2018 yılında 29 Kenyalı demiryolu polisi eğitim için Pekin’e gitti. Görevleri, Çin tarafından inşa edilen Mombasa-Nairobi Standart Hatlı Demiryolu’nda yolcuların, trenlerin ve taşınan yüklerin güvenliğini sağlamaktı. Programda soruşturma tekniklerinden delillerin mahkemeye sunulmasına kadar uzanan başlıklar vardı. İlk bakışta oldukça olağan bir mesleki eğitimden söz ediyoruz.
Ne var ki, Zambiya’daki kameraları, Etiyopya’daki kolluk merkezini ve Kigali’deki Çin-Doğu Afrika polis toplantısını yan yana koyduğumuzda hikâye değişiyor.
Zambiya’da Çin Kalkınma Bankası tarafından sağlanan 178,5 milyon dolarlık krediyle kurulan güvenli şehir sistemi, ulusal ve bölgesel komuta merkezlerini onlarca haberleşme kulesiyle birbirine bağladı. ZTE’nin üstlendiği proje, büyük kentlerdeki kamera ağlarından 116 bölgedeki polis haberleşmesine kadar uzanan geniş bir altyapı oluşturdu. Proje 2022’de tamamlandı ancak veri paylaşımı, varlıkların devri ve hukuki denetim konusunda ciddi soru işaretleri geride kaldı. (1)
2025 yılı kasım ayında ise Ruanda, Doğu Afrika ülkelerinin polis şefleriyle Çin Kamu Güvenliği Bakanlığı temsilcilerini Kigali’de bir araya getirdi. Yapılan görüşmeler özellikle sınır aşan örgütlü suçlar, siber güvenlik, terörle mücadele ve kolluk kapasitesine odaklandı. Bu toplantının sonunda ortak bir bildiri metni yayımlandı. Aynı gün Ruanda ile Çin arasında ayrı bir polis iş birliği mutabakatı da imzalandı.
Bu örnekler yan yana geldiğinde Çin’in Afrika’daki güvenlik varlığının artık Cibuti’deki üs, silah satışı ve askerî eğitim üzerinden okunamayacağı görülüyor. Pekin, ordunun yanında daha sessiz ve derinden ilerleyen başka bir alan kuruyor. Polis akademileri, güvenli şehir sistemleri, adli iş birliği anlaşmaları, özel güvenlik şirketleri ve Çin yatırımlarını koruyan yerel birimler bu alanın parçaları. Ancak bu, ordunun geri çekildiği anlamına gelen bir dönüşüm değil.
Nitekim Pekin, 2025-2027 dönemi için Afrika’ya 1 milyar yuan askerî yardım sağlamayı, 6 bin askerî personel ve 1.000 kolluk görevlisini eğitmeyi ve 500 genç subayı Çin’e davet etmeyi açıkladı. Üstelik ortak tatbikat, eğitim ve devriyelerin yanında Çin-Afrika projelerinin ve bu projelerde çalışan personelin birlikte korunması da resmî hedefler arasına girdi. (2)
Buradan şu soruya geliyoruz: “Polis eğitimi nerede olağan güvenlik iş birliği olmaktan çıkıp gri alan stratejisinin parçasına dönüşüyor?”
Çin Afrika’da Neden Polisle İlerliyor?
Gri alan kavramı çoğu zaman savaşın altında kalan tüm rekabet araçlarını tarif etmek için kullanılıyor. Lakin kavram bu kadar genişletildiğinde açıklayıcı gücünü kaybediyor. Gri alan faaliyeti, olağan diplomatik ve ekonomik ilişkinin ötesine geçen, zorlayıcı nitelik taşıyan fakat açık silahlı çatışmaya varmayan adımları ifade ediyor. Buradaki amaç büyük bir tepki doğurmadan mevcut durumu küçük hamlelerle değiştirmek. (3)
Ancak unutulmamalı ki her polis eğitimi gri alan faaliyeti değildir.
