Doğu Akdeniz’de Güvenlik Mimarisinin Dönüşüm Sürecinde IMEC ve Kıbrıs’ın Stratejik Önemi

Doğu Akdeniz’de Güvenlik Mimarisinin Dönüşüm Sürecinde IMEC ve Kıbrıs’ın Stratejik Önemi

SON YILLARDA DOĞU AKDENIZ’DE ORTAK ENERJI ÇIKARLARI TEMELINDE YAKINLAŞAN İSRAIL ILE GÜNEY KIBRIS RUM YÖNETIMI (GKRY), BU STRATEJIK IŞ BIRLIĞINI YENI BIR SEVIYEYE TAŞIYARAK ELEKTRIK BAĞLANTISI VE DOĞAL GAZ GELIŞTIRME ALANLARINDA ÖNEMLI BIR ANLAŞMAYA IMZA ATTI. IMEC KAPSAMINDA ATILAN BU ADIM, YALNIZCA IKI ÜLKENIN TEKNIK IŞ BIRLIĞINDEN IBARET DEĞIL; AYNI ZAMANDA AVRUPA’NIN ENERJI GÜVENLIĞI, DOĞU AKDENIZ’IN JEOPOLITIK KONUMU VE ALTERNATIF ENERJI HATLARI TARTIŞMALARI AÇISINDAN DA BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR.

Eylül 2023’te Hindistan’da düzenlenen Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomic Koridoru (IMEC), bölgedeki jeopolitik dengeleri yeniden şekillendirecek önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Hindistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan, Ürdün, İsrail ve Avrupa Birliği’ni birbirine bağlamayı hedefleyen bu çok taraflı altyapı projesi, Doğu Akdeniz üzerinden geçen enerji ve ticaret hatlarına yeni bir yön vermeyi planlarken rekabeti de beraberinde getiriyor. Proje kapsamında Güney Asya’dan Avrupa’ya uzanan ticaret, enerji ve dijital iletişim ağlarının kurulması öngörülüyor. Bu hatların önemli bir ayağını ise Doğu Akdeniz oluşturuyor. İsrail, Kıbrıs ve Yunanistan üzerinden Avrupa’ya ulaşması planlanan hatlar, bölgede uzun süredir devam eden enerji rekabetini daha da derinleştiriyor. Türkiye’nin dışlandığı bu girişim hem bölgesel etkisini artırmak isteyen aktörleri cesaretlendiriyor hem de enerji arz güvenliğini çeşitlendirmeye çalışan Avrupa için alternatif rotalar sunuyor.

Son yıllarda Doğu Akdeniz’de ortak enerji çıkarları temelinde yakınlaşan İsrail ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), bu stratejik iş birliğini yeni bir seviyeye taşıyarak elektrik bağlantısı ve doğal gaz geliştirme alanlarında önemli bir anlaşmaya imza attı. IMEC kapsamında atılan bu adım, yalnızca iki ülkenin teknik iş birliğinden ibaret değil; aynı zamanda Avrupa’nın enerji güvenliği, Doğu Akdeniz’in jeopolitik konumu ve alternatif enerji hatları tartışmaları açısından da büyük önem taşıyor. İsrail’in Leviathan ve Tamar sahalarındaki doğal gaz potansiyeli ile Kıbrıs’ın Afrodit sahasındaki rezervlerinin ortak şekilde değerlendirilmesi, bölgede ekonomik iş birliğini artıracak yeni bir enerji denklemine işaret ediyor. Elektrik bağlantısı ise tarafların şebekelerini entegre ederek hem kendi enerji arz güvenliklerini artırmayı hem de ilerleyen dönemde Yunanistan üzerinden Avrupa elektrik ağına bağlanmayı hedefliyor. Bu çerçevede proje, IMEC’in Avrupa’ya uzanacak altyapı omurgasının bir parçası olarak da değerlendiriliyor.

