Ulusal Güvenlik Endişesi ile Saldırganlık Arasında Rusya’nın Stratejik Yanılgısı

May 15, 2023 - 20:28
 0  126
Ulusal Güvenlik Endişesi ile Saldırganlık Arasında Rusya’nın Stratejik Yanılgısı

Rusya’nın 24 Şubat’ta başlattığı Ukrayna işgalinin üzerinden kısa bir süre geçmiş olmasına rağmensürecin yerel, bölgesel ve küresel düzeyde yeni bir politik atmosferin şekillenmesine neden olduğu görülmektedir. Çatışma sürecinde yaşanan gelişmeleri önceki birçok çatışmadan farklılaştıran unsurlara bakıldığında ise;

 

Birincisi, Rusya gibi büyük bir gücün sahip olduğu kapasite ve kabiliyetler ve harp doktrini dikkate alındığında, sınır komşusu ve aynı zamanda yeterli askeri kabiliyetlerden yoksun olan küçük bir devleti (Ukrayna) işgal planının zor olmayacağı beklentisinin eksik bir okumanın sonucu olduğu, İkincisi, çatışmanın ilk saatlerinden itibaren Batılı ülkelerin önceki kriz alanlarından farklı olarak kısa sürede tutum değişikliğine giderek Ukrayna’ya desteğini kınama kararlarının ötesine taşımasıdır. Üçüncüsü, Rusya’nın Batı tarafından izolasyonunun çok boyutlu ve çok aktörlü olmasıdır. Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’ni “çevreleme politikasını” andıran bu izolasyon sürecinde o dönemden farklı olarak ticari ve ekonomik yaptırımlar, hava sahasının kapatılması, ulus aşırı örgütlerin baskılama sürecinde aktif yer almasıdır.

 

Dördüncüsü, en dikkat çekicisi, teknoloji şirketlerinin (Google, Microsoft, Meta vb.) ellerindeki araçları bir devlete karşı doğrudan harekete geçirerek çatışma sürecinde pozisyon almış olmasıdır. Bu durum teknoloji şirketlerinin dijital alanda inşa ettikleri egemenlik ve kazanımları hem devletlerle koordineli hem de kendi başlarına nasıl bir güç olarak kullanabildiklerini anlama noktasında önemli bir tartışma konusunu oluşturmaktadır. Beşincisi, siber savaş araçlarının ve dezenformasyon savaşları yöntemlerinin aktif olarak kullanılması dikkat çekicidir.

 

Diğer taraftan dış aktörlerin çatışma sürecinde pozisyon alması ve yabancı savaşçıların (Batı kamuoyu bunu “gönüllü savaşçılar” olarak kavramsallaştırıyor) sürece dahil olması, ayrıca Wagner ve Çeçenlerin çatışma sürecine dahil olması mevcut çatışma dinamiklerinin Suriye iç savaşıyla benzeşen yönlere sahip olduğunu göstermektedir. Ukrayna’nın Rusya ile Batı arasındaki rekabetin önemli bir parçası ve çatışma alanına dönüşmüş olması da bir anlamda buranın taraflar arasındaki vekalet savaşlarının adresi olması riskini taşımaktadır.

Bütün bu gelişmeler, Ukrayna’da çatışmanın salt iki egemen devletin savaşı olmaktan öteye geçmesine ve savaşın karakterinin de giderek bir hibrit savaşa dönüşmesine yol açmaktadır.  İşgalin uzaması ve Ukrayna’daki istikrarsızlığın derinleşmesi Avrupa, Rusya ve bölge güvenliği açısından daha maliyetli bir sonucun ortaya çıkmasına neden olabilir.