Bir ülkenin adli tıp uzmanı yetiştirmesi, uyuşturucuyla mücadele kapasitesini geliştirmesi veya sınır kapılarında sahte belge tespitini öğrenmesi meşru güvenlik ihtiyacına cevap verebilir. Gri alan niteliği, iş birliğinin şeffaflığı azaldığında belirginleşiyor. Yabancı bir aktör yerel polis verilerine erişebiliyor, hassas teknoloji tek bir sağlayıcıya bağlanıyor, eğitimler siyasi muhalefeti kontrol etmeye yöneliyor veya ekonomik tavizlerle güvenlik desteği birbirine ekleniyorsa başka bir noktaya geçiliyor.
Polis diplomasisi Pekin açısından askerî iş birliğine kıyasla daha geniş bir hareket alanı açıyor. Yabancı bir ülkeye asker göndermek ya da askerî varlığı artırmak egemenlik tartışmalarını hızla beraberinde getirebilir. Buna karşılık polis eğitimi kamu güvenliği, terörle mücadele veya siber suçlar gibi ülkelerin doğrudan ihtiyaç duyduğu alanlar üzerinden ilerlediği için daha az siyasi dirençle karşılaşıyor. Bunun etkisi eğitim programlarının da ötesine uzanıyor. Çünkü polis teşkilatları sınır kapılarından kent güvenliğine, suç soruşturmalarından kimlik ve kayıt sistemlerine kadar devletin vatandaşla en sık temas kurduğu alanların önemli bir bölümünde yer alıyor.
Pekin’in bu alana verdiği önem 2023 yılında yayımlanan Küresel Güvenlik Girişimi belgesinde de görülüyor. Belgede egemenlik ve iç işlerine karışmama ilkeleri öne çıkarken güvenlik ile kalkınma arasında doğrudan bir bağ kuruluyor. Polis ve askerî akademiler arasındaki temasların artırılması, uluslararası ölçekte bir güvenlik eğitim ağının oluşturulması ve Lianyungang Küresel Kamu Güvenliği İşbirliği Forumu’nun daha etkin bir platforma dönüştürülmesi de bu yaklaşımın somut araçları arasında yer alıyor. (4) Yine de bu yaklaşım 2022 yılında başlamadı. 2018 Pekin Zirvesi’nin ardından kabul edilen eylem planı, Afrika ülkelerine polis teçhizatı verilmesini, kısa süreli kolluk eğitimleri düzenlenmesini ve Çin’le çalışacak irtibat görevlilerine Çince öğretilmesini öngörüyordu. Daha dikkat çekici olan ise demiryolları, sanayi bölgeleri ve büyük ekonomik projeler için ortak güvenlik kapasitesi kurulmasıydı. İstihbarat, teknoloji ve deneyim paylaşımı bu dönemde resmî metinlere girmişti. (5) Küresel Güvenlik Girişimi var olan programlara yeni bir isim vermekle kalmadı; onları birbirine bağladı ve görünür bir dış politika aracına çevirdi.
2000-2025 yılları arasındaki açık kaynak kayıtlarında Çin’in 138 ülkede 863 yabancı polis eğitimi düzenlediği tespit ediliyor. Katılımcısı belirlenebilen programlarda 12 binden fazla personel bulunuyor. Eksik kayıtlar hesaba katıldığında gerçek sayının 20 bini aştığı düşünülüyor. Eğitimlerde uyuşturucu soruşturmaları, adli tıp ve siber suçların yanında çevik kuvvet, kalabalık kontrolü, lider koruma, özel harekât ve “istikrarı sürdürme” başlıkları da yer alıyor. (6)
Üstelik bu faaliyetler tek bir bakanlığın elinden çıkmıyor. Çin Kamu Güvenliği Bakanlığı merkezde bulunuyor; ancak eyalet polis akademileri, Siyasi-Hukuki İşler Komisyonu ve iç güvenlik kurumları da dış temaslarda rol oynuyor. 2022 ile 2025 arasındaki dönemde dünya genelinde 227 etkinliğe yayılan 321 üst düzey iç güvenlik teması kaydedildi. Bu noktada Afrika ikili görüşmelerin en yoğun yürütüldüğü bölgelerden biri oldu.
