Avrupa’nın Çaresizliği ve Münih Güvenlik Konferansının Çöküşünün Gözyaşlarıyla İlanı

Avrupa’nın Çaresizliği ve Münih Güvenlik Konferansının Çöküşünün Gözyaşlarıyla İlanı

1922 YILINDA ALMAN FILOZOF SPENGLER, “BATININ ÇÖKÜŞÜ” ISIMLI ESERINDE YAŞANAN ÇÜRÜMEYI ORTAYA KOYARAK “KENDINI FARKLILAŞTIRMAK ADINA IKI ZIT DÜNYA GÖRÜŞÜ ÜZERINE OTURTULAN KAVRAMLARIN DA ÇÖKTÜĞÜNÜ” ORTAYA KOYUYORDU (SPENGLER, 1997). GERÇEKTEN DE ÖZEL VE AYRICALIKLI BIR KONUMDA OLDUĞU YANILGISINDAKI BATININ BU TAVRI, BILIMDEN BAŞLAYARAK SIYASET YAPMA TARZINA KADAR KATI, KAPALI VE DIŞLAYICI BIR KARAKTER TAŞIMAYA DEVAM EDIYORDU.

ABD’nin Türkiye ve İtalya'ya, SSCB’nin ise Küba’ya nükleer başlıklı füze yerleştirmesi ile başlayan 1962 Küba Krizinden sonra, 1963 yılından beri (1991 Körfez Savaşı ve 1997 konferans başkanlığı değişimi hariç) icra edilen ve Jeopolitik açıdan dünyanın durumunun ortaya konulduğu, Münih Güvenlik Konferansının çöküşünü, bundan 4 yıl önce 2022 yılında “Kollektif Çaresizlik: Beşinci Büyük Kırılma ve Münih Güvenlik Konferansının Çöküşü” başlıklı çalışmamızda açıkça ortaya koymaya ve soruna dikkat çekmeye çalışmıştık. Bugün bunların hızlı bir şekilde gerçekleştiğini görüyoruz.

Münih Güvenlik Konferansının, Putin’in tek kutuplu dünyaya karşı çıktığı 2007 yılından itibaren, giderek kendi içerisinde tutarsız olmaya başladığı ve bunun sonucu olarak da etkisizleştiği görülmektedir. Tabi bu aşamaya birdenbire gelinmediği de bir gerçek. Ancak bu Avrupa’da pek görülemedi veya yapılmak istenenler sözlerden öteye gidemedi. Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier 2014 yılında, Almanya’nın sorunlara bakışına ilişkin konuşmasındaki (Steinmeire, 2014), “Almanya, krizler karşısında hareketsiz kalmamalı, dış ve güvenlik politikasında daha erken, daha kararlı ve içeriği belirlenmiş bir düzeyde hareket etmeli ve kendi gücünü ortaya koymalıdır.” demişti. Savunma Bakanı Von der Leyen’de sahaya yansıtamadan hemen hemen aynı şeyleri söylüyordu (2014:6): Güncel krizlerin ve çatışmaların adım adım çözüme kavuşturulmasında vazifemizi ve sorumluluğumuzu yerine getirmek durumundayız.

Bu analizimizde konferans bünyesindeki büyük kırılmaları ortaya koyarak, gelinen noktanın ve bunun sonuçlarının bir değerlendirmesini yapacağız.

MÜNIH GÜVENLIK KONFERANSININ, PUTIN’IN TEK KUTUPLU DÜNYAYA KARŞI ÇIKTIĞI 2007 YILINDAN ITIBAREN, GIDEREK KENDI IÇERISINDE TUTARSIZ OLMAYA BAŞLADIĞI VE BUNUN SONUCU OLARAK DA ETKISIZLEŞTIĞI GÖRÜLMEKTEDIR. TABI BU AŞAMAYA BIRDENBIRE GELINMEDIĞI DE BIR GERÇEK. ANCAK BU AVRUPA’DA PEK GÖRÜLEMEDI VEYA YAPILMAK ISTENENLER SÖZLERDEN ÖTEYE GIDEMEDI.

