İran’da Sessiz İktidar Mücadelesi

İran’da Sessiz İktidar Mücadelesi

İRAN’DAKI SIYASAL REKABET, REJIM KARŞITI BIR MÜCADELEDEN ZIYADE SISTEM IÇI BIR GÜÇ PAYLAŞIMI MÜCADELESI NITELIĞI TAŞIMAKTADIR. REFORMISTLER, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜN GÜÇLENDIRILMESI, SEÇILMIŞ KURUMLARIN ETKINLIĞININ ARTIRILMASI, SOSYAL KISITLAMALARIN GEVŞETILMESI VE YAPTIRIMLARIN HAFIFLETILMESI IÇIN DIPLOMATIK AÇILIMLARI SAVUNMAKTADIR. BUNA KARŞILIK MUHAFAZAKÂRLAR, REJIMIN IDEOLOJIK KIMLIĞININ KORUNMASINI, GÜVENLIK VE ISTIKRARI HER ŞEYIN ÜSTÜNDE TUTAN VE BATI ILE MÜZAKERELERE TEMKINLI YAKLAŞIMI ÖNE ÇIKARMAKTADIR.

Bugüne kadar İran’a ilişkin analizlerde genellikle rejim–toplum ilişkisi veya dış müdahale ihtimali ön plana çıkarılmıştır. Ancak İran siyasetindeki asıl kırılma rejim içindeki güç merkezleri arasındaki rekabette ortaya çıkmaktadır. Krizin nasıl yönetileceği sorusu, yalnızca toplumsal dinamiklerle değil, sistem içi aktörlerin güç mücadelesiyle de yakından ilişkilidir. İran İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana reformistler ile muhafazakârlar arasındaki rekabet, cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde, Batı ile yürütülen nükleer müzakerelerde ve protesto dönemlerinde farklı yoğunluklarda kendini göstermiştir. Son protesto dalgası ve müzakere süreci ise bu görüş ayrılıklarını daha görünür hale getirmiştir.

GÜVENLIK DEVLETI MANTIĞI VE MEŞRUIYET SORUNU

İran, bulunduğu jeopolitik konumu nedeniyle iç ve dış güvenlik tehditlerini birbirinden ayrı değil, bütüncül bir çerçevede değerlendiren bir devlet yapısına sahiptir. Bu algının merkezinde rejimin devamlılığını sağlama hedefi yer almaktadır. Bu nedenle iktidarda olanlar, rejim güvenliğinin zayıflamasının kamu düzeni ve ulusal güvenlik için doğrudan risk oluşturacağı söylemini öne çıkararak kendi meşruiyetlerini güçlendirmeye çalışmaktadır. Buna karşılık muhalif çevreler protestolar sırasında ağırlıklı olarak yolsuzluk iddiaları, ekonomik kötüleşme ve yönetsel hatalar üzerinden rejimi eleştirmiştir. Artan hayat pahalılığı, işsizlik ve sosyal memnuniyetsizlik, muhalif söylemin toplumsal karşılık bulmasını kolaylaştırmıştır.

REFORMISTLER VE MUHAFAZAKARLAR: SISTEM İÇI REKABET

İran’daki siyasal rekabet, rejim karşıtı bir mücadeleden ziyade sistem içi bir güç paylaşımı mücadelesi niteliği taşımaktadır. Reformistler, hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi, seçilmiş kurumların etkinliğinin artırılması, sosyal kısıtlamaların gevşetilmesi ve yaptırımların hafifletilmesi için diplomatik açılımları savunmaktadır. Buna karşılık muhafazakârlar, rejimin ideolojik kimliğinin korunmasını, güvenlik ve istikrarı her şeyin üstünde tutan ve Batı ile müzakerelere temkinli yaklaşımı öne çıkarmaktadır.

Bu iki ana blok arasında ayrıca “ılımlılar” olarak tanımlanan ve pragmatik çizgide konumlanan bir grup da bulunmaktadır. Ancak tüm bu aktörlerin ortak özelliği, sistemin temel parametrelerini sorgulamaktan kaçınmalarıdır. Bu durum, İran siyasetinde rekabet alanının yapısal olarak dar kalmasına yol açmaktadır.

Gerek muhafazakarlar olsun gerekse reformistler olsun İranlı yönetici elitlerin en önemli korkusu ülke içindeki meşruiyet eksikliği sorunu dur. Dolayısıyla bürokraside mücadeleler süreklilik göstermektedir. 2009’daki Yeşil Hareket protestoları bu gerilimin görünür hale geldiği dönüm noktalarından biri olmuştur. Seçimlere hile karıştırıldığı iddiasıyla başlayan protestolar, ekonomik sorunların da etkisiyle rejim açısından ciddi bir meşruiyet sınamasına dönüşmüştür. Sonraki yıllarda reformist–muhafazakâr gerilimi farklı siyasi aktörler üzerinden varlığını sürdürmüştür. Muhafazakarlar ve reformistler arasındaki mücadele Mahmud Ahmedinejad-Hasan Ruhani gerilimi olarak devam etmiştir.