Lianyungang Forumu bu ağın vitrinine dönüşmüş durumda. 2024’te 122 ülke, bölge ve uluslararası kuruluştan temsilcilerin katıldığı toplantıda Çin’in bir yıl içinde 2 bin 700 yabancı kolluk görevlisini eğittiği açıklandı. Sonraki yıl için 3 bin kişilik yeni eğitim imkânı duyuruldu. Bu sayıya Afrika için ayrıca ilan edilen 1.000 kişilik programın dahil olup olmadığı ise netleşmedi.

Demiryolundan Başkanlık Muhafızına Uzanan Hat
Kenya’daki demiryolu eğitimi Çin modelinin en kolay savunulabilecek örneklerinden biri. Yeni bir ulaşım hattı kurulmuştu ve o hattın güvenliğini sağlayacak yerel personelin eğitime ihtiyacı vardı. Yolcu güvenliği, delil toplama ve soruşturma teknikleri doğrudan kamu yararına hizmet ediyordu.
Etiyopya’daki gelişme daha geniş bir alana uzanıyor. Temmuz 2023’te iki ülke, Etiyopya-Çin Kolluk İşbirliği Merkezi kurulması için anlaşmaya vardı. Merkezin sınır aşan suçlarla mücadele etmesi, şüphelilerin transferinde rol oynaması, iki ülkenin vatandaşlarını koruması ve Çin projeleriyle kurumlarının güvenliğine katkı sunması öngörüldü. Böylece kamu güvenliği, adli iş birliği ve Kuşak ve Yol yatırımlarının korunması aynı mekanizmada birleşti.
Doğu Afrika’da ikili bağlantılar giderek bölgesel bir yapıya dönüşüyor. 2024 yılı eylül ayında Pekin’de düzenlenen ilk bakanlar toplantısında Çin Kamu Güvenliği Bakanlığı ile 14 Doğu Afrika polis kurumu operasyon ve kapasite geliştirme alanlarında iş birliği kararı aldı. Bir yıl sonra Kigali’de yapılan ikinci toplantı ise bu temasın geçici bir diplomatik etkinlik olmaktan çıkarak düzenli bir kanala dönüştüğünü gösterdi.
Benzer bir yönelim, Afrika Birliği düzeyinde de görülüyor. 2026 yılı nisan ayında AFRIPOL ile Çin arasında kapasite geliştirme, bilgi paylaşımı ve operasyonel destek konularında kurumsal iş birliği kurulması görüşüldü. Hazırlanan mekanizmanın sınır aşan örgütlü suçlara karşı ortak hareket yeteneğini artırması hedefleniyor.
Pekin’in sunduğu gerekçe burada ikna edici gibi duruyor. Bu sayede Afrika polisleri daha iyi eğitim alacak, siber suç şebekeleri izlenecek, kaçakçılıkla mücadele edilecek ve kaynak yetersizliği yaşayan kurumlara teknoloji sağlanacak.
Bu noktada sorun, eğitimin yönü vatandaş güvenliğinden iktidar güvenliğine kaydığında başlıyor. 2018 yılı kasım ayında Fujian Polis Akademisi, Orta Afrika Cumhuriyeti Başkanlık Muhafızlarından 20 kişiye iki haftalık eğitim verdi. Program yakın dövüş, eskort koruması ve acil durumlara müdahale başlıklarını içeriyordu. Mezuniyet töreninin Bangui’deki başkanlık sarayında yapılması, programın lider güvenliğiyle kurduğu bağı da görünür kılıyordu. Bu kurslar bir devlet başkanını olası saldırıdan koruyabilir; buna karşılık, denetimi zayıf ülkelerde güvenlik teşkilatının belirli bir lidere bağlanmasını da kolaylaştırabilir.
Somali örneği ise farklı bir ihtiyaçtan doğuyor. Temmuz 2025’te Çin’de eğitim alan Somalili güvenlik görevlileri terörle mücadele, sınır güvenliği, siber tehditler, kriz yönetimi ve örgütlü suç konularında çalıştı. Eş-Şebab’ın saldırılarını sürdürdüğü ve kurumların kaynak sıkıntısı yaşadığı bir ülkede bu başlıkların karşılığı var. Yine de eğitilen birimlerin seçimi, programın denetimi ve kazanılan kapasitenin nasıl kullanılacağı önemini koruyor.
