Prof. Dr. Fahri ERENEL / Doç. Dr. Ebru CAYMAZ
6 ŞUBAT DEPREMLERI ESNASINDA SALT X PLATFORMU’NDA PAYLAŞILAN ILETI SAYISI 150 MILYONU AŞARKEN BAHSI GEÇEN DURUM BILGI KIRLILIĞINI DE IÇEREN BIR INFODEMI DURUMUNA NEDEN OLMUŞTUR. ÖYLE KI İLETIŞIM BAŞKANLIĞI, SOSYAL MEDYA ÜZERINDEN HALKA ARACISIZ OLARAK SUNULAN YANLIŞ BILGILERLE MÜCADELE EDEBILMEK AMACIYLA GÜNLÜK DEPREM DEZENFORMASYON BÜLTENLERI YAYIMLAMAK DURUMUNDA KALMIŞTIR. BAHSI GEÇEN YANLIŞ BILGILER, SOSYAL MEDYA PLATFORMLARINDA ETKI ALANLARI GIDEREK GENIŞLEYEN “YANKI ODALARI”NIN GÜÇLENMESINE KATKI SAĞLAMIŞTIR.
6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen ve 11 ilde neden olduğu yıkım ve kayıplarla asrın felaketi olarak tanımladığımız Kahramanmaraş merkezli depremler, düşünülenin aksine çalıştığımız yerden geldi. AFAD tarafından geliştirilen Afet Yönetimi ve Karar Destek Sistemi (AYDES)’nde yer alan deprem senaryosu, Kahramanmaraş’ta meydana gelebilecek 7,5 şiddetinde bir depreme yönelikti. Aynı senaryonun etki analizlerine bakıldığında başta Hatay olmak üzere birçok ilde yıkım öngörülmekteydi. Arama kurtarmada ulusal akreditasyona başvuran tüm ekipler, 2015 yılından beri bu senaryoya aşinaydı.
Diğer yandan afet müdahale süreçleri de titizlikle planlanmıştı; hangi lojistik depolar kullanılabileceği, bölgelere hangi yollardan ulaşılabileceği ve öngörülen yıkımların nerede gerçekleşeceğine dair veri setleri bulunmaktaydı. Ancak meydana gelen ikinci depreme dair hiçbir öngörü yoktu ve bu durum hem kaos yönetimi hem de kriz iletişimi bağlamında pek çok çıktıyı da beraberinde getirdi.
Sadece 6 ve 7 Şubat 2023 tarihlerini kapsayan iki günlük süreçte dahi Türkiye’de aktif olarak kullanılan sosyal medya uygulamaları üzerinden 52 milyon civarında paylaşım yapılması, müteakip günlerde paylaşım miktarının dakika başını 28.000’i aşması dezenformasyon, mezenformasyon ve malenformasyonun yayılımı bağlamında koordinasyon ekipleri için başlı başına bir zorluk oluşturmuştur.
Mezenformasyon en genel tanımı ile herhangi bir kötü niyet olmadan oluşturulan yanlış bilgi olarak ifade edilir. Dezenformasyon zarar vermek amacıyla kasıtlı olarak oluşturulan yanlış bilgi olarak tanımlanırken malenformasyon ise içerik olarak gerçeğe dayalı ve birilerine zarar vermek için oluşturulan bilgiyi ifade eder.1 6 Şubat depremleri esnasında salt X Platformu’nda paylaşılan ileti sayısı 150 milyonu aşarken bahsi geçen durum bilgi kirliliğini de içeren bir infodemi durumuna neden olmuştur. Öyle ki İletişim Başkanlığı, sosyal medya üzerinden halka aracısız olarak sunulan yanlış bilgilerle mücadele edebilmek amacıyla günlük deprem dezenformasyon bültenleri yayımlamak durumunda kalmıştır. Bahsi geçen yanlış bilgiler, sosyal medya platformlarında etki alanları giderek genişleyen “yankı odaları”nın güçlenmesine katkı sağlamıştır. Yankı odası, en genel ifade ile sosyal medya platformları aracılığıyla benzer inanç ve görüş sahiplerinin benzer misyonlar etrafında birleşerek fikir paylaştığı ve bu görüşlerin sürekli tekrarlanarak karşıt görüşlerin var olamadığı tek taraflı bir iletişim biçimidir. 6 Şubat depremleri esnasında da infodemi boyutuna ulaşan bilgi paylaşımı, bilhassa yankı odaları aracılığıyla yanlış bilginin yayılmasına sebebiyet vermiştir. Örneğin sosyal medya platformlarında sıklıkla paylaşılan “Kahramanmaraş’ta salgın hastalık başladı, şehrin tahliye edilmesi gerekiyor” veya “Hatay’da baraj patladı” vb. iddialar, etkilenen bölge halkı arasında panik ve kaosa yol açarak mevcut kriz yönetimi süreçlerini daha zorlu hale getirmiştir.