BIRINCI KIRILMA (2007)

2007 yılı konferansta, Rusya lideri Putin’in “Tek kutuplu dünyanın artık kabul edilemeyeceğini ve ABD’nin tek güç olamayacağını” ilan etmesi, Münih Güvenlik Konferanslarının ilk kırılma noktasıydı (Bilgin,2010:32). Bu bir değişimi ifade ediyordu ve doğal olarak sonuçları da olmalıydı.

 

 

İKINCI KIRILMA (2015)

İkinci kırılmanın yaşandığı 2015 yılındaki konferans, Rusya’nın Kırım’ı işgal edişinin ertesinde gerçekleştirildi ve konferansta ilk kez “Çökmekte olan Düzen-Gönülsüz Korucular” isimli küresel ölçekte bir rapor yayınlandı. Bu rapora göre Soğuk Savaş sonrasında beklentiler gerçekleşmemiş ve Rusya Kırım’ı ele geçirerek tekrar ortaya çıkmıştı. Küresel sistemin çöküşüne dair işaretler vardı ve asıl önemli tespit ise savaş yorgunu ABD’nin kendini inşa sürecine yönelmesi nedeniyle küresel sistemi düzenlemeye karşı isteksiz oluşuydu.

 

 

Aynı yıl konferansın kendi içerisindeki tutarsızlıkları da ortaya çıkmaya başlamıştı. Yukarıda yapılan tespite rağmen, 2016 yılında Avrupa ülkelerinde yaptırılan ve en büyük jeopolitik risklerin neler olduğunun sorulduğu anketlerde, bir önceki yıl ikinci sırada yer alan “Rusya” cevabının bu kez olmadığı görülüyordu (Euroasia Kamuoyu Araştırması). Bu kez tehdit olarak anlamsız bir şekilde “Türkiye” gibi bir seçeneğin ortaya çıkması da sahte bir yönlendirme ve ileri görüşlülükten ziyade önyargıların gündemde oluşunun emarelerini veriyordu.

 

 

1922 yılında Alman Filozof Spengler, “Batının Çöküşü” isimli eserinde yaşanan çürümeyi ortaya koyarak “Kendini farklılaştırmak adına iki zıt dünya görüşü üzerine oturtulan kavramların da çöktüğünü” ortaya koyuyordu (Spengler, 1997). Gerçekten de özel ve ayrıcalıklı bir konumda olduğu yanılgısındaki Batının bu tavrı, bilimden başlayarak siyaset yapma tarzına kadar katı, kapalı ve dışlayıcı bir karakter taşımaya devam ediyordu (Özdemir, 2004:65). Zaten Batı’yı kendi içinde içten içe çöküşe götüren de buydu.

 

 

ÜÇÜNCÜ KIRILMA (2019)

Bundan sonra özellikle, ABD Başkanı Trump döneminden itibaren “kollektif güvenliğin sadece rakamlara indirilmesinden” başlayarak “Transatlantik İttifak” içindeki ABD politikalarına yönelik rahatsızlıkların açık bir şekilde ifade edilmeye başlandığı görüldü ve bu dönemde üçüncü kırılma gerçekleşti. Bu nedenle 2019 yılındaki 55. Münih Güvenlik Konferansında “Dağılma” resmi olarak ifade edilir hale geliyordu. Bu konferanslardaki üçüncü büyük kırılmaydı. “Liberal Düzen Dağılıyor” söylemi vurgulanırken, ana tema “Büyük Puzzle: Parçaları kim toplayacak?” olmuştu. Ortada bir parçalanmanın olduğu gerçekti ve toplayacak birileri aranıyordu.