 

RUSYA’YI ÇATIŞMAYA İTEN SENARYOLAR

 

Buradaki önemli sorulardan biri çatışma sürecini başlatan Rusya’nın hangi senaryo üzerinden eyleme geçtiği sorusudur. İşgal sürecinin ikinci haftasında Rusya’nın sahadaki kayıpları ve uluslararası sistemde karşı karşıya kaldığı baskılanmanın boyutları dikkate alındığında Moskova’daki karar verici aktörlerin kurguladıkları senaryonun gerçekte topal kaldığı değerlendirilebilir. Bölgesel ve küresel gelişmeler dikkate alındığında Moskova’yı savaş kararı almaya iten başlıca unsurları özetlemek şu şekilde mümkün olabilir;

 

  • 21. yüzyılın başlangıcından itibaren kırılganlığın hâkim olduğu uluslararası sistemin tek kutuplu olmaktan ziyade dengesiz çok kutuplu bir noktaya evirilmesi ve Moskova’nın söz konusu kutuplardan biri olma iddiası. Son yıllarda elde ettiği kazanımlarla askeri ve jeopolitik kazanımlarını artıran Rusya’nın birçok bölgede dengeleri değiştirici veya belirleyici aktöre dönüşmesinin kazanımlarını genişletme noktasında sağladığı motivasyon;
  • Özellikle pandemi süreciyle birlikte küresel sistemde artış gösteren belirsizliklerin ve ABD’nin liderliğindeki Batılı ülkelerin dağınık görüntüsünün yeni bir fırsat yarattığı düşüncesi;
  • Gürcistan, Suriye, Kırım’a doğrudan Libya’ya ise daha çok dolaylı olarak müdahil olan Moskova’nın bu süreçte sınırlı etkileri olan yaptırımlar dışında zorlayıcı bir müdahale ile karşılaşmamış olması buna karşılık adım adım ortaya koyduğu sınırlı hedeflerine düşük maliyet üzerinden maksimum kazanıma ulaşmış olması;
  • Ukrayna’daki gelişmeleri, Rusya’nın ulusal güvenliği için önemli bir tehdit olarak gören Putin’in Gürcistan ve Kırım’da sağladığı başarının Kiev özelinde de gerçekleştirebilecekleri kapasitede olduğu inancına sahip olması;
  • Diğer taraftan ABD’nin ağırlığını Asya’ya kaydırmış olması, ulusal güvenlik stratejisinde önceliğin Çin’e verilmiş olmasının Moskova’ya yeni bir alan açmış olduğu noktasındaki yaklaşım. Benzer şekilde Avrupa’nın üç önemli ülkesi olan İngiltere’de Başbakan Boris Johnson’ın siyasi çalkantılarla, Almanya’nın Merkel sonrası dönemde yeni hükümetin yol haritasındaki belirsizliklerle ve Fransa’nın gündeminin ise Cumhurbaşkanlığı seçimi olması Moskova için Avrupa merkezli konjonktürü bir fırsata dönüştürmüştür.

 

RUSYA’NIN BÜYÜK STRATEJİSİNE GÖLGE DÜŞTÜ

 

Soğuk Savaş’ın sosyo-politik ikliminde yetişmiş ve etkin görevler almış olan ve birçok Rus karar verici gibi Sovyetler Birliği’nin dağılması gibi bir trajediyi yaşamış olan Putin, uluslararası ilişkileri reel politik çerçevede ele alan liderlerin başında gelmektedir. İmparatorluklar çağından beri büyük güç olan gelen Rusya’nın yeniden güç kazanması ve sistemin dominant gücü olması Putin ve Rus karar vericilerin en önemli önceliği olmuştur.  Böyle bir noktada Rusya gibi bir aktörün sınırlarında Batı ile yakın ilişkilere sahip, NATO ve AB üyeliği gibi politik hedefleri olan bir Kiev’in varlığını tehdit olarak algılaması anlaşılabilir. Ancak Moskova’nın Ukrayna gibi kapasitesi zayıf bir gücü öncelikli tehdit alanı olarak belirlemesi stratejik anlamda yanlış olmuştur. Bunun nedenlerini açıklayacak olursak;

 

