İNGILTERE-ALMANYA ITTIFAKI, HER IKI ÜLKENIN GÜÇLÜ YANLARINI BIRLEŞTIREREK ORTAK ÇIKAR OLAN, RUSYA’NIN AVRUPA GÜVENLIK YAPISINI BOZMASINI ENGELLEMEK, UKRAYNA’NIN MÜCADELESINI DESTEKLEMEK VE NATO’NUN CAYDIRICILIĞINI ARTTIRMAYA ÇALIŞMAKTADIR. RUSYA’NIN NATO ÜLKELERININ HAVA SAHASI VE KARASULARI IHLALLERI, SIBER SALDIRILARI, ALMANYA GENELKURMAY BAŞKANI GENERAL CARSTEN BREUE‘UN “RUSYA’NIN DÖRT YIL IÇINDE BALTIK BÖLGESINDEN BIR NATO ÜLKESINI IŞGAL EDEBILECEĞI” UYARISI VE PUTIN TARAFINDAN “UKRAYNA’YA YÖNELIK ASKERI YARDIM YAPAN ÜLKELERIN VURULACAĞINI” BELIRTMESI, SAVAŞA HAZIRLIĞI HIZLANDIRMIŞTIR.
Avrupa güvenlik mimarisi, Soğuk Savaş sonrası dönemde ilk kez bu kadar kırılgan bir dönemeçten geçiyor. Rusya’nın 2022’de Ukrayna’ya yönelik işgali, yalnızca bölgesel dengeleri değil, Avrupa’nın savunma anlayışını da kökten sarstı. Soğuk barışın yerini sıcak çatışma dinamikleri alırken, NATO dışında üçlü ittifak ilişkileri şekillendi. ABD Başkanı Donald Trump’ın Transatlantik ilişkilerinde belirsizlikler içermesi, Avrupa’nın büyük devletlerini birbirine yakınlaştırdı. AB üyesi olmayan İngiltere, birliğin siyasi lideri Fransa ve ekonomik lideri Almanya, kendi aralarında kurdukları E3 adı verilen ittifak ile kıtaya yönelik güvenlik sorumluluklarını yeniden tanımladılar. Bu çalışma Rusya’nın Avrupa güvenlik mimarisine yönelik artan meydan okumaları karşısında İngiltere ve Almanya’nın oluşturduğu ikili stratejik ekseni analiz etmektedir.
Stratejik Denge teorisi çerçevesinde bu ittifaka baktığımızda, Avrupa güvenliğinin güvenliğinin sadece nükleer askeri güç dengesini NATO ile Rusya karşısında sağlaması değil aynı zamanda bölgesel işbirlikleri, ekonomik bağımlılıklar ve enerji güvenliği kapsamında denge kurulmasını öngörmektedir. İngiltere-Almanya ittifakı, her iki ülkenin güçlü yanlarını birleştirerek ortak çıkar olan, Rusya’nın Avrupa güvenlik yapısını bozmasını engellemek, Ukrayna’nın mücadelesini desteklemek ve NATO’nun caydırıcılığını arttırmaya çalışmaktadır. Rusya’nın NATO ülkelerinin hava sahası ve karasuları ihlalleri, siber saldırıları, Almanya Genelkurmay Başkanı General Carsten Breue‘un “Rusya’nın dört yıl içinde Baltık bölgesinden bir NATO ülkesini işgal edebileceği” uyarısı ve Putin tarafından “Ukrayna’ya yönelik askeri yardım yapan ülkelerin vurulacağını” belirtmesi, savaşa hazırlığı hızlandırmıştır.
İNGILTERE: NATO'NUN ASKERİ BELKEMİĞİ VE MODERNİZASYON
İngiltere, NATO’nun askeri belkemiği olarak ABD ile yakın koordinasyon içinde sert güvenlik politikalarının öncülüğünü üstlenmiştir. Proaktif, askeri refleksli ve Anglo- Sakson güvenlik mimarisi içerisinde liderlik arayan bir stratejik vizyona sahiptir. Çok katmanlı ittifaklar kurarak hem Avrupa’da hem de dünyada lider ve bağlantı noktası olmayı hedeflemektedir. Ukrayna’ya askeri desteğini “demokrasi ve uluslararası düzene sadakat” çerçevesinde Rusya gibi otoriter bir rejime karşı meşru neden olarak görmektedir. Jeopolitik tehdit olarak da algıladığı Rusya için, NATO’nun ön cephe caydırıcılığı politikasını desteklemekte, ekonomik yaptırımları uygulamış ve Soğuk Savaş’ta olduğu gibi istihbarat merkezi olarak bilgi akışı sağlamaktadır. Askeri anlamda Trident denizaltı füze sistemi ve nükleer başlıklı füzeleri stratejik güvencesini oluşturmaktadır.