 

 

DÖRDÜNCÜ KIRILMA (2020)

2020 Münih Güvenlik Konferansı sonucunda ise Çin ve Asya ülkelerinin ekonomilerinin yükselişi nedeniyle, “ABD ve Avrupa’nın artık küresel ekonomi anlamında üstünlüklerinin sona erdiği ile ABD’nin küresel koruyucu rolünü terk ettiği” ortaya konulmuştu. Raporunun başlığı “BATISIZLIK” olan 2020 yılındaki Münih Güvenlik Konferansında “Batının Çöküşü” resmi olarak ilan edilmiştir. Bu da dördüncü büyük kırılma olarak ifade edilebilir. 2021 yılındaki konferansta ABD Başkanı Biden’ın, “kurtarıcı” rolüyle ortaya çıkışı da buna dayanıyordu. Kendisinden önceki başkanın Avrupalı müttefiklerinde yarattığı yıkıcı etkinin farkındaydı ve ülkesindeki sosyal olaylara rağmen, güçlü gözükerek “Şüpheleri silmeme izin verin. Amerika geri döndü” gibi ifadelerle her ne kadar bir etkisi olmasa da gönül almaya ve güven algısı yaratmaya çalışıyordu (Deutsche Welle Türkçe, 20 Şubat 2021).

 

 

Yine de bu konferanstan sonra yayınlanan raporda, “Batılı ülkelerin küresel düzeyde çatışmalara seyirci kaldığı ve kendi değerleri açısından tutarsızlığa düştüğünün” vurgulanması ilginçti.

BEŞINCI BÜYÜK KIRILMA (2022)

ABD adına Başkan Yardımcısı Kamala Harris ve Dışişleri Bakanı Blinken katıldığı konferansta en büyük kırılma yaşandı. Harris’in krizlere ilişkin ortaya koyduğu tek tespit “Avrupa güvenliğinin temelleri tehdit altında” oldu ki bunu zaten herkes tarafından biliyordu. NATO’nun 5. maddesine atıf yapması ise zaten alışılagelmiş bir ezberin tekrarından başka bir şey değildi.

2016 YILINDA AVRUPA ÜLKELERINDE YAPTIRILAN VE EN BÜYÜK JEOPOLITIK RISKLERIN NELER OLDUĞUNUN SORULDUĞU ANKETLERDE, BIR ÖNCEKI YIL IKINCI SIRADA YER ALAN “RUSYA” CEVABININ BU KEZ OLMADIĞI GÖRÜLÜYORDU (EUROASIA KAMUOYU ARAŞTIRMASI). BU KEZ TEHDIT OLARAK ANLAMSIZ BIR ŞEKILDE “TÜRKIYE” GIBI BIR SEÇENEĞIN ORTAYA ÇIKMASI DA SAHTE BIR YÖNLENDIRME VE ILERI GÖRÜŞLÜLÜKTEN ZIYADE ÖNYARGILARIN GÜNDEMDE OLUŞUNUN EMARELERINI VERIYORDU.

Ortada bir çaresizlik söz konusuydu. Nitekim 2022 yılı Münih Güvenlik Raporu da çok sayıda ortaya çıkan zorluklardan bahsederek “kollektif çaresizlik” duygusunun üstesinden nasıl gelinilebileceğini inceliyordu (Bunde ve diğerleri. Münih Güvenlik Raporu: 2022).

Konferansta, Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un konuşması ise bir önceki konferanstaki “Batılı ülkelerin kendi değerlerine ters düştüğü” tespitine yönelik bir günah çıkarma niteliği taşıyor ve daha sonra Gazze’de yaşanan acıları görmezden gelecek Batılı Liderleri işaret ediyor gibiydi. Scholz: “İnsanlık onuruna saygı duyan devletler insanlık onurunu ayaklar altına alanlardan daha güçlü ve özgür adaletli ve onurlu bir yaşam sürdürmek arzusu sadece Batılılara özgü değil, son derece insani ve evrensel bir arzu” derken harekete geçmek ve alanda da bunu göstermek gerekiyordu.