BÜROKRATIK GÜÇ ALANLARI VE EKONOMIK TEMELLI REKABET

İran’daki iktidar mücadelesi yalnızca ideolojik alanda değil, aynı zamanda kurumsal ve ekonomik alanlarda da görülmektedir. Devrim Muhafızları, dini bürokrasi ve teknokratik elitler arasında özellikle ekonomik kaynakların kontrolü üzerinden süregelen rekabet dikkat çekmektedir. Bu çok katmanlı güç yapısı, karar alma süreçlerinde zaman zaman uyum sorunları yaratmakta ve politika üretimini zorlaştırmaktadır.

REFORMIST AKTÖRLER, PROTESTOLAR KARŞISINDA TOPLUMSAL TALEPLERIN DIKKATE ALINMASI GEREKTIĞINI SAVUNMAKLA BIRLIKTE, SISTEM IÇINDEKI SINIRLAMALAR NEDENIYLE VAATLERINI HAYATA GEÇIRMEKTE ZORLANMAKTADIR. BU DURUM, REFORMIST TABANDA HAYAL KIRIKLIĞI YARATIRKEN MUHAFAZAKÂRLARIN “ISTIKRAR VE GÜVENLIK” SÖYLEMINI GÜÇLENDIRMESINE ALAN AÇMAKTADIR. BUNUNLA BIRLIKTE MUHAFAZAKÂR KANAT DA EKONOMIK VE SOSYAL SORUNLARA KALICI ÇÖZÜMLER ÜRETEMEDIĞI IÇIN TOPLUM NEZDINDE MEŞRUIYETLERI AZALMAKTADIR. DOLAYISIYLA İRAN SIYASETINDE HER IKI BLOK DA FARKLI NEDENLERLE MEŞRUIYET BASKISI ALTINDA BULUNMAKTADIR.

CUMHURBAŞKANLIĞI MAKAMININ SINIRLARI

İran siyasal sisteminde cumhurbaşkanlığı makamı anayasal olarak önemli görünse de fiili yetki alanı dini liderlik makamı tarafından sınırlandırılmaktadır. Hayati nitelikteki kararların dini lider onayı olmadan alınamaması, yürütme organının hareket alanını daraltmaktadır. 12 Gün Savaşında Dini Lider Ali Hamaney’in güvenlik gerekçesiyle geri planda kalması, Cumhurbaşkanının rolünü ön plana çıkarmış görünse de ilerleyen süreçte Devrim Muhafızlarının etkisinin artmasına zemin hazırlamıştır. Bu durum, kurumsal güç dengesinin güvenlik bürokrasisi lehine değişebildiğini göstermektedir. Ancak İran’da hayati önem taşıyan hiçbir karar dini liderin izni olmadan alınamamaktadır.

PROTESTOLAR VE REFORMISTLERIN SIKIŞMASI

Reformist aktörler, protestolar karşısında toplumsal taleplerin dikkate alınması gerektiğini savunmakla birlikte, sistem içindeki sınırlamalar nedeniyle vaatlerini hayata geçirmekte zorlanmaktadır. Bu durum, reformist tabanda hayal kırıklığı yaratırken muhafazakârların “istikrar ve güvenlik” söylemini güçlendirmesine alan açmaktadır. Bununla birlikte muhafazakâr kanat da ekonomik ve sosyal sorunlara kalıcı çözümler üretemediği için toplum nezdinde meşruiyetleri azalmaktadır. Dolayısıyla İran siyasetinde her iki blok da farklı nedenlerle meşruiyet baskısı altında bulunmaktadır.

MÜZAKERE SÜRECI VE İÇ SIYASI REKABET

ABD ile yürütülen müzakere süreci, İran iç siyasetindeki rekabeti daha da görünür hale getirmiştir. Reformist kanat diplomasiyi önceleyen bir çizgi izlerken, muhafazakâr çevreler bu süreci temkinle karşılamakta ve zaman zaman sert eleştiriler yöneltmektedir. Bu duruma örnek olarak müzakere görüşmeleri için Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan tarafından görevlendirilen Dışişleri Bakanı Abbas Arakcı’nın Türkiye’ye gitmesini eleştiren Muhafazakar Milletvekili Amir Hüseyin Sabti, halkın müzakere değil, düşmana karşı önleyici bir hareket beklediğini ve neden Türkiye’ye gidildiğini sormuştur. Ancak Sabti bu eleştiriyi iktidara yaparken müzakere kararının dini liderin onayı olmadan alınamayacağını göz ardı etmiştir. Bu eleştiriler yapıcı olmaktan çok yıkıcı etkiye de yol açabilmektedir. Müzakereler her ne kadar dış baskılar altında ilerlese de içerideki rekabet ortamı da bir o kadar müzakere sürecini olumsuz etkilemektedir.

