları’na katılımın sağlanması (veya bu yöndeki diplomatik eğilimler), Batılı müttefikler ile teknolojik entegrasyonu sağlarken, aynı zamanda millî uzay sanayisinin standartlarını belirleme fırsatı sunacaktır. Alper Gezeravcı’nın Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (International Space Station: ISS) gerçekleştirdiği bilimsel deneyler, Türkiye’nin insanlı uzay operasyonlarındaki deneyimini artırırken, bu birikimin gelecekteki “Ay Üssü” projelerinde nasıl kullanılacağına dair bir yol haritası sunmaktadır. Türkiye’nin bu yarıştaki rolü hakkında, sadece müstakbel bir “imzacı” olmanın ötesinde, kendi özgün uzay teknolojilerini (hibrit roket motorları vb.) bu küresel mimariye entegre edebilen bir “teknoloji sağlayıcısı” hâline evrilmesi gerektiği düşünülmektedir.

Geleceğin Entegre Uzay Güvenlik Mimarisi

“İstikbâl göklerdedir. Göklerini koruyamayan uluslar, yarınlarından asla emin olamazlar.” Mustafa Kemal Atatürk

Artemis Programı’nı analiz ederken ifade etmemiz gereken ve kritik önem taşıyan mevzu şudur ki; bu projenin bize, geleceğin uzay güvenlik mimarisinin yalnızca roketler veya kapsüllerden ibaret olmadığını, çok boyutlu bir sistemler bütünü olduğudur. Dolayısıyla, Artemis Programı’nın sunduğu uzay güvenlik mimarisinin başarısı ve sürdürülebilirliğinin, fiziksel güvenlik, siber dayanıklılık, hukukî netlik ve çevresel sürdürülebilirlik arasındaki dengenin kurulmasına bağlı olacağı, bu kapsamda vurgulanmalıdır.

Ay ile Dünya arasındaki yer alan uzay bölgesi, artık Dünya’nın bir uzantısı olarak kabul edilmektedir. Bu yeni bölgede güvenlik, geleneksel sınır kavramlarının ötesinde, verinin hızı, yörüngelerin hassasiyeti ve uluslararası normların gücü ile ölçülmektedir. Artemis Programı çerçevesinde öngörülen ABD ve müttefiklerinin oluşturduğu geniş koalisyon, bir nevi “yeni kurallara dayalı, yeni uzay düzeni” kurmaya çalışırken, Çin ve Rusya’nın oluşturduğu alternatif eksen ise bu düzenin kapsayıcılığını özellikle mevcut uluslararası uzay hukuku kuralları açısından sorgulamaktadır.

Sonuç olarak, Artemis Programı’nın insanlığı Ay’a geri götürmekle kalmayacağı, aynı zamanda uzaydaki egemenlik, mülkiyet ve çatışma kavramlarını da kökten değiştireceği ifade edilebilir. Bu süreçte yer alan tüm aktörlerin, siber risklerden trafik yönetimine kadar her alanda proaktif bir güvenlik doktrini benimsemesi, uzayın tüm insanlık için barışçıl bir liman olarak kalmasını sağlamanın tek yoludur. Dolayısıyla bu süreç, gerek süreçte yer alan gerekse sürece dâhil edilmeye çalışılan tüm aktörler açısından değişime sahne olacak ciddi bir evrilme süreci anlamına gelmektedir. Uzay endüstrisi açısından yaşanan gelişmelerin doğurduğu önem ve getirdiği aciliyetler gereğince, Türkiye, bu stratejik satranç tahtasında attığı ve atacağı adımlarla, global ölçekte sürecin dayattığı gereklilik ve zorunluluklar karşısında, geleceğin uzay mimarisinde sadece bir izleyici değil, kuralları belirleyen bir oyuncu olma vizyonunu ivedilikle pekiştirmelidir.

Kaynakça:

  • Artemis Accords. (2020). Principles for cooperation in the civil exploration and use of the moon, Mars, comets, and asteroids for peaceful purposes. NASA.
  • ASIL Insights. (2020). The Artemis Accords and the future of international space law. Vol. 24, Issue 31.
  • Booz Allen / Payload Space. (2026). Beyond the rocket: The digital infrastructure of the Artemis II mission.
  • Cambridge University Press. (2025). Legal measures to preserve lunar security and safety in the context of China- US competition to the Moon. Leiden Journal of International Law.
  • Lebret, M., Bryan, B., & Carter, C. (2025). Wild cards on the lunar table: Weak signals in cislunar space traffic dynamics. RAND Europe/ESA Space Debris Office.
  • Marmara Hayat. (2026). Artemis II sonrası Ay: Türkiye'nin yeni uzay vizyonu.
  • NASA. (2020). Artemis plan: NASA’s lunar exploration program overview.
  • NASA. (2022). Orion reference guide.
  • NASA. (tarih yok). Artemis Accords. https://www.nasa.gov/artemis-accords/
  • NASA. (tarih yok). Gateway space station. https://www.nasa.gov/reference/gateway-about/
  • Sanchez, C. (2026). The new moon race: How Artemis II reshapes US-China geopolitics, lunar resources, and the space economy.
  • SpaceDaily. (2026). NASA is building a $20 billion lunar base without mandatory cybersecurity standards.
  • Türkiye Uzay Ajansı (TUA). (2024). 2024-2028 stratejik plan. https://cdn.tua.gov.tr/66c5bd8b91412.pdf
  • U.S. Space Force. (2026). Space Force 'serious' about planning for cislunar operations.
  • Wikipedia. (2026). Artemis program. https://en.wikipedia.org/wiki/Artemis_program
  • Wikipedia. (2026). Artemis Accords. https://en.wikipedia.org/wiki/Artemis_Accords