 

 

Çin’i temsil eden Dışişleri Bakanı Vang Yi, video konferans yoluyla katıldığı konferansta, Washington Yönetimini “kutuplaşmayı kışkırtmakla” suçlarken; ABD Başkanı daha 2021 yılı Aralık ayında, “Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı karşısında askeri güç kullanmayacağını” açıkça beyan etmiş ve bir anlamda Rusya’yı teşvik etmişti (Trump daha sonra bu durumu savaşı engelleyebilecekken bilinçli olarak engellemedi şeklinde ortaya koyacaktı). Diğer taraftan ne ABD ne İngiltere ne de AB ülkeleri, askerlerini Ukrayna için feda etmeye hazır değil. Her şey, “hiçbir riski olmayan yaptırımlarla uzun vadede Rusya’nın zayıflatılması” üzerine kurgulanmış ve daha da önemlisi bunun Ukrayna’nın bütünlüğünü ne oranda taahhüt edeceği ve geleceğe yönelik Avrupa’nın güvenliğini sağlayacağı şüpheli gözüküyordu. Bu haliyle giderek etkisizleşen konferansın, bundan sonraki yıllarda devam etse bile, ne kadar saygın olacağı merak konusuydu.

 

 

2023 MÜNIH GÜVENLIK KONFERANSI

2023 yılı şubat ayında 59’uncusu gerçekleşen konferansın içeriği incelendiğinde ise olayın, çaresizliğin de ötesine geçtiği açıkça ortaya çıkıyordu. Burada bir anlamda eski düzenin tamamen iflas ederek etkisiz hale geldiği ifade edilirken, ne yazık ki çözüme ilişkin en ufak ne bir teklif ne de bir girişim olduğu görülüyordu. Bu da konferansın artık etkisini ve saygınlığını kaybettiği izlenimi veriyordu.

Rusya ve Avrupa arasındaki bağ kesilmiş ve bu suretle Avrupa kamuoyu ABD kontrolüne girdiği gibi, uygulanan yaptırımlarla da Avrupa ülkelerinin yönetimleri, silahlanma ve enerji alanları başta olmak üzere, ABD’den ayrı hareket edemez duruma getirilmişti. Oysa 2022 yılındaki konferansın sonundaki raporun başlığı “Akışı Tersine Çevirmek: Öğrenilmiş Çaresizliği Unutturmak” olarak belirlenmişti. Ne acıdır ki bundan sonra gerçekleşenler bunun tam tersiydi. Yani akış tersine çevrilemediği gibi Avrupa ülkeleri daha da derin çaresizlik ve bağımlılık altına sokulacaktı. ABD ise hiç kayıp vermeden en fazla kazanan taraf olarak sürecin sona ermesi konusunda herhangi bir gayret göstermemesi yanında, uzamasından da herhangi bir rahatsızlık duymuyor gibiydi.

 

 

Konferansın bu haliyle çözüm üretmekten ziyade, dışarıdan yönlendirmelerle bizzat çözümsüzlük ve sorun üreten bir yapıya dönüştüğü de açıkça ortaya çıkmıştı. Alınan kararlar da tutarsız görünüyordu. Örneğin bu konferansta, binlerce insanın öldüğü Suriye konusuna bir çözüm bulmadığı gibi bu ülkeden hiç bahsedilmemişti.

Bu durumda Alman Filozof Spengler’in, “Batının Çöküşü” isimli eserinde açıkça belirttiği şekilde “kendini farklılaştırmak adına iki zıt dünya görüşü üzerine oturtulan kavramların” çöktüğü görülüyordu (Spengler, 1997). Bu düşüncenin, katı, kapalı ve dışlayıcı karakteri ise durumu daha da kötüleştiriyordu (Özdemir, 2004: 65).