PROJENIN STRATEJIK AMAÇLARI

Proje kapsamında ortaya çıkan gelişmelerin dört temel stratejik amaca hizmet ettiği söylenebilir. Bunlardan birincisi, Hindistan’ı Avrupa’ya bağlamak. Hindistan’ı Avrupa’ya bağlamak hem ekonomik hem de stratejik açıdan büyük önem taşıyor. Hindistan, dünyanın en hızlı büyüyen büyük ekonomilerinden biri olarak Avrupa pazarıyla daha doğrudan, hızlı ve güvenli ticaret yolları arıyor. Bu bağlantı, Hindistan’ın ihracatını artırmasını, tedarik zincirlerini çeşitlendirmesini ve küresel ekonomik entegrasyonunu güçlendirmesini sağlıyor. Aynı zamanda, Avrupa için de Çin’e olan bağımlılığı azaltma ve alternatif tedarik ortakları geliştirme açısından kritik bir fırsat sunuyor. Bu doğrultuda IMEC gibi projeler, Hindistan’ı Avrupa’ya fiziksel olarak bağlayarak karşılıklı ekonomik bağımlılığı ve stratejik iş birliğini derinleştiriyor. IMEC projesi kapsamında hedeflenen enerji, ulaşım ve dijital altyapı ağları, Hindistan’ı Basra Körfezi ve Doğu Akdeniz üzerinden Avrupa’ya bağlamayı amaçlıyor. Bu hat, Körfez ülkeleri, İsrail ve GKRY üzerinden Yunanistan’a ve oradan da Avrupa iç pazarına ulaşmayı öngörüyor. Bu nedenle GKRY-İsrail elektrik bağlantısı da bu güzergâhın stratejik bir ayağını oluşturuyor.

İkinci amaç, Çin’in Kuşak-Yol Projesi’ne alternatif oluşturmak. IMEC, Çin’in Avrasya’yı ekonomik olarak birbirine bağlayan Kuşak ve Yol Girişimi’ne karşı Batı’nın geliştirdiği stratejik bir yanıt niteliğinde. ABD ve AB’nin desteklediği bu projede İsrail ve GKRY gibi aktörlerin enerji ve lojistik merkezine dönüştürülmesi, Çin etkisine karşı alternatif bir “Batı koridoru” inşa etmeyi hedefliyor. İsrail ve GKRY gibi aktörlerin enerji ve lojistik merkezine dönüştürülmesi, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi ile Orta Doğu ve Avrupa üzerindeki artan ekonomik etkisine karşı bir denge oluşturmak için tercih ediliyor. Bu iki ülke, Doğu Akdeniz’de stratejik konumları sayesinde hem enerji kaynaklarına yakın hem de Avrupa’ya geçiş noktası olarak avantajlı. Batılı ülkeler, bu güzergâh üzerinden yeni bir ticaret ve enerji koridoru oluşturarak Çin’in kontrolündeki kara ve deniz yollarına alternatif bir rota geliştirmeyi amaçlıyor. Böylece, Çin’in küresel ekonomik etkisini sınırlamak ve Batı’nın jeoekonomik etkisini artırmak hedefleniyor. Bu noktada GKRY, Doğu Akdeniz’in merkezinde yer alması ve Avrupa’ya açılan en yakın deniz kapılarından birini sunması nedeniyle hayati bir rol üstleniyor. GKRY, hem İsrail’den gelen enerji kaynaklarının Avrupa’ya ulaştırılmasında bir ara durak hem de IMEC gibi projelerde lojistik ve enerji aktarım merkezi olarak konumlandırılıyor. Ayrıca Avrupa Birliği üyesi olması sayesinde, projelere siyasi ve hukuki meşruiyet zemini de sağlıyor. Bu yönleriyle GKRY, Doğu Akdeniz’deki enerji ve ulaştırma ağlarında kilit bir oyuncu haline geliyor.

IMEC GIBI PROJELER, HINDISTAN’I AVRUPA’YA FIZIKSEL OLARAK BAĞLAYARAK KARŞILIKLI EKONOMIK BAĞIMLILIĞI VE STRATEJIK IŞ BIRLIĞINI DERINLEŞTIRIYOR. IMEC PROJESI KAPSAMINDA HEDEFLENEN ENERJI, ULAŞIM VE DIJITAL ALTYAPI AĞLARI, HINDISTAN’I BASRA KÖRFEZI VE DOĞU AKDENIZ ÜZERINDEN AVRUPA’YA BAĞLAMAYI AMAÇLIYOR. BU HAT, KÖRFEZ ÜLKERI, İSRAIL VE GKRY ÜZERINDEN YUNANISTAN’A VE ORADAN DA AVRUPA IÇ PAZARINA ULAŞMAYI ÖNGÖRÜYOR. BU NEDENLE GKRY-İSRAIL ELEKTRIK BAĞLANTISI DA BU GÜZERGÂHIN STRATEJIK BIR AYAĞINI OLUŞTURUYOR.

