KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURIYETI: Kıbrıs Türk Halkının Tarihi Varoluş ve Egemenlik Mücadelesinin Eseri

KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURIYETI: Kıbrıs Türk Halkının Tarihi Varoluş ve Egemenlik Mücadelesinin Eseri

KIBRIS SORUNU”, RUM TARAFININ, ADAYI YUNANISTAN’A BAĞLAMAYI AMAÇLAYAN ENOSIS HAYALI DOĞRULTUSUNDA KIBRIS TÜRK HALKINA YÖNELIK ŞIDDET VE TERÖR EYLEMLERIYLE ORTAYA ÇIKMIŞTIR. SORUNUN TEMELINDE; ADA ÜZERINDE, BIRBIRINDEN ETNIK, DINI, KÜLTÜREL VE DIL AÇISINDAN FARKLI IKI AYRI HALKIN BULUNMASI VE BU HALKLARDAN BIRININ, YANI RUM TARAFININ, ADANIN TAMAMI VE HALKIMIZ ÜZERINDE EGEMENLIK KURMAYI HEDEFLEYEN TARIHSEL DAYATMASINDAN KAYNAKLANMAKTADIR. BU, HALKIMIZIN EŞITLIĞI VE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ HEDEF ALAN BIR EGEMENLIK DAYATMASIDIR.

KIBRIS TÜRK HALKININ KENDI DEVLETINDE EGEMENLIK VE EŞIT STATÜ KARARLILIĞININ IFADESI

Kıbrıs Türk halkı, yüz elli yılı aşan milli kimlik ve varoluş mücadelesinin son aşaması olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucu iradesidir. Bu irade, yalnızca bir halkın kaderini değil, aynı zamanda Türk milletinin Doğu Akdeniz’deki stratejik mevcudiyetini şekillendiren tarihî bir yönelişin sonucudur. Kıbrıs Türkleri, Doğu Akdeniz’in en stratejik coğrafyası olan Kıbrıs adasının kadim halkı ve büyük Türk dünyasının ayrılmaz bir parçasıdır. Halkımız, tarih boyunca sergilediği dirayetli duruşla bu süreci bir devlet gerçeğine dönüştürmüştür.

“Kıbrıs Sorunu”, Rum tarafının, adayı Yunanistan’a bağlamayı amaçlayan Enosis hayali doğrultusunda Kıbrıs Türk halkına yönelik şiddet ve terör eylemleriyle ortaya çıkmıştır. Sorunun temelinde; ada üzerinde, birbirinden etnik, dini, kültürel ve dil açısından farklı iki ayrı halkın bulunması ve bu halklardan birinin, yani Rum tarafının, adanın tamamı ve halkımız üzerinde egemenlik kurmayı hedefleyen tarihsel dayatmasından kaynaklanmaktadır. Bu, halkımızın eşitliği ve özgürlüğünü hedef alan bir egemenlik dayatmasıdır.

Kimilerinin sandığı gibi Enosis ve EOKA içi boş klişeler değil, tarihsel gerçeklerdir. Halkımız bu kanlı ve acı dolu gerçekleri on yıllarca bizzat yaşayarak ve yine bu gerçeklerle bizzat mücadele ederek bugüne gelmiştir.

Hiç kuşkusuz halkımızın bu büyük mücadelesinde Anavatanımız Türkiye Cumhuriyeti daima yanımızda olmuştur. Şanlı Türk Silahlı Kuvvetlerinin her türlü takdirin üzerindeki cesareti, kahraman Mehmetçiklerimizin, aziz şehitlerimizin ve elleri öpülesi gazilerimizin, mücahitlerimizin tarihe kanla ve şerefle yazılmış gayretleri olmasaydı bugün bu satırların sizlere ulaşması da asla mümkün olmazdı. Bu dayanışma, sadece bir askeri ittifak değil, milletimizin birlikte yazdığı onurlu bir tarih sayfasıdır.

Peki ama “Kıbrıs Sorunu”, aradan geçen onlarca yıla rağmen neden bir türlü çözülemedi ve aynı ezberler üzerinden yürünerek neden çözülemez? Bu soruları sormak kendi vatanında adeta yok edilmeye, kendi vatanından sürülmeye çalışılan Kıbrıs Türk halkı için en temel, en insani sorulardır ve mutlaka aklı selim içinde cevaplanmaları gerekir.