Çıkar çevrelerinin baskın olduğu devletlerde olduğu gibi İran’da da bu tür oluşumlar, rakiplerinin ülkeye fayda sağlayacak adımlarını engellemeye çalışmışlardır. Aslında atılacak adımlar konusunu problem yapmaktan çok bu durumun kime siyasi olanak sağlayacağına odaklanmaktadırlar. İç rekabetin bu denli keskinleşmesi, dış politika alanındaki hareket imkanını da sınırlayabilmektedir.

REFORMISTLERE YÖNELIK BASKILAR

Son protestolar, reformist kanadın toplumsal taleplere daha açık bir tutum benimsediğini göstermiştir. Reformist aktörler, protestolara yol açan ekonomik ve sosyal sorunların çözümü için yapısal adımlar atılması gerektiğini savunmuş; yönetimin dış politikaya verdiği önceliğe kıyasla iç kamuoyundaki huzursuzluğun yeterince dikkate alınmadığını ileri sürmüştür. Özellikle internet kısıtlamaları ve iletişim kanallarının daraltılması da reformist çevreler tarafından eleştirilmiştir.

Buna karşılık son dönemde reformistlere yönelik tasfiye ve yargı süreçlerinin arttığı gözlenmektedir. Reformist siyasetçiler, dış aktörlerle iş birliği yapmak, ulusal güvenliği zayıflatmak ve kamu düzenini bozmak gibi suçlamalarla hedef alınmıştır. Bu çerçevede reformist çizgide yer alan bazı tanınmış isimler hakkında gözaltı ve tutuklama kararları verililmiştir. Tasfiye edilen ve tutuklananlar arasında geçiş sürecinde faaliyet gösteren gruplarla bağlantılı oldukları belirtilen Azar Mansouri, İbrahim Asgharzadeh ve Mohsen Aminzadeh gibi tanınmış isimler yer almaktadır. Ayrıca 2009 yılındaki Yeşil Hareket liderlerinden Mehdi Kerrubi’nin oğlu Hüseyin Kerrubi de tutuklananlar arasındadır.

Bu gelişmeler, karar mekanizmalarının ve güvenlik bürokrasisinin sistem içindeki belirleyici konumunu koruduğunu göstermektedir. Bu durum Dini Lider Ali Hamaney’in ve muhafazakarların hala güçlü olduğunu ve kontrolü ellerinde bulundurduğunu açıkça göstermektedir. Bölgesel stratejide zaman zaman taktiksel geri çekilmeler yaşansa da Devrim Muhafızları ve güvenlik birimlerinin kurumsal ağırlığı korunmaktadır. Bu durum, İran siyasal sisteminin sürekliliğinin büyük ölçüde güvenlik mimarisi üzerinden teminat altına alındığını göstermektedir.

Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın ise süreç içinde sınırlı bir manevra alanına sahip olduğu görülmektedir. İlk aşamada toplumsal taleplere daha duyarlı bir söylem benimsemiş olsa da artan siyasal baskı ve güç dengeleri nedeniyle daha temkinli bir tutuma yönelmiştir. Bu tablo, reformistlerin sistem içindeki hareket alanının yapısal sınırlarını bir kez daha ortaya koymaktadır.

SONUÇ

Son gelişmeler, İran siyasetinde reformistler ile muhafazakârlar arasındaki mücadelenin sona ermekten çok yeni bir sürece girdiğini göstermektedir. Ancak bu rekabetin yönünü belirleyen temel unsur, toplumsal taleplerden çok rejim güvenliğine öncelik veren kurumsal yapı olmaya devam etmektedir. Ekonomik sıkıntıların ve toplumsal memnuniyetsizliğin artması, reformist söyleme fırsatlar sunsa da karar alma mekanizmalarının güvenlik eksenli yapısı, muhafazakârların sistem içindeki ağırlığını korumasını sağlamaktadır. Bu nedenle İran’da kısa vadede köklü bir siyasal dönüşümden çok sınırlı ve temkinli adımların atılması daha muhtemel görünmektedir.

Önümüzdeki dönemde belirleyici olacak asıl soru, İran siyasetini kimin yöneteceğinden çok, mevcut gücün toplumsal ve ekonomik baskıyı ne ölçüde yönetebileceğidir. Eğer sistem bu baskıyı yönetmekte zorlanırsa, bugün sessiz ilerleyen rejim içi rekabetin daha görünür ve sert bir güç mücadelesine evrilmesi ihtimali göz ardı edilmemelidir. Bu noktada göz ardı edilmemesi gereken bir ihtimal şudur ki, olası bir ABD-İran savaşı sonucunda İran siyasal yapısında meydana gelebilecek köklü bir dönüşüm, reformist ve muhafazakâr ayrımının mevcut biçimiyle sürdürülmesini zorlaştırabilir.