Başka bir ifadeyle, sorun eğitimin Çin’den gelmesiyle başlamıyor. Programın içeriği, kime verildiği ve sonrasında hangi amaçla kullanıldığı özellikle belirleyici oluyor.
Güvenli Şehir Kimin İçin Güvenli?
Polis eğitiminin etkisi çoğu zaman yıllar sonra görülür. Dijital gözetim sistemi ise kurulduğu gün devletin kapasitesini değiştirir.
2026’da yayımlanan kapsamlı bir araştırma Cezayir, Mısır, Kenya, Mauritius, Mozambik, Nijerya, Ruanda, Senegal, Uganda, Zambiya ve Zimbabve’deki güvenli şehir sistemlerini inceledi. Yüz tanıma, plaka tanıma, biyometrik veri toplama, merkezi komuta merkezleri ve binlerce kameradan oluşan altyapının önemli bir bölümü Çinli şirketler tarafından sağlandı. (7)
Bu 11 ülkedeki belgelenebilen harcama 2 milyar doların üzerine çıktı. Nijerya 470 milyon doları aşan yatırımla ilk sırada yer aldı. Mauritius’ta 456 milyon dolar, Kenya’da ise 219 milyon doların üzerinde harcama kaydedildi. Birçok proje Çin kredileri, Çinli yükleniciler ve uzun vadeli bakım sözleşmeleriyle birlikte sunuldu.
Bu sistemlerin neden cazip bulunduğunu anlamak kolay. Hızla büyüyen şehirlerde trafik yönetimi zayıf, polis sayısı yetersiz ve acil durumlara müdahale yavaş olabiliyor. Tek merkezden yönetilen kamera ve haberleşme ağı, suç soruşturmasını hızlandırabilir, kayıp kişilerin bulunmasına yardımcı olabilir ve kritik tesisleri koruyabilir.
Buradaki hassas nokta kameranın Çin malı olması değil. Kimin görüntülendiği, verinin nerede tutulduğu, sisteme kimlerin eriştiği ve sağlayıcı değiştirildiğinde altyapının çalışıp çalışmayacağı daha önemli. Bir ülke kamerasını Çin’den alıp güçlü veri koruma kurallarıyla kullanabilir. Başka bir yönetim aynı ürünü gazetecileri, göstericileri veya muhalefet çevrelerini izlemek için devreye sokabilir.
Afrika ülkelerinin bu süreçte pasif kaldığını düşünmek de hem eksik hem de yanlış bir düşünce olacaktır. Zira Kenya, Güney Afrika ve Uganda üzerine yapılan çalışmalar, Çin teknolojisine yönelik talebin yerel hükümetlerin güvenlik, yönetim ve siyasi kontrol ihtiyaçlarıyla şekillendiğini gösteriyor. Pekin ürün, kredi ve eğitim sunuyor; kullanım biçimini ise çoğu zaman Afrikalı karar alıcılar belirliyor. (8)
Dolayısıyla Çinli şirketlerin sistem kurması, verilerin doğrudan Pekin’e aktarıldığını kanıtlamıyor. Böyle bir iddia için sunucu konumu, sözleşme hükümleri, erişim kayıtları veya teknik inceleme gerekir. Şu an kamuya açık kanıtlar ülkeden ülkeye değişiyor ve kıta geneline yayılan tek bir sonuca izin vermiyor.
Gri alanın niteliği de burada belirginleşiyor. Sözleşmeler gizliyse, bakım ve yazılım tek bir şirkete bağlanmışsa, kredi borcu siyasi etki yaratıyorsa veya güvenlik verileri dış aktöre erişim sağlıyorsa iş birliği stratejik nüfuz üretmeye başlıyor. Üstelik bunların hiçbiri askerî birlik konuşlandırılmasını gerektirmiyor.

Özel Güvenlik Şirketleri Neyi Koruyor?
Çin’in Afrika’daki güvenlik ağında resmî polis kurumlarının yanı sıra özel şirketler de bulunuyor. Bu firmalar madenleri, petrol tesislerini, demiryollarını, şantiyeleri ve Çinli çalışanların bulunduğu yerleşkeleri koruyor. Risk değerlendirmesi yapıyor, yerel muhafızları eğitiyor ve kriz anlarında tahliye planları hazırlıyor.
