Filistin Direnişi ve İsrail’in Caydırıcılık Krizi: 7 Ekim Sonrası Çatışmaların Tarihsel ve Stratejik Analizi

Filistin Direnişi ve İsrail’in Caydırıcılık Krizi: 7 Ekim Sonrası Çatışmaların Tarihsel ve Stratejik Analizi

7 EKIM SONRASI SÜREÇTE DIKKAT ÇEKEN EN ÖNEMLI GELIŞMELERDEN BIRI İSRAIL'IN ASKERI CAYDIRICILIĞININ CIDDI ŞEKILDE ZARAR GÖRMESIDIR. İSRAIL, ASKERI VE EKONOMIK GÜCÜNE, BATI'DAN ALDIĞI SINIRSIZ DESTEĞE VE GAZZE’DE UYGULADIĞI AĞIR SALDIRILARA RAĞMEN HAMAS GIBI DIRENIŞ GRUPLARINI ETKISIZ HALE GETIREMEMIŞTIR. ÖZELLIKLE GAZZE’NIN KÜÇÜK COĞRAFYASINA RAĞMEN İSRAIL’IN KONTROLÜ SAĞLAYAMAMASI İSRAIL’IN BÖLGEDEKI HÂKIMIYET IDDIALARINI ZAYIFLATMAKTADIR

İsrail ve Filistin arasındaki çatışmalar ve İsrail’in işgalleri Orta Doğu'nun en karmaşık ve kanlı meselelerinden biri olmuştur. Özellikle 7 Ekim 2023 tarihinde Hamas'ın İsrail'e karşı başlattığı "Aksa Tufanı" operasyonu bölgedeki gerilimi yeni bir boyuta taşımıştır.

1. TARIHSEL ARKA PLAN

Filistin sorununun kökenleri 20. yüzyılın başlarına kadar uzanmaktadır. 1917 Balfour Deklarasyonu ile başlayan ve 1948'de İsrail Devleti'nin kurulmasıyla derinleşen toprak anlaşmazlıkları Filistin halkının yerinden edilmesi ve mülteci durumuna düşmesiyle sonuçlanmıştır. 1967 Altı Gün Savaşı sonrasında İsrail'in Kudüs, Batı Şeria, Gazze Şeridi ve Doğu Kudüs'ü işgal etmesi çatışmanın boyutlarını daha da genişletmiştir. Bu süreçte Filistin halkı çeşitli direniş hareketleriyle haklarını savunmaya çalışmış, ancak İsrail'in Batı’dan aldığı sınırsız askeri güç nedeniyle kalıcı bir çözüme ulaşılamamıştır.

2. 7 EKIM 2023 SALDIRISI VE SONRASI

7 Ekim 2023 sabahı, Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları tarafından başlatılan "Aksa Tufanı", İsrail'e karşı eş zamanlı roket saldırıları ve sınır ötesine düzenlenen başarılı bir askeri operasyondu. Hamas, bu saldırının Mescid-i Aksa'ya yapılan saygısızlıklara ve Filistinlilere yönelik sürekli ihlallere bir yanıt olduğunu belirtmiştir. İsrail ise bu saldırılara geniş çaplı hava bombardımanları ve kara operasyonlarıyla karşılık vermiştir. Çatışma sürecinde Gazze’de 50 bin civarında insan katledilmiş ve büyük bir insani kriz ortaya çıkmıştır. Birleşmiş Milletler verilerine göre Gazze’de kelimenin tam anlamı ile bir soykırım yaşanırken İsrail’in de küçücük bir şehri bütün gücüne rağmen ele geçirememesi askeri bir başarısızlık olarak görülmüştür.

3. İSRAIL'IN ASKERI STRATEJILERI VE FILISTIN DIRENIŞI

İsrail, çatışmalar boyunca Gazze Şeridi'ne yönelik yoğun hava saldırıları ve kara harekâtları düzenlemiştir. Ancak, Hamas ve diğer direniş gruplarının tünel ağları ve gerilla taktikleri, İsrail'in işgalini engellemiştir. İsrail'in üstün askeri gücüne rağmen, Gazze'deki direnişin tamamen bastırılamaması İsrail'in askeri caydırıcılığının sorgulanmasına yol açmıştır. Özellikle, sınırsız askeri, ekonomik ve diplomatik desteğe rağmen İsrail'in Gazze'yi tam anlamıyla kontrol altına alamaması bölgedeki güç dengelerinin yeniden değerlendirilmesini gerektirmektedir.

