PANDEMİYLE YÜKSELEN DUVARLAR VE TÜRKİYE İLE AVRUPA BİRLİĞİ ARASINDA GÖÇ-GÜVENLİK EKSENLİ YENİ MUTABAKAT ARAYIŞLARI

May 15, 2023 - 23:14
 0  98
PANDEMİYLE YÜKSELEN DUVARLAR VE TÜRKİYE İLE AVRUPA BİRLİĞİ ARASINDA GÖÇ-GÜVENLİK EKSENLİ YENİ MUTABAKAT ARAYIŞLARI

Suriye’deki çatışmalar sonrası bölgesel dinamiklere de meydan okuyan sorunlar Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye’nin güvenliklerinin birbirleriyle nasıl da karşılıklı bağımlı olduğunu göstermektedir. Suriye kaynaklı kitlesel göç akınları, kara ve deniz sınırlarının güvenliği ve terörle-mücadelede Türkiye-AB işbirliğinin gerekliliğini ortaya koymaktadır. Geçtiğimiz yıl etkileri artarak hissedilen yeni tip Covid-19 pandemisinin bölge güvenliğine olası etkilerini de dikkate alarak bu yazı, AB ve Türkiye’nin mülteciler ve sınır güvenliği gibi önemli konularda nasıl işbirliği yapabileceklerini irdelemeyi amaçlamaktadır. 2016 yılından beri yürürlükte olan ve yakında beş yılını doldurarak yenilenmesi gündeme gelen AB ile Türkiye arasındaki mülteci anlaşması her ne kadar Avrupa’ya düzensiz göçmen akınlarını önemli ölçüde önlediyse de halen ilgili taraflar, bölge ülkeleri ve düzensiz göçmenler için etkin ve sürdürülebilir anlaşmalara olan ihtiyaç devam etmektedir.

 

Türkiye; bir taraftan Suriye ve Irak’taki siyasal boşluk ve istikrarsızlıklardan yararlanmaya çalışan DEAŞ ve YPG-PKK terör örgütleriyle mücadele ederken, diğer taraftan düzensiz göç ve mülteci akınlarının yükünü dünyada en fazla hisseden ülkelerin başında yer almaya devam ediyor. Ortadoğu ve yakın coğrafyalarda yaşanan iç savaşlar ve siyasal istikrarsızlıklar nedeniyle, o coğrafya insanlarının ülkemizi bir istikrar adası olarak gördükleri açık. Bu durum, Türkiye’yi hem Suriye’den hem de Afganistan, Pakistan gibi birçok yakın Asya ülkelerinden yola çıkan insanların varış noktası veya Avrupa’ya giden göç güzergâhı olmasını sağlıyor (T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2020; T.C. İçişleri Bakanlığı, 2020). Türkiye halen yaklaşık 3,7 milyon Suriyeli olmak üzere beş milyona yakın yerinden edilmiş kişiye hukuk ve vicdan eksenli bir göç politikası ile ev sahipliği yapıyor (T.C. Cumhurbaşkanlığı, 2019).

 

Ülkelerin sınırları, vücudun bağışıklık sistemi gibidir. Sınırların iyi kontrol edilememesi de bağışıklığın zayıflamasına benzer şekilde ülkeleri çeşitli sınırı-aşan (transnational) tehditlere açık hale getirme riskini arttırmaktadır. Günümüzde daha da hibrit bir yapı kazanan bu tehditler arasında artan yasadışı göç ve insan kaçakçılığı, uluslararası terörizm, organize suçlar ile Covid-19 gibi salgın hastalıklar da sayılabilir. Sınır güvenliği dediğimizde öncelikle kara sınırları akla gelir. Son dönemde ise duvarlar örerek sınırların güvenliğinin sağlanabileceği gibi indirgemeci yaklaşımlar yaygınlaştı. Örneğin, ABD’de Trump’ın Meksika sınırına duvar projesi Avrupa’dan da eleştiriler aldı. Fakat, AB de kendi duvarlarını örmeye başladı. Fortress Europa olarak pazarlanan bu yaklaşımda Avrupa muhafaza edilmesi gereken bir kaleye benzetilmiştir. Bu kapanmacı (isolationist) yaklaşımın sonucunda ise AB, İspanya’dan Macaristan’a Estonya’dan Yunanistan ve Bulgaristan’ın Türkiye ile olan kara sınırlarına uzanan geniş bir yelpazede sınır duvarlarının inşasını finanse etmiştir. (Bkz. Harita-1)

Harita-1: Avrupa’ya karadan ve denizden göç rotaları ve AB-destekli sınır-duvarları-siyah.