  • İki ülkenin kapasite ve kabiliyetleri karşılaştırıldığında Ukrayna’nın Rusya’ya saldırması veya Kırım’ı ele geçirmesi sınırlı bir risk alanından ibarettir.
  • Hem güvenlik sorunlarının çeşitlilik arz etmesi hem de ittifakın karşı karşıya bulunduğu yapısal sorunlar NATO’nun savunma eksenli hareket etmesini öne çıkarmıştır. Özellikle Gürcistan ve Kırım işgali sonrası NATO’nun teknik olarak Rus sınırlarına genişleme fikrini pratiğe dökmekten uzaklaştığı bir durum söz konusu hale gelmişti. (Ukrayna’nın olası bir üyeliği de orta ve uzun vadeli bir sorundur)
  • NATO, Avrupa Birliği ve genel olarak Batının birden fazla sorunla karşı karşıya olduğu ve ortak dış politika ve güvenlik konularında hareket etme kabiliyetinin zayıflamaya başladığı bir dönemde, Rusya, tıpkı Çin gibi önceliğini kapasitesini artırma ve Batı’ya karşı başka alanlarda rekabet etmek yerine Ukrayna’yı ana merkeze yerleştirerek sert güç tehdidinde bulunması stratejik bir hata olmuş ve Batı’nın Rusya tehdidi karşısında birleşmesini ve kolektif güvenlik anlayışının yeniden zemin kazanmasına yol açmıştır.
  • Bir başka durum ise yukarıda da belirttiğimiz nedenler de göz önüne alındığında Rusya’nın küresel güç olma amacını içeren büyük stratejisinin, Moskova için orta ve uzun vadede sınırlı bir tehdit olabilecek Ukrayna meselesine feda edilmiş olmasıdır. Rusya’nın saldırıları sonucu Kiev’in işgal edilmesi mümkün olsa bile, çatışma süreciyle birlikte Avrupa, Amerika ve bazı Asya ülkelerinin Rusya’ya yaptırım uygulaması ağır maliyetli bir tablonun ortaya çıkmasına yol açmış görünmektedir. Elbette Rusya, Ukrayna’yı işgal ederek, Karadeniz’deki gücünü artırabilir veya NATO’dan kaynaklı tehdidi ötede tutabilir ama ekonomik, teknolojik ve diplomatik alanda yaşadığı kayıplar, küresel güç olma stratejisini olumsuz etkileyecektir.
  • Özellikle Rusya’nın sert gücü merkeze alan agresif bir politika izlemesi, küresel rakiplerinin ve komşularının tehdit algısını artırmıştır. Bu durum Moskova ile iş birliği içerisinde olan aktörlerin dahi güvenlik ikilemi yaşamasına ve sonraki hedefin kendileri olup olmadığı konusunda Moskova’ya güvenmemelerine zemin hazırlayacaktır.
  • Rusya’nın büyük stratejisine zarar veren bir diğer unsur ise Rusya’nın Ukrayna ekseninde yaşayacağı siyasi, ekonomik, teknolojik ve askeri kayıpların veya artan maliyetlerin Moskova’yı küresel alandaki rakipleriyle mücadelede geri bırakması ihtimalidir. Bu durum, Moskova’nın işgal öncesi kendi kapasite ve kabiliyetlerine fazla güvendiğini de göstermektedir. Oysa Rusya, çatışma dinamiklerinin pimini erkene çekerek, küresel vizyonunu da zayıflatmıştır.

 

ÇİN VE ABD AÇISINDAN YENİ İMKANLAR

 

Bu gelişmelerin ortaya çıkardığı bir diğer gerçeklik ise mevcut rakiplerinin Moskova’nın zayıflaması veya çatışma süreciyle meşgul olmasından kazançlı çıkmasıdır. Nihayetinde maliyetli bir kazanım dahi Moskova için kayıp olacaktır. Bu durum Washington ve Pekin için önemli fırsatlar doğuracaktır. Pekin’in işgal öncesi dönemde Rusya’nın ulusal güvenlik endişelerini gündeme taşıyarak hak vermesi, kendisinin de benzer sorunlar yaşadığı düşünüldüğünde makul bir yaklaşımdır. Öte yandan Moskova’nın ofansif tavrı Pekin’i de rahatsız etmiştir. Günümüze kadar uluslararası sistemde “barışçıl yükseliş” politikası izleyen Pekin’in başka bir ülkenin egemenliğine saldırıya karşı çıkma noktasındaki tutumunu şimdilik sürdürdüğü yapılan açıklamalardan anlaşılmaktadır. Yine de Pekin’in işgal öncesinde yüksek sesle olmasa da zımni olarak Rusya’ya destek verdiği iddia edilebilir. Birincisi Moskova’nın eylemi sonrası Avrupa güvenliğinin tehdit altına girmesi ile birlikte Washington’ın daha fazla Avrupa’ya odaklanması ihtimali. Böylece ABD’nin birden fazla alana odaklanması Pekin için olumlu bir senaryo olacaktır. İkincisi Rusya’nın Batı ile karşı karşıya gelmesi halinde Pekin’e daha fazla ihtiyaç hissedecek olması.