4. ULUSLARARASI TEPKILER VE DIPLOMATIK GIRIŞIMLER

Çatışmaların başlamasının ardından, uluslararası toplumdan çeşitli tepkiler gelmiştir. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği, taraflara itidal çağrısında bulunurken birçok ülke İsrail'in orantısız güç kullanımını kınamıştır. Öte yandan, ABD ve bazı Batılı ülkeler İsrail'in kendini savunma hakkını vurgulayarak, askeri ve diplomatik desteklerini sürdürmüşlerdir. Ancak, bu destekler İsrail'in Gazze'deki operasyonlarının meşruiyeti konusunda uluslararası kamuoyunda tartışmalara yol açmıştır.

5. İNSANI DURUM VE SOYKIRIM İDDIALARI

İsrail'in Gazze'ye yönelik operasyonları, bölgede büyük bir insani krize neden olmuştur. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere birçok uluslararası kurum ve kuruluş, İsrail'in saldırılarının Gazze'deki Filistinlileri soykırım riskiyle karşı karşıya bıraktığını ifade etmiştir. Ayrıca, Uluslararası Af Örgütü, İsrail'in saldırılarının uluslararası hukuku ihlal ettiğini ve savaş suçları kapsamında değerlendirilebileceğini belirtmiştir. Gazze'de altyapının büyük ölçüde tahrip olması, sağlık hizmetlerinin yetersizliği ve temel ihtiyaç maddelerinin eksikliği, sivillerin yaşam koşullarını daha da zorlaştırmaktadır.

İSRAIL'IN GAZZE'YE YÖNELIK OPERASYONLARI, BÖLGEDE BÜYÜK BIR INSANI KRIZE NEDEN OLMUŞTUR. BIRLEŞMIŞ MILLETLER BAŞTA OLMAK ÜZERE BIRÇOK ULUSLARARASI KURUM VE KURULUŞ, İSRAIL'IN SALDIRILARININ GAZZE'DEKI FILISTINLILERI SOYKIRIM RISKIYLE KARŞI KARŞIYA BIRAKTIĞINI IFADE ETMIŞTIR. AYRICA, ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ, İSRAIL'IN SALDIRILARININ ULUSLARARASI HUKUKU IHLAL ETTIĞINI VE SAVAŞ SUÇLARI KAPSAMINDA DEĞERLENDIRILEBILECEĞINI BELIRTMIŞTIR. GAZZE'DE ALTYAPININ BÜYÜK ÖLÇÜDE TAHRIP OLMASI, SAĞLIK HIZMETLERININ YETERSIZLIĞI VE TEMEL IHTIYAÇ MADDELERININ EKSIKLIĞI, SIVILLERIN YAŞAM KOŞULLARINI DAHA DA ZORLAŞTIRMAKTADIR.

6. İSRAIL'IN GELECEĞI VE BÖLGESEL DINAMIKLER

İsrail'in Gazze'deki operasyonları ve Filistinlilere yönelik soykırım politikaları bölgedeki istikrarı olumsuz etkilemektedir. Filistin direnişinin sürmesi ve İsrail'in askeri caydırıcılığının sorgulanması İsrail’in uzun vadede güvenlik stratejilerini yeniden değerlendirmesini gerektirmektedir. İsrail'in bölgedeki askeri üstünlüğüne rağmen, Filistinli direniş gruplarının halen aktif olması ve Gazze'yi tamamen kontrol altına alamaması İsrail'in bölgedeki kalıcılığını sorgulatmaktadır.

Bununla birlikte, İsrail'in diplomatik ilişkileri de zarar görmektedir. Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’na İsrail’e karşı açtığı soykırım davası birçok ülkede Filistin yanlısı hareketleri güçlendirmiştir. Arap dünyasında Filistin direnişine verilen destek artarken, bazı Batılı ülkelerde de kamuoyu baskısı artmış ve İsrail'e yönelik eleştiriler yoğunlaşmıştır. Bu durum, İsrail’in bölgesel ve küresel izolasyonunu derinleştirme potansiyeline sahiptir.

7. FILISTIN DIRENIŞI VE DIRENIŞIN MEŞRUIYETI

Filistin halkı için direniş sadece askeri değil, aynı zamanda kültürel ve siyasi bir anlam taşımaktadır. 7 Ekim sonrasında Gazze'deki direniş gruplarının güçlü bir şekilde ayakta kalması, Filistin halkı için bir umut kaynağı olmuştur. Direnişin sürmesi İsrail'in sınırsız askeri gücüne rağmen Filistin halkının özgürlük talebinden vazgeçmediğini göstermektedir.