Kaynak: https://www.businessinsider.com/map-refugees-europe-migrants-2016-2

 

Latin Amerikalı uyuşturucu kaçakçılarının denizaltılar kullandığı bir dünyada duvarlar örmekle sınır güvenliğinin sağlanabileceğini düşünmek gerçekçi değildir. Avrupa’ya son dönemde yönelen düzensiz göçmenlerin de artarak deniz yolundan gelmesi sınır güvenliğinin karadan olduğu kadar denizden de sağlanması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Denizden gelen sınır-aşan tehditlere karşı da duvar indirgemeleriyle hazırlıklı olmak mümkün görünmemektedir. Örneğin, son dönemlerde Doğu Akdeniz’de NATO üyesi Türkiye’yi de dışlayarak sadece birkaç AB-üyesiyle girişilen İrini gibi operasyonlar deniz güvenliğini (maritime security) sağlamaktan ziyade bazı üyelerin dar çıkarları için AB’yi kullanmasından öteye gidememiştir. Dahası bu tür eylemler AB’nin itibarına ve NATO’nun da ittifak olarak bütünlüğüne zarar verdiğinden müttefiklerin olası işbirliğini de zorlaştırmaktadır. Sınır-aşan ve hibrit karaktere sahip bu tehditlerle mücadelenin başarılı olması, ancak etkin bir uluslararası işbirliği ile mümkündür. Bu işbirliğinin zorlaşması ise bütün müttefiklere yönelen güvenlik risklerinin daha da artması yol açmaktadır. Bu nedenle, son dönemde Fransa ve Yunanistan öncülüğündeki denizlerde haydutluğa varan faaliyetler yalnızca üyesi oldukları AB ve NATO’ya değil aynı zamanda kendi güvenlikleri için de ciddi tehlikeler barındırmaktadır. Geçtiğimiz aylarda Yunanistan’ın Moria mülteci kampında çıkan yangın ve insanlık dramı, Fransa’da artan terör saldırıları ve İslamofobi bu özünde hatalı politikaların acı meyveleri olarak kendi ülkelerinin de güvenliğini tehlikeye attığının göstergelerindendir.

 

Düzensiz Göçmenler ve AB’nin Güvenlik Sorunları

 

Uluslararası ilişkilerde politikanın çok temel bir kaidesi var: Eylem söylemden önce gelir! Yani atalarımızın dediği gibi “Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz.” Yani siz, örneğin: Yunanistan sahil güvenliğinin tekneleri batırıp insanları ölüme terk etmesine ses çıkarmayıp, dahası İtalya’da mültecileri kurtardığı için bir İspanyol kaptanı hapse atıyorsanız istediğiniz kadar bana insan haklarından dem vurun veya ‘Buna yasadışı (illegal immigration) demeyelim de düzensiz (irregular) diyelim’ deyin. Bütün bunlar boş sözlerden öteye gidemiyor. Sınır güvenliği sadece devlet ve toprak güvenliği olarak değil aynı zamanda modern tabiriyle insani güvenlik (human security) için de önemli bir husus. İnsani güvenlik derken genelde göç çalışmaları üzerine eğilenler bunu hep mültecinin güvenliği olarak ele alıyor. Bu önemli, bunu teslim etmek lazım. Ama mültecinin geldiği ülkenin insanının güvenliği de önemli. Bu uzun vadede esasında, mültecilerin o topluma entegre olabilmeleri için de önemli. Çünkü bir güvenlik kaygısı ortaya çıkarsa ondan sonra bu entegrasyon da çok zorlaşır.

 

Amerikalıların şöyle bir tabiri vardır: ‘Kemerinizi takın, çarpıyoruz!’ işte bu, Avrupa’da ‘Mülteciler geliyor, duvarlarınızı örün’ ifadesine karşılık gelmiştir. AB için de halen özetle: ‘Mültecileri biz ne olursa olsun dışarıda tutalım’ yaklaşımının devam ettiğini görüyoruz. Yani bu her ne kadar lafızda, hukukta, insan hakları diye geçse de işin özünde bu sorunu mümkün olduğu kadar dışlamak, baypas etmek – bunun da yine güzel tabirini bulmuşlar; outsourcing! Yani kime outsourcing? Türkiye’ye ‘outsourcing’. Dolayısıyla bütün AB’yi düşünün. 28 üye ve dünyanın en gelişmiş bloku. Her birinin de kişi başı geliri Türkiye’nin iki, üç katı olmasına rağmen Türkiye’nin dörtte biri kadar, yani bir milyon kadar mülteci almışlardır. Türkiye bu sayı dört milyonu geçiyor. Burada da bir dengesizlik veya dengesiz bir yük paylaşımı var. Bu yük paylaşımının ekonomik boyutu hep görülüyor, dillendiriliyor ki bence de önemli, AB Türkiye’ye daha çok destek vermeli. Fakat bir de bunun çok önemli bir insani güvenlik boyutu var. Çünkü bu tehdit ülkenize geldiğinde bahsettiğim bu gayrinizami tehditler -terörden organize suça, radikalleşmeye, sağlık salgınlarına kadar- en az dört kat, daha riskli bir hale geliyor.