Üçüncüsü orta veya uzun vadede Pekin için rekabet etmek zorunda kalacağı bir aktörün Pekin’in içinde yer almadığı bir çatışma ortamında zayıflamasıdır. Bu durum Moskova’nın ileriki dönemde ekonomik ve ticari konuların yanı sıra, altyapı, teknoloji ve lojistik anlamda da Çin’e daha fazla ihtiyaç duymasına neden olabilir. Dördüncü bir sonuç ise Moskova’nın agresif eylemlerinin sonuçları itibariyle Çin için önemli veriler sunmasıdır. Başka bir ifade ile Batı-Moskova rekabetinin 21. yüzyıldaki yansımaları hali hazırda yükselişini sürdüren ve ABD tarafından en önemli rakip ve tehdit olarak algılanan Pekin açısından olası bir güç rekabetine hazırlıksız girmenin sonuçlarını anlama noktasında önemli dersler sunmasıdır. Elbette Çin, ekonomik gücü ve geliştirmeye devam ettiği askeri ve teknolojik imkanları ile Moskova’dan ayrışmaktadır. Özellikle Çin’in ABD ve Avrupa ülkeleri ile ticarette dengenin pozitif tarafında yer alması Çin’e yönelik baskılama araçlarını sınırlandırabilir. İkincisi jeopolitik anlamda da Çin, ABD’nin en önemli müttefiki Avrupa ülkelerinden uzaktır. Asya’da ise NATO gibi güçlü veya AB gibi bir birlik bulunmamaktadır. Bu nedenle benzer bir izolasyon ve sıkıştırma seçeneğinin sınırları olacaktır. Yine de Moskova’nın karşı karşıya kaldığı tablo, Pekin için üzerinde durulması gereken bir noktadır.

ABD açısından mevcut çatışma ortamının pozitif ilerlediği kaydedilebilir. Washington, küresel rekabette karşı karşıya kaldığı iki önemli güçten biriyle doğrudan çatışmaya girmeyerek izole etme ve baskılama imkânı bulmuştur. İkinci etapta Moskova kaynaklı güvenlik endişeleri, Avrupalı müttefiklerin ABD’ye olan ihtiyacını ve NATO’nun önemini bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Üçüncüsü ABD, küresel hegemonyasını yeniden tahkim etme noktasında önemli bir fırsat yakalamıştır. Ancak, bölgesel güçlerin kendi kapasitelerini geliştirmeye odaklanması ve Washington’a güvensizliğin artmış olması bu senaryonun sınırlı kalmasına neden olabilir. Dördüncüsü Çin ve Rusya ile aynı anda mücadele etmek yerine Moskova’nın hatalarından yararlanarak rekabetteki etkisini sınırlandırma imkanını elde edebilir.

 

Öte yandan, Rusya-Ukrayna krizinin derinleşerek sürmesi, Rusya’ya yönelik izolasyon politikasının uzaması Rus karar vericileri daha da agresifleştirebileceği unutulmamalıdır. Nasıl ki Moskova’nın ulusal güvenliğini koruma iddiası ile agresif bir politika arasındaki dengeyi yeterince iyi kurgulayamaması, Rusya açısından maliyetli sonuçlara yol açmışsa, Batının Moskova üzerinden kuşatılmışlık algısı kurması da Moskova’nın saldırganlığını artırabilir ve çatışma limitlerinin genişlemesine yol açabilir.

 

What's Your Reaction?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Mesut ÖZCAN Mesut ÖZCAN Kimdir Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünde lisans, Marmara Üniversitesi Ortadoğu Siyasi Tarihi ve Uluslararası İlişkiler bölümde yüksek lisans yaptı. Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü'nde doktora eğitimini sürdüren Özcan, uluslararası güvenlik ve uluslararası sistemin dönüşümü üzerine çalışmalar yapmaktadır. Daha önce yurtdışında güvenlik ve dış politika alanlarında araştırmalar yapan Özcan'ın çeşitli düşünce kuruluşları, dergi ve gazetelerde yayınlanmış makaleleri bulunmaktadır.