BILGI ÇAĞI YEPYENI BIR DIZI RISK VE KRIZI BERABERINDE GETIRIRKEN, ILETIŞIM VE BILGI TEKNOLOJILERINDEKI GELIŞMELER, INSANLARIN BU RISKLERE ILIŞKIN FARKINDALIĞINI ARTIRMANIN YANI SIRA RISK DEĞERLENDIRMESI VE BUNA BAĞLI SIYASI VE SOSYAL TARTIŞMALARA DAYALI DIYALOG VE ORTAK KARAR ALMA SÜREÇLERININ KAPSAMINI DA GENIŞLETMEKTEDIR. BILHASSA SOSYAL MEDYA GIBI BILGI VE HABERE ARACISIZ VE ANLIK ERIŞIM SAĞLAYAN PLATFORMLARIN KULLANIMINDAKI ARTIŞ, MEVCUT KRIZ ILETIŞIMI STRATEJILERININ DE GÖZDEN GEÇIRILMESINI ZORUNLU KILMIŞTIR.
Bilgi çağı yepyeni bir dizi risk ve krizi beraberinde getirirken, iletişim ve bilgi teknolojilerindeki gelişmeler, insanların bu risklere ilişkin farkındalığını artırmanın yanı sıra risk değerlendirmesi ve buna bağlı siyasi ve sosyal tartışmalara dayalı diyalog ve ortak karar alma süreçlerinin kapsamını da genişletmektedir. Bilhassa sosyal medya gibi bilgi ve habere aracısız ve anlık erişim sağlayan platformların kullanımındaki artış, mevcut kriz iletişimi stratejilerinin de gözden geçirilmesini zorunlu kılmıştır. Kriz iletişimi, topluma ve halka yönelik zararı önlemek ve azaltmak için kriz yönetimini destekleyen en önemli unsurlardan biridir. Bu süreçte halkın kendi kendine yeterliliğini ve kurumlarla iş birliğini artırmak (örneğin AFAD gönüllüğü), eğitim faaliyetleri, bilgi alışverişi ve kamusal tartışmalara katılım ve yeniden inşa ile ilgili karar alma süreçleri aracılığıyla toplumsal risk anlayışını güçlendirmenin yanı sıra kaynağı belirsiz ve doğrulanamayan bilginin paylaşımına destek vermemek, toplumsal afet direncini artırmada önemli bir adım olarak öne çıkar.
Öte yandan afet haberciliği alanının artan ölçüde önem kazanması ve bilinçlendirme faaliyetleri aracılığıyla afet okuryazarlığının artırılması, yanlış bilginin kasıtlı olarak yayılması ve infodemiye dönüşmesinin önündeki en büyük engeldir. Bu noktada afet haberciliği, okurları afetler, arama kurtarma çalışmaları, acil yönetim stratejileri ve afet sonrası hizmetler hakkında bilgilendirme ve farkındalık sağlama kritik öneme sahiptir.
Türkiye nüfusunun ortalama % 65,7’sinin aktif bir sosyal medya kullanıcısı olarak her gün sosyal medyada ortalama 2.5 saat vakit harcadığı göz önünde bulundurulduğunda afetler esnasında kaos ve kriz yönetimi süreçlerinde bahsi geçen nüfusun çok daha uzun süreler boyunca sosyal medyada içerik paylaşacaklarını ifade etmek yanlış olmayacaktır. Afet okuryazarlığı bu noktada kritik önem kazanmaktadır.
Afetler esnasında dezenformasyon yayılımına ilk defa 2011 yılında gerçekleşen Van Depreminde dikkat çekilmiştir. Depremden kısa bir süre sonra çevrime giren bilgilerin hatalı ve çarpıtılmış olarak servis edildiği 10.000’den fazla sosyal medya mesajı, afet yönetiminde görevli koordinasyon yetkilileri için önemli bir iş yükü oluşturmuştur. 23 Ekim 2011 tarihinde gerçekleşen Van depremine yönelik afet koordinasyon yetkilileriyle yapılan röportaj sonrası 25.10.2011 tarihli “Facebook ve Twitter kurtarma ekiplerini zora soktu” başlığıyla haber bültenlerine yansımıştır. 2
6 Şubat depremlerine müteakiben 215.255 ağır hasarlı ve yıkık konut sayısı ile Hatay ili depremden en çok etkilenen bölge olarak öne çıkar. Nitekim limanda meydana gelen büyük çaplı yangın ve deniz suyunun taşarak şehrin bir kısmını sular altında bırakması nedeniyle depremin ilk iki gününde X platformu üzerinden Hatay temasıyla 3.674.699 paylaşım yapıldığı görülmektedir. Diğer yandan arama kurtarma ekiplerine ve enkaz altındaki kişilere yönelik ilk iki günde 1 milyonu aşkın paylaşımın yapılması, veri yönetimi bağlamında hem kurtarma ekipleri hem de koordinasyon yetkilileri açısından başlı başına bir zorluk teşkil ederken sürekli meşgul edilen ihbar hatları gerçekten yardıma ihtiyaç duyan vatandaşların zamanında gerekli acil yardım malzemelerine erişimini de sekteye uğratmıştır.