KIMILERININ SANDIĞI GIBI ENOSIS VE EOKA IÇI BOŞ KLIŞELER DEĞIL, TARIHSEL GERÇERLERDIR. HALKIMIZ BU KANLI VE ACI DOLU GERÇEKLERI ON YILLARCA BIZZAT YAŞAYARAK VE YINE BU GERÇEKLERLE BIZZAT MÜCADELE EDEREK BUGÜNE GELMIŞTIR. HIÇ KUŞKUSUZ HALKIMIZIN BU BÜYÜK MÜCADELESINDE ANAVATANIMIZ TÜRKIYE CUMHURIYETI DAIMA YANIMIZDA OLMUŞTUR. ŞANLI TÜRK SILAHLI KUVVETLERININ HER TÜRLÜ TAKDIRIN ÜZERINDEKI CESARETI, KAHRAMAN MEHMETÇIKLERIMIZIN, AZIZ ŞEHITLERIMIZIN VE ELLERI ÖPÜLESI GAZILERIMIZIN, MÜCAHITLERIMIZIN TARIHE KANLA VE ŞEREFLE YAZILMIŞ GAYRETLERI OLMASAYDI BUGÜN BU SATIRLARIN SIZLERE ULAŞMASI DA ASLA MÜMKÜN OLMAZDI. BU DAYANIŞMA, SADECE BIR ASKERI ITTIFAK DEĞIL, MILLETIMIZIN BIRLIKTE YAZDIĞI ONURLU BIR TARIH SAYFASIDIR.

SÖZDE KIBRIS CUMHURIYETI FIILIYATTA BIR RUM DEVLETIDIR

Birleşmiş Milletler tarafından tanınan ve 2004 yılından bu yana Avrupa Birliği’ne üye olan sözde Kıbrıs Cumhuriyeti, 1963 yılından bu yana fiilen bir Rum devletidir. Tümüyle Rumların kontrolünde bir yapıdır.

Esasen 1960 yılında adadaki iki ayrı halkın Türk ve Rum halklarının iradesiyle kurulan bugünün sözde Kıbrıs Cumhuriyeti, Rum tarafının yüz yılı aşan Enosis yani Yunanistan ana karası ile birleşme çabalarının bir ara aşaması olarak değerlendirilerek dönemin Rum eliti tarafından zoraki olarak benimsenmiş bir ortaklık devletiydi. Zoraki olarak yapılan hiçbir anlaşma kalıcı olamaz. Adamızda yaşadığımız tarihsel süreç bunun açık ispatıdır.

Rumlar sadece üç yıl içinde, halkımızın tarihsel varlığını yok sayarak ve ortaklık devleti üzerindeki haklarımızı gasp ederek bu devleti tümüyle kendilerinin kontrolüne almaya girişmişler ve bunun için şiddet ve terör eylemlerine başvurmaktan da çekinmemişlerdir. Asıl ibret verici olan ise tüm bunların uluslararası toplumun gözleri önünde gerçekleşmiş olmasıdır.

1963 ile 1974 arasında yaşadıklarımız bugün tarih kitaplarında yazılıdır. Halkımız bu dönemde yerinden yurdundan edilmiş, adanın sadece yüzde üçüne tekabül eden çok küçük alanlarda silahlı Rum çeteleri tarafından kuşatılmış bir biçimde boyun eğmeye zorlanmışlardır. Eğer o dönemde, kurucu anlaşmanın garantör ülkesi olarak Anavatanımız Türkiye’nin ve mücahitlerimizin çabaları olmasaydı, Kıbrıs Türkleri ya adadan sürülecekler yahut topyekûn bir kıyıma uğrayacaklardı.

Nihayetinde bugün adanın tamamını temsil ettiğini iddia eden sözde Kıbrıs Cumhuriyeti, tümüyle Rumların kontrolüne girmiştir. Bu sözde Cumhuriyetin 1960’ta kurulan ortaklık devleti ile uzaktan yakından bir ilgisi bulunmadığı gibi halkımıza yönelik izolasyonist, ayrımcı ve baskıcı politikalarına da devam etmektedir. Bu yapı, halkımızın iradesini yok sayan, tarih dışı bir iddiadan ibarettir. Rum tarafının bu tutumunun arkasındaki düşmanca zihin yapısı geçmişte neyse bugün de aynıdır. Değişmemiştir.