 

Düzensiz göç ile mücadelede uluslararası işbirliği hayati önem taşımaktadır. Yalnız, olmayan bir şeyi de varmış gibi göstermeyelim. Başta AB buna uymuyor. Bir milyon Suriyeliyi bile zar zor aldıkları bir kota sistemi var. Burada Avrupa ülkeleri diyor ki, bu insanları çeşitli ülkelere paylaştıracağız. Almanya ve İsveç dışında hiçbir Avrupa ülkesi üzerine düşeni almıyor. Tabii Akdeniz’e kıyıdaş olan Yunanistan, İtalya, İspanya gibileri saymıyorum. Onlar zaten Türkiye gibi ama AB-üyesi. Bu ülkelere de gelen düzensiz göçmenlerin önemli bölümü deniz yolundan gelmektedir. Bu durum da Avrupa güvenliği için denizlerin artan önemine işaret etmektedir.

 

Türkiye’nin Sınır Güvenliği AB için de önemli!

 

Sınırların etkin korunması gerekiyor hem karadan hem denizden. Bilindiği üzere Türkiye ve gittikçe de artarak Avrupa terör ve kaçakçılık tehditlerine maruz kalıyor. İlk etapta özellikle teröre karşı teknolojik tedbirlere ağırlık veriliyor. Burada hangi sistemler kullanılıyor? Türkiye’nin sınır güvenliğinde ileri teknoloji kullanımını uzmanlar şöyle özetliyor:

 

“Kamera sistemlerini çok yoğun bir şekilde kullanıyoruz. Bunun yanında çok çeşitli sensör tipleri kullanıyoruz. Karadan gözetleme radarları kullanıyoruz. Çeşitli sensörler, sismik algılayıcılar yerleştiriyoruz ve bunları belli merkezlerden sürekli izliyoruz. Teknolojik olarak bunlar izleniyor, videolar, görüntüler kayıt altına alınıyor, gerektiğinde replay ediliyor, bir olay gerçekleştiğinde gerektiğinde nasıl gerçekleşmiş diye incelenebiliyor, hukuki deliller bulunabiliyor. Bütün batı ve doğu sınırlarımızda neredeyse entegre bir şekilde bu tamamlanmak üzere çalışmalar yapılıyor. Daha zamana ihtiyacımız var. Fiziksel bariyerler nasıl güneyde tamamlandıysa, doğuda, batıda, güneyde de elektronik tedbirler tamamlanıyor. Bizim entegre bir vaziyette insan hatasını minimize edecek bir şekilde çeşitli ileri teknoloji görüntü işleme teknikleri içeren uyarı sistemlerimiz var. Operatör görmese de bir hareketi algılayan, uyaran sistemlerimiz var. Bizim terör tehdidimizde sadece hareket de yeterli olmuyor. Terörist çok çok yavaş hareket edebiliyor belli noktalarda. Onlara karşı değişikliği tespit eden algoritmalarımız, yazılımlarımız var. Çok çeşitli kamera tiplerimiz var. Gündüz gören, gece gören kameralarımız var. Siste daha iyi görev yapan Short Wave Infrared kameralarımız var. Bunlar hep bir mantık çerçevesinde bütünleşik olarak kontrol ediliyor, kuruluyor. Terör tehdidi olan bölgelerde uzaktan komutalı silah sistemleri de kuruyoruz. (Tanju Karagöz, STM, s. 144)”

 