DeWe gibi şirketler Etiyopya’daki projelerde ve Kenya’daki Standart Hatlı Demiryolu’nda yerel polis, asker ve güvenlik firmalarıyla çalıştı. Güney Sudan’da petrol sahalarının korunması, çatışma ortamında faaliyet gösteren Çinli şirketler için ayrı bir faaliyet alanı oluşturdu. Bu model Pekin’e doğrudan asker göndermeden ekonomik varlığını koruma imkânı veriyor. (9)
Çinli şirketler Afrika’daki Wagner yapılanmasının karşılığı değil. Rus modelinde muharebeye katılım, rejim koruma ve silahlı baskı kapasitesi daha görünür. Çinli firmaların büyük bölümü yerel yasalar nedeniyle silahsız veya sınırlı yetkiyle çalışıyor. Operasyonlarda yerel güvenlik güçlerine dayanıyor ve kendisini bir ticari koruma şirketi olarak tanımlıyor.
Yine de hukuki denetimin zayıf olduğu söylenebilir. Çin’in iç güvenlik mevzuatı şirketlerin ülke dışındaki faaliyetlerini ayrıntılı biçimde düzenlemiyor. Uluslararası hukukta ortak ve bağlayıcı bir denetim sistemi bulunmuyor. Ev sahibi ülkenin mevzuatı yetersiz kaldığında silah kullanımı, personelin sorumluluğu ve olası ihlallerin hangi mahkemede ele alınacağı belirsizleşiyor.
Bu belirsizlik Pekin açısından kullanışlı olabilir. Bir kriz çıktığında Çin devleti şirketi ticari aktör olarak gösterebilir. Buna rağmen şirketin koruduğu tesis, personel ve ulaşım hattı Çin’in uzun vadeli ekonomik çıkarlarının parçasıdır. Devlet ile şirket arasındaki mesafe arttıkça doğrudan sorumluluk azalır, sahadaki etki ise devam eder.
Afrika Neden Kabul Ediyor ve Türkiye Nerede Duruyor?
Çin’in polis diplomasisini değerlendirirken Afrika’yı üzerinde rekabet yürütülen boş bir alan gibi görmek kolay. Gerçekte hükümetler Çin’i kendi ihtiyaçları için kullanıyor. Finansmana erişiyor, hızlı teslim edilen teknoloji alıyor, personelini eğitiyor ve Batılı ortaklara karşı seçeneklerini artırıyor.
Saha görüşmelerine dayanan çalışmalar Afrika ülkelerinin Küresel Güvenlik Girişimi’ne ortak bir cevap vermediğini gösteriyor. Bazı yönetimler Çin’in kapasite geliştirme tekliflerini istekle kabul ediyor. Bazıları ise Çin, Avrupa, ABD, Türkiye ve diğer ortaklar arasında denge kuruyor. Pekin’in güvenlik açılımı da kıtanın siyasi çeşitliliği karşısında temkinli ve çoğu zaman gelişmelere tepki gösteren bir yol izliyor. (10)
Toplumsal algıda olumlu değerlendirmeler ağırlık taşıyor. 2025’te 30 Afrika ülkesinde açıklanan sonuçlara göre katılımcıların yüzde 60’ı Çin’in ekonomik ve siyasi etkisini olumlu buldu. ABD için bu oran yüzde 53, Avrupa Birliği için ise yüzde 49 seviyesinde kaldı. Dolayısıyla Çin’le polis iş birliği yapan hükümetler her zaman toplumlarının açıkça karşı çıktığı bir ilişkiyi yürütmıyor.
Ancak meşruiyet, denetim ihtiyacını ortadan kaldırmıyor. Afrika Birliği’nin veri politikaları ve kıtasal yapay zekâ yaklaşımı kişisel verilerin korunmasını, insan haklarını ve hesap verebilirliği öne çıkarıyor. Malabo Sözleşmesi Haziran 2023’te yürürlüğe girdi fakat 2026 ortası itibarıyla onaylayan ülke sayısı 16’da kaldı. Buna karşılık kıtada veri koruma yasası çıkaran ülke sayısı 40’a ulaştı. Kurallar gelişiyor fakat uygulama hızı güvenlik teknolojisinin yayılma ve kurumsallaşma hızının belirgin biçimde gerisinde kalıyor.