 

 

Avrupa’nın güçlü ülkeleri, 1800 yılında dünya yüzölçümünün %35'ini kontrol ederken, bir yüzyıl sonra, 1914 yılında yaklaşık %85'ini kontrol eder hale gelmişti. Ancak bu güç sarhoşluğu onların, ABD’nin yeni bir merkez olarak ortaya çıkışını görmelerini engellemişti. 1900’lü yılların başında, muazzam bir büyüklüğe ve zenginliğe ulaşmış olan İngilizler, her iki dünya savaşını da kazanmalarına rağmen, yıpranması dolayısıyla, savaşlara sonradan dahil olan, yıpranmamış ABD karşısında bu konumunu kaybetmek durumu ile karşı karşıya kalmıştı. Avrupa asıl konunun Rusya ve Çin’den ziyade bizzat kendisi olduğunun henüz farkında değildi.

BU YIL 14-16 ŞUBAT TARIHLERI ARASINDA GERÇEKLEŞEN 61. KONFERANS, SON YILLARDA GIDEREK ETKISIZLEŞMENIN SONUCUNU ILAN ETMIŞ GIBIYDI. MÜNIH GÜVENLIK KONFERANSI BAŞKANI CHRISTOPH HEUSGEN’IN GÖZYAŞLARI DA BUNUN MÜHRÜ OLDU. LIDERLERIN BIRBIRLERIYLE YARIŞAN, ÇEKIŞEN VE ÇELIŞEN DÜNYA VIZYONLARI ORTAYA KONULDU. BU BIR NOKTADA KOPUŞTAN ZIYADE ÇÖKÜŞÜN EMARELERIYDI. ATLANTIK'IN IKI YAKASININ ÖNÜMÜZDEKI TEHDITLERE ILIŞKIN DEĞERLENDIRMELERINDE NE KADAR KOPUK OLDUKLARININ AÇIKÇA ORTAYA KONULMASI DA ÖNEMLIYDI.

2024 MÜNIH GÜVENLIK KONFERANSI

2024 yılındaki konferansta da fazla bir şey ortaya konulamıyor ve geleceği görmekten ve bölgesel jeopolitik gerekliliklerden kopuk manasız sözler gündemi boşuna meşgul ediyordu. Ukrayna’daki savaş ve İsrail’in Gazze’deki savaşın çoğunlukla konuşulduğu konferansta, dünyada genişleyen çatışmalar ve bu çatışmaların getirdiği ekonomik belirsizlikler gibi birçok risk ve endişe sadece sözlerle ortaya konuluyor ve birisinin bir şeyler yapması bekleniyordu. Konferansta, mevcut gergin jeopolitik ortamda genişleyen çatışmaların her taraf için kayıplar yarattığı gündeme getirildi. Rusya ve İran’ın davet edilmemesi ancak İsrailli yetkililerin katılım sağlaması ise eleştiri konusu oluyordu.

 

 

2025: Avrupa’nın Çaresizliği ve Münih Güvenlik Konferansının Çöküşünün Gözyaşlarıyla İlanı

2025 yılında 14-16 Şubat tarihleri arasında gerçekleşen 61. Konferans ise son yıllarda giderek etkisizleşmenin sonucunu ilan etmiş gibiydi. Münih Güvenlik Konferansı Başkanı Christoph Heusgen’in gözyaşları da bunun mührü oldu.

Bu konferansa ilişkin önemli noktalar şu şekilde gerçekleşti. Liderlerin birbirleriyle yarışan, çekişen ve çelişen dünya vizyonları ortaya konuldu. Bu bir noktada kopuştan ziyade çöküşün emareleriydi. Atlantik'in iki yakasının önümüzdeki tehditlere ilişkin değerlendirmelerinde ne kadar kopuk olduklarının açıkça ortaya konulması da önemliydi.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in yaptığı açıklama doğrultusunda, savunma harcamalarının aşamalı olarak giderek artacağı anlaşılıyor. Ancak bu o kadar da kolay olmayacak. AB üye ülkelerinin önümüzdeki 10 yıl içinde savunmaya 500 milyar euro yatırım yapması gerekiyor ve liderler ortak araçlar üzerinde anlaşmaya varmakta zorlanıyor. Daha önceleri ABD sayesinde savunma harcamalarını GSMH’larının %1’i civarında tutan ve ekonomik alanda ilerleme kaydeden Avrupa ülkelerinin, %2’ye bile zorlanırken, şimdi %5 civarına yükselecek bir savunma harcamasını Türkiye ve İngiltere olmadan nasıl karşılayacağı merak ediliyor.