Üçüncü amaç ise Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de artan etkisini sınırlandırmaktır. Oysa Türkiye hem coğrafi hem de ekonomik açıdan bölgedeki en etkin enerji geçiş noktalarından biri konumunda. Ancak gerek deniz yetki alanları sorunu gerekse siyasi ayrışmalar, Türkiye’nin IMEC gibi projelere entegre edilmesini zorlaştırıyor. Bu da söz konusu anlaşmaların Ankara’nın bölgesel manevra alanını daraltma amacını taşıdığına işaret ediyor. GKRY’nin enerji ve lojistik merkezine dönüştürülmesi, esasen Batılı aktörlerin —başta ABD, Fransa ve Avrupa Birliği olmak üzere— Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin artan etkisini dengelemek ya da sınırlamak amacıyla desteklediği bir stratejidir. Türkiye jeopolitik konumu, askeri ve diplomatik kapasitesiyle Doğu Akdeniz’de son yıllarda daha aktif ve belirleyici bir rol üstlenmiştir. Libya ile yapılan deniz yetki alanı anlaşması, KKTC ile geliştirilen ilişkiler ve enerji arama faaliyetleri bu etkinin göstergeleridir. Batılı güçler ve bölgedeki bazı aktörler (özellikle Yunanistan, GKRY ve İsrail), Türkiye’nin bu etkinliğini sınırlamak için alternatif ittifaklar ve projeler geliştirmektedir. GKRY’nin bir enerji ve lojistik merkezi haline getirilmesi de bu çerçevede değerlendirilir. Böylece hem Türkiye dışlanmakta hem de Batı’ya yakın bir aktör aracılığıyla Doğu Akdeniz’de denge kurulmaya çalışılmaktadır. Bu amaçla birçok faaliyetin ve girişimin yanı sıra, Libya’da Türkiye’nin deniz yetki alanı anlaşmasına karşı alternatif mutabakatlar desteklenirken diğer taraftan da KKTC’de Türkiye’nin meşruiyeti zayıflatılmaya çalışılmaktadır.

Son olarak dördüncü stratejik amaç, Avrupa’nın Rus gazına olan bağımlılığını azaltmaktır. Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında enerji güvenliği kavramını yeniden tanımlamak zorunda kalan Avrupa ülkeleri, alternatif doğal gaz kaynakları ve güzergâhları geliştirme arayışına yönelmiştir. Bu bağlamda, Doğu Akdeniz gazının İsrail ve GKRY üzerinden Avrupa’ya taşınması fikri yeniden önem kazanmış ve bu yöndeki girişimlere ivme kazandırılmıştır.

IMEC, ENERJI TAŞIMACILIĞININ YANI SIRA DIJITAL, LOJISTIK VE TICARET HATLARINI DA IÇEREN DAHA GENIŞ KAPSAMLI BIR GIRIŞIM OLARAK KURGULANMAKTA VE TÜRKIYE’YI BY-PASS EDEN ALTERNATIF BIR GÜZERGÂH SUNMAKTADIR. DOLAYISIYLA IMEC, YALNIZCA BIR EKONOMIK KALKINMA PROJESI DEĞIL; AYNI ZAMANDA TÜRKIYE’NIN DOĞU AKDENIZ’DEKI ETKINLIĞINI SINIRLAMAYA YÖNELIK JEOPOLITIK BIR STRATEJININ YENI ARACI OLARAK DA DEĞERLENDIRILMEKTEDIR.