Bu noktada ortaya çıkan bir diğer kritik husus ise afet lojistiği planlamasıdır. Tamamen iyi niyetle etkilenen bölgelere yardım etmek isteyen vatandaşlar, güvendikleri kurumlar aracılığıyla bağışlarını ivedilikle iletmek istemektedir. Bununla birlikte afet lojistiği planlaması hem uzmanlık hem de tecrübe gerektiren kritik bir uzmanlık alanıdır. Örneğin, hastanelerin acil kan ve medikal ihtiyaçlarını içeren araçların, kıyafet taşıyan tırların neden olduğu trafik nedeniyle gecikmesi ya da doğru zamanda doğru malzemenin doğru yere ulaşmasını sekteye uğratacak türde yapılan planlamaların yanı sıra bölgeye varan araçların taşıdıkları malzemeyi kar/yağmur altında boşaltarak malzemelerin kullanılmaz hale gelmesi, etkilenen bölgede yaşayan vatandaşlar arasında muhtelif sorunlara yol açmaktadır.
Teknolojik gelişmelere paralel olarak kendisini sürekli geliştiren iyi bir afet yöneticisi, klasik kriz yönetimi süreçlerinin yanı sıra afet okuryazarlığı, kriz iletişimi, afet lojistiğinde yeni yaklaşımlar vb. alanlarda asgari düzeyde farkındalık ve yönetim becerilerine sahip olmak durumundadır. Yapı stoğunun sorunlu olduğu Türkiye örneklemi göz önünde bulundurulduğunda her ne kadar risk yönetim süreçlerinin önemi vurgulansa da toplum tabanında beklenen farkındalık dönüşümü sosyolojik açıdan uzun yıllar gerektiren bir süreç olarak öne çıkar. Diğer yandan her an afet riskiyle karşı karşıya kalan ülkemizde bahsi geçen dönüşüm süreci tamamlanıncaya kadar o esnada karşılaşılan krizlere daha etkin müdahale edebilmek için uygun stratejiler belirlenerek önlemler alınması elzemdir.
Günümüz dünyasında küresel çapta risk azaltım altyapısına yön veren Sendai Risk Azaltma Çerçevesi 2030 yılında sona erecektir. Birleşmiş Milletler halihazırda yeni bir risk azaltım çerçevesi için çalışmalarına devam ederek uluslararası çalışma grupları oluşturmaktadır. Risk yönetimi ancak toplum tabanında karşılık bulduğunda etkin bir şekilde uygulanabilmektedir. Bu minvalde başta AFAD olmak üzere muhtelif kamu kurumlarına büyük görevler düşmektedir. AFAD tarafından geliştirilen afet gönüllüğünün yaygınlaştırılması, ilk 72 saatte bu eğitimi alan vatandaşların temel olaylara müdahale edebilme kapasitelerini artırmaları bakımından çok önemlidir.
Afet esnasında yönetim fonksiyonlarının daha etkin yürütülebilmesi ise bilişim altyapısından tecrübeli personele, kapsamlı kriz iletişimi stratejilerinin uygulanmasından afet lojistiği planlamasına kadar birçok etkene bağlıdır. Bu noktada koordinasyon yetkililerinin Birleşmiş Milletler tarafından kullanılan VOSOCC ve GDACS gibi uygulamaları etkin bir şekilde kullanabilmeleri oldukça önemlidir. Bir diğer öne çıkan husus ise İletişim Başkanlığı bünyesinde Kriz İletişimi Çalışma Grupları oluşturularak hem klasik hem de yeni nesil afetlere yönelik senaryo bazlı eğitimler düzenlenmesi, içerikler hazırlanması ve kapsamlı bir şekilde halkı bilinçlendirme faaliyetlerinin yürütülmesidir.
GÜNÜMÜZ DÜNYASINDA KÜRESEL ÇAPTA RISK AZALTIM ALTYAPISINA YÖN VEREN SENDAI RISK AZALTMA ÇERÇEVESI 2030 YILINDA SONA ERECEKTIR. BIRLEŞMIŞ MILLETLER HALIHAZIRDA YENI BIR RISK AZALTIM ÇERÇEVESI IÇIN ÇALIŞMALARINA DEVAM EDEREK ULUSLARARASI ÇALIŞMA GRUPLARI OLUŞTURMAKTADIR. RISK YÖNETIMI ANCAK TOPLUM TABANINDA KARŞILIK BULDUĞUNDA ETKIN BIR ŞEKILDE UYGULANABILMEKTEDIR. BU MINVALDE BAŞTA AFAD OLMAK ÜZERE MUHTELIF KAMU KURUMLARINA BÜYÜK GÖREVLER DÜŞMEKTEDIR.