Ukrayna-Rusya Çatışmasında Jeoekonomİk Amaçlar ve Yansımaları

May 16, 2023 - 01:13
 0  127
Ukrayna-Rusya Çatışmasında Jeoekonomİk Amaçlar ve Yansımaları

Şubat ayı ortalarından itibaren ABD hükümetinden gelen açıklamaları değerlendirdiğimizde karşımıza iki temel bilgi, bir de bağımlı üçüncü bilgi çıkmaktadır:

i.) Rusya Ukrayna’yı işgal edecektir ii.) Bu işgal karşısında ABD herhangi bir askeri karşılık vermeyecektir.

Bu açıklamaların doğal neticesi olarak, iii.) NATO, Rusya ile askeri çatışmaya girmeyecektir. Buna Ukrayna hava sahasının uçuşa yasak bölge olarak kısmen veya tamamen tanımlanmayacağı bilgisi dahildir.

ABD hükümeti en başından itibaren Ukrayna için savaşılmayacağını açıkça ortaya koymuştur. Öncelikle, “Bu gerçekçi uygulanabilir bir düşünce midir? ABD tam tersini yaparak NATO’yu askeri çatışma alanlarına yönlendiremez miydi?” sorularını sorarak analizimiz için başlangıç noktamızı, koşullarımızı belirlemek istiyorum. Her dinamik sürecin bir başlangıç koşulu olduğuna ve bu sürecin kararlı-hale varıp varmayacağını belirleyen temel bileşenlerden birisinin de başlangıç koşulu olduğunu bildiğimize göre, bu sorunun yanıtı, bir dinamik süreç olarak tanımlayabildiğimiz Ukrayna-Rusya askeri çatışmalarının başlangıç koşulunu oluşturacaktır. ABD, NATO ülkelerini bir askeri çatışma stratejisi etrafında birleştirmenin olanaksız olduğunu bildiği için, uygulayabileceği en gerçekçi hamle kümesine yönelmiştir. O da Şubat ayı ortasından beri anons ettiği, Ukrayna’yı Rusya’ya teslim ediyormuş görüntüsü uyandıran yaklaşımdır. O halde artık, NATO’nun askeri bir çatışmanın tarafı olamayacağını bildiğimize göre, söz konusu dinamik sürecin nasıl evrileceğine odaklanmamız gerekmektedir. ABD ve G-7 müttefikleri açısından sürecin başlangıç koşulu askeri müdahaleler olmadığına göre, nedir?

Sorumuzun yanıtı şöyledir:  ABD’nin belirlediği karşı hamlelerin tamamının finansal, reel ekonomik ve ticari düzlemde olduğunu gözlemliyoruz. O zaman, başlangıç koşulunu ABD ve G-7 ülkeleri, geri kalan NATO ülkelerine bildirmeden önce, kendi finansal, ekonomik ve ticari düzlemlerinde belirlemişlerdir. Bu bilgi karşımıza iki durumu çıkarmaktadır: 1.) Artık karşımızda küresel ölçekte finansal, ekonomik ve ticari “çatışmaya” doğru evrilen bir dinamik süreç mevcuttur. 2.) Ülkemiz dahil, G-7 dışında kalan NATO ülkeleri, orta gelir düzeyindeki ülkelerdir, ve ileride genişletilecek finansal, reel ekonomik, ticari yaptırımların ne olacağı konusunda çok kısmi bir söz hakları olacaktır ya da o da olmayabilir. 

ASIMETRİK BİR STRATEJİK “OYUN”

Rusya askeri çatışma içerisinde Ukrayna’yı hedef alırken; ABD ve G-7 ülkeleri finansal, reel ekonomik ve ticari çatışma içerisinde Rusya’yı hedef almaktalardır. Bu mücadele asimetrik bir stratejik “oyun” çerçevesinde ele alınabilir.  O halde sırası ile tarafların hedef ve amaçlarına, bu hedef ve amaca erdiklerinde bekledikleri kazançlara bakalım. Rusya perspektifinden ele alındığında, amacın:  NATO’nun Karadeniz’in doğusuna doğru genişlemesini durdurmak; sınırlarında uzun-menzilli füzelerin varlığını engellemek, nükleer silahlardan arındırmak, ülkesine yönelen askeri “tehdit” unsurlarını minimize etmektir. Mümkünse bu amaç için, Ukrayna’nın bir kısmını işgal altında tutarak, silahsızlanmaya zorlamak ve işgal altında tutmayı planladığı sürede Ukrayna devlet işleyişini prensiplerini uzun-dönemli kendi eksenine dönüştürmek.