Tüm bu askeri güçlü yanlara rağmen, İngiltere yeni başbakanı Keir Starmer, Haziran 2025’de İngiltere’yi doğrudan savaşa hazırlayan stratejik bir savunma planı açıkladı. İngiliz ordusunda köklü bir değişim başlatan plan, bir ada devleti olan ülkenin savunulması için nükleer gücü öne alarak, nükleer başlıkları ve füzelerin modernize edilmesini, taarruz ve nükleer denizaltıların üretilmesini öncelikli geliştirilmesi gereken alan olarak belirledi. 2035'te bugünkünden 10 kat daha ölümcül bir orduyu hayata geçirmek için hibrit bir donanma oluşturup, silahlı insansız hava araçları ile entegre edilmiş savaş gemileri ve uçaklar ile İngiliz silahlı kuvvetlerinin modernizasyon hedefleri olarak belirlenmiştir. Yapay zeka konusunda, Çin- Rusya ittifakı hem teknolojik anlamda, hem de bu teknolojinin gereksinim duyduğu nadir elementlere sahip olma açısından, ABD-İngiltere birlikteliğine karşı açık ara üstün durumda gözükmektedir. Bu nedenle İngiltere, Rusya’nın ön cephelerde geriletilmesini sağlamaya çalışan, kendisine ulaşmadan Rusya’nın askeri üstünlüğünün (asker sayısı, silah kapasitesi, ordu üst düzey yönetim kademesinin kayıplar yüzünden tasfiye edilmesi gibi) yok edilmesini amaçlayan bir askeri strateji benimsemiştir.
ALMANYA: DENGELEME, CAYDIRMA VE DİPLOMASİ
Almanya ise proaktif bir askeri strateji yerine dengeleme, caydırma ve diyaloğa dayalı bir politika izlemektedir. Denge ve caydırıcılık için NATO’ya ilaveten, bölgesel ittifak ilişkileri kurmak öncelikli olmuştur. WW2 dünya savaşından sonra dış politikada barışçıl kimlik geliştiren ülke, Rusya politikasında uzun süre “ ticaret yolu “ ile özellikle enerji alanında Nord Stream 1 ve 2 projeleriyle, “yakınlaşarak istikrar sağlama” stratejisini benimsemişti. 27 Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna işgalinden üç gün sonra, eski Şansölye Olaf Scholz, saldırıyı “Zeitenwende (dönüm noktası) ” olarak nitelendirdi. Askeri gücün uluslararası hukuk üzerinde üstün hale gelmemesi için güvenlik konusunda sorumluluk almak amacıyla caydırıcı bir askeri güç olmak için, ülkenin ihtiyatlı savunma politikasını temelden yeniden yapılandırmaya gitti. Bu amaçla NATO içerisinde %2’lik harcama seviyesi için özel savunma fonu kurup, Litvanya’da NATO tugayının liderliğini üstlendi. İngiltere’nin aksine refleksif olarak diplomasiye önem veren ülke Rusya’yı askeri olarak değil, uzun vadeli politik ve ekonomik baskıyla zayıflatmayı benimsemişti. Halen dünya genelinde Rusya’dan enerji tedarikinin devam etmesi nedeniyle bu hedef tutturulamadı. Diğer Avrupa devletleriyle ittifak kurmak bu nedenle kritik stratejik öncelik haline gelmiştir.