Türkiye’nin diplomatik ve saha temelli girişimleri sonucunda hayata geçirilmesi mümkün olmayan EastMed projesi, fiilen rafa kaldırılmıştır. Doğu Akdeniz’den Avrupa’ya doğal gaz taşımayı hedefleyen bu proje, Türkiye’nin deniz yetki alanlarına müdahale eden güzergâhı nedeniyle hem siyasi hem de ekonomik açıdan sürdürülemez bulunmuştur. Bu gelişmenin ardından, başta ABD ve AB olmak üzere Batılı aktörler, enerji ve lojistik koridorlarını yeniden yapılandırma arayışına girmiştir. Bu bağlamda, EastMed’in yaratamadığı stratejik derinlik, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) ile telafi edilmeye çalışılmaktadır. IMEC, enerji taşımacılığının yanı sıra dijital, lojistik ve ticaret hatlarını da içeren daha geniş kapsamlı bir girişim olarak kurgulanmakta ve Türkiye’yi bypass eden alternatif bir güzergâh sunmaktadır. Dolayısıyla IMEC, yalnızca bir ekonomik kalkınma projesi değil; aynı zamanda Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki etkinliğini sınırlamaya yönelik jeopolitik bir stratejinin yeni aracı olarak da değerlendirilmektedir.

IMEC VE YENILENEN GÜVENLIK MIMARISI

Son yıllarda İsrail ile Rum yönetimi arasında gelişen savunma ve güvenlik ilişkileri, Doğu Akdeniz’de şekillenmekte olan yeni güvenlik mimarisinin önemli bir göstergesidir. İkili ilişkilerin temelinde, enerji güvenliği, askeri iş birliği ve istihbarat paylaşımı gibi çok katmanlı unsurlar yer almakta; bu iş birlikleri bölgesel dengelere doğrudan etki eden stratejik sonuçlar doğurmaktadır. İsrail açısından GKRY’nin önemi, sadece coğrafi yakınlıkla sınırlı değildir. Kıbrıs adası, İsrail’in Avrupa’ya açılan enerji hatları açısından kritik bir geçiş noktasıdır. Bunun yanında, GKRY’nin Avrupa Birliği üyesi olması, İsrail’in diplomatik ve ekonomik ilişkilerini AB ile pekiştirme arayışında önemli bir kaldıraç işlevi görmektedir. Ayrıca GKRY’nin İsrail’e askeri tatbikat alanları sunması ve hava sahasını bu tür faaliyetlere açması, İsrail’in güvenlik planlamaları açısından da somut faydalar sağlamaktadır. Bu çerçevede, iki ülke arasında imzalanan ortak tatbikat protokolleri ve savunma sanayi iş birlikleri, Doğu Akdeniz’deki askeri kapasitenin yeniden dağılımına neden olmaktadır.

Öte yandan, Kıbrıs adası Türkiye açısından yalnızca tarihsel ve kültürel bağlarla değil, aynı zamanda jeopolitik ve jeostratejik konumuyla da vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Türkiye, Kıbrıs’ın güneyinde yer alan deniz yetki alanlarında hem kendi hem de KKTC’nin hak ve menfaatlerini korumak adına aktif bir politika izlemektedir. Adanın doğusunda yer alan enerji rezervleri, Türkiye için sadece ekonomik potansiyel anlamına gelmemekte; aynı zamanda Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarının paylaşımı ve deniz ulaşım güvenliği açısından da merkezi bir konum arz etmektedir. Bu bağlamda, İsrail-GKRY savunma iş birliğinin artması, Türkiye’nin bölgedeki güvenlik çıkarlarıyla doğrudan çakışan bir nitelik kazanmakta; bölgesel kutuplaşmayı derinleştirmektedir. Türkiye’nin bu gelişmelere karşı dengeleme stratejileri geliştirmesi ve KKTC ile olan siyasi, diplomatik ve askeri bağlarını daha da güçlendirmesi, Doğu Akdeniz’deki güvenlik mimarisinin çok aktörlü bir denge üzerine oturduğunu göstermektedir. İsrail ile GKRY arasında artan savunma ilişkileri sadece iki ülkenin karşılıklı güvenlik ihtiyaçlarına yanıt vermekle kalmamakta; aynı zamanda Doğu Akdeniz’de enerji, güvenlik ve egemenlik ekseninde şekillenen geniş kapsamlı jeopolitik mücadelenin bir parçası olarak değerlendirilmektedir.