Avrupa’dan bir örnek vermek gerekirse, İspanya, çok uzağında olmasına rağmen Fas’ta çeşitli kamplar kurmuş. Bu erken haber alma hakkı anlamında tartışılıyor. Gerçekten insani durumu olan varsa elbette, lakin halis olmayan niyetlerle gelen varsa daha sınırımıza gelmeden tedbir alınması gereklidir. Bu bağlamda, yasal olarak da kaçakçılık ve diğer tehditlerle mücadele anlamında sınır birliklerinin yetkilerinin artırılması da somut bir öneri olarak sunulabilir. Bunun için de Avrupa ülkelerinin ne dediğinden ziyade ne yaptıklarına bakıp ona göre stratejiler geliştirmek daha gerçekçi olacaktır. Burada da karşımıza Avrupa’da yaygınlık kazanan entegre-ağ sınır güvenliği sistemleri (network) çıkıyor. Bu sistemlerin, Türkiye uygulamalarını uzmanlar şöyle özetliyor:

 

“Bizim sınır birliklerimizin imkân ve kabiliyetleri sıfır değil. Oldukça iyi imkân ve kabiliyetleri var. Bizim sınır güvenliğiyle ilgili çalışmamız entegre, birbiriyle konuşan ve bütünleşik bir sistem. Birçok sensör sistemi var ama birbirinden bağımsız olarak çalışıyorlar. Bu sınır güvenlik sisteminin en büyük özelliği bir network yapısı ve belli bir mantık silsilesi içerisinde birbiriyle bütünleşik çalışan bir sistem olması. Yoksa tabii ki Türkiye’nin sınırdaki birliklerinin, güvenlik güçlerinin teknolojik kabiliyetleri var. Türkiye’nin elektronik anlamda sınırlarının güvenliği yok demek çok büyük bir haksızlık olur. Bunlar var ama bizim yapacağımız şey bütünleşik entegre sistem mimarisini kurmak. İleride ne tür sensör eklerseniz ekleyin ona cevaz verebilecek genişleyebilir bir altyapısı olacak. Modern bir altyapısı olacak. (Tanju Karagöz, STM, s.149)”

 

Türkiye’nin bu süregelen çalışmalarına ilaveten, Avrupa’nın güvenliğinin bir anlamda Türkiye sınırlarından başladığı değerlendirildiğinde, Türkiye’nin sınır muhafazası için gerek AB gerek üye ülkelerle kamu, askeri, özel, akademi gibi çok taraflı sektörlerin de katılımlarıyla ortak işbirliği projeleri ile sınır güvenliği için teknoloji transferi ve ortak araştırma-geliştirme (AR-GE) imkanları da önemine yaraşır seviyede arttırılmalıdır.

 

Göç-Güvenlik Eksenli Yeni Mutabakatın Gerekleri…

 

AB, bize karşı Ege’de sınır sahil güvenlik botlarını dolaştıracak, Yunanistan-Bulgaristan sınırına duvar örmesi için kaynak ayıracak, ondan sonra da siz kaynaklarınızı mültecilere uzunca ve ne kadar süreceği belirsiz bir müddet ev sahipliği yapmak için kullanmaya devam edin diyecek. Eğer burada bir yük paylaşımından bahsedeceksek, bu dengeli ve sürdürülebilir olmalı! AB ülkeleri Türkiye’den kişi başına GSMH (GDP) oranı bakımından daha zengin olan ülkelerdir. Dolayısıyla iki, üç katı kadar mülteci almasalar bile en azından Türkiye’nin aldığı toplam mültecinin yarısı kadarını almalılar, geri kalanlar için de Türkiye’ye destek olmalılar. Bunlar olmadan AB’nin bize vereceği nasihatlerin, söylemlerinin, raporlarının hiçbir kıymeti-harbiyesi olmayacaktır. Bu hususları gereğince dikkate almayan yeni bir mutabakatın da sürdürülebilmesi mümkün değildir.

 

AB’nin sınır güvenliğinden sorumlu Frontex operasyonlarının arttığını ve yeni bir Avrupa ordusu tartışmalarının, sınır kuvveti, sınır muhafaza kuvveti çerçevesinde şekillendiğini görüyoruz. Yalnız, Frontex, AB için var. Hatta “Fortress Europa” deniyor ve Türkiye bunun bir parçası değil. Frontex’in etkinliği arttıkça, denizlerdeki ölümlerin arttığını görüyoruz. Burada yine AB’nin uygulamada insan haklarından öncelikli kaygılarının olduğunu ve pratikte bu doğrultuda hareket ettiğini gözlemlenebilir. Frontex birlikleri artmış İtalya’da, İspanya’da, Yunanistan’da; denizlerdeki ölümler de artmış paralel olarak. Türkiye ve AB bu trajedileri önlemek için işbirliği yapabilir. Uluslararası işbirliği desteklenmeli, ancak ve ancak bu işbirliği karşılıklı olmalıdır. Dengeli yük paylaşımı, sürdürülebilir ve karşılıklı bir işbirliğinin gerçekleşebilmesi için gereklidir.