İNGILTERE VE ALMANYA, SAVUNMA VE GÜVENLIK ALANINDA GÜÇLÜ BIR ITTIFAK OLDUKLARINI, 17 TEMMUZ 2025’DE 23 MADDELIK KENSINGTON ORTAK SAVUNMA ANLAŞMASIYLA RESMILEŞTIRDILER. ANLAŞMANIN ÖNEMLI KISMI, NATO’NUN 5. MADDESINE OLAN BAĞLILIK DEVAM EDERKEN, TARAFLARDAN BIRINE YÖNELIK STRATEJIK TEHDIT DURUMUNDA BIRBIRLERINE YARDIM ETMEYI, ORTAK CEVAP VERMEYI TAAHHÜT ETMEKTEYDI. İKI ÜLKE ARASINDA MÜMKÜN OLANDAN DAHA YAKIN SIYASI, EKONOMIK VE KÜLTÜREL BAĞLAR KURULMASI AMAÇLANIRKEN, UZAY, SIBER VE YAPAY ZEKA KONULARINDA ORTAK PROJELER ÜRETILMESI DE AMAÇLANDI. TÜM BU GELIŞMELER SONUCUNDA SORULACAK EN ÖNEMLI KRITIK SORU, AVRUPA’NIN GELECEĞINI ŞEKILLENDIREN BU ITTIFAKIN ISTIKRAR VE CAYDIRICILIK KAPASITESIDIR.
İngiltere ve Almanya, savunma ve güvenlik alanında güçlü bir ittifak olduklarını, 17 Temmuz 2025’de 23 maddelik Kensington Ortak Savunma Anlaşmasıyla resmileştirdiler. Anlaşmanın önemli kısmı, NATO’nun 5. maddesine olan bağlılık devam ederken, taraflardan birine yönelik stratejik tehdit durumunda birbirlerine yardım etmeyi, ortak cevap vermeyi taahhüt etmekteydi. İki ülke arasında mümkün olandan daha yakın siyasi, ekonomik ve kültürel bağlar kurulması amaçlanırken, uzay, siber ve yapay zeka konularında ortak projeler üretilmesi de amaçlandı.
İTTİFAKIN İSTİKRARI VE NÜKLEER KAPASİTE
Tüm bu gelişmeler sonucunda sorulacak en önemli kritik soru, Avrupa’nın geleceğini şekillendiren bu ittifakın istikrar ve caydırıcılık kapasitesidir. İttifakın güçlü yönleri, nükleer kapasite (İngiltere), ekonomik ağırlık (Almanya), NATO çerçevesinde uyumlu hareket kabiliyeti ve Ukrayna’ya verilen ortak destekle öne çıkmaktadır. Caydırıcılık açısından, İngiltere istihbaratta bilgi ve veri üstünlüğünü, ABD destekli kendi nükleer askeri kapasitesini öne çıkarırken, Almanya daha entegre caydırıcılık diyebileceğimiz askeri, ekonomik, diplomatik ve teknolojik unsurları birleştiren bir güç ortaya koymaktadır. AB’nin savunma sanayinin üretim kapasitesinin merkezi olması, Rusya’ya karşı uzun süreli savaşı sürdürebilecek dayanıklı caydırıcılığına sahip olmasını sağlamaktadır. İsrail Arrow-3, ABD Patriot ve kendi IRIS-T hava savunma sistemlerine entegre ederek, Avrupa hava savunmasında Rus balistik tehdidine “çok katmanlı” bir savunma oluşturmuştur.
Nükleer askeri kapasite konusunda, Almanya’nın kendi nükleer silahı olmasa da NATO’nun nükleer paylaşım mekanizmasına dahil ve Büchel üssünde B61 taktik nükleer bombalara sahip olarak dolaylı ama inandırıcı bir nükleer caydırıcılık pozisyonuna sahiptir. İlaveten İngiltere, Almanya ile ortak savunma anlaşması öncesi 10 Temmuz 2025’de Fransa ile Northwood Deklasyonu’nu kabul etti. İki ülkenin nükleer kuvvetlerini birleştirmeyi, havada ve denizde ortak caydırıcı operasyonların gerçekleştirilmesini, üslerin ortak kullanımı gibi kararları içermektedir. Rusya’nın nükleer başlık seviyesini ancak dengeleyebilen gücün ABD olması ve Amerika’nın Başkan Trump’ın kararı ile nükleer silahlarını Avrupa’dan çekip Hint Pasifik bölgesine kaydırma olasılığı, Fransa ve İngiltere ortak nükleer gücün caydırıcılığının yeterli olamayacağını ortaya koymaktadır. Rusya’nın Çin ile bloklaşması, Çin’in tek bir seferde birden fazla hedefi nükleer silahla vurabilme teknolojisine ulaşması asimetrik bir nükleer güç dengesi oluşturmaktadır. İkinci vuruş kapasitesini ilk seferde tüm hedefleri vurarak yok etmesi, nükleer silaha dayalı caydırıcılıkta yeni bir alan açmış görünmektedir.