Ukrayna açısından bakıldığında ise amaç toplumsal gelişim, kalkınma üzerine kuruludur: Avrupa Birliği ile sosyo-ekononik entegrasyonu gerçekleştirmek, NATO şemsiyesi altında Rusya’nın çok-yönlü hatta geçmişten gelen etkisinden sosyo-ekonomik düzlemde “uzaklaşmak”. 

ABD açısından ele alındığında ise; harekete geçiremediği bir NATO söz konusu olduğu için, hedefi Rusya’nın NATO’yu hızlıca genişleyecek “tehdidi” duyuyor olmasını körüklemeye devam etmektir. Böylece Rusya’yı askeri düzlemde mücadele etmeye sevk edecek, kendisi o düzlemde hiç bulunmayarak, bir ringde yediği yumruğun nereden geldiğini bilemeyen ama ringde beklemeye devam eden boksör durumunda tutmayı hedeflemektedir.

O zaman Rusya’nın hamleleri askeri düzlemde olduğu için zaten sınırlıdır. Hamlelerin üst sınırı nükleer bomba atılmasıdır. Askeri hamleler Ukrayna’nın belirli şehirlerinin kuşatılması, işgal edilmesi, meskun bölge çatışmalarını oluşturacaktır. Bu açıdan bakıldığında, Rusya’nın hamle kümesi sınırlı ve belirlidir.

Diğer yandan, ABD ve G-7 müttefikleri Ukrayna’ya silah, cephane, para yardımı yaparak Ukrayna askeri gücünü destekleyerek, Rusya’nın askeri alanda mümkün olduğu kadar “meşgul” edilmesini, çatışmaların meskenlerin yer aldığı alanlarda süregen hale gelmesini, uluslararası medyada bu çatışma haberlerinin sürekli yer edinmesini sağlamayı da hedeflemektedir. Peki neden savaşın uzatılması ve dünya kamuoyunun bununla meşgul edilmesi istenmektedir? Bu sorunun yanıtını verebilmek için, “yumruğun” geldiği düzleme, yani yaptırımlara bakmamız gerekmektedir. Aşağıdaki ilk 2 madde doğrudan etkileri, 3 ve 4. maddeler dolaylı etkileri sıralamaktadır.

  1. Finansal yaptırımlar: i.) Rusya’yı küresel finansal sistemden dışlamak hedefini gütmektedir. Böylece, Rus devleti ve rus şirketlerinin uluslararası finansal sistemden kurumsal olarak ucuza borçlanmasının önü kesilecektir; çok yüksek faizle borçlanır durumda tutulacaktır. Bunun miktar göstergesi CDS primleri 1000’in üzerine çıkmıştır.  ii.) Rus Merkez Bankası’nın rezervlerindeki ABD dolarının kullanımı engellenecektir, buna ABD dolarının sahibi ABD Merkez Bankası (FED)’in hem yetkisi hem de imkanı vardır. Böylece görünürde 650 milyar ABD doları olan Rus serbest döviz rezervinin 10-20 milyar ABD doları kullanılabilir seviyeye düşürülebilir. Böylelikle, Rus rublesinin ABD doları karşısındaki değeri spekülatif olarak savunulamaz duruma gelir. Bir haftada Rus hanehalkı alım gücü % 50 oranında düşmüştür. iii) Rus toplumunun finansal teknoloji kullanması engellenmiştir. Ülkeden yurtdışına, yurtdışından da ülkeye para transferi yapılmasının önü kesilmiştir. Hanehalkı ve şirketlerin para transferi ve kredi kartı kullanımı imkanı ortadan kaldırılmıştır. Tek çıkış yolu bırakılmıştır (aşağıda açıklayacağım). iv.) Böylece Rusya bağlantılı küresel ticari ödemeler büyük kesintiye uğrayacaktır.