Bu politikalar özü itibarıyla, Kıbrıs Türk halkını bir azınlık, mümkünse adadan uzaklaştırılması hatta yok edilmesi gereken bir geçici topluluk ve tarihsel bir hata olarak görmektedir. Hiçbir Kıbrıs Türkünün böyle bir zihniyetle uzlaşması, anlaşması da beklenemez.

Bir kez daha şunu açıklıkla vurgulamak isterim ki; Kıbrıs Türk halkı adadaki iki ayrı halktan biridir. Egemen, eşit ve özgürdürler. Rum tarafının bu ada üzerinde ve dünya nezdinde hangi hakları varsa halkımızın da aynı hakları vardır ve var olmaya da devam edecektir. Bu gerçek, hiç kimsenin lütfuyla değil, halkımızın direnişi ve kararlı iradesiyle elde edilmiştir.

YARIM ASRI AŞAN ESKI ANLAYIŞA DAYALI MÜZAKERE SÜRECI ARTIK İŞLEVSIZDIR

Kıbrıs’ta on yıllarca silahlı Rum çetelerin baskısı ve kuşatması altında yaşayan halkımızın acı tecrübeleri ortadayken ve tarihsel olarak adada sözde bir Kıbrıslılık kimliği altında ortak bir ulusal kimlik hiç oluşmamışken özünde Rum egemenliğinin adanın tamamına yayılacağı bir anlaşmanın gerçekleşmesi de mümkün değildi ve öyle de oldu.

İki halk arasındaki müzakere sürecinin tarihsel seyri ve gelinen nokta bunun en açık göstergesidir. Kurucu Cumhurbaşkanımız rahmetli Rauf Raif Denktaş’ın liderlik ettiği ilk görüşmelerin başlangıcı olan 1968 yılından bu yana, Türk ve Rum temsilciler farklı tarihlerde pek çok kez kalıcı ve istikrarlı bir çözüm adına bir araya gelmişlerdir. Ancak bu görüşmelerin hiçbiri istenilen sonuca ne yazık ki ulaşamamıştır.

Özellikle 2004 Annan Planı Referandumuna halkımızın büyük çoğunlukla evet demesine rağmen, reddeden taraf olarak Rumların adeta ödüllendirilerek sözde Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla AB’ye üye kabul edilmesi sonrası, sorun daha da karmaşıklaşmış ve halkımız için hakkaniyetli bir çözüm umudu daha da azalmıştır. Son olarak 2017’de Crans Montana’da gerçekleşen kapsamlı görüşmelerden çekilen taraf da yine Rum yönetimi olmuştur.

Tüm bunların arkasında yatan temel neden, bugün itibarıyla Rum – Yunan ikilisinin tek yanlı, maksimalist ve Kıbrıslı Türklere yönelik ayrımcı, izolasyonist girişimlerine müdahale etmeyen Avrupa Birliği ve BM politikalarıdır.

KIBRIS’TA VE DOĞU AKDENIZ’DE KALICI VE ISTIKRARLI BIR ÇÖZÜMÜN ANAHTARI, KARŞILIKLI GÖRÜŞMELERIN ARTIK SAHADAKI FIILI GERÇEKLERDEN HAREKETLE IKI DEVLETLI POLITIKA TEMELINDE YAPILMASIDIR. KIBRIS TÜRKÜNE BOYUN EĞDIRMEK IÇIN UYGULANAN INSANLIK DIŞI AYRIMCI VE IZOLASYONIST POLITIKALARIN DEVAMI ILE BIR SONUÇ ALMAYI BEKLEYENLER BUGÜNE KADAR HEP YANILMIŞLARDIR. İKI DEVLETLI ÇÖZÜM ZEMINI, KIBRIS’IN IKI YAKASINA DA BARIŞ, HUZUR, REFAH VE GÜVENLIK GETIRECEK TEK ZEMINDIR. BU ZEMINI SAVUNMAK, SADECE BIR SIYASI TERCIH DEĞIL, KIBRIS TÜRK HALKININ IRADESINE VE DEVLETLEŞMIŞ VARLIĞINA SAHIP ÇIKMAKTIR.