Çin’in farkı polis diplomasisi yürütmesi değil. ABD, Botsvana’daki uluslararası kolluk akademisi üzerinden Sahra Altı Afrika ülkelerinden gelen orta kademe yöneticilere 2000 yılından beri eğitim veriyor. Avrupa Birliği de Orta Afrika Cumhuriyeti, Mali, Somali ve Libya gibi ülkelerde polis, sınır güvenliği, sahil güvenlik ve adalet kurumlarına eğitim veya danışmanlık sağlıyor.
Türkiye ise TİKA ve Emniyet Genel Müdürlüğü aracılığıyla terörle mücadeleden organize suça, VIP korumadan dijital delillere kadar geniş bir alanda eğitim programları düzenliyor.
Çin modelini ayıran nokta, ekonomik projenin finansmanını, teknolojisini, bakımını ve güvenliğini birbirine bağlayabilmesi. Demiryolunu Çinli şirket yapıyor, kredi Çinli banka tarafından sağlanıyor, güvenlik sistemini Çinli teknoloji firması kuruyor, hattı koruyacak polisler Çin’de eğitiliyor. Parçalar ayrı sözleşmelerde görünse de zamanla ortak bir nüfuz alanı oluşturuyor.
Bu noktada, Türkiye açısından buradan çıkarılabilecek ders, Çin’le kamera ve kredi miktarı üzerinden yarışmak olmamalı. Ankara daha şeffaf, yerel kapasiteyi büyüten ve sağlayıcı bağımlılığını azaltan bir polis diplomasisi geliştirebilir.
Bu konuda kullanılabilecek önemli bir birikim zaten var. Ağustos 2025’te 10 deneyimli Kenyalı polis Ankara’da kaçakçılık, organize suç, uluslararası iş birliği ve operasyon teknikleri eğitimi aldı. Programın eğitici yetiştirme, yerel akademileri güçlendirme ve ortak soruşturma kapasitesi oluşturma yönünde genişletilmesi mümkün.
Türkiye özellikle dijital delil, siber suç, insan kaçakçılığı, yolsuzlukla mücadele, afet yönetimi, toplum destekli polislik ve liman güvenliği alanlarında farklılaşabilir. Eğitimlerin içine ölçülülük, veri koruma, yargı denetimi ve insan hakları derslerinin yerleştirilmesi de uzun vadeli güven sağlar.
Afrika ülkelerinden Çin ile Türkiye arasında tercih yapmaları istenmemeli. Kıta ülkeleri ortaklarını çeşitlendirmek istiyor. Türkiye’nin gücü de başka aktörleri dışlamasından ziyade kendi teklifinin niteliğinden gelecektir.
Sonuç
Çin Afrika’da tek merkezden yönetilen gizli bir polis düzeni kurmuyor. Bundan daha karmaşık ve daha kalıcı bir süreç ilerliyor. Eğitim programları, güvenlik anlaşmaları, kamera ağları, kredi ilişkileri, bölgesel forumlar ve özel şirketler giderek birbirine yaklaşıyor.
Bu yapının bazı parçaları Afrika’nın gerçek güvenlik ihtiyaçlarına cevap veriyor. Bazıları Çin vatandaşlarıyla yatırımlarını koruyor. Bazıları ise yerel yönetimlere toplumu daha yakından izleme ve iktidarı koruma kapasitesi kazandırıyor.
Gri alan tam olarak bu ayrımların bulanıklaştığı yerde oluşuyor. Pekin asker göndermeden varlığını koruyor, silah kullanmadan güvenlik tercihlerini etkiliyor ve resmî ittifak kurmadan yerel kurumlarla uzun vadeli bağlar geliştiriyor. Afrika hükümetleri de bu ilişkiyi kendi hedefleri doğrultusunda kullanıyor. Önümüzdeki dönemde belirleyici olacak konu Çin’in kaç polis eğittiğinden ziyade kazanılan kapasitenin kimin güvenliğine hizmet edeceği olacak.