Bu yeni güvenlik düzeni içinde Kıbrıs’ın önemi, İsrail ve Türkiye açısından giderek artmaktadır. GKRY’nin İsrail’e yakınlaşmasının arkasında hem stratejik hem de siyasi nedenler bulunmaktadır. İlk olarak, İsrail ile geliştirilen enerji, güvenlik ve savunma iş birlikleri sayesinde GKRY, Doğu Akdeniz’deki konumunu güçlendirmeyi ve bölgesel aktörler nezdinde meşruiyetini artırmayı hedeflemektedir. İsrail’in askeri ve teknolojik kapasitesinden yararlanarak bir taraftan caydırıcılığını artırmakta diğer taraftan da uluslararası sistemde daha görünür hale gelmektedir. Ayrıca, İsrail’in ABD ve Batı nezdindeki güçlü konumunu bir kalkan olarak kullanarak AB ve NATO içindeki etkisini artırmak istemektedir.

Bu yakınlaşma, aynı zamanda GKRY’nin Kıbrıs Türkleri üzerindeki baskısını artırmaya yönelik dolaylı bir araç işlevi görmektedir. İsrail ile geliştirilen ilişkiler, GKRY’nin adanın tamamını temsil etme iddiasını güçlendirmekte; bu durum da Türk tarafının siyasi eşitliğini ve KKTC’nin varlığını zayıflatmayı hedefleyen girişimlere meşruiyet zemini oluşturmaktadır. Rum yönetimi, uluslararası arenada “tek meşru hükümet” olarak tanınmasının sağladığı avantajı, Türkiye ve KKTC’yi dışlayıcı enerji ve güvenlik projeleriyle pekiştirmeye çalışmaktadır. GKRY’nin uzun vadeli hedefi, adanın tek hâkimi olarak uluslararası alanda kalıcı bir konum edinmek ve Türk tarafının siyasi varlığını zamanla işlevsizleştirmektir. Bu doğrultuda, diplomatik, ekonomik ve enerji alanlarında çok taraflı ilişkiler geliştirerek yalnızlaştırma politikaları izlenmekte; aynı zamanda AB üyeliğini ve bölgesel ittifakları stratejik bir baskı aracına dönüştürmektedir. Enerji iş birlikleri, askeri tatbikatlar ve diplomatik hamleler bu büyük stratejinin parçaları olarak öne çıkmaktadır.

GSI PROJESI

Yunanistan, GKRY ve İsrail arasında planlanan deniz altı elektrik bağlantı sistemi olan “Great Sea Interconnector” (GSI) projesi, yalnızca bir enerji iletim girişimi değil; aynı zamanda Doğu Akdeniz’deki jeopolitik rekabetin yeni bir boyutunu temsil etmektedir. Proje, üç ülke arasında elektrik şebekelerinin birbirine entegre edilmesini öngörmekte ve enerji arz güvenliği kadar bölgesel güç dengelerini de doğrudan etkileyecek bir nitelik taşımaktadır. Ancak bu girişim, bölgedeki mevcut siyasi ve hukuki ihtilaflar nedeniyle jeopolitik açıdan oldukça karmaşık bir zemine dayanmaktadır. Projenin hayata geçirilmesi planlanan deniz alanlarının bir kısmı, Türkiye ve KKTC tarafından yetki alanı olarak kabul edilen bölgelerle örtüşmekte veya bu alanlara oldukça yakın seyretmektedir. Bu durum, projeyi sadece teknik bir altyapı yatırımı olmaktan çıkarıp, egemenlik ve deniz yetki alanları meselesine dönüştürmektedir. Türkiye ve KKTC, söz konusu projeye karşı çıkmakta ve bölgedeki Türk hak ve menfaatlerinin göz ardı edilerek gerçekleştirilecek her türlü enerji ve altyapı girişiminin uluslararası hukuka aykırı olduğunu savunmaktadır. Türkiye, bu tür projelerin yalnızca GKRY üzerinden şekillendirilmesinin adadaki Türk tarafını yok sayan tek yanlı bir yaklaşım olduğunu vurgulamakta ve Doğu Akdeniz’de kapsayıcı, diyalog temelli bir enerji iş birliği zemini oluşturulması gerektiğini savunmaktadır. Dolayısıyla GSI projesi, teknik açıdan olduğu kadar siyasi açıdan da risk barındıran bir girişimdir. Bu bağlamda, projenin ilerlemesi halinde Doğu Akdeniz’de gerilimi artırma ve bölgesel kutuplaşmayı derinleştirme potansiyeli taşımaktadır.