KIBRIS’TA KALICI VE İSTIKRARLI TEK ÇÖZÜM ANCAK İKI AYRI DEVLETLE MÜMKÜNDÜR

Cumhurbaşkanı olarak üstlendiğim sorumlulukla, halkımızın iradesiyle göreve geldiğim günden bu yana; alışılmış ve hiçbir sonuca ulaşmamış müzakere zemininin eskisi gibi devam edemeyeceğini, Kıbrıs Türk halkının tarihsel haklarını gasp eden, onu bir geçici azınlık olarak gören Rum yönetiminin politikalarıyla kalıcı ve istikrarlı bir çözümün sağlanamayacağını pek çok kez vurgulamıştım.

Bugün geldiğimiz noktada, adada iki ayrı ve egemen devletin varlığı, tarihsel bir gerçeklik ve bir olgu olarak uluslararası toplumun gözleri önündedir. Sınırları belirli iki ayrı coğrafyada, iki ayrı halk, iki ayrı devlet yapısı içinde, kendi hukukları ve kurumlarıyla yaşamaktadırlar. Üstelik bu iki ayrı devlet ve halkın arasında 1974 Mutlu Barış Harekâtından bu yana herhangi bir açık çatışma meydana gelmemiş, kan dökülmemiştir.

Kıbrıs’ta ve Doğu Akdeniz’de kalıcı ve istikrarlı bir çözümün anahtarı, karşılıklı görüşmelerin artık sahadaki fiili gerçeklerden hareketle iki devletli politika temelinde yapılmasıdır. Kıbrıs Türküne boyun eğdirmek için uygulanan insanlık dışı ayrımcı ve izolasyonist politikaların devamı ile bir sonuç almayı bekleyenler bugüne kadar hep yanılmışlardır. İki devletli çözüm zemini, Kıbrıs’ın iki yakasına da barış, huzur, refah ve güvenlik getirecek tek zemindir. Bu zemini savunmak, sadece bir siyasi tercih değil, Kıbrıs Türk halkının iradesine ve devletleşmiş varlığına sahip çıkmaktır.

Bu zemin üzerinde uzlaşılması halinde her iki tarafın da kapsamlı ve tam bir iş birliği içinde hem adamızın tüm doğal kaynaklarından ve imkanlarından yararlanabilmesinin önü açılacak hem de başta su olmak üzere, enerji ve ekonomide yepyeni bir fırsatlar penceresi dizisi Türk ve Rum halkların hayatını kolaylaştıracak ve zenginleştirecektir.

Anavatanımız Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bu zeminde yapılacak bir anlaşmanın üzerinde yükselecek kapsamlı bir iş birliğine hazır olduklarını defaatle dile getirmiş olması bunun net bir işaretidir.

Kuşkusuz bu yeni anlayış ve politikayı destekleyen Anavatanımız Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Cumhurbaşkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın her daim halkımızla dayanışma içindeki liderliğinin çok büyük katkısı olmuştur. Bu vesile ile şahsım ve devletim adına kendilerine bir kez daha en samimi teşekkürlerimi sunuyorum. Bu birliktelik, sadece geçmişin mirası değil, geleceğin güçlü teminatıdır.

MAVI VATAN; TÜRKIYE CUMHURIYETI’NIN VE KKTC’NIN DOĞU AKDENIZ’DEKI GELECEĞI KAPSAYAN TARIHSEL STRATEJIK VIZYONUDUR

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, iki devletli yeni anlayış çerçevesinde egemen, eşit ve uluslararası tanınma hedefine ilerleyerek güçlenmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin “Mavi Vatan” vizyonunun da ayrılmaz bir parçasıdır. KKTC, bu vizyonun Doğu Akdeniz’deki somut dayanağı, siyasi ve stratejik meşruiyetinin temelidir. Türkiye’siz bir KKTC düşünülemeyeceği gibi, KKTC’siz bir Mavi Vatan vizyonu da eksik kalır. Bu karşılıklı varoluş, Türk dünyasının Doğu Akdeniz’deki en sağlam irade ifadesidir.