Ancak Filistin direnişi sadece askeri yöntemlerle sınırlı kalmamalıdır. Diplomatik girişimler, uluslararası kamuoyunu bilgilendirme çalışmaları ve hukuk mücadelesi de Filistin davasının meşruiyetini güçlendiren önemli unsurlardır. Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’na sunduğu dava Filistin’in uluslararası hukuk çerçevesinde haklarını savunma potansiyelini ortaya koymuştur.

8. İSRAIL'IN CAYDIRICILIĞININ YOK OLMASI

7 Ekim sonrası süreçte dikkat çeken en önemli gelişmelerden biri İsrail'in askeri caydırıcılığının ciddi şekilde zarar görmesidir. İsrail, askeri ve ekonomik gücüne, Batı'dan aldığı sınırsız desteğe ve Gazze’de uyguladığı ağır saldırılara rağmen Hamas gibi direniş gruplarını etkisiz hale getirememiştir. Özellikle Gazze’nin küçük coğrafyasına rağmen İsrail’in kontrolü sağlayamaması İsrail’in bölgedeki hâkimiyet iddialarını zayıflatmaktadır.

Bu durum, İsrail’in gelecekteki güvenlik stratejileri üzerinde ciddi etkiler yaratacaktır. Caydırıcılığını kaybeden bir İsrail, hem bölgesel düşmanlarının hem de uluslararası kamuoyunun daha güçlü tepkileriyle karşı karşıya kalacaktır. Ayrıca, İsrail iç siyasetinde de bu başarısızlıklar ciddi tartışmalara yol açmakta ve hükümetin meşruiyetini sorgulayan sesleri artırmaktadır.

9. ULUSLARARASI HUKUK VE İNSAN HAKLARI BAĞLAMINDA ÇATIŞMA

Filistin meselesi, sadece bölgesel bir mesele değil aynı zamanda uluslararası hukuk ve insan hakları bağlamında da değerlendirilmesi gereken bir sorundur. İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları sırasında işlediği insan hakları ihlalleri uluslararası toplumun tepkisini çekmiştir. Gazze'de hastanelerin bombalanması, sivillerin hedef alınması, su ve elektrik kaynaklarının kesilmesi gibi uygulamalar savaş suçları kapsamında değerlendirilmektedir.

Uluslararası Adalet Divanı’nda açılan soykırım davası ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin soruşturmaları İsrail’in uluslararası hukuku ihlal ettiği yönündeki iddiaları güçlendirmektedir. Ancak, Batılı ülkelerin büyük çoğunluğunun İsrail’e siyasi koruma sağlaması bu süreçlerin etkinliğini sınırlamaktadır. Buna rağmen uluslararası hukuk mekanizmalarının işlemesi Filistin meselesinin küresel düzeyde tartışılmasına katkı sağlamaktadır.

SONUÇ VE DEĞERLENDIRME

7 Ekim 2023'te başlayan çatışmalar Filistin-İsrail meselesinin çözümünün ne kadar karmaşık ve çok boyutlu olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Bu süreçte, İsrail’in askeri gücünün mutlak bir zafer sağlamaya yetmediği, Filistin halkının ise direniş azmini kaybetmediği görülmüştür. Gazze’de yaşananlar, sadece bir askeri çatışma değil, aynı zamanda insan hakları, uluslararası hukuk ve bölgesel siyaset açısından da derin etkiler yaratmıştır.

İsrail’in sınırsız askeri, ekonomik ve diplomatik desteğe rağmen Gazze’yi işgal edememesi Filistin halkının direniş iradesinin gücünü göstermektedir. Ayrıca, İsrail’in askeri caydırıcılığının zayıflaması, bölgede yeni güç dengelerinin oluşmasına zemin hazırlayacaktır.

Filistin meselesinin adil ve kalıcı bir çözüme ulaşabilmesi için uluslararası toplumun daha aktif bir rol üstlenmesi gerekmektedir. İsrail’in işgal ve yerleşim politikaları sona erdirilmeden ve Filistin halkının temel hakları tanınmadan bölgedeki barış arayışları başarısızlığa mahkum olacaktır.

KAYNAKÇA

  • Amnesty International. "Israel’s Occupation of Palestinian Territory: One Year After October 7." amnesty.org.tr.

  • Reuters. "Latest Developments in the Gaza-Israel Conflict, 2024." reuters.com.

  • United Nations Human Rights Council. "Report on the Humanitarian Crisis in Gaza." un.org.