ABD ve Avrupa arasındaki ayrışma iyice belirginleşti. ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ise konferanstaki açılış konuşmasının büyük bölümünü Avrupa’yı eleştirmeye ayırdı. Vance, Münih Güvenlik Konferansı'nda, Avrupa bloğunu temel değerlerinden vazgeçmekle suçlayarak "Endişelendiğim, içerideki tehdit" dedi. Sözleri tam olarak şu şekildeydi: "Avrupa'ya karşı en çok endişe duyduğum tehdit Rusya değil, Çin değil, başka herhangi bir dış aktör değil. Endişelendiğim şey içeriden gelen bir tehdit: Avrupa'nın en temel değerlerinden, Amerika Birleşik Devletleri ile paylaştığı değerlerden uzaklaşması”. Bu açıkça Avrupa’nın ortada bırakılması anlamına geliyordu.

Bu konuşma Almanya Başbakanı Friedrich Merz başta olmak üzere çok tepki çekti. Münih Güvenlik Konferansı Başkanı Christoph Heusgen ise, Vance’nin konuşmasının ardından, Avrupa ile ABD arasındaki uçuruma işaret ederken gözyaşlarını tutamadı. Bu durum “Atlantik ötesi ortak değerler sisteminin sonunun gelmesi olarak yorumlandı ve “Amerika'yla kopuş Avrupa elitleri için travmatik” değerlendirmeleri yapıldı.

61'inci Münih Güvenlik Konferansı'nda Avrupalı liderler, Donald Trump yönetiminin Ukrayna'daki savaş ve Avrupa savunması konusundaki son açıklamaları karşısında hazırlıksız yakalandı. ABD yetkilileri, Avrupa ülkelerinin barışa dahil olmayacağını belirtirken, euronews.com'un haberine göre bu durum Münih'te endişe ve belirsizliğe yol açtı. ABD'nin Ukrayna Özel Temsilcisi Keith Kellogg’da, Avrupa'nın Washington, Moskova ve Kiev arasındaki yaklaşan barış görüşmelerine dahil edilmeyeceğini vurguladı. Gelişmeler Avrupa'da Ukrayna'nın egemenliğinin tehlikeye gireceği ve Avrupa güvenliğinin zayıflayacağı yönünde korkuları ortaya çıkardı. Bu ise Avrupa liderlerinin paniğe kapılarak ayrı bir zirve düzenlemesinin yolunu açtı. Ancak geç kalmış ve acele düzenlenmiş zirveden de hiçbir şey çıkmadı. Zaten Avrupa liderlerinin duruma etki edecek ne bir yetisi ne de düşüncesi vardı.

ABD Başkanı yaptığı açıklamada, Avrupa'nın ve Ukrayna'nın Rusya ile müzakerelerden dışlanabileceğini ima ederken, Savunma Bakanı da Ukrayna'nın NATO üyesi olacağına ya da 2014 öncesi sınırlarına döneceğine inanmanın "gerçekçi olmadığını" söyledi. Oysa müttefikler geçen yıl Washington'da yapılan bir zirvenin ardından Ukrayna'nın üyelik yolunda "geri dönülmez bir yolda" olduğunu belirtmişti. Şimdi Kellogg olası barış görüşmelerine Avrupa'nın barış görüşmelerine katılımıyla ilgili olarak şöyle diyor: "Ben gerçekçilikten yanayım. Bunun gerçekleşmeyeceğini düşünüyorum."