Bugün Doğu Akdeniz, dünya deniz ticaretinin en önemli geçiş alanlarından birini oluşturmaktadır. Yalnızca deniz taşımacılığı açısından değil bir enerji ana koridoru ve hidrokarbon kaynağı olarak da büyük bir potansiyel içermektedir. Doğu Akdeniz’in en uzun kıyı sınırlarına sahip ülkesi olarak Türkiye’nin, eşsiz coğrafi konumu ile KKTC’nin de bu yeni vizyona dahil olmasını sağlaması bizler için de büyük bir memnuniyet sebebidir.

Öte yandan; kadim Osmanlı İmparatorluğu’nun ana mirasçısı Türkiye Cumhuriyeti’nin küresel siyaseti etkileyen yeni ve bağımsız çizgisinin bir sonucu olarak da Mavi Vatan vizyonu büyük Türk Milleti için çok önemli bir stratejik hamledir. Cumhurbaşkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın vurguladığı gibi Türkiye, sadece 780 bin kilometrekareden ibaret bir ülke değildir. Bulunduğu coğrafyanın hem hava hem de denizde tarihsel ve fiziksel varlığı ile orantılı bir egemenliğe haizdir.

“Mavi Vatan” vizyonu işte bu egemenliğin bir sonucu olarak hakkaniyete ve hukuka uygun bir küresel vizyonun yansımasıdır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de 396 kilometrelik kıyı uzunluğu ile bu vizyonun içinde yer almaktadır. Güneydeki Rum yönetiminin adanın tamamının sahibi gibi hareket etmesi, Türkiye’yi ve Kıbrıs Türk halkını dışlayan sözde uluslararası anlaşmalar yoluyla Doğu Akdeniz’in hidrokarbon kaynaklarını tek yanlı bir biçimde kullanma gayretleri nafiledir ve dikkatle izlenmektedir.

Doğu Akdeniz’de gerçekleştirilmesi öngörülen hiçbir enerji koridoru projesi Türkiye’nin katkısı ve ortaklığı olmadan mümkün olamayacağı gibi Kıbrıs adasının deniz kıta sahanlığı içinde yer alacak hiçbir girişim de KKTC’nin onayı ve katılımı olmadan ne hakkaniyetli ne de işlevsel olabilir.

Rum kesiminin mevcut tek yanlı uluslararası statüsünü kullanarak başlatacağı hiçbir sözde girişim karşılıksız kalmayacak ve Kıbrıs Türk halkının tarihsel hakları ve KKTC’nin hukuku her daim korunacaktır. Bu yalnızca Anavatanımız Türkiye’nin Mavi Vatan vizyonuna olan inancımızın değil aynı zamanda bölgemizde kalıcı ve istikrarlı bir barış ve refah döneminin başlaması için de üstlenmemiz gereken tarihsel bir sorumlulukluktur. Bu sorumluluk, halkımızın geleceğini kararlılıkla savunacak bir iradeye dayanmaktadır.

TÜRKIYE, SADECE 780 BIN KILOMETREKAREDEN IBARET BIR ÜLKE DEĞILDIR. BULUNDUĞU COĞRAFYANIN HEM HAVA HEM DE DENIZDE TARIHSEL VE FIZIKSEL VARLIĞI ILE ORANTILI BIR EGEMENLIĞE HAIZDIR. “MAVI VATAN” VIZYONU IŞTE BU EGEMENLIĞIN BIR SONUCU OLARAK HAKKANIYETE VE HUKUKA UYGUN BIR KÜRESEL VIZYONUN YANSIMASIDIR. KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURIYETI DE 396 KILOMETRELIK KIYI UZUNLUĞU ILE BU VIZYONUN IÇINDE YER ALMAKTADIR. GÜNEYDEKI RUM YÖNETIMININ ADANIN TAMAMININ SAHIBI GIBI HAREKET ETMESI, TÜRKIYE’YI VE KIBRIS TÜRK HALKINI DIŞLAYAN SÖZDE ULUSLARARASI ANLAŞMALAR YOLUYLA DOĞU AKDENIZ’IN HIDROKARBON KAYNAKLARINI TEK YANLI BIR BIÇIMDE KULLANMA GAYRETLERI NAFILEDIR VE DIKKATLE IZLENMEKTEDIR.