 

  1. Ticari yaptırımlar: ürün ve hizmetlerin alışverişinde de yaptırımlar getirilmiştir. Bir üst maddede açıkladığımız, küresel ticari ödemelerin kesintiye uğraması, Rus ticaret ağının işlevini yitirmesi demek olacaktır. Dış ticaret itibarı ile iş yaptığı ülkeler ile para alışverişinin kesilmesi, mal alışverişinin de kesilmesi sonucuna doğru gidecektir. i.) Emtialardan metal hammaddeleri, gıda-tarım hammaddeleri, tohumları, aramalı, tarım-gıda ürünleri ticareti kesintiye uğrayacaktır. Yüksek teknolojili haberleşme sistem ürünleri Rusya’ya satılmayacaktır. Bu konularda, ek yaptırımlar da uygulanabilir. ii.) Petrol satışı engellenebilir. iii.) Doğal gaz ticaretinde büyük bir sorun olmayacaktır. iv.) yüksek teknolojili ürün üreticilerinin Rusya’yı terk etmesi sağlanacak, ayrıca Rusya’ya satılan teknolojik ürünlerin satışı durudurlacaktır. Örneğin, G. Kore Samsung satışlarını durdurmuştur. Bu da doğrudan Rus hanehalklarını olumsuz etkiler.

 

 

  1. Rus kamu bütçesi etkilenecek, kamu harcamaları artacaktır. Rusya’da kayıt dışı ekonomi güçlenecektir. Harcanabilir geliri düşen hanehalkları turizm faaliyetlerine de ara verecektir.

 

  1. Lojistik imkanlarının sınırlandırılması ile, Karadeniz bölgesindeki ticaret hacmi de oldukça düşecektir.

 

Peki ABD’nin hedefleri bunlar olduğuna göre, asıl amacı nedir? Okuyucularımıza hatırlatmakta fayda görüyorum. 2 yıl önce, birçok basın yayın kuruluşunda da dile getirdiğim bir husus: ABD-Çin arasındaki ticaret görüşmelerinin Faz-2 bölümünün antlaşmazlık kaynağı olduğu idi. Bunun sebebi de, ABD’nin Çin’i Faz-2 olarak nitelendirilen ve yüksek teknoloji ürün üretimi ve ticaretine belirli kurallar getirmeyi amaçlayan antlaşmaya razı edememesi idi.  Aynı zamanda, ABD diğer G-7 ülkelerini de Çin’e karşı bu amaç etrafında birleştirememişti. 2 yıl önce yapamadığını şu anda kolayca yapma şansı ABD’nin ayağına gelmiştir:

 

  1. O halde, Rusya’ya yüksek teknolojili ürün satışını küresel ölçekte engellemenin yolunu bulan ABD, bu konuda Rusya’yı finansal, finansal-ticari, ticari açıdan Çin’e mecbur bırakmayı amaçlamaktadır. Aynı zamanda, Rusya’nın satışını yaptığı tarım-gıda ve diğer hammaddeleri de Çin üzerinden satmasını mecbur kılmaktadır.

 

  1. Bunun bir adım ötesi, Rusya Çin’i finansal, reel ekonomik ve ticari çıkış kapısı olarak kullanırken, ABD de G-7 ülkelerini ve dünya kamuoyunu Çin’e karşı “yaptırımları delmekle” suçlaması marifetiyle Çin’i yüksek teknolojili ürünler konusunda ambargo altına almaya çalışacaktır. Bu ambargoya G-7‘ye ek olarak Uzak-Asya’daki bazı ülke ve anglosakson müttefiklerin de katılmasını sağlamaya çalışacaktır. Böylece dünyanın en büyük ekonomisi olmak konusunda nefesini ensesinde hissettiği Çin’i geride bıraktırmayı amaçlamaktadır. Bunun için de ABD, Ukrayna-Rusya çatışmasını ne kadar uzattırabilirse, tırmandırabilirse ve şiddet “algısını” dünyaya enformasyon olarak yayabilirse o kadar başarılı olur.

Neden yüksek teknolojili ürün üretiminin bu denli önem arzettiğini okuyucularımız merak edebilir. Aşağıdaki Şekil 1 ve Şekil 2 bu yüzden hazırlanmıştır. Şekil 1 ABD ve Çin ‘in ekonomik büyüklüklerinin zaman içinde nasıl evrildiğini gösterirken; Şekil 2 de bu seyrin, asıl sebebini göstermektedir. 2011 yılı sonrası dikkate alındığında Çin’i ekonomik aktivite bazında durdurmak için tek yolun, onun yüksek teknolojili ürün üretimini “uluslararası denetim” altına almak gerektiği ortaya çıkar. Şekil 2, bu iki ülkenin ekonomik katma değere dönüşen insanlığın son-bilgi seviyesindeki icat sayılarını vermektedir.