KIBRIS SORUNU ÇÖZÜLMEDEN, DOĞU AKDENIZ’DEKI ENERJI VE GÜVENLIK PROJELERININ SÜRDÜRÜLEBILIRLIĞI VE BÖLGESEL IŞ BIRLIĞI ZOR OLACAKTIR. TÜRKIYE, KIBRIS TÜRKLERININ HAKLARINI SAVUNMAYA DEVAM EDERKEN, ADADAKI TÜM TARAFLARIN KATILIMINI ÖNGÖREN DIYALOG VE IŞ BIRLIĞI TEMELLI BIR ÇÖZÜM ÖNERISI SUNMAKTADIR. ANCAK, KIBRIS SORUNUNUN ÇÖZÜLMEMESI, DIŞLAYICI YAKLAŞIMLARI BESLEYEREK BÖLGESEL GÜVENLIK MIMARISINDE KALICI BIR ISTIKRARSIZLIK YARATMAKTA VE BU DA TÜRKIYE’NIN GÜVENLIK POLITIKALARININ DAHA BELIRLEYICI OLMASINA NEDEN OLMAKTADIR.

SONUÇ

Sonuç olarak, Doğu Akdeniz’deki gelişmeler, sadece enerji ve altyapı projeleri üzerinden değil; aynı zamanda bölgesel güç dengeleri, güvenlik mimarileri ve küresel stratejiler ekseninde şekillenmektedir. Türkiye’nin bölgedeki caydırıcı gücü, hem kendi ulusal çıkarlarını hem de Kıbrıs Türklerinin hak ve menfaatlerini koruma kararlılığı ile birleşerek dengeleri etkileyen belirleyici bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Buna karşın İsrail’in GKRY ile birlikte kurmaya çalıştığı güvenlik şemsiyesi, enerji ve savunma iş birlikleri yoluyla Türkiye ve KKTC’yi bölgesel projelerden dışlamayı hedeflemektedir. Bu gelişmeler adadaki siyasi sorunun derinleşmesine ve de bölgesel kutuplaşmanın artmasına neden olmaktadır.

Diğer yandan, Kuşak Yol gibi küresel ölçekli projelere alternatif olarak şekillendirilen IMEC benzeri girişimler, Batı’nın Çin etkisini sınırlama ve Doğu Akdeniz üzerinden yeni enerji ve lojistik koridorları oluşturma çabasını yansıtmaktadır. Ancak Gazze’de süregelen İsrail saldırılarının yarattığı insani ve siyasi kriz, bölgesel barışın önündeki en büyük engellerden biri olarak dikkat çekmektedir. Bu bağlamda, enerji temelli iş birliklerinin ancak adil, kapsayıcı ve uluslararası hukuka uygun yaklaşımlar çerçevesinde kalıcı barışa hizmet edebileceği unutulmamalıdır. Aksi halde Doğu Akdeniz, barış ve iş birliğinden çok, dışlayıcı bloklaşmalar ve güç mücadelesinin sahnesi olmaya devam edecektir.

Kaldı ki Kıbrıs sorunu çözülmeden, Doğu Akdeniz’deki enerji ve güvenlik projelerinin sürdürülebilirliği ve bölgesel iş birliği zor olacaktır. Türkiye, Kıbrıs Türklerinin haklarını savunmaya devam ederken, adadaki tüm tarafların katılımını öngören diyalog ve iş birliği temelli bir çözüm önerisi sunmaktadır. Ancak, Kıbrıs sorununun çözülmemesi, dışlayıcı yaklaşımları besleyerek bölgesel güvenlik mimarisinde kalıcı bir istikrarsızlık yaratmakta ve bu da Türkiye’nin güvenlik politikalarının daha belirleyici olmasına neden olmaktadır.