 

Covid-19 gibi yeni nesil salgınların çıkması, halihazırda olan tehditleri ortadan kaldırmamaktadır. Kitlesel göç ve terör hem Türkiye hem de AB güvenliği için tehdit olmaya devam etmektedir. Tüm bunlara ilaveten, pandemi önlemleri altında Yunanistan gibi bazı Birlik ülkelerinin öncülüğünde Aşı-Pasaportu gibi özellikle de Türkiye gibi Birlik dışındaki ülkelere seyahati zorlaştıracak uygulamaların hazırlanması Avrupa’nın duvarlarını sağlık önlemleri bahanesiyle daha da yükselttiğine işaret etmektedir. Bu durumun Türkiye-AB ilişkilerine ilk aşamada yansıması 2016 Mülteci Anlaşması’na göre vize-serbestisi beklerken seyahatlerin daha da zorlaşması ve önümüzdeki yaza da hayata geçerse azalan turizm gelirleri olarak gözlemlenebilir. Pandemiyi de göç gibi bir güvenlikleştirme (securitization) söylemiyle yeni duvarlar örmek için gerekçe gösterenlerin yeni mutabakat arayışlarında Türkiye’ye de Avrupa’nın güvenliği için üstlendiği önemli ve meşakkatli sorumluluğa uygun düşen destekte bulunmaları gerekmektedir. Yeni mutabakat için önemli olması beklenen satırbaşlarını sıralamak gerekirse: AB’den Türkiye’ye doğrudan ve arttırılmış mali yardım, AB’nin Türkiye’den artan düzensiz göçmen kabulü, AB tarafından üyesi Yunanistan’ın mültecileri geri-itme, tekne batırma gibi deniz güvenliğini de tehlikeye atan insan hakları ihlallerinin soruşturulması ve önlenmesi olarak özetlenebilir. Avrupa’nın güvenliğinin Türkiye’nin sınır güvenliğiyle doğrudan ilgili olduğu dikkate alındığında bu ve benzeri destekler, AB tarafından Türkiye’ye yapılan bir jest olmaktan ziyade, Avrupa’nın güvenliği için yapılan stratejik bir yatırım olarak değerlendirilmelidir

 

 

 

KAYNAKÇA

 

Harita-1: Avrupa’ya karadan ve denizden göç rotaları ve AB-destekli sınır duvarları.

05.04.2021 tarihinde  https://www.businessinsider.com/map-refugees-europe-migrants-2016-2

adresinden alınmıştır.

 

Karagöz, Tanju. “Göç ve Sınır Güvenliği” bölümünde uzman görüşü. Kitap: Türkiye’nin Bütünsel Güvenlik Yaklaşımı: Enerjiden Sağlığa, Göçten İç ve Dış Güvenliğe Çok Boyutlu Ulusal Savunma. Editör: Metin Under. STM Teknolojik Düşünce Merkezi Yayınları, 2020.

 

T.C. Cumhurbaşkanlığı (2019). “Küresel Mülteci Forumu’nda Yaptıkları Konuşma”, 17.12.2019. 03.04.2021 tarihinde https://www.tccb.gov.tr/konusmalar/353/113993/kuresel-multeci-forumu-nda-yaptiklari-konusma adresinden alınmıştır.

 

T.C. Dışişleri Bakanlığı (2020). “Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun “SETA Küresel Belirsizlik Ortamında Türk Dış Politikası” konulu panelde yaptığı konuşma”, 15 Ocak 2020, Ankara. 03.04.2021 tarihinde https://www.mfa.gov.tr/sayin-bakanimizin-seta-kuresel-belirsizlik-ortaminda-turk-dis-politikasinda-yaptigi-konusma-15-01-2020.tr.mfa adresinden alınmıştır.

 

T.C. İçişleri Bakanlığı (2020). “Bakanımız Sn. Soylu: Terörle Mücadelede İlk Kez Tünelin Ucuna Bu Kadar Yaklaştık”, 26.11.2020. 03.04.2021 tarihinde https://www.icisleri.gov.tr/bakanimiz-sn-soylu-terorle-mucadelede-ilk-kez-tunelin-ucuna-bu-kadar-yaklastik adresinden alınmıştır.

What's Your Reaction?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Prof. Dr. Giray SADIK Avrupa Çalışmaları Araştırma Merkezi Direktörü Çalışma Yeri Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Uzmanlık Alanı Avrupa güvenliği ve dış politikası, NATO, hibrid tehditler, terörle mücadele, savunma sanayi, sınır güvenliği ve mülteciler