 

 

Şekil 1: ÇİN ve ABD  GSYIH

 

 

Kaynak: Dünya Bankası, cari fiyatlar ABD doları cinsinden.

 

Şekil 2: Uluslararası patent sayıları

Kaynak: Dünya Fikri Mülkiyet Hakları Organizasyonu, WIPO

Bu yaptırımların küresel ekonomik etkileri de kaçınılmazdır. Uluslararası üretim sektörlerinde enerji fiyatları yükselmeye devam edecektir. Bununla birlikte birçok ülkenin üretiminde kullandığı aramalı, sermaye malı fiyatları hem arz sıkıntısı hem de lojistik fiyatlarındaki artıştan dolayı yükselecektir. Bu konudaki detaylı inceleme başka bir yazının konusu olsa da, meraklı okuyucularımız için ülkemize dair bir paragraf açarak öngörülerimi belirtmek isterim: Ülkemiz için çok-boyutlu etkileneceği olumsuz gelişmeler söz konusudur. Öncelikle, yaptırımların NATO ülkeleri bünyesinde halka halka uygulanmasına geçilirse, yani her ülkeye bir “ödev” verilirse, kesintiye uğrayan ticarete ve turizme ek başka yükler altına girmek zorunda kalacağız. Onun dışında, oluşturulacak her yeni yaptırım kaleminin, ülkemize olumsuz etkisinin olacağını öngörüyorum. Bu bazı okuyucularımıza yabancı gelebilir ancak, gelişmekte olan ülkeler sınıfında her yönden en kırılgan ülke olmamız hasebiyle, küresel ticarete yönelik her bir yaptırım kararından, küresel finansal piyasaların ülkemize yönelik risk algısı daha da güçlenecektir. Buna bağlı gelişen, dünyadaki her türlü olumsuz fiyatlama ülkemizle ilgisiz olsa bile, ülkemiz varlıklarına olumsuz olarak yansıyacaktır. Bu durumun sayısal bir karşılığı vardır (CDS) ve borçlanma maliyetlerini oldukça yüksek seviyelere çıkarırken; para birimimizin de küresel ölçekte değer kaybını artıracaktır. Bunun bir nedeni de, NATO üyesi olsak da ABD hükümetinin yeni küresel politik bakış açısındaki “konumumuzun”, kurumsal ilişkilerimizin sınıflandırmasının ABD tarafından özgürlükler ve demokrasi temelinde değiştirilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Bu kısa değerlendirmemin ülkemizin ekonomi kurumlarına birer öneri olmasını, ve gelecekteki zorlukları aşabilmemiz için gerekli tedbirlerin erkenden alınabilmesini sağlamasını temenni ederim.

What's Your Reaction?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Doç. Dr. Ata ÖZKAYA Galatasaray Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü Öğretim Üyesi olan Doç.Dr.Ata Özkaya, yüksek öğrenim hayatına İstanbul Teknik Üniversitesi Elektronik ve Telekomünikasyon mühendisliğinden lisans ve yüksek lisans derecelerini alarak başlamıştır. Uluslararası telekomünikasyon sektöründe mühendislik mesleğini 4 yıl icra ettikten sonra; önce Paris 1 Panthéon-Sorbonne Üniversitesi’nde Sanayii İktisadi, Mikroekonomi ve Ekonometri Yüksek Lisansını (DEA), daha sonra da Galatasaray Üniversitesi İktisat Bölümü’nde İktisat Teorisi Yüksek Lisansı’nı tamamlamıştır. Ekonomi alanındaki doktorasını Paris 1 Panthéon-Sorbonne Üniversitesi ve Nice Sophia Antipolis Üniversitesi ortak yönetiminde yapmıştır. Çalışma alanları; Finansal krizler ve modellemesi, Zaman Serileri Analizi, Kaos Teorisi, Mali politikalar, Ekonomik Büyüme (endojen) Teorisi ve Ar-Ge, Oyun Teorisi’dir. Uluslararası “SSCI, SCI, SCI-expanded” kategorisindeki endeksli akademik dergilerde çok sayıda yayını mevcuttur, aynı zamanda akademik hakemlik faaliyetlerine de devam etmektedir.