STRATEJİK VİZYON FARKLILIKLARI VE GELECEK
Almanya’nın dayanıklılık ve sürdürülebilir baskı stratejisi İngiltere’nin sert gücüyle birleşse de ellerinde nükleer başlıklı füze sayısı yeterli bir caydırıcılık oluşturamamaktadır. Bu nedenle Almanya’nın diplomasiyle Rusya’yı çevrelemek değil Avrupa sistemine geri döndürmek zorunda bırakmak ulusal güvenlik açısından daha az riskli bir strateji olarak öne çıkmaktadır. Bu noktada İngiltere ile görüş ayrılıkları oluşmakta ittifak ilişkilerini kırılgan olabileceğini düşündürtmektedir. Almanya kökenli ABD başkanı Trump, Alaska zirvesiyle Rusya lideri Putin’e diplomasi aracılığı ile zaman tanıdığında İngiltere’den çok Almanya görüşlerini benimsediğini göstermiştir. Bir önceki ABD başkanı Biden, İngiltere ile aynı fikirde Rusya’yı yıpratma ve yok etmeyi öncelikli hale getirmişti. Şimdi vizyon değişikliği ve belirsizlikler Avrupa’nın güvenlik alanında lideri olmak isteyen İngiltere için stres ve tehdit içermektedir. Stres ve tehdidin kaynağı, AB dışında kalması, sınırlı kurumsal bağları, uzun vadeli sürdürülebilirlik sorunları, Rusya’nın direkt İngiltere’yi hedef alan Kuzey Denizi’nde denizaltılar ile varlık göstermesi, siber saldırıları ve sürekli o bölgelerde askeri tatbikatlarıdır. Brüksel merkezli Almanya liderlikten çok denge kurucu olmak istemektedir. Stratejik vizyon farklılıkları bu ittifakın kırılgan yanını ortaya çıkarmaktadır. Almanya iç siyasetinde, Doğu Almanya yanlıları ve aşırı sağ Rusya yanlısı tutum sergileyerek hem NATO hem de AB karşıtlığı içerisindedir. Fransa içinde keza aynı iç siyaset kutuplaşması söz konusudur. Rusya lehine değişebilecek iktidarlar İngiltere’nin yalnız kalmasıyla sonuçlanabilir.
ALMANYA’NIN DIPLOMASIYLE RUSYA’YI ÇEVRELEMEK DEĞIL AVRUPA SISTEMINE GERI DÖNDÜRMEK ZORUNDA BIRAKMAK ULUSAL GÜVENLIK AÇISINDAN DAHA AZ RISKLI BIR STRATEJI OLARAK ÖNE ÇIKMAKTADIR. BU NOKTADA İNGILTERE ILE GÖRÜŞ AYRILIKLARI OLUŞMAKTA ITTIFAK ILIŞKILERINI KIRILGAN OLABILECEĞINI DÜŞÜNDÜRTMEKTEDIR. ALMANYA KÖKENLI ABD BAŞKANI TRUMP, ALASKA ZIRVESIYLE RUSYA LIDERI PUTIN’E DIPLOMASI ARACILIĞI ILE ZAMAN TANIDIĞINDA İNGILTERE’DEN ÇOK ALMANYA GÖRÜŞLERINI BENIMSEDIĞINI GÖSTERMIŞTIR.
Avrupa tarihi de bu tarz ortak savunma ittifaklarının, kısa süreli olabileceğini göstermektedir. Tüm bu görüşleri özetleyen Almanya- İngiltere’nin Rusya’ya karşı stratejik vizyon farklılığı tablosu şu şekildedir
Tüm bu stratejik vizyon farklılıklarına rağmen, İngiltere–Almanya ekseni, Avrupa güvenliğinin geleceği açısından hem belkemiği hem kırılgan noktasıdır. Belkemiğidir, çünkü biri askeri caydırıcılığı, diğeri ekonomik sürdürülebilirliği temsil eder. Kırılgandır, çünkü ABD’nin iradesine ve Avrupa içi uyuma fazlasıyla bağımlıdır. İngiltere’de tüm koşulları dikkate alarak, Rusya ile sınır olan ülkelerin ön cephelerinde maksimum güçle Rusya’nın zayıflatılmasına odaklanmıştır. Gürcistan ve Moldovya’nın da AB talebi, Rusya’nın yakın çevresiyle meşgul edilerek zaman ve askeri güç kazanılması için öncelik haline gelmiş gibi görünmektedir.