Bu Avrupa için tam bir diplomatik kaos ortamı anlamına geliyor. Her şey tersine döndü verilen sözler unutuldu. Avrupa ortada kalakaldı. Bu arada Asya-Pasifik cephesinde ABD yeni sözler vermeye devam ediyor. ABD, Japonya ve Güney Kore diplomatları Almanya'da bir araya gelerek üçlü ortaklıklarını ve bölgesel güvenliğe olan bağlılıklarını teyit etti.

BUGÜNE KADAR TRANSATLANTIK ITTIFAK SAYESINDE AVRUPA’YI KONTROL EDEN VE BUNUN MALIYETINI KARŞILAYAN ABD’NIN YENI YÖNETIMININ EKONOMIK BIR BAKIŞ AÇISIYLA BÖLGE IÇIN PARA HARCAMAKTAN ZIYADE, MALIYETLERI AVRUPA ÜLKELERININ KARŞILAMASINI ÖNGÖREN POLITIKALARIN BAŞLANGIÇTA BELIRGIN BIR KIRILMAYA, SONRASINDA ISE PARÇALANMAYA VE ÇÖKÜŞE YOL AÇTIĞI GÖRÜLÜYOR.

3 ülkenin zirve sonrası yaptığı ortak açıklamada "sarsılmaz" ittifaka vurgu yapılırken ABD, nükleer yeteneklerle desteklenen genişletilmiş caydırıcılık da dahil olmak üzere Japonya ve Güney Kore'ye yönelik "demir gibi" savunma taahhütlerini yineledi. Peki bu ülkeler ABD’ye nasıl güvenip Çin’i karşılarına alacak ve Avrupa’nın düştüğü duruma düşme tehlikesi yaşayacak…

Jeopolitik durum alanda süratle değişme özelliğine sahip. Trump son derece hızlı düşünüyor ve bunu süratle uygulamaya koyuyor. Önümüzdeki dönemde de bunlara şahit olacağız. ABD, jeostratejik bir manevra ile Avrupa’yı tek başına bırakıp, Rusya ile anlaşarak bir anda hem barışı sağlayan taraf hem de ekonomik kaynak sağlayan taraf oldu. Bir süre sonra yine aynı esnek manevra ile bu kez Çin tarafına geçip Rusya’yı yalnız bırakır mı onu da zaman gösterecek…

Sonuç olarak bugüne kadar transatlantik ittifak sayesinde Avrupa’yı kontrol eden ve bunun maliyetini karşılayan ABD’nin yeni yönetiminin ekonomik bir bakış açısıyla bölge için para harcamaktan ziyade, maliyetleri Avrupa ülkelerinin karşılamasını öngören politikaların başlangıçta belirgin bir kırılmaya, sonrasında ise parçalanmaya ve çöküşe yol açtığı görülüyor. Soğuk Savaş ortamının ve daha da ötesinde II. Dünya Savaşı sonrasında kurulan düzenin ortadan kalktığını görmezden gelen Avrupa liderlerinin ise olayın şaşkınlığını yaşadıkları ve panikle kendi güvenliklerini sağlayacak yeni oluşumlar için çözüm üretmeye çalıştıkları görülmektedir. Ancak bunun sağlanması ve kısa vadede oluşturulmasının hiç de kolay olmayacağı görülmektedir. Bu gerçekten hareketle yapmış olduğumuz analizde, 2025 yılındaki konferansı, “Avrupa’nın Çaresizliği ve 2025 Münih Güvenlik Konferansında Çöküşün Gözyaşlarıyla İlanı” olarak isimlendirdik. Kesin olan bir şey varsa o da kendi jeopolitikleri yerine, ezbere başkalarının rüyalarını görmeye devam edenlerin sonradan pişmanlığı oldukça maliyetli oluyor.

Devam eder mi bu tartışılabilir ancak, 2026 Münih Güvenlik Konferansının yapılıp yapılmayacağı şüphelidir ve şunu açıklıkla ifade edebiliriz ki gerçekleşse bile artık zerre kadar önemi olmayan bir etkinlik olacaktır. Kanaatimiz, uygun bir planlama ve tasarımla “Antalya Diplomasi Forumu” sorunlara çözüm bulmak için daha etkili bir alan yaratacaktır.

JEOPOLITIK DURUM ALANDA SÜRATLE DEĞIŞME ÖZELLIĞINE SAHIP. TRUMP SON DERECE HIZLI DÜŞÜNÜYOR VE BUNU SÜRATLE UYGULAMAYA KOYUYOR. ÖNÜMÜZDEKI DÖNEMDE DE BUNLARA ŞAHIT OLACAĞIZ. ABD, JEOSTRATEJIK BIR MANEVRA ILE AVRUPA’YI TEK BAŞINA BIRAKIP, RUSYA ILE ANLAŞARAK BIR ANDA HEM BARIŞI SAĞLAYAN TARAF HEM DE EKONOMIK KAYNAK SAĞLAYAN TARAF OLDU. BIR SÜRE SONRA YINE AYNI ESNEK MANEVRA ILE BU KEZ ÇIN TARAFINA GEÇIP RUSYA’YI YALNIZ BIRAKIR MI ONU DA ZAMAN GÖSTERECEK.

KAYNAKÇA:

  • Alpar, Güray. 21 Şubat 2022. “Kollektif Çaresizlik: Beşinci Büyük Kırılma ve Münih Güvenlik Konferansının Çöküşü”, SDE Köşe Yazısı.

  • Birnbaum, Michael, Loveday Morris ve John Hudson. (15 Şubat 2020). At Munich Security Conference, an Atlantic Divide: U.S. Boasting and European Unease, Washington Post.

     

     

  • Munich Security Report (2020), Weslessness, MunichSecurityReport2020.pdf (securityconference.org).

     

     

  • Deutsche Welle Türkçe (20 Şubat 2021). Biden'dan Avrupa'ya "ABD geri döndü" mesajı. https://www.dw.com/tr/bidendan-avrupaya-abd-geri-d/a-56631672.

  • Knight, Ben. (15 Şubat 2020). “Munich Security Conference: France’s Macron Envisions New Era of European Strength”, Deutsche Welle.

     

     

  • Munich Security Report (2020), Weslessness, MunichSecurityReport2020.pdf (securityconference.org).

     

     

  • Bunde ve diğerleri, Münih Güvenlik Raporu 2022- Münih Güvenlik Konferansı (securityconference.org). Turning the Tide Unlearning Helplessness, February 2022.

     

     

  • Leyen Ursula von der. (2014). Münih Güvenlik Konferansındaki konuşması. Rede der Bundesministerin der Verteidigung, Dr. Ursula von der Leyen, anläßlich der 50. Münchner Sicherheitskonferenz München, 31. Januar 2014.

     

     

  • Özdemir, Şennur. (2004). “Bilgi Sosyolojisi Açısından Doğu ve Batı”, Ankara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Akademik Dergi, Cilt 1, Sayı 1.

     

     

  • Spengler, Oswald. (1997), Batının Çöküşü, Haz. Giovanni Scognamillo, Nuray Sengelli, Dergâh Yayınları: İstanbul.

     

     

  • Steinmeier Frank-Walter. (2014). Münih Güvenlik Konferansındaki konuşması. Rede von Außenminister Frank-Walter Steinmeier anlässlich der 50. Münchner Sicherheitskonferenz, 01.02.2014. kaynak:http://www.tallinn.diplo.de/contentblob/4121464/Daten/3891113/DLDMunchnerSiKonf14RedeBMS teinmeier.pdf (09.01.2018).

     

     

  • Steinmeier, Walter Frank. (14 Şubat 2020). Opening of the Munich Security Conference: Munich.

     

     

  • Stoltenberg, Jens. (15 Şubat 2020). Opening Remark: Munich.

     

     

  • Yurttaşer, Ali Mehmet. (2017). Uluslararası Münih güvenlik Konferansı Raporu, 2017.